Prensesim,
Pamuk prensesim benim.
Oyuncak dünyam,
Kukla medeniyetim,
Tek gerçeğim benim...
Hatırlıyormusun?
Bir gün,
Bir kurdele, bir papuç bırakmıştım karanlığın gamzelerine.
Şark hikayesi kadar keskin soğuklara direnirken,
Ne hayıflandım,
Ne ayıpladım kendimi.
Cebimde bahar kırıntıları,
Hücrelerimde umutsuzluk sıçrasada;
Yaşamı katmadım hesaba.
Sadece mavi sulara dalan,
Mavi suları gölgeleriyle boyayan martılarım vardı benim.
İçine ela gözlerin yansıdığı şu küçük kalbim işte...
Beklenmedik uzak bir konuksun hala.
Baykuşların gölgesinde kalmış olsamda,
İki kalp arasına çektiğim en kısa yolda,
Akşamdan kalma şüphelerim içimi kemirirken,
Yarınlara yarınları emanet ediyorum;
Yarınların masalı kendi içinde belkide.
İçine ela gözlerin yansıdığı küçücük kalp işte.
Masumiyetin kılıcını çektiği,
Yağmurun İnsafını yitirdiği bir gece,
Üzerimde emanet duran kazağımı
Diz kapaklarıma kadar sündürdüm ki;
Bir zaman aşk,
Bir zaman yakarıştı.
Tuttuğum dilek,
Ölü ruhları bile ayağa kaldırmıştı.
ve Haykırmak gelmişti içimden:
"Issız bir limana demir atmış,
Senelerin hızını kesmesini beklerim seninle.
Gece bulutları dibine kadar sündürüp,
Balıkçı teknelerinde sabahlarım seninle.
Çorabımdaki deliklere bakıpta
Mutluluğu şarap testisinde aramam,
Sabahlara kadar da içmem ama;
Yüreğimin pası sökülünceye kadar ağlarım seninle...
Korkma artık yüreğine düşen gölgelerden,
Ayakizimiz okunmayacak demiştim
Ayışığındaki perdelerden.
Bak;
Koydum kalbimi cebime,
Çorabımı ve yastığımı alıp geliyorum senin şehrine.
Çünkü,
Dünyada üzerinde mutluluktan eser kalmayana dek
SEVECEĞİM SENİ!
Çünkü,
İçine ela gözlerin yansıdığı şu küçük kalbim
Sonunda bir dilek tuttu sevgilim."