adil okay
“Çalıyorum kapınızı
teyze amca bir imza ver
çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler…”
[i]
Teyze amca, savaş başladı farkında mısınız?
Bu kez ‘düşük yoğunluklu adı konulmamış bir savaş’ değil sözünü ettiğim.
Dağların, taşların, evlerin, köprülerin bombalandığı, insanların
öldürüldüğü açık savaş. Kimilerine göre ‘vatan savunması, terör
yuvalarının kurutulması’, kimilerine göre ‘kirli savaş’. Arundhati
Roy’un 11 Eylül saldırıları üzerine ABD’nin Afganistan’ı işgal
etmesinden ve taş üstüne taş koymamasından sonra yaptığı çarpıcı
açıklama geliyor aklıma: 11 Eylülde hayatını kaybedenlere ağlıyorum.
Arkasından Afganistan’ın işgali sürecinde katledilenlere de ağlıyorum.
Yani 11 Eylül’de hayatını kaybedenlerin sayısına ABD’nin ‘terörü
kurutmak’ adına katlettiklerinin sayısını da ekliyorum. Hepsinin
sorumlusu aynı adres.
“Evet. Kara harekâtı başladı. Hayatı
teferruat olarak görenler bayram ilan ettiler yine. Başta büyük gazete
olmak üzere medyamızda sevinçli bir telaş görünüyor. (…) Ana akım
medyanın bu nefesimizi tutmuş beklemekte olduğumuz savaşı muştulayışında
zorlu bir milli maç 'zaferini' ilan edişindeki fanfarlı üslup okunuyor.
(...) Bu korkunç tefrika, tirajları hoplatacaktır mutlaka. Her gün
kalkar kalkmaz gazeteyi kapıp skora bakmamız gerekiyor besbelli. 44'e 5,
ikinci günde 79'a 7 oldu. Ara açıldı. PKK'nın artık Mehmetçik'e
yetişmesi imkânsız. (…)Skorlarınıza yansıyan rakamlar, her biri bu
topraklardan, her biri benzer yoksunluklardan gelen insanları
yansıtıyor. Türk'ün de Kürt'ün de yüreği dağlanıyor. Bu kışkırtıcı dille
sonsuza dek sürecek bir savaşın körükçülüğünü yapıyorsunuz. “
[ii]
“Numaralanmış resmi açıklamalar hızla
istatistiğin soğuk rakamlarına, skorlara dönüşür. 18 no'lu açıklama "35
terörist etkisiz hale getirildi" der, etkisizleştirilenlerin toplamı
79'a ulaşmış, şehit sayısı 7 olmuştur…”
[iii]
Türkiye, ABD ile anlaştı. AKP de ordu ile.
Ve sonuç ortada: Savaş!
ABD, Türkiye'ye "PKK jestinden" sonra bir
de "Kerkük jesti" yapmış oldu. Böylece Kerkük üzerinden Türkiye ile
Kürtler arasında petrolün paylaşımı, petrolün sevk edilmesi ve Kerkük'ün
yönetimi gibi konularda somut çıkar birliği tesis ediliyor. Sürecin
gidişatı baştan beri de söylediğimiz üzere K.Irak'ta bağımsız bir Kürt
devleti doğrultusunda değil, bu coğrafyanın petrol ağırlıklı bir serbest
bölge olarak sömürgeleştirilmesi planına uygun olarak gelişiyor. (...)Bu
gelişmeler ışığında bakıldığında, Türkiye'nin oluşmakta olan yeni
uluslararası gerilim sürecinde ABD-AB ittifakının kendi önüne koyduğu
"Yeni-Osmanlıcılık" politikaları doğrultusunda, Ortadoğu ve
Kafkaslardaki askeri ve diplomasi zemininde ileri karakol olarak rol
alacağı belirginleşiyor....[iv]
Ne hazin değil mi. Bir asker annesi,
oğlunun kefenini açmak ve son bir kez daha dokunmak istiyor canının
cansız bedenine. Soğumuş yüzünü okşuyor. Ve o an yüreğimi yakıyor.
Aklıma küçük Uğur geliyor. ‘Devlet dersinde’ güvenlik güçlerimizin
‘terörist’ sanarak yanlışlıkla delik deşik ettiği küçük Kürt çocuğu
Uğur. Katillerinin hâlâ ellerini kollarını sallayarak gezdiklerini isyan
duygusuyla düşünüyorum. Şemdinli katilleri gibi. Kürt olsaydım, yargısız
infazlarda öldürülen çocukların, gazetecilerin, Kürt aydınlarının yakını
olsaydım ve anadilim yasaklansaydı ne yapardım. Hukukun olmadığı yerde
ne yapılır. Beddua etmenin dışında ne yapılır. Bu haksızlıklar,
hayâsızlıklar karşısında, çarenin tükendiği yerde ne yapılır. Bunları
nasıl görmezden geliyor insanlar. Sadece Uğur Mumcu değil, Ape Musa’lar
da var katledilen. Terörist sanılarak kurşuna dizilen Kürt çobanlar,
dışkı yedirilen Kürt köylüler, Diyarbakır zindanlarında sopalarla
kırılan kemikler, lağıma kafa üstü sallandırılan Kürt tutsaklar,
devletin zorla boşalttığı Kürt köyleri. Sürgünde yaşamak zorunda kalan
Memet Uzun’lar, Ahmet Kaya’lar. En doğal, en basit insan hakkının, yani
anadilde konuşmanın, türkü söylemenin yasak olduğu bir ülke vatandaşı
olduğum için utandığım uzun yıllar. Kim ekti bu kötülük tohumlarını.
Neden çıkıyor bu çocuklar dağlara. Neden insanlar ölüm orucuna yatıyor,
neden kendini yakıyor, neden geri dönmemek üzere örgütlere katılıyorlar.
Nedir bu insanların istedikleri?
Kürtler yine karamsar
Kürt kökenli bir arkadaşım geliyor
ziyaretime. “Hocam diyor savaş başladı, insanlar ölüyor neden
yazmıyorsunuz.” Yazdım diyorum. Defalarca yazdım. Hem benden iyi
yazanlar da var. Küresel Bak basın açıklaması yaptı, Birgün, Evrensel
savaşa karşı manşetler attılar diyorum. Radikal’den Yıldırım Türker’i,
Perihan Mağden’i örnek gösteriyorum. Hatta Taraf gazetesinin Bülent
Ersoy’a arka çıktığını. O da bana “Ama hocam bakın Bülent Ersoy bile
tavır koyup bizi şaşırttı. Savaş kışkırtıcılığı yapan Hürriyet’ten
Pakize Suda dayanamadı savaşa karşı bir yazı yazdı. Siz dün yazdınız bu
gün unutuldu. Belleği zayıf bir toplumuz. Yeniden yeniden yazmak
gerekmiyor mu? Bakın bize her gün küfrediyor bu genelkurmay destekli
Türk medyası. Elimiz kolumuz bağlı. Provokasyona neden olacağız diye
dişimizi sıkıp susuyoruz her yerde. Yolda, işyerinde hatta Türk kökenli
eşimin akrabalarının yanında bile susuyorum. Bari siz konuşun, siz
yazın.”
Doğruydu söyledikleri. Yazabilen yazmalı,
yürüyebilen yürümeliydi bu savaşa karşı. Türk halkını galeyana getiren
ırkçı-milliyetçi güruhun savaş borazanlarına karşı barış türküleri
söylemenin zamanıydı. Bu savaşın Türk ve Kürt halkına mutluluk, huzur
getirmeyeceği, ‘terörün kökünün’ kurumayacağı anlatılmalıydı. Vatansever
olduklarını söyleyenlere vatanın sadece toprak olmadığını, üzerinde
yaşayan insanlarla vatan olacağı açıklanmalıydı. Vatanımı neden sevmekte
zorlandığımı açıklamalıydım. Nazım Hikmet’in ‘Vatan çiftliklerinizse,
çek defterlerinizse ben vatan hainiyim’ diye haykırdığı şiire ek
yapmalıydım. Vatanseverim, milliyetçiyim diyen insanların büyük
çoğunluğunun kapılar açılsa sosyal adaletin, insan değerinin olmadığı bu
‘vatan’ yerine, uzaktan şirin görülen ‘zengin Avrupa’yı’ tercih edip,
kaçacağını yazmalıydım. Gencecik çocukları bildiri dağıtıyorlar diye
linç etmeye çalışanların da, Tuzlada işçileri ölüme yollayanların da,
çocuk pornosu izleyen sapıkların da, eşcinselleri aşağılayıp diğer
yandan -örneğin Sungurlu’da- 15 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmek
için sıraya girenlerin de bu vatanın çirkin bir parçası-gerçeği
olduklarını yazmalıydım.
Sadece Kürtlere değil, bu kokuşmuş sisteme
muhalif Türklere de düşman olan ceberut yönetimin suç dosyasını, örneğin
zindanlarda susturulmak istenen Nazım Hikmet’leri, Ahmet Arif’leri,
Harbiye hücrelerini, Sansaryan hanındaki tabutlukları, 6-7 Eylülü, 12
Mart’ı, 12 Eylül’ü, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını, bu güne kadar
kuzey Irak’a yapılan 24 çıkartmanın sonuç vermediğini yeniden yeniden
hatırlatmalıydım...
Savaşa neden olanın halklar değil, zalim
egemenler-yönetenler olduğunu anlatmalıydım. Türk olmaktan neden hem
onur, hem hicap duyduğumu, Türkiye’de yaşamaktan neden hem mutlu, hem
mutsuz olduğumu anlatıp, insanları empati yapmaya çağırmalıydım.
“Saygın Başbakanımız Diyarbakır'da
haklarını talep eden Kürtlere ‘Bekâra karı boşamak kolaydır,’ demekten
hicap duymadı. Ben de savaş taciri Türklere aynı lafı etmek istiyorum.
‘El âlemin çocuğunun kanıyla, kahramanlık gerdeğine girmek kolaydır’.
(…)Savaş propagandası yaparken az biraz saygılı, edepli olun!!
Gidenlerin anaları, babaları, yakınları var. Savaş makinesi değil; insan
yavrusu, ANA kuzusu onlar.”
[v]
Sonsöz:
Henri Barbusse, “Yalnızca kendi halkının davasını görebilen kişi kendi
halkına da ihanet ediyor demektir. Zira bu halkın da diğerleriyle
beraber karmakarışık bir halde içine düşeceği katliamları hazırlamış
olmaktadır. Değişme için çalışmayan kötülük için çalışıyor demektir.
Enternasyonalist olmadan, özgürlükten yana olunamaz. “ diyor.
Ben ona ek yaparak sonluyorum yazımı: Dünya
sever olmadan, yurtsever olunamaz. İnsan sever olmadan vatansever
olunamaz. Kürt sever olunmadan da Türk sever olunamaz...
adilokay@hotmail.fr
[ii] Yıldırım Türker. Radikal. 25/02/08
[iii] L. Doğan Tılıç. Birgün. 26/02/08
[iv] Kartlar Karılırken İnisiyatif Almak-
Aktüel Gündem. Sendika.org. 22 Şubat 2008
[v] Perihan Mağden. Radikal. 26/02/08