EŞİK / Haydar Zeki A.
“ … önce çelik parmaklık kaldırıldı, ardından
da iki yandan ikişer askerin asılmalarıyla ağır meşe kapı
gıcırdayarak açıldı. Veled ’ le Siryanus ’ un kendisini sabaha
dek burada beklemelerini söyleyen Celâleddin, kapıdan usulca
çıkıp alacakaranlık içinde kayboldu. ” (*)
uzak eşiklerinden geçerek geldim bu harami mağaralarının
önüne,
/ tüm
renkli ve zorlu imgeleriyle
bütün
gece kapılarının anahtarlarını ele geçirdim tekrar / gel
ve
şafak hızımda gördüğüm bütün seslerimi ( seslerimi ve hallerimi
) koru gizlice / gözlerindeki
eşiğin
derinliğindeyim işte... her satırda
bir başka
dokunacak
bakışın yaşama her eşikte bir aşka
iz
özümleyeceksin her... şimdi sıra sende...
/
yeniden sıralayacağım
tüm dağlarımı nerdesin
VIII
ağır savaş taşıyıcıları çalıyor kapımı zaman kavramını yaman
bir kurşunla yitirdim
avcumun ortadoğusunda kayboluyor bir ülke kutsal olmayan bir
ayin tasarlıyorken
bir ara güne çıkıyorum usulca ve günahlarımı mayalıyorum
düşlerimle artık tarih ve imza imla ve aşk kullanmıyorum
şiirlerimde tekrarlamıyorum sorularımı ve en güçlü cevaplarımı
dokuyorum bilincime şimdi bir bakış masmavi bir güne ölen bir
çocuk derin bir yüzyıla pencerelerimi açmam imzalarıma bana
yazdığın şaşkınlığın yeni bir imla kuralına izlediğim doruklar
ise aşkın sınırsızlığına denk düşüyor
hangi dinde günaha denk düşüyor bakışımın derinliğinden süzülen
sabır
ben avesta diye heceleyerek aşkı artık bana da inanmayan
tanrılarla yanarak dönüyorum yüzümün kabesindeki tapınak
eşiklerinde ey yar artık sorduğum her soru ayet diye yazılıyor
cevapları ise tümden günah sayıyorum oysa ki şiirdi sadece
sadece tövbeydi önünde secde ettiğim her harf _ artık suskun
bir kuldur aşk vaadedilmiş cenneti yok her yön kıbleydi her
yüz kabeydi önceden
ağır savaş taşıyıcılarından biraz barutlu mürekkep ortadoğudan
henüz patlamamış bir kurşun çaldım savaşı ilk indirilmiş din
barışı henüz yaşanmamış bir aşk kendimi ise siryanus olarak
yeniden yazıp alaca karanlıkların tüm çelik kapılarında seni
bekleyecegim nerdesin
XII
gece işlemeli bakışlarımdan bir yıldıza baktım bir aralık bir
aralık yörünge dedim ben bu dilin vaslını bu vakitler senden
öğrendim kırılması değil ama kaybedilmesi zor anahtarlarla
tahtlar eşikler düzdüm yarı gün yolunda kızgın yakarışım yarı
gün yolunda argın ama hafızası yenilenmiş kapılar gördüm sen
yoktun tekrar dökülürken dökümüm ki en çok seninle yenilmek
yenilenmek istedim üst ardılımda tonlarca sesle mat
yansımalardan geçerken bir aralık ardında kalanımı kendim sildim
üst üstte bir aralık şiir okumadan geçemedim üst ardılında
omuzlarından asya nın dudaklarından hindistan nın öperek
gözlerinin şarabından içerken yeni başlangıçların ucunu yakmasına
izin verdim kadınımın üst ardılında kayıtlara resmedilmesine
izin verdirirken geniş bakış açılarımızın sensizde kurmak
istemedim yolculuğumu... okunacak daha yönlerimiz dinlenecek daha
sularımız kav ile puslar arasından göreceğimiz şavkı bereketli
ışıklarla karşılaşacağımız anlarımız daha bu rüzgarlarla birlikte
karşılayacağımız güçlü sağnaklar bir ara sesle akışı tekrar
işlemek için yürüyeceğimiz kaldırımlar sessizlikle siyahı ayırt
edebilmek için üst ardılına dokunacağımız kitaplar korku kipleri
koyusunda kayıp kuyularda kelimeler kolera günleri var daha
üzerine yürüyeceğimiz hak edilmişlerin en güzelidir bizim için
bu dizeleri okumak derken şair bilirki bardağındakidir
yudumladığı yağmur sağanak olarak yağmaktadır kentin üstüne yine
şarap tüm renklerini açarak üzerinden gecenin üst ardılından
kırmızının yıllanmış bir şarap tadını duyumsamıştır elbette ki
şair dudaklarında bu eskimeyen usulluğun bu bir aralık beyin
uysallığının aranan resim resimler çalınmıştır odamın
duvarlarından ama şimdiden sonraya sesimin denk düşeceği bakış
artık tüm coğrafyalarda afgan kızına aittir sevgilimin kulağında
onaylıdırda şairin dudaklarından bundan sonra tüm kıyıları ben
yakacağım diye yazar şair yol haritası için gereken sadece
sabırdan süzülen saygıdır sayısızdır sureler artık dil_i bedende
yazgısı ve de sonsuz şimdi kim bilebilir az sonra bazı
kelimelerini bu şiirin italik olarak değiştiren şairin ne demek
istediğini bu seni sevdiğime dair en güçlü gümbürtüdür bu
celâleddin’ in alacakaranlığa karışmadan evvel siryanüs ün
kulağına fısıldadığıdır şimdiki zamanda uyumaktadır şiirde ey
yar dediğim sorular zamanın boşluğu beklenenler bu harf
sonrası artık itiraf eder şair ‘ve bağlacını kullanmadığını
bunu fark eden okur artık okumasın bu şiiri onaylıdır ‘ama
neylesin atı, yolu aşk hızı aşk olan’ demiştir bir kere
mevlana şaire ulusların zenginliğidir mülkiyetin mülksüzlüğüdür
tüm beden coğrafyalarında işte şimdi tekrar ey yar zamanı
belirleyen sensin düş düğümlerini dök saatlerin uyku derin bir
bilinç hızmasıdır yollar artık bağımsız bir çağrıdır benden
sana virgüllerinden arındırmak gibi kolay olsa gerek artık
sıyırmak kendini korkularından ağlarından bil artık unutma
şiirin orta yerinde yağmur yağıyor dedim ıslanabilirsinde yani
gelmessen sabaha akşama gözlerimin gürz siyahında senden sesli
olarak özür diledim bile ben bu italik satırlarda kaybettiğine
dair _senden daha iyi bilen var mıydı ki bendeki geceyi...
dökümüm dökülür tekrar yeni bir şiirde benim kalıbım ancak
bilincine bırakabildiğim izde gizlidir hacmini orada bulur enim
ebatım döküm ustaları geldi en sağlam cümle kurucu çelik
aletleriyle göhsüme gözlerimin içine bakıyorlar seni bekliyorum
yeniden döktüreceğim tüm biliçn kapılarının aşk oymalı
çeliklerini bu son sözcüğümle nerdesin
(*)
Radi Fis – Mevlana Bir Anadolu Hümanisti Mevlana – Evrensel Basim
Yayin sayfa : 130
‘’ eşik ‘’ isimli şiirim için
dip not :
kapının ardında kim var ? (*)
I
açılan kapılardan uzak içimdeki gidene
dedim ki ;
tüm savaşımız, yaryüzü ile yeryüzünün güzelliği içindir.
sayfa eşiklerine yazdığım aşkka, özgürlüğe dair; yaşama,
kavgaya dair
kapıların ardlarındaki tüm gümbürtülü kök söylemlerim senin
içindir ey yar!
tüm kıtalar için bir öpüşme vaktidir şimdi sevgilim . kapı
ardlarında
yazdığım her şiir için verdiğim emekle seviyorum seni.
ı
bu kapıyı senin için zorluyorum sevgilim kendimden öte
senin bile düşünemediğin düşleri umut ederek
ı.a
zaman ölçeğinde özlem gümbürtüleri sessizce ilerliyor uzak
içimdeki gidene
uzunca cümleler kurarak
… asıl döngü
renkli nehirler üzerinde toprak köprüleriyle bakışım çekiyordu
beni senin kendimi gördüğüm bende
düğümlenmesinin uzak bir eşitliğe verili olduğu hiç bir zaman
bilemeyeceğim cümlesiz ki elbette tanrısız olan o ayetin
kendini yarattığını sanan günlerin gümbürtülü bir şekilde
şafağın uyanışını doğurmasından sızan eylemsel olduğu kadar
kırgısal anların bitmez tükenmez kabuk değişiminden dolayı
renkleri hep değişen nehirler üzerindeki az önceki topraktan
sonra giranitten köprüler kuran bakışımın üzerindeki kapıdan
geçerek gidişim uzak içimdeki gidene
ı.b
ben seni uzun cümleler kurarken unuttuğumu düşündüm _ bu
cümlenin bir yerinde
döngü dengesini sağlayan çelişkileri hiç bir zaman unutmadı
zorlayıp durmakta kapıları
v
rüzgarla ellerim arasındaki kapılar seni tanımlıyor verili bir
yarımdan ki
_ hangi kapı dökümünden bir parçaya
( thebai kentinin yedinci kapısından )
*1
_ hangi geçmiş çağ yapımından bir esintiye
( hafif bir esinti, duvarın dibindeki yaprakları hışırdatıyordu.
kapıların eski rezelerinin gıcırtısı, gece nöbetçilerinin… )
*2
benziyorum
vı
şimdi kendimi henüz tamamlamadan tanımlamadan geçiyorum yani
diğer yarımdaki kapıdan uzak içimdeki gidene
vıı
üzerimden çalınmış çıplaklığımdın gece toprağının lahit
kokan saatlerle bana baktığı yöndeki kapıların ardındasın
şimdi sen
benim için ucunu açtığın tüm kalemlerde özlem verili tüm
kuzeylerdeki sana açılan kapılar…
kimyon çelik gece hece kimyasallarıyla su ruh şafak
bileşenlerinin payda eşitliğinin yokla masal arasındaki bir
çizginin düşsel düzleminde dengenin gerçekle devinimine
diyalektik döngüsünde durmadan açılıp kapanan açılıp kapanan
kapılar ardındasın şimdi sen
II
senin özgürlüğünden içre açılan bütün kapı ardlarında
baktığın tüm yönlere saçıyorum kendimi
dedim ki;
ben bir yeryüzü insanıyım sevgimin diyalektiğinde düşüncelerimin
aşkla aktığı
her yön memleketim aşkımdır benim.
ı.
aşkla açılan bütün kapı ardlarında tükenmek için
attığım her adımda
yeni bir nehir doğuyor günlerin nehirlerin kıyısındayım
ı.a
sesin sol göhsümden toprağa düştüğü yönde gördüm seni
varoluşunu ses verili hızla dinginleştiriyordun cam üzeri
gümbürtülerinde esen bakışlarla aktım saçlarına anlına
sesi topraktan usulca geri aldım sol göhsümde açılan kapıdan
özümledim
bilincimle işleyip kulağına fısıldadım ey yar !
ı.b
Zamanın da suların da
Sevgimin de düşüncemin de
aktığı tüm yönleredir
özlemim
her yönde açılan kapı ardlarında
her yönde yine azalanda yine çoğalan da benim
kapının ardında kim var
benden başka
ıı.
usulca formüllerini çözerek çırılçıplak eşiklerin bilincinde
_ ellerimin yörüngesinde
gecenin uçlarında kapısını bulup bulup yitiren aşk…
ıı.a.a
tekil şahış yok madem ki ortak bir aşkta yudumluyoruz
meteryalizmi
söylenen isimlerimiz
_dudak hareketleri
belirtilen tüm yönlere açık dizlerimiz
_ bağdaş kurulmuş
beden kapılarında insanlık integraline davet edişimiz aşkı…
yüzlerimizde açılan kapılardan bir birimize gidişimiz.
bizim sırlarımız yok her şeye rağmen tüm zamanlarım boyunca
seviyorum seni ey yar !
ıı.b
elle tutulabilen zaman yok yüreğe işlenen güzellikler ediniyoruz
elle tutulan ses yok yarına aşkla hazırlanan gümbürtüler
ediniyoruz
elle tutulan yer yok her yöne tüm zamanlara açılan kapılar
dökümlüyoruz
dedim ki;
diyalektiği doğanın her yüzde değişik bir yansıma gösteriyor
benim aradığım sende çoğalandır
senin aradığın bende azalıp azalıp çoğalandır ey yar !
şafakla açılan kapılarda tekrar saçalım kendimizi
azalıp azalıp duran yeryüzüne
sen beni ben seni bildim ilk harekette
yeryüzünden öğrendiğim tüm devinimlerle kendimi aşkla anlatıyorum
sana
kapının ardında kim var
benden başka.
*1 thebai
kenti
M.Ö. V.yüzyılda yaşamış olan Sardes’li tarihçi Xantos, Lydia Kralı
Adramytes’den söz etmiştir. Kentin isminin buradan geldiği ve
“Adramytes’in Kenti” olabileceği düşünülebilir. Bunun yanı sıra Xenephon,
Onbinlerin Dönüşü isimli eserinde Hellen askerlerinin Pergamon’a
giderlerken Troas’dan sonra Thebai ovasında, Adramytteion Thebai’den
geçtiklerini belirtmiştir. İliada’da ise Troia savaşları sırasında,
Thebe ovasında M.Ö. 1200’de bir Thebai kentinin olduğu vurgulanmıştır.
Nitekim Agamemnon’a hediye edilen, Khryse kentinin Apollon rahibi
Kryses’in kızı Khryseis bu kentte tutsak edilmiştir. Kaikus (Bakırçay)
üzerinde bir liman kenti olabileceği,M.Ö. 584’lerde Lydia Kralı Alyattes
tarafından Kimmer ve Hellen saldırısına karşı kurulmuş olabileceği de
düşünülmelidir. Bunun yanı sıra bugünkü Edremit yakınlarındaki bu kentin
Troia savaşlarından sonra Lydia’lıların eline geçtiği,Lydia Kralı
Kroisos’un kardeşi Adramys’e burasını verdiğine dair bazı izlere
rastlanmıştır.Adramys, bu kenti onararak geliştirmiş, sonra da kendi
ismini vermiştir. Adramytteion Thebai’nin yeri kesinlik kazanamamıştır.
Bununla beraber Kieper’in, Tarhan’ın arkeoloji haritalarıAdramytteion,
Atramyttion, Atnamytteion biçiminde de yazılan bu antik kentin isminin
anlamı kesinlik kazanamamıştır. Adramyt sözcüğünün Hellen dilinde bir
anlamı yoktur. Muhtemelen Luwi-Pelasg kökenlidir. Adra sözcüğü Luwi
dilinde “Erkek “ anlamına gelmektedir. Bilge Umar’a göre bu Ana
Tanrıça’nın erkeği olan baş tanrının adlarından biridir. Madra ise
“Ananın kocası” anlamındadır.
M.Ö. V.yy.da yaşamış olan Sardes’li tarihçi Xantos, Lydia Kralı
Adramytes’den söz etmiştir. Kentin isminin buradan geldiği ve
“Adramytes’in Kenti” olabileceği düşünülebilir.nda, Codex Kültür
Atlası’nda eski Edremit’te, Havran’dan Burhaniye’ye gelen yol kavşağında
olabileceği işaret edilmiştir.
*2
esinti
Radi
Fis – Mevlana Bir Anadolu Hümanisti Mevlana – Evrensel Basim Yayin
sayfa : 123
6 - 7
- 8. satırlar