Ana Sayfa Sayılar Güney 36 İki propaganda filmi…
İki propaganda filmi… PDF Yazdır e-Posta

Bu dö­nem­de bi­ri iyi, di­ğe­ri kö­tü iki pro­pa­gan­da fil­mi gör­düm. İyi pro­pa­gan­da fil­mi, ver­mek is­te­di­ği me­sa­jı ka­ba­ca, ade­ta ka­fa­ya kaz­ma ile vu­ra­rak yer­leş­ti­re­ce­ği­ni sa­nan, slo­gan­cı, “ben bir pro­pa­gan­da fil­mi­yim” di­ye bas bas ba­ğı­ra­rak za­ten dol­du­ru­şa gel­me­ye ha­zır olan bir ke­sim dı­şın­da­ki­ler nez­din­de hiç bir inan­dı­rı­cıl­ğı ol­ma­yan film de­ğil, ter­si­ne ve­re­ce­ği me­sa­jı ade­ta sa­tır ara­la­rın­da ve­ren, ilk ba­kış­ta pro­pa­gan­da fil­mi ha­va­sı­nı ta­şı­ma­yan, san­ki pro­pa­gan­da di­ye bir ni­ye­ti yok­muş gi­bi gö­rü­nen, olay­la­ra ta­raf­sız yak­la­şır­mış gi­bi gö­rü­nen ve fa­kat bu ara­da söy­le­ye­ce­ği­ni de söy­le­yen, he­def kit­le­si dol­du­ru­şa gel­me­ye ha­zır bir ke­sim­den çok da­ha ge­niş olan film­dir.

İçe­ri­ği­ni bu şe­kil­de dol­dur­du­ğum “iyi” pro­pa­gan­da fil­mi­nin ör­ne­ği Holly­wo­od ya­pı­mı Mü­nih.

Ste­ven Spi­el­ber­g’in çe­ki­mi ve ha­zır­lan­ma­sı­nı bü­yük bir giz­li­lik için­de ger­çek­leş­tir­di­ği son pro­je­si Mü­nih da­ha gös­te­ri­me gir­me­den tar­tı­şıl­ma­ya baş­lan­dı.

Holly­wo­od’un “ha­ri­ka ço­cu­ğu” Schind­le­rin Lis­te­si­’nden, ve “Er Rya­n’ı Kur­tar­mak”tan son­ra yi­ne si­ya­si ola­rak da tar­tı­şı­la­cak bir ko­nu­ya el atı­yor Mü­ni­h’­te.

1972 de Mü­nih Olim­pi­yat­la­rı sı­ra­sın­da Ka­ra Ey­lül isim­li Fi­lis­tin Kur­tu­luş Ör­gü­tü­’­nün bir ey­le­min­de ey­lem­ci­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu ve ey­lem­ci­le­rin re­hi­ne ola­rak al­dık­la­rı 11 İs­ra­il­li spor­cu Al­man po­li­si­nin “kur­tar­ma” ope­ras­yo­nun­da öl­müş­tü.

Film bu olay­la­rı çı­kış nok­ta­sı ala­rak, İs­ra­il dev­le­ti­nin ope­ras­yo­nun­da, İs­ra­il giz­li ser­vi­si Mos­sa­d’ın Mü­nih ey­le­mi­nin so­rum­lu­su ola­rak gör­dü­ğü 11 Fi­lis­tin­li ör­güt şe­fi­nin öl­dü­rül­me­si ope­ras­yo­nu­nu iz­li­yor. Kontr­ge­ril­la ey­le­mi için Mos­sad aja­nı, iki ay son­ra ba­ba ola­cak, Av­ner Ka­uf­man (Eric Ba­na) se­çi­li­yor. Ka­rar dev­le­tin en üst ka­de­me­le­rin­de, biz­zat baş­ba­kan Gol­da Me­ir ta­ra­fın­dan alı­nı­yor. Dev­let ope­ras­yo­nu giz­len­mek için, ka­ğıt üze­rin­de Av­ne­r’in Mos­sa­d’­la iliş­ki­si ke­si­li­yor. Fa­kat ör­tü­lü öde­nek­ten onun kul­la­nı­mı­na sı­nır­sız pa­ra ve­ri­li­yor. Ya­nı­na ta­kı­mın­da onun em­rin­de ça­lı­şa­cak, her bi­ri gö­rü­nür­de nor­mal iş güç sa­hi­bi beş ki­şi da­ha ve­ri­li­yor.

Spi­el­berg film­de gü­ya ga­yet ob­jek­tif bir bi­çim­de İs­ra­il dev­le­ti­nin kar­şı­sın­da mü­ca­de­le et­ti­ği­ni söy­le­di­ği “te­rö­rist”le­rin yön­tem­le­ri ile ça­lış­tı­ğı­nı gös­te­rir­ken, fa­kat bu ger­çek­te dev­let te­rö­rü­nün hak­lı ol­du­ğu­nu, meş­ru sa­vun­ma ol­du­ğu­nu gös­te­ren, hak­lı çı­ka­ran bir po­zis­yon­da du­ru­yor.

Film­de bir di­zi so­ru ve so­run tar­tı­şı­lır­ken, ta­kı­nı­lan ta­vır­lar­da so­nuç­ta hep ta­raf­sız gö­rü­nüm al­tın­da İs­ra­il’in hak­lı­lı­ğı an­la­tı­lı­yor.

Ör­ne­ğin, film­de “şid­de­tin kay­na­ğı ne? Fi­lis­tin­li­ler ne­den böy­le ey­lem­ler ya­pı­yor?” so­ru­su, Fi­lis­tin­li bir ey­lem­ci­nin ken­di gi­bi dev­rim­ci bir grup­tan san­dı­ğı Mos­sad aja­nıy­la tar­tış­ma­sın­da Fi­lis­tin­li ey­lem­ci­nin di­liy­le an­la­tı­lıp, tar­tı­şı­lı­yor. Fa­kat bu öy­le bir or­tam­da tar­tı­şı­lı­yor ki, iş­le­vi yal­nız­ca Mos­sad aja­nı­nın “düş­ma­nı­nı öl­dü­rür­ken bi­le” onu an­la­ma­ya ça­lı­şan ve de­rin in­sa­ni duy­gu­lar ta­şı­yan bir in­san ol­du­ğu­nu gös­ter­mek olu­yor. So­nuç­ta Fi­lis­tin­li­le­rin va­tan­la­rı­nın iş­gal al­tın­da ol­du­ğu, on­la­ra ya­şa­mak için sa­vaş­mak­tan baş­ka yol kal­ma­dı­ğı, “te­rö­rist ey­lem” de­nen ey­lem­ler ol­mak­sı­zın, Fi­lis­tin hal­kı­nın mü­ca­de­le­sin­den hiç kim­se­nin söz et­me­di­ği açık­la­ma­la­rı gü­me gi­di­yor.

Ör­ne­ğin, film­de, dev­let, “uy­gar” güç­ler, ku­ral­sız bir sa­va­şa kar­şı ku­ral dı­şı­na çı­ka­bi­lir mi? ne­re­ye ka­dar ku­ral dı­şı­na çı­ka­bi­lir? so­ru­su, hem biz­zat ka­ra­rın alın­dı­ğı en yük­sek ka­de­me­le­rin gös­te­ril­di­ği sah­ne­ler­de, hem Mos­sad ajan­la­rı­nın ken­di ara­la­rın­da­ki bir sah­ne­de tar­tı­şı­lı­yor. Bu so­ru­ya ve­ri­len ce­vap, evet ge­rek­ti­ğin­de dev­let ve “uy­gar” güç­ler de, ku­ral dı­şı­na çı­ka­bi­lir şek­lin­de olu­yor. Fa­kat bu sah­ne­ler ön­ce­si kur­gu­da do­kü­man­ter “te­rö­rist ey­lem” sah­ne­le­ri, “te­rö­rist ey­lem kur­ban­la­rı”nın ya­kın­la­rı ile ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­den sah­ne­ler öy­le us­ta­ca yer­leş­ti­ri­li­yor ki, fil­mi sey­re­den ve doğ­ru­dan ta­raf ol­ma­yan bir in­sa­nın, bu so­ru­ya ay­nı ce­va­bı ver­me­si dı­şın­da bir se­çe­nek kal­mı­yor.

Ör­ne­ğin, film­de giz­li kontr­ge­ril­la ey­lem­le­ri için­de bu­lu­nan özel ör­güt­le­rin na­sıl ka­ran­lık iliş­ki­ler için­de ol­du­ğu, ki­min eli­nin ki­min ce­bin­de ol­du­ğu­nun bi­lin­me­di­ği bir çok sah­ne­de gös­te­ri­li­yor. Bu iliş­ki­ler­de pa­ra için her şe­yin ya­pı­la­bil­di­ği, bu­gün dost gö­rü­ne­nin ya­rın düş­man ola­bi­le­ce­ği, bu­gün bir ör­gü­te bil­gi sa­ta­nın, ya­rın ay­nı ör­gü­tü da­ha faz­la pa­ra­ya ve­ya bir baş­ka ne­den­le sa­ta­bi­le­ce­ği vb. gös­te­ri­li­yor. Fa­kat bü­tün bu gös­ter­me için­de yi­ne de te­miz ka­lan bir özel ör­güt var: Mos­sa­d’ın Fi­lis­tin­li ­li­der­le­ri öl­dür­mek­le gö­rev­li özel ti­mi!

Ör­ne­ğin film­de,‘”Te­rö­rist”ler­le, on­la­rın pe­şi­ne dev­let adı­na öl­dür­mek için dü­şen ve “te­rö­rist”ler­le ben­zer yön­tem­ler kul­la­nan­lar ara­sın­da fark var mı?’ so­ru­su biz­zat bu ey­lem­ler için­de yer alan ta­kı­mın ken­di ara­sın­da­ki tar­tış­ma­lar­da sor­gu­la­nı­yor. Bu tar­tış­ma­lar­dan da­ha önem­li­si ama bu so­ru­ya anah­tar bir sah­ne­de açık bir ce­vap ve­ri­li­yor. Ta­kım yi­ne or­ta­dan ka­ldı­rıl­ma­sı el­zem olan şef­ler­den bi­ri­nin izi­ni Pa­ri­s’­te bul­muş­tur. Bu­lu­nan ki­şi te­le­fo­nun içi­ne yer­leş­ti­ril­miş olan ve uzak­tan ku­man­day­la pat­la­tı­la­cak bir bom­bay­la ha­va­ya uçu­ru­la­cak­tır. Her­şey ha­zır­dır. Ta­kım ey­le­mi ger­çek­leş­tir­mek için her sa­bah ol­du­ğu gi­bi uçu­ru­la­cak ki­şi­nin eşi ve kı­zı­nın ev­den çık­ma­sı­nı bek­ler. Her şey plan­lan­dı­ğı gi­bi­dir.

Bi­raz bek­le­nip ha­va­ya uçu­ru­la­cak ki­şi te­le­fon­la açı­la­cak. Ahi­ze­yi kal­dır­dı­ğın­da, işa­ret ve­ri­le­cek. Uzak­tan ku­man­day­la bom­ba pat­la­tı­la­cak­tır. Bu bek­le­me sı­ra­sın­da bek­len­me­dik bir şey olur. Ev­de bir şey unut­muş olan kü­çük kız eve ge­ri dö­ner. Uzak­tan ku­man­da­yı kul­la­na­nın evi gör­me du­ru­mu yok­tur. Ve ona bom­ba­yı pat­lat­ma işa­re­ti de ve­ril­miş­tir. Fa­kat işa­re­ti ve­ren çocu­ğun ev­de ol­du­ğu­nu gör­müş­tür. Bu­ra­da kah­ra­man­la­rı­mı­zın pa­nik için­de uzk­tan ku­man­da ale­ti­nin ol­du­ğu ara­ba­ya doğ­ru ne­fes ne­fe­se koş­ma­sı­nı gö­rü­rü­rüz. Pa­ra­lel ke­sim­de uzak­tan ku­man­da ale­ti­ni ku­lla­na­nın alet üze­rin­de oy­na­yan eli­ni gö­rü­rüz. Sa­li­se­ler kü­çük kı­zın ha­ya­tı ko­nu­sun­da ka­rar ve­ri­ci­dir. Pa­nik kor­ku­dan vb. de­ğil­dir, ey­le­min ba­şa­ra­sı, ba­şa­rı­sız­lı­ğı vb. ko­nu­sun­da da de­ğil­dir, yal­nız­ca kü­çük kı­zın ha­ya­tı ko­nu­sun­da­dır. So­nun­da kah­ra­man­la­rı­mız kı­zın ha­ya­tı­nı kur­ta­rır­lar. Bir son­ra­ki sah­ne­de ev­de yal­nız ka­lan Fi­lis­tin li­de­ri­ni öl­dür­dük­le­rin­de, Fi­lis­tin li­de­ri­nin öl­dü­rül­me­si­ni sor­gu­la­ya­cak ha­li­niz kal­maz. İs­ra­il dev­le­ti­nin dev­let te­rö­rist­le­ri­nin in­san­cıl­lık­la­rı, on­la­rın “te­rö­rist­ler”den fark­lı ol­duk­la­rı ko­nu­sun­da hiç­bir kuş­ku­nuz kal­maz!

Spi­el­ber­g’e özel­lik­le aşı­rı Si­yo­nist­ler­den ge­len, onun bu film­de İs­ra­il’i te­rö­rist ola­rak gös­ter­di­ği, iki ta­ra­fa eşit me­sa­fe­de dur­du­ğu vb. eleş­ti­ri­le­ri gel­di, ge­li­yor. Bu eleş­ti­ri bü­tü­nüy­le yan­lış. Spi­el­berg as­lın­da çok us­ta bir pro­pa­gan­dist ola­rak, açık bir bi­çim­de İs­ra­il dev­le­ti­nin ope­ras­yo­nu­nu sa­vu­nu­yor.

Fil­min baş ki­şi­si, ope­ras­yon­la­rın yö­ne­ti­ci­si Av­ner fa­kat yer yer yap­tık­la­rı işin doğ­ru olup ol­ma­dı­ğı­nı, özel­lik­le dev­le­tin giz­li ay­gıt­la­rı­nın “suç­lu” ve “so­rum­lu” ola­rak tes­pit edip, öl­dü­rül­me­si için lis­te­ye al­dı­ğı isim­le­rin doğ­ru se­çil­di­ği­nin gü­ven­ce­si­nin ne ol­du­ğu­nu so­ru­yor, bu­na al­dı­ğı ce­vap tat­min edi­ci ol­mu­yor. Bu film­de açık­ça gös­te­ri­li­yor. Bu­nun ya­nın­da ay­nı za­man­da İs­ra­il’in ken­di­ni sa­vun­ma hak­kı ol­ma­sı­na rağ­men, kul­la­nı­lan yön­tem­le­rin biz­zat bu yön­tem­le­ri kul­la­nan­la­rı da ya­ra­la­dı­ğı da, hem Av­ne­r’in, hem in­ti­har eden bom­ba uz­ma­nı­nın so­mu­tun­da gös­te­ri­li­yor. Bu nok­ta­lar­da film ob­jek­tif ol­ma­nın do­ru­ğun­da imiş gi­bi, ta­raf­sız­mış gi­bi gö­rü­nü­yor. Ka­ba, fa­na­tik Si­yo­nist­ler için bu ka­da­rı bi­le çok ge­li­yor. On­lar Spi­el­ber­g’i da­va­ya iha­net et­mek­le suç­la­yıp, afo­roz edi­yor­lar. Ger­çek­te ise bu sah­ne­le­rin de iş­le­vi İs­ra­il’in dev­let te­rö­riz­mi­nin her şe­ye rağ­men in­san­lı­ğı­nı kay­bet­me­yen, ma­ki­ne­le­şip ölüm ma­ki­ne­si ha­li­ne dö­nüş­me­yen in­san­lar ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ril­di­ği te­zi­nin al­tı­nı çiz­mek. İs­ra­il ope­ras­yon­la­rı­nın bun­dan da­na inan­dı­rı­cı pro­pa­gan­da­sı zor ya­pı­lır.

An­la­tı­la­nın na­sıl an­la­tıl­dı­ğı­na ge­lin­ce: Yi­ne her za­man­ki gi­bi, si­ne­ma­yı iyi bi­len bir us­ta işi. Oyun­cu­lar iyi. Se­nar­yo iyi. Kur­gu iyi.

Film ola­rak sev­me­di­ğim şey Av­ne­r’in eşi ile se­viş­me sah­ne­sin­de­ki do­ruk ile Mü­ni­h’­te ha­va­ala­nın­da­ki kat­li­amın do­ru­ğu­nun pa­ra­lel ke­sim­de bir­leş­ti­ril­me­si idi.

Ti­pik Holly­wo­od! Spi­el­berg iyi bir pro­pa­gan­da fil­min­de de “ana­va­ta­nı”nın Holly­wo­od ol­du­ğu­nu bir tür­lü unu­ta­mı­yor.

Yi­ne içe­ri­ği­ni yu­kar­da­ki bi­çim­de dol­dur­du­ğum “Kö­tü” pro­pa­gan­da fil­mi­nin ör­ne­ği ise Kurt­lar Va­di­si Irak isim­li “Türk fil­mi” idi.

Kurt­lar Va­di­si Irak, şim­di­ye ka­dar çe­ki­len “en pa­ha­lı Türk fil­mi”, Tür­ki­ye’­de gös­te­ri­me gir­di­ği ilk beş gün­de el­de et­ti­ği 1 mil­yon 600 bin ki­şi­lik se­yir­ci ile bü­tün se­yir­ci re­kor­la­rı­nı kır­ma­ya aday film, yurt­dı­şın­da da gös­te­rim­de Tür­ki­ye­li göç­men­le­ri kit­le­sel ola­rak si­ne­ma­ya çe­ken bir film ola­rak önem­li bir pro­pa­gan­da fil­mi, yal­nız­ca bir film de­ğil bir sos­yo­lo­jik va­ka.

Film ola­rak Kurt­lar Va­di­si Irak kö­tü bir pro­pa­gan­da fil­mi. Çün­kü o pro­pa­gan­da fil­mi ol­du­ğu­nu bas bas ba­ğı­ran, inan­dı­rı­cı­lık­tan uzak, ga­za gel­me­ye ha­zır olan­lar dı­şın­da­ki kit­le için­de ka­ba pro­pa­gan­da­sı­nın et­ki bul­ma im­kâ­nı ol­ma­yan il­kel­lik­te bir film.

Kurt­lar Va­di­si Irak ne­yi an­la­tı­yor? Ama­cı ne? Me­sa­jı ne?

 

Kurt­lar Va­di­si Irak en baş­ta ger­çek ha­yat­ta in­ti­kam ala­ma­yan­la­rın ruh kur­ta­rı­cı­sı in­ti­kam fil­mi­dir… Kurt­lar Va­di­si Irak, Tür­ki­ye­’­de çok bi­li­nen bir ger­çek ola­yın öy­kü­sü ile baş­lı­yor. 4 Tem­muz 2003’te bir Ame­ri­kan özel ti­mi, Ku­zey Irak/Gü­ney Kür­dis­ta­n’­da “gö­rev ba­şın­da” olan —Ku­zey Ira­k’­ta ne gö­rev­le­ri var di­ye sor­ma­yın, Ne de ol­sa “kom­şu”dur, or­da ne olup bit­ti­ği ko­nu­sun­da Türk­le­rin özel hak­la­rı! gö­rev­le­ri vb. var­dır!!— Türk “Özel Ti­mi­nin” 11 ele­ma­nı­nı tes­lim alıp ka­fa­la­rı­na çu­val ge­çi­re­rek sor­gu­ya gö­tü­rür. Bir “ka­dim dost” “stra­te­jik or­tak” “müt­te­fik” ta­ra­fın­dan ya­pı­lan bu aşa­ğı­la­yı­cı ta­vır, “Türk”ün çok ka­nı­na do­kun­muş­tur. Bu­nun in­ti­ka­mı­nın alın­ma­sı her or­ta­la­ma Türk va­tan­da­şı­nın is­te­ği­dir. İs­te­ği­dir de, or­ta­da bir de güç den­ge­le­ri, he­sap ki­tap var­dır. Tür­ki­ye’­nin in­ti­kam için Ame­ri­ka­’­ya sa­vaş aça­cak ha­li yok­tur. Gü­ney Kür­dis­ta­n’a sal­dır­mak da, ABD’nin iz­ni ol­ma­dan ol­maz… fi­lan. Bu du­rum­da ger­çek ha­yat­ta bu aşa­ğı­lan­ma­nın in­ti­ka­mı­nı al­mak müm­kün de­ğil­dir. O hal­de ne ya­pıl­ma­lı­dır? Ya­pı­la­cak iş, bir tür­lü sa­nal in­ti­kam alıp, ruh­la­rı kur­tar­mak ola­bi­lir. Bu­nun için med­ya­mız var­dır. Kı­sa sü­re ön­ce med­ya­mız­da in­ti­kam alın­mış, bir Türk özel ti­mi­nin Ku­zey Irak­ta, bu çu­val ge­çir­me ola­yın­dan bir sü­re son­ra Kürt peş­mer­ge­le­re eş­lik eden, yol gös­te­ren bir Ame­ri­kan özel ti­mi­ni tes­lim al­dı­ğı, don göm­lek ka­la­na ka­dar soy­du­ğu ha­be­ri san­sas­yon ha­ber ola­rak du­yu­rul­muş, böy­le­ce med­ya üze­rin­den in­ti­kam alın­mış­tır. Ba­şı­mı­za çu­val ge­çi­re­ni fe­na ya­par, don göm­lek ka­la­na ka­dar so­yun­du­ru­ruz ev­ve­lal­lah! Son­ra sa­nat­çı­la­rı­mız var sa­nal in­ti­kam için! Ro­man­cı­la­rı­mız var me­se­la: Me­tal Fır­tı­na­’da ABD’yi ve ye­di dü­ve­li na­sıl di­ze ge­tir­di­ği­mi­zi da­ha oku­ma­dı­nız mı? Ay­rı­ca Ye­din­ci Sa­na­tı­mız ne gü­ne du­ru­yor. Kurt­lar Va­di­si Irak çu­val ola­yı­nın in­ti­ka­mı­nın sa­nal alın­ma­sı­na si­ne­ma cep­he­sin­den kat­kı. Bir in­ti­kam fil­mi Kurt­lar Va­di­si Irak.

Film kah­ra­ma­nı­mız, baş in­ti­kam­cı­mız, Tür­ki­ye­’­de Kurt­lar Va­di­si di­zi­sin­den ta­nı­dı­ğı­mız, har­bi de­li­kan­lı, özel tim­ci, va­tan kur­ta­rı­cı­sı, va­tan için gö­zü­nü kırp­ma­dan öl­dü­ren ve va­tan için öl­dür­me li­san­sı ada­le­ti­miz ta­ra­fın­dan da ken­di­si­ni be­ra­at et­ti­ren ha­kim am­ca ta­ra­fın­dan onay­la­nan Po­lat Alem­da­r’ın, ağa­be­yi Sü­ley­man ta­ra­fın­dan, in­ti­har et­me­den yaz­dı­ğı ve çu­val ola­yı­nı an­lat­tı­ğı mek­tu­buy­la in­ti­ka­ma çağ­rıl­ma­sı ile baş­lı­yor. Şu te­sa­dü­fe ba­kın ki, Po­la­t’ın ağa­be­yi Sü­ley­man, şu çu­val ge­çi­ril­me ola­yı için­de yer alan 11 özel tim­ci­den bi­ri­dir. Ve bu Ame­ri­kan gâ­vu­ru ta­ra­fın­dan çu­val ge­çi­ri­le­rek esir alın­ma ve sor­gu­lan­ma ola­yı ka­nı­na —her Türk gi­bi— çok do­kun­muş­tur. Hat­ta çok çok do­kun­muş­tur.

O ka­dar ki, olay­dan iki yıl son­ra ka­dar bu aşa­ğı­lan­ma ola­yı­na da­ya­na­ma­ya­rak, bey­ni­ne sık­tı­ğı tek kur­şun­la, ken­di­si­nin ve Türk or­du­su­nun şe­re­fi­ni kur­tar­mış­tır. Ta­bii bu ara­da mek­tu­bun­da, ge­ri dö­nüş­ler­le an­la­tı­lan olay­da, as­lın­da şe­ref­li Türk özel ti­mi­nin ha­zır­lık­lı ol­du­ğu ve öl­me­ye ha­zır ol­du­ğu, eğer üst­ten is­te­nen “şe­re­fiy­le öl­me” —ya­ni tes­lim ol­ma­ma, ça­tış­ma— iz­ni ve­ril­se, en azın­dan 60-70 Ame­ri­ka­lı­yı ve iş­bir­lik­çi pis pis sı­rı­tan Kür­dü bir­lik­te ölü­me gö­tü­re­cek­le­ri ve fa­kat üst­ten ge­len “ça­tış­ma­yın” em­riy­le is­te­me­den tes­lim ol­mak zo­run­da kal­dık­la­rı bil­gi­si ve­ri­li­yor. Böy­le­ce da­ha işin ba­şın­da fil­min te­mel slo­ga­nı ile ta­nı­şı­yo­ruz: “So­nu­nu dü­şü­nen kah­ra­man ola­maz!” Bir yan­da “so­nu­nu dü­şü­nen, bu yüz­den kah­ra­man ola­ma­yan­lar” var. Bun­lar as­lın­da Türk­lük­le­ri bi­le sor­gu­lan­mak zo­run­da olan­lar­dır. Bu so­mut­ta ar­tık “ça­tış­ma­yın” em­ri ner­den gel­diy­se on­lar alın­sın! Bir yan­da da “so­nu­nu dü­şün­me­den kah­ra­man ol­ma” aday­la­rı var. Bun­lar emir ko­mu­ta zin­ci­ri için­de ha­re­ket et­tik­le­ri za­man, ba­zen kah­ra­man­lık­la­rı, ağa­bey Sü­ley­ma­n’ın so­mu­tun­da gö­rül­dü­ğü gi­bi ge­ci­ke­bi­li­yor! Ney­se ki Po­la­t’ı­mı­zın böy­le bir ba­ğı­mı­lı­lık du­ru­mu yok. O is­te­di­ği gi­bi ta­kı­la­bi­lir öz­gür­lü­ğe sa­hip. Onun için hep kah­ra­man. Sü­ley­man da her­hal­de bu­nu bil­di­ği için ona ya­zı­yor son mek­tu­bu­nu. Ney­se her hal­de, Sü­ley­man ağa­bey fil­min gi­ri­şin­de­ki bir­kaç da­ki­ka için­de iş­le­vi­ni dol­du­rup, mek­tu­bu­nu ya­zıp, in­ti­ha­rı­nı edip ara­mız­dan ay­rı­lı­yor. Onun iş­le­vi za­ten Tür­ki­ye­’de iyi­ce ün­lü Po­la­t’ı bir tür­lü Ira­k’­ta­ki sa­va­şa mü­da­ha­le­ye ça­ğır­mak­tı.

Son­ra Po­la­t’ı­mı­zın bü­tün Türk mil­le­ti ve İs­lam üm­me­ti adı­na, ya­nın­da­ki üç yar­dı­mı­cı­sı ile al­dı­ğı kor­kunç in­ti­ka­ma ge­li­yor sı­ra! Bü­tün film bu in­ti­kam öy­kü­sü­nü an­la­tı­yor. Dört ki­şiy­le in­ti­kam olur mu fi­lan de­me­yin. İn­ti­kam­cı­lar Türk ve Müs­lü­man… Ev­vel Al­lah, son­ra Po­lat! (Par­don ta­bii son­ra Mu­ham­met, son­ra Ka­di­ri Tek­ke­si­nin şe­fi, son­ra Po­lat! Ama bu­ra­ya da­ha son­ra dö­ne­ce­ğim. Ama­ Ev­vel Al­lah, son­ra Po­lat der­ken, film­de­ki bir sah­ne­de ken­di­ni ga­yet al­çak­gö­nül­lü bir şe­kil­de Al­lah da ilan eden Po­lat rep­li­ği­nin ya­lan­cı­sı­yım. Fil­min bir sah­ne­sin­de Sam Mars­hall Po­la­t’a “Sen duy­gu­la­rın yü­zün­den otuz ço­cu­ğa kı­ya­maz­sın. Oy­sa ben on­la­rın duy­gu­la­rı için on­la­rı tek tek öl­dü­rü­rüm. Ba­rı­şı bo­za­cak her­ke­si öl­dü­rü­rüm. Ben se­nin gi­bi te­sa­dü­fen bu­ra­da de­ği­lim. Ba­rı­şı sağ­la­mak için be­ni Tan­rı gö­rev­len­dir­di. Ba­rı­şı sağ­la­yan Tan­rı­nın ço­cu­ğu­dur.” di­yor. Bu­na Po­la­t’ın ce­va­bı kı­sa ve ke­sin­dir: “Be­nim se­nin gi­bi bir ço­cu­ğum yok.” Bu cid­di­ye alın­dı­ğın­da as­lın­da her­hal­de Ev­vel Po­lat de­mek ge­re­kir.) Ay­rı­ca Ame­ri­ka’­nın Ram­bo­’­su, İn­gil­te­re­nin Ja­mes Bon­d’u fi­lan var­sa, on­lar tek ba­şı­na dün­ya­yı, hat­ta uza­yı fi­lan ku­r­ta­rı­yor­sa, bi­zim de ba­şı­mız kel de­ğil ya! Ira­k’­ta Ame­ri­kan iş­ga­li­ni dört ki­şiy­le kır­mı­şız çok mu? “This is just a mo­vie” kar­de­şim! Film­de ol­ma­ya­cak şey­le­ri ol­dur­mak müm­kün­dür.

Kurt­lar Va­di­si Irak, psi­ko­lo­jik ola­rak ele alı­nıp çö­züm­len­di­ğin­de aşa­ğı­lık duy­gu­su­nun dı­şa­vu­rum fil­mi­dir. Ben psi­ko­log de­ği­lim, ama psi­ko­lo­ji ko­nu­sun­da oku­du­ğum ki­tap­lar­dan yo­la çı­ka­rak ve iyi bir film iz­le­yi­ci­si ola­rak bu fil­min aşa­ğı­lık duy­gu­sun­dan kıv­ra­nan bi­ri­le­ri­nin, bu duy­gu­yu ken­di­le­ri­ni ola­ğa­nüs­tü ya­ra­tık­lar ola­rak gös­te­re­rek aş­ma­ya ça­lış­tık­la­rı­nı gös­te­ren bir film ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­rim. As­lın­da bir ön­ce­ki mad­de­de an­lat­tı­ğı­mın de­va­mı­dır bu mad­de. Türk ulu­su­nun bi­linç üre­ti­ci­le­ri “ezel­den be­ri­dir hür“ ya­şa­mış, (Meh­met Akif/İs­tik­lal Mar­şı) ol­mak­la, ata­la­rı­mız­la “Dü­ne ya­rı­na sığ­maz” ol­mak­la (Fa­zıl Hüs­nü Dağ­lar­ca/El Ka­pı­la­rı) vb. övü­nen bir ulu­sun in­san­la­rı ola­rak, geç­miş­te “eli­miz­de tut­tu­ğu­muz” Mu­sul, Bağ­dat, Bas­ra eya­let­le­ri­nin şim­di gör­gü­süz ki­mi ga­vur­lar ta­ra­fın­dan iş­gal edil­miş ol­ma­sı­nı, on­la­rın Türk dev­le­ti­ne de hük­me­der ko­num­da ol­ma­sı­nı haz­me­de­mi­yor. Bu­nun bi­lin­ci­ni üre­ti­yor. Film­de bu Ame­ri­kan Özel Ti­mi Ko­mu­ta­nı­nın (ki Ira­k’­ta­ki ABD iş­ga­li bu ki­şi şah­sın­da so­mut­la­şı­yor. En yük­sek mer­ci ola­rak bu ki­şi gös­te­ri­li­yor. Ger­çek­çi­li­ği­ni sor­gu­la­ma­yın, ak­la uy­gun­luk fi­lan ara­ma­yın. Bu ak­la ha­ka­ret ve za­rar olur. Bu ki­şi­nin adı Sam Mars­hall. İsim se­çi­min­de­ki şu ze­ka in­ce­li­ği­ne ba­kın: Ola ki bi­ri­le­ri an­la­maz di­ye bü­tün dün­ya­da ABD’nin kö­tü adam sem­bo­lü olan Sa­m’­la ye­ti­nil­me­miş. Ona bir Ame­ri­kan yar­dı­mı de­nen, ye­ni sö­mür­ge­ci­lik “yar­dı­mı”yla öz­deş­leş­miş Mars­hall so­ya­dı ta­kıl­mış. Ya­ni Po­la­t’ı­mı­zın kar­şı­sın­da­ki düş­man biz­zat Ame­ri­ka! Da­ha aşa­ğı­sı za­ten Po­la­t’ı kes­mez. İn­ti­ka­mın da­ha aşa­ğı bir dü­ze­yi za­ten ya­ra­lan­mış onu­ru­mu­zu kur­tar­ma­ya yet­mez!) Po­la­t’­la yü­rüt­tü­ğü bir di­ya­lo­gta söy­le­di­ği “Do­nu­nu­zun las­ti­ği­ni bi­le biz ve­ri­yo­ruz. Da­ha ne is­ti­yor­su­nuz?!” söz­le­rin­de ifa­de edi­li­yor. ABD tem­sil­ci­si­nin ağ­zın­dan söy­le­nen bu laf­lar, as­lın­da bir ulu­sun bi­linç ya­pı­cı­la­rı­nın ruh ha­li­nin ifa­de­si olu­yor. Geç­mi­şi­nin bü­yük­lü­ğü ile övü­nür­ken, gü­nü­nün se­fil du­ru­mun­dan uta­nan bir aşa­ğı­lık duy­gu­su­nun ifa­de­si bu. Kurt­lar Va­di­si Ira­k’ta Po­la­t’ın ey­lem­le­ri bu aşa­ğı­lık duy­gu­su has­ta­lı­ğı­na sa­nal ilaç su­nan, sa­nal bir in­ti­kam. Film bu açı­dan bir yan­dan kor­kunç bir aşa­ğı­lık duy­gu­su­nun dı­şa vu­ru­mu ol­du­ğu gi­bi, ay­nı za­man­da bu has­ta­lı­ğın sa­nal mer­he­mi olu­yor.

Kurt­lar Va­di­si Irak ay­nı za­man­da sal­dır­gan, bur­nu­bü­yük Türk ırk­çı­lı­ğı­nın fil­mi­dir. Hem aşa­ğı­lık duy­gu­su, hem ken­di­ni be­ğen­miş bur­nu­bü­yük­lük na­sıl olur, bun­lar bir­bi­ri­ni dış­ta­la­yan şey­ler­dir de­me­yin. Bun­lar bir ma­dal­ya­nın iki yü­zü­dür. Aşa­ğı­lık duy­gu­su­nu aş­ma­nın yo­lu­dur onun ter­si gi­bi gö­rü­nen ken­di­ni be­ğen­miş­lik, bur­nu­bü­yük­lük. Her iki­si de so­nuç­ta öz­gü­ve­nin ger­çek an­lam­da yok­lu­ğu­na işa­ret­tir.

Bu Türk ırk­çı­sı (as­lın­da ger­çek an­lam­da ka­fa­tas­çı Türk ırk­çı­lı­ğın­dan çok, Os­man­lı­cı, Türk-İs­lam sen­tez­ci­si bir çiz­gi ege­men film­de. Bu­na aşa­ğı­da de­ği­ne­ce­ğim.) bur­nu­bü­yük­lük, ken­di­ni bir di­zi sah­ne­de gös­te­ri­yor. Ör­ne­ğin bir sah­ne­de Po­la­t’ı­mız, Arap­lar­la bir di­ya­lo­gun­da as­lın­da Os­man­lı dö­ne­mi­nin en iyi dö­nem ol­du­ğu­nu an­la­tıp, da­ha son­ra­ki iş­ga­lci­le­ri­nin tü­mü­nün halk­la­ra fe­la­ket, ölüm, kan ge­tir­di­ği­ni, “biz”im ora­da ol­du­ğu­muz dö­ne­min ise ada­let­li ve ba­rış­çı ol­du­ğu­nu an­la­tı­yor. So­nuç­ta Arap­la­rın Os­man­lı­la­ra kar­şı sa­vaş­la­rı em­per­ya­liz­min halk­la­rı bir­bi­ri­ne kar­şı kış­kırt­ma­sı­nın, halk­la­rı bir­bi­ri­ne kır­dırt­ma ve böy­le­ce Or­ta­do­ğu’­ya ege­men ol­ma si­ya­set­le­ri­nin bir oyu­nu ola­rak gö­rü­lüp, gös­te­ri­li­yor. Arap­la­rın da, böl­ge­de­ki di­ğer halk­la­rın da kur­tu­lu­şu, ba­rış için­de bir­lik­te ya­şa­ma­la­rı­nın yo­lu ola­rak gös­te­ri­len yol, her ulu­sun ba­ğım­sız­lı­ğı te­me­lin­de, sö­mü­rü­nün hü­küm sür­me­di­ği bir sis­tem için­de gö­nül­lü bir­lik vb. de­ğil, geç­miş­te­ki­ne ben­zer, Türk-İs­lam ege­men­li­ği al­tın­da bir bir­lik. Po­lat bu­nun için ön­ce Ira­k’­ta ABD’yi ye­nip, onun kal­bi­ne sok­tu­ğu 1000 yıl­lık, Key­hüs­rev’den kal­ma ve en es­ki Arap aşi­ret­le­rin­den bi­ri­nin “na­mu­su” olan bı­ça­ğı­nı ka­nır­ta­rak öl­dü­rü­yor. Ar­tık sa­nal dün­ya­da kur­tu­lu­şun yo­lu açıl­mış­tır.

Si­ya­si ola­rak Kurt­lar Va­di­si Irak ‘Irk­çı-Türk­çü’dür. Kurt­lar Va­di­si Ira­k’­ta so­nuç­ta üç Türk dün­ya­ya be­del­dir. (Bir Türk dün­ya­ya be­de­lin ya­nın­da y­ine de bi­raz in­saf­lı de­ne­bi­lir!) Bir de Türk­leş­miş Kürt var­dır. Onun­la bir­lik­te dört ki­şi­ydi­ler­.Bu dört ki­şi Irak­ta­’­ki Ame­ri­kan iş­ga­li­ni ner­dey­se tek baş­la­rı­na mah­vet­mek­te­dir. ”Kah­ra­man”la­rı­mız dört dört­lük kah­ra­man­dır. Za­af­la­rı yok­tur.

Kim­lik­le­ri­ni açık­la­dık­la­rı bir ki­lit sah­ne var­dır. Sam Mars­hall ile Alem­dar Po­la­t’ın otel­de bir ma­sa­da kar­şı kar­şı­ya otur­duk­la­rı, Po­la­t’ın ABD’li­ye ka­fa­sı­na ge­çir­me­si için çu­va­lı fır­la­tıp at­tı­ğı sah­ne. Bu sah­ne­de ABD’li an­la­ma­yan bir hal­de Po­la­t’ın ne ol­du­ğu­nu so­ru­yor ona. Dip­lo­mat mı, as­ker mi vs. ne­dir Po­lat. Po­la­t’ın ver­di­ği ce­vap iki ke­li­me “Ben Tür­küm!” Bu as­lın­da her şe­yi an­lat­ma­ya ye­ter bir şif­re film­de. Bi­li­nen ne ka­dar iyi has­let var­sa, onun adı ‘Türk!’ fil­me gö­re. Ve bir baş­ka te­mel özel­li­ği da­ha var: So­nu­nu dü­şün­me­mek. Sa­lak Ame­ri­ka­lı Tür­k’ü ta­nı­ma­dı­ğı için, ka­fa­sı­na çu­val ge­çi­rip med­ya önü­ne çık­ma­yı, böy­le­ce sim­ge­sel bir in­ti­kam alın­ma­sı ola­yı­nı red­de­di­yor. Tam ABD’ye uy­gun, fa­kat Tür­k’ün ka­bul et­me­di­ği gi­bi kal­leş­çe kü­çü­cük ço­cuk­la­rın ha­ya­tı­nı teh­li­ke­ye ata­rak, ken­di ca­nı­nı kur­ta­rı­yor. Ço­cuk­la­rı ABD ken­di çı­kar­la­rı için kul­la­na­bi­lir, fa­kat Türk Po­lat as­la. Böy­le­ce Türk­lü­ğün ne de­mek ol­du­ğu­nu bil­me­yen ABD’li böy­le­ce da­ha kor­kunç bir so­na doğ­ru gi­di­şin yo­lu­nu da açı­yor.

İl­kel Ya­hu­di düş­man­lı­ğı (an­ti­se­mi­tizm) yap­mak­ta­dır. Bir sah­ne şöy­le­dir: Ame­ri­ka­lı as­ker­ler bir dü­ğü­nü bas­tık­tan son­ra, bir di­zi Arap gen­ci­ni “te­rö­rist” ol­duk­la­rı ge­rek­çe­siy­le bir TIR’a dol­du­rup, bir ço­ğu­nu da yol­da ya­ra­la­yıp öl­dü­re­rek, Abu Ga­rip ha­pis­ha­ne­si­ne ge­ti­rir­ler. TIR’ın ka­pı­la­rı açı­lır. İçin­den ölü­ler üze­ri­ne ba­sa­rak ya­ra­lı­lar her ta­raf­la­rı ya­ra be­re kan için­de sü­rük­le­ne­rek çı­kar. Sah­ne­ye dok­tor kı­ya­fet­li bi­ri gi­rer. “Ne ya­pı­yor­su­nuz. Hay­van de­ğil, in­san bun­lar!” di­ye­rek çı­kı­şır as­ker­le­re. He­men de­va­mın­da şun­la­rı söy­ler: “Bun­lar böy­le ya­par­sa­nız hiç­bir işe ya­ra­maz. Ba­na ta­ze, sağ­lam in­san­lar­dan alı­nan sağ­lam or­gan­lar ge­rek­li.” Da­ha son­ra bu dok­to­ru ame­li­yat­la bir böb­rek alıp, bu­nu bir so­ğu­tu­cu ku­tu­ya ko­yar­ken gö­rü­rüz. Yi­ne da­ha son­ra­ki bir sah­ne­de de üç so­ğu­tu­cu ku­tu gö­rü­rüz. Ka­me­ra sı­ray­la bu ku­tu­la­rın üze­rin­den ge­çer. Her bi­ri­nin üze­rin­de gi­de­ce­ği ad­res ya­zı­lı­dır: Te­la­viv, Lond­ra, Was­hing­ton. Dok­tor Ya­hu­di­dir. Bu dok­to­ru da­ha son­ra bir sah­ne­de Hris­ti­yan­lı­ğın en ge­ri­ci, an sal­dır­gan bir mez­he­bi­nin söz­cü­sü gi­bi ko­nu­şan Sam Mars­hall ile tar­tı­şır­ken gö­rü­rüz. Onun Hris­ti­yan­lı­ğın de­ğer­le­ri­ni dün­ya­ya yay­ma pro­pa­gan­da­sı­nı gü­le­rek din­le­yen Ya­hu­di dok­tor, bun­la­rın ha­yal ol­du­ğu­nu hep­si­nin ge­ri­sin­de Ya­hu­di­le­rin ve Ya­hu­di­li­ğin ol­du­ğu­nu an­la­tır. Ya­ni Kurt­lar Va­di­si Ira­k’ın çiz­di­ği Ya­hu­di res­mi, an­ti­se­mi­tiz­min ti­pik bü­tün kö­tü­lük­le­rin ar­dın­da Ya­hu­di­lik var­dır kli­şe­sin­de­ki re­sim­dir.

İl­kel ve kış­kır­tı­cı an­ti­ame­ri­kan­cı­dır… Fil­mi ki­mi sol­cu­lar da çok se­vip, film­de an­ti­em­per­ya­lizm fi­lan keş­fet­ti­ler. Öy­le ya film Irak’­ta­ki Ame­ri­kan iş­ga­li­ne kar­şı çı­kıp Ame­ri­kan me­za­li­mi­ni gös­ter­mi­yor muy­du?! Bun­dan âlâ an­ti­em­per­ya­lizm olur muy­du?! Fil­mi böy­le sey­re­dip yo­rum­la­yan­lar, film­de ya­pı­la­nın an­ti­em­per­ya­lizm de­ğil, il­kel bir Ame­ri­kan düş­man­lı­ğı ol­du­ğu­nu gör­mü­yor­lar. Film­de­ki tüm Ame­ri­ka­lı­lar, en azın­dan tip ola­rak var olan ve ko­nu­şan ke­si­mi, tek ke­li­me ile man­yak­tır, psi­ko­pat­tır, in­san­lık düş­ma­nı­dır. Bir tek iyi de­ne­bi­le­cek bir Ame­ri­ka­lı ti­pi var­dır. O da fil­min ba­şın­da bir fil­min ti­pik Ame­ri­ka­lı­sı man­yak özel tim­ci ta­ra­fın­dan vu­ru­lup öl­dü­rül­mek­te­dir. Bu “iyi” Ame­ri­ka­lı­nın iyi­li­ği de şu­dur: Ame­ri­ka­lı­lar gü­ze­lim bir Arap dü­ğü­nü­nü ba­sı­yor. Bas­kın kan içi­ci, man­yak, psi­ko­pat Ame­ri­ka­lı­la­rın key­fi ola­rak yap­tı­ğı bir bas­kın. Böl­ge­nin en ün­lü aşi­ret­le­ri­nin yan ya­na gel­di­ği, ba­rış do­lu bir dü­ğün­de, iki gü­zel Arap gen­ci ev­le­ne­cek­ler. Da­mat, ge­li­ne dü­ğün ön­ce­si Key­hüs­re­v’­den kal­ma 1000 yıl­lık bir han­çer he­di­ye edi­yor. Aşi­re­tin na­mu­su­dur bu han­çer, bun­dan son­ra sa­na ema­net­tir di­yor. Bu han­çer önem­li, son­ra­dan Po­la­t’ın Sam Mars­hal­l’ın yü­re­ği­ne so­kup, ka­nır­ta­rak onu öl­dür­dü­ğü, böy­le­ce ABD’yi öl­dü­re­rek, Arap­la­rın da na­mu­su­nu kur­tar­dı­ğı­nın sim­ge­si bu han­çer. Aşi­ret ba­rış için­de dü­ğün ha­zır­lık­la­rı ya­par­ken, ka­me­ra ka­ran­lık bir kuy­tu­da pu­su­da bek­le­yen bir Ame­ri­kan özel ti­mi­ni gös­te­ri­yor. İki man­yak Ame­ri­ka­lı ken­di ara­la­rın­da “soh­bet” edi­yor­lar. Bi­rin­ci ikin­ci­ye “Öf sı­kıl­dım ya­hu, ne za­man ateş ede­cek bun­lar” di­yor. Di­ğe­ri “Me­rak et­me, uzun sür­mez, on­lar ateş et­me­den du­ra­maz” di­ye­rek sa­kin­leş­ti­ri­yor ar­ka­da­şı­nı. Son­ra dü­ğün­de­ki­ler ha­la­ya du­ru­yor. Coş­ku için­de bir köy­lü ha­va­ya ateş edi­yor. Bu man­yak Ame­ri­ka­lı­la­rın sa­bır­sız­lık­la bek­le­di­ği işa­ret­tir. Te­rö­rist­ler ateş aç­mış­tır! Zırh­lı­la­rı­na bi­nip “te­rö­rist” ara­ma­ya gi­di­yor­lar. Dü­ğü­nü ba­sı­yor­lar. İn­san­lar kor­ku için­de eğ­len­ce­yi bı­ra­kı­yor. Ne ol­du­ğu­nu an­la­ma­ya ça­lı­şı­yor. Bir kü­çük ço­cuk, elin­de­ki bir çu­buk­la bir Ame­ri­ka­lı as­ke­rin nam­lu­su­na do­ku­nu­yor. Ame­ri­ka­lı ço­cu­ğu ta­rı­yor. Ar­dın­dan tam bir cur­cu­na ya­şa­nı­yor.

Ame­ri­ka­lı­lar on­lar­ca in­sa­nı ta­rı­yor. Bu ara­da da­mat da vu­ru­la­rak ölü­yor. Ge­ri ka­lan­lar için­de Ame­ri­ka­lı­lar tüm genç er­kek­le­ri top­la­ya­rak, te­rö­rist ola­rak bir TI­R’­la Abu Ga­ri­p’e doğ­ru yo­la çı­kı­yor­lar. Yol­da TIR’ın şö­för ma­hal­lin­de özel tim şe­fi man­ya­ğın ya­nın­da otu­ran bir Ame­ri­ka­lı as­ker, “Ka­sa ka­pa­lı, içer­de çok in­san var, bun­lar ha­va­sız­lık­tan bo­ğu­la­cak” di­yor. Bu­na kar­şı tim şe­fi iyi öy­ley­se de­yip, ara­ba­yı dur­dur­tu­yor. Aşa­ğı ine­rek elin­de­ki ağır ma­ki­na­lıy­la dı­şar­dan TIR ka­sa­sı­nı ta­ra­ma­ya baş­lı­yor. İçer­den vu­ru­lan in­san­la­rın can­hı­raş fer­yat­la­rı yük­se­li­yor. Da­ha ön­ce in­san­la­rın ha­va­sız­lık­tan bo­ğu­la­ca­ğı­nı söy­le­yen Ame­ri­ka­lı as­ker mü­da­ha­le ede­rek “Sen ne ya­pı­yor­sun?!” di­yor. Al­dı­ğı ce­vap “Sen bo­ğu­lur­lar de­me­din mi, bo­ğul­ma­sın­lar di­ye ha­va de­li­ği açı­yo­rum” bi­çi­min­de alay­lı bir ce­vap olu­yor. Tam sa­dist man­yak­la­ra ya­ra­şır bir ce­vap. Bu­nun üze­ri­ne Ame­ri­ka­lı iyi as­ker, tim şe­fi­ne yap­tı­ğı­nın doğ­ru ol­ma­dı­ğı­nı ve şi­ka­yet­te bu­lu­na­ca­ğı­nı söy­lü­yor. Al­dı­ğı ce­vap bey­ni­ne ye­di­ği bir kur­şun olu­yor. Ame­ri­ka­lı tek olum­lu ti­pin film öm­rü böy­le­ce nok­ta­la­nı­yor.

Ge­ri­ye yal­nız­ca man­yak, sa­dist Ame­ri­ka­lı­lar ka­lı­yor. Ya­pı­lan bu ak-ka­ra il­kel­li­ği için­de za­ten var ve yay­gın olan ame­ri­kan düş­man­lı­ğı­nın kö­rük­len­me­si­dir. Bu­nun an­ti­em­per­ya­lizm ola­rak gö­rül­me­si, sa­nıl­ma­sı bü­yük bir yan­lış­tır.

Kurt­lar Va­di­si-Irak il­kel ve kış­kır­tı­cı Kürt düş­ma­nı bir film­dir. Film­de kor­kunç bir Kürt düş­man­lı­ğı me­sa­jı ve­ril­mek­te­dir. Kürt­ler şim­di Ame­ri­kan iş­ga­li al­tın­da­ki top­rak­lar­da gü­ya ege­men ol­duk­la­rı­nı sa­nan bu­da­la­lar, il­kel aşi­ret­çi­ler ve tü­müy­le iş­bir­lik­çi­ler ola­rak gös­te­ril­mek­te­dir. Fil­min ilk Irak sah­ne­le­rin­de, bi­zim Po­la­tı­mız in­ti­kam al­mak için, Hum­mer ci­pin­de Irak top­rak­la­rın­da iler­ler­ken, yo­lu pis­lik için­de, 10 gün­lük sa­kal­lı, ne idü­ğü be­lir­siz Kürt­ler ta­ra­fın­dan ke­sil­me­ye kal­kıl­mak­ta, Po­lat ça­tış­mak is­te­me­di­ği için, du­rup, inip, kont­ro­la ra­zı ol­mak­ta, fa­kat Türk­ler­le na­sıl ko­nu­şu­la­ca­ğı­nı bil­me­yen Kürt peş­mer­ge­le­rin şe­fi Po­la­t’ı sor­gu­ya çek­me cü­re­ti­ni gös­ter­mek­te­dir. Kürt­çe ko­nu­şan Po­lat, peş­mer­ge­nin “Irak­’ta ne ya­pa­cak­sı­nız?” so­ru­su­na “Ti­ca­ret…” di­ye ce­vap ver­di­ğin­de, “Ne ti­ca­re­ti?” so­ru­su­na kar­şı da “İn­san ti­ca­re­ti, bu­ra­da in­san öm­rü­nün çok ucuz ol­du­ğu­nu söy­le­di­ler!” de­dik­ten son­ra Kürt­le­ri öl­dü­re­rek yo­lu­na de­vam et­mek­te­dir. Ya­ni film­de ilk ça­tış­ma, Ame­ri­kan gü­dü­mün­de ken­di­ni bir şey sa­nan Kürt­le­re bir Türk der­si ve­re­rek ya­şan­mak­ta­dır. Kürt düş­man­lı­ğı kış­kırt­ma bü­tün film­de bu min­val üze­ri­ne sür­mek­te, Kürt aşi­ret re­is­le­ri her za­man ABD’li Sam Mars­hal­l’a yağ çek­mek­te, iş­bir­lik­çi­lik­te ku­sur et­me­mek­te­dir­ler. Film­de­ki tek olum­lu Kürt ti­pi, Po­la­t’ın yar­dım­cı­sı Ab­dül­he­y’­dir. O da Türk­leş­miş bir Kürt­tür. Kürt kim­li­ği­ni dil­len­dir­me­ye kalk­tı­ğı bir du­rum­da da der­si­ni yi­ne Po­la­t’ın di­ğer yar­dım­cı­sı Me­ma­ti ağa­bey­sin­den al­mak­ta, ye­ri­ne otur­mak­ta­dır.

Kürt­le­rin iş­bir­lik­çi­li­ği­nin, kö­tü­lü­ğü­nün,kal­leş­li­ği­nin ko­nu­şul­du­ğu bir or­tam­da, Ab­dül­hey iyi Kürt­ler de ol­du­ğu­nu be­lirt­mek için “Abi ben de Kür­düm…” de­mek­te­dir. Bu­ra­da Me­ma­ti dev­re­ye gi­rip “Sen baş­ka­sın…” de­mek­te. Der­si­ni alan Ab­dül­hey de “Her­şey böy­le baş­lı­yor abi…” di­ye­rek, Me­ma­ti­’­ye hak ver­mek­te­dir.

Kurt­lar Va­di­si Irak il­kel an­ti-Arap bir film­dir.

Film­de çi­zi­len gös­te­ri­len Arap tip­le­ri için­de de olum­lu olan­lar, Türk­le­re in­ti­kam sa­va­şın­da yar­dım­cı olan­lar­dır. On­la­rın da bu yar­dım­cı­lı­ğı­nın ge­ri pla­nın­da, ör­ne­ğin ye­ni ev­len­di­ği eşi Ame­ri­ka­lı­lar ta­ra­fın­dan öl­dü­rü­len Ley­la so­mu­tun­da ol­du­ğu gi­bi, in­ti­kam duy­gu­la­rı baş­ro­lü oy­na­mak­ta­dır. Olum­lu Arap tip­le­ri­nin tü­mü ay­nı za­man­da kur­ta­rı­cı Türk­le­rin de üye­si ol­du­ğu tek­ke­nin mü­rit­le­ri­dir. Ya­ni on­la­rın olum­lu­lu­ğun­da rol oy­na­yan ve on­la­rı kah­ra­man Türk­ler­le or­tak kim­lik al­tın­da bir­leş­ti­ren şey Arap­lık­la­rı de­ğil, Ka­di­ri ta­ri­ka­tı üye­si Müs­lü­man ol­ma­la­rı­dır. Bu­nun dı­şın­da­ki Arap­lar ya iş­bir­lik­çi, kor­kak, çı­kar­cı tip­ler ya da ne ya­pa­ca­ğı­nı bil­mez, hak­lı-hak­sız ayır­maz kör te­rör ey­lem­ci­le­ri­dir. Film za­ten Ira­k’ın kur­ta­rı­cı­lı­ğı­nı dört Tür­k’e ha­va­le ede­rek, Arap­lar hak­kın­da de­ğer­len­dir­me­si­ni or­ta­ya ko­yan bir ko­num­da­dır.

İs­la­mın Ka­di­ri tek­ke­si­nin pro­pa­gan­da fil­mi­dir… Din te­me­lin­de kış­kır­tı­cı­lık ya­pan bir film­dir.

Fil­min en önem­li olum­lu ki­şi­si­ Şeyh Ab­dur­rah­man Ha­lis Ker­kü­ki Efen­di­’­dir. Bu “mü­ba­rek” ki­şi, fil­min en say­gın, bir de­di­ği iki edil­me­yen, hat­ta Po­la­t’ın da say­gıy­la önün­de eğil­di­ği bir bil­ge ki­şi­dir.

Film­de Hris­ti­yan­lık ve Ya­hu­di­lik, bu din­le­rin en ge­ri­ci, tu­tu­cu, sal­dır­gan mez­hep­le­ri­nin ağ­zın­dan ve gö­rüş­le­ri üze­rin­den ta­nı­tı­lır­ken, Müs­lü­man­lık onun bel­ki en “hoş­gö­rü­lü”, ken­di ya­nın­da di­ğer inanç­la­ra da bel­li öl­çü­de var­lık im­kâ­nı ta­nı­yan bir ta­ri­ka­tı, Ka­di­ri ta­ri­ka­tı üze­rin­den ta­nı­tıl­mak­ta­dır.

Film­de­ki Sam Mars­hall açık­ça Hris­ti­yan­lı­ğın Dün­ya ege­men­li­ği için Haç­lı Se­fe­ri­ni sa­vu­nan bir dua okur, Ya­hu­di Dok­tor, Ya­hu­di­le­rin dün­ya­nın ger­çek ege­men­le­ri ol­du­ğu­nu sa­vu­nur­ken, nur yüz­lü Şeyh Ab­dur­rah­man Ha­lis Ker­kü­ki; “Ya­rab­bi… Se­nin yo­lun­da ke­net­len­me­yip ben­lik he­ve­siy­le ay­rı düş­tü­ğü­müz ve bö­lün­dü­ğü­müz için ken­di­mi­ze zul­met­tik. Biz bi­ze zu­l­met­ti­ği­miz için düş­man da şim­di bi­ze zul­me­di­yor. Biz­ler ga­fil ol­duk, gü­nah­kâr ol­duk, mah­kum ol­duk, mağ­lup ol­duk. Ku­ran ve sün­ne­tin hik­met­le­riy­le uyan­ma­dık, sen biz­le­ri düş­ma­nın sal­dı­rı­la­rıy­la uyan­dır­dın, şim­di de lüt­fen ya­rab­bi, bi­ze bu sal­dı­rı­la­rı de­fe­de­cek güç ver” de­dik­ten son­ra, sa­va­şın da sa­vaş ku­ral­la­rı çer­çe­ve­sin­de yü­rü­me­si için “Ya­rab­bi Pey­gam­be­rin hür­me­ti­ne, onun mec­bur ka­lıp sa­vaş­tı­ğı harb za­ma­nı ti­tiz­lik­le sa­dık kal­dı­ğı vu­ruş­ma hu­kuk ve ah­la­kın­dan ayır­ma…” di­ye ya­kar­mak­ta­dır.

Ay­nı şeyh tek­ke­si­nin ka­pı­la­rı­nı ar­dı­na ka­dar tüm yok­sul­la­ra, muh­taç­la­ra aç­mak­ta, “Kürt zul­mün­den” ka­çan Türk­men­ler onun tek­ke­si­ne sı­ğın­mak­ta­dır. Şeyh, he­def­siz kör te­rö­rü, in­ti­har ey­lem­le­ri­ni, din adı­na il­ke ola­rak red­det­ti­ği gi­bi, ka­fa­sı vi­deo çe­kim­li bir se­ans­ta uçu­rul­mak üze­re olan bir ya­ban­cı ga­ze­te­ci­yi; “Sen Al­lah mı­sın ki, ma­sum ol­ma­dı­ğı­nı bi­le­cek­sin… Siz ken­di­ni­ze za­li­min yap­tı­ğı işi na­sıl ya­kış­tı­rı­yor­su­nuz?” söz­le­riy­le ey­lem­ci­le­rin elin­den çe­kip alı­yor. Fil­min film tek­ni­ği açı­sın­dan da en et­ki­le­yi­ci sah­ne­le­rin­den bi­ri, şey­hin mer­ke­zin­de bu­lun­du­ğu bir da­ire­nin dö­nü­şü bi­çi­min­de ya­pı­lan ve ka­me­ra­nın da zi­kir­ci­ler­le dön­dü­ğü zi­kir sah­ne­si.

Film bu ya­nı ile Hris­ti­yan­lı­ğı ve Ya­hu­di­li­ği kö­tü­le­me, İs­la­mı öv­me fil­mi. Bir din pro­pa­gan­da­sı fil­mi. Bu ya­nı ile din­ler ara­sı ça­tış­ma­yı kö­rük­le­yen, İs­lam­cı bir film. Fa­kat İs­lam için­de de film ön­ce­lik­le bir akı­mın ve tek­ke­nin, Ka­di­ri­li­ğin, Ka­di­ri tek­ke­si­nin açık pro­pa­gan­da­sı­nı ya­pan, tek­ke pro­pa­gan­da­sı fil­mi. Fil­min pro­dük­tör­lü­ğü­nü ya­pan, fi­nans­ma­nı­nı sağ­la­yan şir­ket za­ten bu tek­ke­nin Tür­ki­ye’­de­ki en ile­ri ge­len­le­ri­nin kur­du­ğu ve on­la­rın kont­ro­lün­de olan bir şir­ket. Film­de önem­li pay­la­rı olan bir di­zi “Şaş­maz” Tür­ki­ye Ka­di­ri­le­ri­nin en önem­li ai­le­si­nin üye­le­ri. Bu du­rum­da film­de­ki yo­ğun tek­ke pro­pa­gan­da­sı da da­ha an­la­şı­lır ha­le ge­li­yor. Film bu an­lam­da salt ti­ca­ri kay­gı­la­r­la ya­pıl­mış olan bir film de­ğil.

Film bir bü­tün ola­rak alın­dı­ğın­da, Türk-İs­lam sen­te­zi­ni sa­vu­nan, İs­lam­cı-Türk­çü, Ka­di­ri bir pro­pa­gan­da fil­mi. Fil­min bu tek­ke pro­pa­gan­da­sı yö­nü, fil­min Türk­çü-in­ti­kam­cı yö­nü çok hoş­la­rın­a git­se de, la­ik­çi Ke­ma­list­le­rin hiç ho­şu­na git­me­di. O yüz­den fil­me bu ka­nat­tan, en baş­ta da or­du­dan hiç­bir açık des­tek, öv­gü fi­lan gel­me­di. Fa­kat halk için­de­ki yo­ğun il­gi ve olum­lu tep­ki­ler, bu ka­na­dın fil­me kar­şı açık ta­vır al­ma­ma­sı­nı da be­ra­be­rin­de ge­tir­di.

Ba­şa dö­ner­sem:

Evet bu­ra­da da bir pro­pa­gan­da fil­mi söz­ko­nu­su. Fa­kat Mü­ni­h’in ter­si­ne kö­tü bir pro­pa­gan­da fil­mi. Kö­tü; çün­kü aca­yip abar­tı için­de hiç­bir bi­çim­de ina­nı­lır de­ğil. Kö­tü; çün­kü ak-ka­ra il­kel­li­ği için­de ya­pı­lan, çok ka­ba bir pro­pa­gan­da söz­ko­nu­su. Böy­le ya­pıl­dı­ğı için de, film­de kul­la­nı­lan ve ger­çek­ler­den alın­dı­ğı­nı bi­lin­di­ği­miz ki­mi sah­ne­ler, fil­me inan­dı­rı­cı­lık ka­ta­cak yer­de, dü­şü­nen, bi­raz bi­linç­li se­yir­ci­ye, aca­ba bun­lar da pa­lav­ra ola­bi­lir mi so­ru­su­nu sor­dur­tu­yor.

Fil­min bi­çi­mi­ne ge­lin­ce:

Di­ya­log­lar: Ev­le­re şen­lik, inan­dı­rı­cı­lık­tan uzak, slo­gan­lar. Ör­ne­ğin ABD iş­gal­ci­si, AB­D’­nin Irak’­ta pet­rol için ol­du­ğu­nu, bu­nun için yer­li ulus­la­rı bir­bir­le­ri­ne kır­dır­dı­ğı­nı açık­ça söy­lü­yor.

Oyun­cu­lar: Baş oyun­cu “Ne­ca­ti Şaş­maz” as­lın­da oy­na­mı­yor. Yal­nız­ca cid­di bir adam ola­rak, gül­me­yen bir adam ola­rak “ağır ol mol­la san­sın­lar” poz­la­rın­da do­la­şı­yor. Bü­tün sa­vaş dö­vüş sah­ne­le­rin­den kah­ra­man­la­rı­mız faz­la ya­ra be­re al­ma­dan çık­tık­la­rı gi­bi, giy­si­le­ri de ma­şal­lah faz­la za­rar gör­mü­yor. Bü­tün oyun­cu­lar, tip­ler ak-ka­ra ola­rak be­lir­len­miş.

İyi­ler iyi­yim, kö­tü­ler kö­tü­yüm di­ye ba­ğı­rı­yor. Oyun­cu­lar için­de kö­tü­ler için­de en iyi ol­mak­la öne çı­kan iki oyun­cu­dan bi­ri baş kö­tü­yü oy­na­yan Bily Za­ne, di­ğe­ri Po­lat dı­şın­da (o za­ten oy­na­mı­yor de­di­ğim gi­bi) en iyi­yi oyna­yan Ghas­san Mas­so­ud.

Tek­nik: Çok övül­dü, fa­kat Ame­ri­kan B Pic­tur­le­ri­nin tek­ni­ği (Ram­bo­lar gi­bi). Önem­li bir ye­ni­lik fi­lan yok. Yer yer ina­nıl­maz gi­bi gö­rü­nen ve fa­kat bir di­zi pa­ha­lı Holly­wo­od fil­min­de de çok­ça rast­la­nı­lan tip­te kur­gu ha­ta­la­rı var. Ör­ne­ğin son sah­ne­ler ön­ce­sin­de ABD as­ker­le­ri tek­ke­ye sal­dı­rı­yor. Ame­ri­kan as­ker­le­riy­le tek­ke­yi ko­ru­ma­ya ça­lı­şan kah­ra­man­la­rı­mız ara­sın­da ölü­mü­ne bir sa­vaş sü­rü­yor. Bu sa­vaş­ta tek­ke bi­na­la­rı bü­yük ha­sar gö­rü­­yor. Ne­re­dey­se taş üs­tün­de taş kal­ma­yan yı­kın­tı­lar ya­şa­nı­yor. Fil­min son sah­ne­sin­de ABD’li­yi öl­dür­dük­ten son­ra do­ğan gü­ne­şe kar­şı kum üze­rin­de otu­ran Po­la­t’ı gö­rü­yo­ruz. Ge­ri plan­da hiç­bir şey ol­ma­mış gi­bi du­ran tek­ke­nin be­yaz te­miz du­var­la­rı gö­rü­nü­yor. vb.

Kı­sa­ca tek­nik açı­dan da kö­tü bir film Kurt­lar Va­di­si Irak. Pe­ki böy­le­si­ne kö­tü bir fil­min ba­şa­rı­sı­nı açık­la­yan ne?

Kuş­ku­suz ba­şa­rı­nın önem­li bir bö­lü­mü Kurt­lar Va­di­si te­le­viz­yon di­zi­si­ne bağ­lı. Si­ne­ma­ya git­me­yen önem­li bir bö­lüm TV se­yir­ci­si­nin, TV’den ta­nı­dı­ğı ve sev­di­ği tip­le­rin Irak ma­ce­ra­sı­nı sey­ret­mek için si­ne­ma­ya git­ti­ğin­den yo­la çı­ka­bi­li­riz.

İkin­ci­si; yü­rü­tü­len —ön­ce­lik­le Kurt­lar Va­di­si­’ni ya­pan ve gös­te­ren; Do­ğan med­ya gu­ru­bu üzer­in­den yü­rü­yen— bü­yük bo­yut­lar­da­ki rek­lam kam­pan­ya­sı­dır.

Üçün­cü­sü; —ve fil­mi teh­li­ke­li kı­lan da bu­dur ben­ce—, fil­min Türk­le­rin “in­ti­kam” duy­gu­la­rı­na ter­cü­man, ya­ra­la­rı­na mer­hem olan bir iş­lev gör­me­si­dir.

Bu ka­dar da sa­lak­ça bir pro­pa­gan­da fil­mi ol­maz di­ye­rek çık­tım film­den. Bir­lik­te git­ti­ğim ar­ka­daş­lar­la, fil­min bir çok sah­ne­sin­de çok­ça gül­dük. Şim­di tür­lü­nün han­gi bö­lü­mü­nün ye­me­ğe ila­ve edi­le­ce­ği, edil­di­ği­ni ko­nuş­tuk. Ne ya­zık ki, fil­mi sey­re­den­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğu fil­mi cid­di­ye alı­yor­du.

SE­MA YIL­DI­RIM, Mart 2006