Ana Sayfa Sayılar Güney 23 Pay­la­şı­la­ma­yan kim?

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3146598
Şu anda 81 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Pay­la­şı­la­ma­yan kim? PDF Yazdır e-Posta

Hi­ro­şi­ma ve Na­ga­za­ki’ye atı­lan atom bom­ba­sı­nın ya­rat­tı­ğı deh­şet­li so­nuç­la­rı yü­re­ği­nin de­rin­lik­le­rin­de his­se­den ve bu ba­ğın­tı­da­ki duy­gu­la­rı­nı şi­ir­le­riy­le de an­la­tan, ör­ne­ğin:
“…Saç­la­rım tu­tuş­tu ön­ce, / göz­le­rim yan­dı kav­rul­du. / Bir avuç kül olu­ver­dim, / kü­lüm ha­va­ya sav­rul­du. /… Ça­lı­yo­rum ka­pı­nı­zı / tey­ze, am­ca, bir im­za ver. / Ço­cuk­lar öl­dü­rül­me­sin / şe­ker de yi­ye­bil­sin­ler” di­yen Nâ­zım Hik­met mi? Yok­sa Gü­ney’in tes­pi­ti­ne gö­re, “ “Bü­yük in­san­lı­ğın” kur­tu­lu­şu için, mü­ca­de­le eden bir sa­nat­çı­dır. Fa­kat “bü­yük in­san­lı­ğa” yak­la­şı­mı da ide­alist­çe, dal­ka­vuk­ça, halk kuy­ruk­çu­su de­ğil; eleş­ti­rel, ger­çek­çi, onu ata­le­tin­den kop­ma­ya ça­ğı­ran, uyan­dır­ma­ya, ay­dın­lat­ma­ya yö­ne­lik bir yak­la­şım”a sa­hip olan. Ve “Dün­ya­nın En Tu­haf Mah­lu­ku” baş­lık­lı şi­irin­de, “…Ko­yun gi­bi­sin kar­de­şim, / go­cuk­lu ce­lep kal­dı­rın­ca so­pa­sı­nı / sü­rü­ye ka­tı­lı­ve­rir­sin he­men / ve ade­ta mağ­rur, ko­şar­sın sal­ha­ne­ye. /…” ser­ze­ni­şin­de bu­lun­ma­sı­na rağ­men pra­tik­te, Sta­lin’in sağ­lı­ğın­da ona öv­gü­ler dü­zen, ölü­mü­nün ar­dın­dan rüz­gar­lar he­nüz ter­si­ne es­me­den onun için şu öv­gü­le­ri ya­pan: “İl­kön­ce kim ki­me me­tin ol kar­de­şim- / di­ye­cek, / il­kön­ce kim ki­me baş­sağ­lı­ğı di­le­ye­cek? / He­pi­mi­zin­di o, / he­pi­mi­zin­dir / Yol­daş­la­rım, / acı­nı­zı du­yu­yo­rum, / si­zin duy­du­ğu­nuz gi­bi tıp­kı, / ay­nı şid­det­le, / kar­deş­le­rim, / hün­gür hün­gür ağ­la­mak ge­li­yor içim­den, / tu­tu­yo­rum ken­di­mi si­zin gi­bi tıp­kı / ay­nı me­ta­net­le. / Se­vi­yo­rum onu, / Marx’ı, En­gels’i, Le­nin’i sev­di­ğim gi­bi / sev­di­ği­niz gi­bi, / ay­nı mu­hab­bet­le, / ay­nı hür­met­le. /…” Ama rüz­gar­lar ters­ten es­me­ye baş­la­dı­ğın­da ay­nı Sta­lin için şun­la­rı: “taç­tan­dı tunç­tan­dı al­çı­dan­dı ka­at­tan­dı iki san­tim­den ye­di met­re­ye ka­dar / taş­tan tunç­tan al­çı­dan ve ka­at­tan çiz­me­le­ri di­bin­dey­dik şeh­rin bü­tün mey­dan­la­rın­da / park­lar­da ağaç­la­rı­mı­zın üs­tün­dey­di taş­tan tunç­tan al­çı­dan ve ka­at­tan göl­ge­si / taş­tan tunç­tan al­çı­dan ve ka­at­tan bı­yık­la­rı lo­kan­ta­lar­da için­dey­di çor­ba­mı­zın / oda­la­rı­mız­da taş­tan tunç­tan al­çı­dan ve ka­at­tan göz­le­ri önün­dey­dik / yok ol­du bir sa­bah / yok ol­du çiz­me­si mey­dan­lar­dan / göl­ge­si ağaç­la­rı­mı­zın üs­tün­den / çor­ba­mız­dan bı­yı­ğı / oda­la­rı­mız­dan göz­le­ri / ve kalk­tı göğ­sü­müz­den bas­kı­sı bin­ler­ce ton ta­şın / tun­cun ve ka­adın” ya­za­bil­me “be­ce­ri­si­ni” gös­te­re­bi­len, “bü­yük in­san­lı­ğa” yak­la­şı­mı da ide­alist­çe, dal­ka­vuk­ça, halk kuy­ruk­çu­su de­ğil; eleş­ti­rel, ger­çek­çi, onu ata­le­tin­den kop­ma­ya ça­ğı­ran, uyan­dır­ma­ya, ay­dın­lat­ma­ya yö­ne­lik bir yak­la­şım”a sa­hip olan! Nâ­zım Hik­met mi?
Evet, pay­la­şı­la­ma­yan, di­yet öde­me­nin cid­di­ye­ti ka­pı­ya da­yan­dı­ğın­da,
“Cum­hur­re­isi Ata­türk’ün Yük­sek Ka­tı­na
Türk or­du­su­nu ‘is­ya­na teş­vik’ et­ti­ğim id­di­asıy­la on­beş yıl ağır ha­pis ce­za­sı giy­dim. fiim­di de Türk Do­nan­ma­sı­nı “is­ya­na teş­vik et­mek­le” töh­met­len­di­ri­li­yo­rum.
Türk in­ki­la­bı­nın ve se­nin adı­na and içe­rim ki suç­su­zum.
As­ke­ri is­ya­na teş­vik et­me­dim.
Kör de­ği­lim ve se­nin yap­tı­ğın her ile­ri dev ham­le­si­ni an­la­ya­bi­len bir ka­fam yur­du­mu se­ven bir yü­re­ğim var.
As­ke­ri is­ya­na teş­vik et­me­dim.
Yur­du­mun ve in­ki­lap­çı se­nin kar­şın­da al­nım açık­tır…
Ba­ğış­la be­ni. Se­ni bir an ken­dim­le meş­gul et­tim­se, al­nı­ma vu­rul­mak is­te­nen bu “İn­ki­lap as­ke­ri­ni is­ya­na teş­vik” dam­ga­sı­nın an­cak se­nin el­le­rin­le si­li­ne­bi­le­ce­ği­ne inan­dı­ğım­dan­dır.
Baş­vu­ra­bi­le­ce­ğim en in­ki­lap­çı baş sen­sin, ke­ma­lizm­den ve sen­den ada­let is­ti­yo­rum.
Türk in­ki­la­bı­nın ve se­nin ba­şı­na and içe­rim ki suç­su­zum.” düş­kün­lü­ğü­nü gös­te­re­bi­len, bu­na rağ­men Gü­ney’in: “Nâ­zım Hik­met ken­di­si­ni Bol­şe­vik Par­ti’nin ik­ti­dar­da ol­du­ğu Mos­ko­va’ya ilk kez git­ti­ği 19. ya­şın­dan iti­ba­ren bü­tün ha­ya­tı bo­yun­ca ko­mü­nist ola­rak de­ğer­len­di­rir. Bu­nu açık­ça ilan eder, bur­ju­va­zi­nin bü­tün uz­laş­ma, sa­tın al­ma gi­ri­şim­le­ri­ni bo­şa çı­kar­tır ve “yü­rek­ten bağ­lan­dı­ğı” ko­mü­nizm da­va­sı için ölü­mü bi­le gö­ze alır. Öm­rü­nün 13 yı­lı­nı ha­pis­te ge­çi­rir. Ve fa­kat ‘sol me­me­nin al­tın­da­ki ce­va­hi­ri ka­rar­maz’” di­ye de­ğer­len­di­re­bil­di­ği Nâ­zım Hik­met mi? Bu tür çe­liş­ki­li ve va­him ta­vır­la­rı çe­şit­len­di­re­rek so­ru­mu­zu, “pay­la­şı­la­ma­yan kim?” yi­ne­le­ye­bi­li­riz. Ama sa­nı­rım ama­cı­mız için bu ka­da­rı ye­ter­li. fiim­di baş­ka bir so­ru so­ra­lım:

Pay­la­şa­ma­yan­lar kim­ler?

Esas ola­rak üç ka­te­go­ri­ye ayı­ra­bi­li­riz. Bur­ju­va sı­nı­fı: Nâ­zım’ın Türk­lü­ğü­nü, şa­ir­li­ği­ni, özel ya­şa­mı­nı ve Ke­ma­liz­me yak­la­şı­mı­nı öne çı­ka­ra­rak sö­mür­me ara­yı­şı için­de olan­lar. Nâ­zım’ı eleş­ti­ri­siz ola­rak sa­hip çık­ma­ya ça­lı­şan­lar. –sö­mür­me­ye ça­lı­şan­lar– Ve Nâ­zım’ı eleş­ti­rel ola­rak sa­hip ol­ma­ya ça­lı­şan­lar. –sö­mür­me­ye ça­lı­şan­lar–
Son iki ke­sim için de “sö­mür­me­ye ça­lı­şan­lar” tes­pi­ti­nin ya­pıl­ma­sı­nın, ağır ve hak­sız bir ifa­de­len­dir­me ol­du­ğu söy­le­ne­bi­le­cek­tir. Ama sü­reç­le­re, ki­şi­le­re, esas ola­rak eleş­ti­rel yak­laş­ma­yan, fay­da­cı bir yak­la­şı­ma sa­hip olan­lar için baş­ka na­sıl bir ifa­de kul­la­nı­la­bi­lir ki? Pe­ki eleş­ti­rel yak­la­şım ser­gi­le­yen­ler için, ör­ne­ğin Gü­ney’in yak­la­şı­mı­na sa­hip olan­lar için, hak­sız-ağır bir ifa­de de­ğil mi?
Kon­fe­rans için ya­zı­lan “Tez­ler ve Ge­rek­çe­ler” dos­ya­sın­da­ki de­ğer­len­dir­me­le­ri ob­jek­tif bir şe­kil­de oku­yup da sağ­lık­lı bir de­ğer­len­dir­me ya­pıl­dı­ğın­da, yu­ka­rı­da ba­zı­la­rı­nı or­ta­ya koy­du­ğu­muz çe­liş­ki­ler bi­lin­ce çı­ka­rıl­dı­ğın­da, bu ifa­de­len­dir­me­nin kul­la­nıl­ma­ma­sı ek­sik­lik ola­cak­tır.
Gü­ney, Nâ­zım’ın de­ği­şik dö­nem­ler­de de­ği­şik ba­ğın­tı­lar­da or­ta­ya koy­du­ğu ta­vır­la­rı prob­lem­li gör­dü­ğü, yer yer çok va­him ola­rak de­ğer­len­dir­di­ği hal­de, on­dan vaz­ge­çe­mi­yor. Ba­na gö­re bu­nun ne­de­ni –Mark­sist ko­nu­mun da, ka­çı­nıl­maz ola­rak fay­da­cı ve çif­te stan­dart­lı ol­ma­sı­nın ya­nın­da– Nâ­zım’ın va­him ha­ta­la­rı­nın, Sta­lin dö­ne­mi tes­pit­le­rin­den, uy­gu­la­ma­la­rın­dan kay­nak­lan­ma­sı, ki bu du­rum ya­zı­da za­man za­man ka­bul edi­li­yor ve Gü­ney, Sta­lin dö­ne­mi­ni sa­hip­len­di­ği için, bu sa­hip­len­me­si­ne ha­lel ge­tir­me­mek için, zor­la­na­rak da ol­sa Nâ­zım’ı esas ola­rak sa­hip­len­mek zo­run­da ka­lı­yor. Ak­si tak­dir­de man­tı­ki ola­rak Sta­lin dö­ne­mi­ni de kök­lü ola­rak sor­gu­la­ma­sı ge­re­ke­cek. Ve Gü­ney’in bu­gü­ne ka­dar­ki geç­mi­şi de­ğer­len­dir­me ça­lış­ma­la­rı­nın or­ta­ya koy­du­ğu ol­gu­lar, tes­pit­ler, re­sim­ler faz­la­sıy­la Sta­lin dö­ne­mi­nin kök­lü sor­gu­lan­ma­sı­nı ge­rek­ti­ren mal­ze­me­le­ri ver­miş du­rum­da. Ama “Sta­lin sa­vu­nul­ma­dan Mark­sizm-Le­ni­nizm sa­vu­nu­la­maz” an­la­yı­şıy­la ta­ba­nı­nı ye­tiş­tir­miş olan Gü­ney için böy­le bir adım at­mak –ta­ba­nın ayak­la­ra bağ ol­ma­sı mı? Yok­sa on­la­ra ba­ğım­lı ol­ma mı?– ne de­re­ce müm­kün? Ta­bii ki bun­lar be­nim de­ğer­len­dir­me­le­rim, Gü­ney böy­le bir yol ay­rı­mın­da ol­du­ğu­nu ka­bul et­me­ye­bi­lir, far­kın­da ol­ma­ya­bi­lir. Ama be­ni il­gi­len­di­ren, fay­da­cı yak­la­şı­mın esas te­me­li­nin, Mark­sist yak­la­şı­mın fay­da­cı yak­la­şı­ma te­mel ya­ra­tı­yor ol­ma­sı­dır. Ola­ki, Sta­lin dö­ne­mi kök­lü sor­gu­la­ma­dan ge­çi­ri­le­rek bu dö­nem esas ola­rak prob­lem­li bu­lu­na­bi­lir. –ki bu dö­ne­mi prob­lem­li bu­lan Mark­sist akım­lar var­dır– Bu şart­lar­da bi­le fay­da­cı yak­la­şım­lar­dan –ni­yet­ler­den ba­ğım­sız ola­bi­len– ka­çı­nıl­maz.
Ya­zı­mın, kon­fe­rans gün­de­mi­ni zor­la­yan bir muh­te­va­ya sa­hip ol­du­ğu­nun far­kın­da­yım. Ama or­ta­ya koy­du­ğu­mu id­dia et­ti­ğim ye­ni ba­kış açı­sı şart­la­rın­da, baş­ka tür­lü ol­ma­sı da müm­kün de­ğil. Ve ka­nım­ca, “…eleş­ti­ri­ye, iler­le­til­me­ye açık ilk tez­ler…” ola­rak su­nu­lan “Tez­ler ve Ge­rek­çe­ler,” kon­fe­rans­ta, “ye­ni bir dün­ya” kur­ma ça­ba­la­rı­na, –söz ko­nu­su zor­la­ma­la­rı dik­ka­te ala­rak ele alın­dı­ğın­da– kat­kı su­na­bil­me po­tan­si­ye­li ya­ra­ta­bi­le­cek­tir. Bek­len­tim, kon­fe­rans ve­si­le­siy­le ilk adı­mın atı­la­bil­me­si.
Ni­çin fay­da­cı yak­la­şım­lar­dan –ni­yet­ler­den ba­ğım­sız ola­bi­len– ka­çı­nıl­maz?

Ni­çin?

He­def­le­nen “ye­ni bir dün­ya”yı –bi­rin­ci aşa­ma­da– her­kes için is­te­me­me­si­nin so­nu­cu ola­rak, “öte­ki­le­rin” aley­hi­ne “ye­ni bir dün­ya” is­te­me­si­nin so­nu­cu ola­rak, ka­çı­nıl­maz ola­rak “ben-biz ve öte­ki­ler” yak­la­şı­mı­na sa­hip olun­du­ğu için. Bu du­rum­da te­mel yö­ne­lim, “be­ni-bi­zi” ço­ğalt­mak, güç­len­dir­mek “öte­ki-öte­ki­le­ri” azalt­mak, za­yıf­lat­mak. Ge­nel tes­pi­ti­mi­zi, Nâ­zım’ın dav­ra­nış­la­rı ışı­ğı al­tın­da kı­sa­ca aç­ma­ya ça­lı­şa­lım.
Nâ­zım’ın han­gi dav­ra­nış­la­rı sa­mi­mi ola­bi­lir. Ör­ne­ğin: Sta­lin’in sağ­lı­ğın­da ve ölü­mü­nün he­men er­te­sin­de­ki öv­gü­le­ri mi? yok­sa, ters­ten rüz­gar­lar es­me­ye baş­la­dı­ğın­da, Sta­lin’i yer­me­le­ri mi? TKP’yi ye­ter­siz ve prob­lem­li bu­lup ay­rı bir ça­lış­ma­ya gir­me­si dö­ne­min­de­ki duy­gu­la­rı mı? Yok­sa, da­ha son­ra ay­nı TKP’nin için­de, –be­nim için hak­sız eleş­ti­ri­ler yap­tı­nız, öze­leş­ti­ri ve­rin, ta­le­bin­de bu­lun­ma­dan– ça­lış­ma­sı sı­ra­sın­da, “vay ca­nı­na! Ar­ka­daş­la­rı­nı dış­la­ma için, on­la­ra ca­sus de­mek, Si­bir­ya’ya sür­dür­mek, bin­bir iş­ken­ce ve ka­hır için­de öl­me­le­ri­ne se­bep ol­mak si­zin pren­si­bi­ni­ze uyu­yor mu ya­ni?” di­ye­ne, “Oğ­lum dik­kat et, her­kes­le böy­le ko­nuş­ma! Her­şey­den ev­vel bir par­ti var. Bir di­sip­li­ni var o par­ti­nin.” der­ken­ki duy­gu­la­rı mı? Ya da,…… duy­gu­la­rı mı?
Ama­cım, Nâ­zım’ın söz­ko­nu­su dav­ra­nış­la­rın­dan yo­la çı­ka­rak onun hak­kın­da de­ğer­len­dir­me ya­pa­rak onu bir yer­le­re koy­mak de­ğil. Be­nim için önem­li olan, dav­ra­nış­la­rı­nın ar­ka pla­nı­nın in­ce­len­me­si­dir. Ar­ka pla­nı­nın kı­sa­ca ele alın­ma­sı, “ben-biz ve öte­ki-öte­ki­ler” üre­ten yak­la­şı­mın ya­rat­tı­ğı prob­lem­le­ri an­la­ma­mı­za yar­dım­cı ola­bi­le­cek­tir.
Nâ­zım han­gi du­rum­lar­da “ben-biz ve öte­ki-öte­ki­ler”den ya­na ter­ci­hi­ni kul­la­nı­yor? Dav­ra­nış­la­rı­nı ta­kip ede­rek in­ce­le­me­ye ça­lı­şa­lım.
Nâ­zım TKP’li­dir ve bu aşa­ma­da ter­ci­hi­ni “ben-biz”den ya­na ya­pı­yor. Ya­ni, an­lam­lı, do­yu­ru­cu,… bir ya­şa­mı TKP saf­la­rın­da bu­la­ca­ğı­nı san­dı­ğı için, (“biz”in böy­le bir dün­ya ya­ra­ta­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­dü­ğü için) “ben”i için, ter­ci­hi­ni bu yan­da kul­la­nı­yor. Ve “ben”i için is­te­di­ği ya­şa­mın ger­çek ola­bil­me­si, “biz”in güç­len­di­ril­me­si­ne bağ­lı. Bu da sı­ra­sıy­la, TKP ve Ko­mü­nist En­ter­nas­yo­nal par­ti­le­ri­nin –“biz”in– güç­len­me­si­ne bağ­lı. Bu bağ­lam­da Nâ­zım’ın fa­ali­yet­le­ri “biz”i güç­len­dir­me­ye yö­ne­lik olu­yor. Ve bir aşa­ma­da “biz”in bir par­ça­sı olan TKP’nin “biz”i do­la­yı­sıy­la “ben”i ge­liş­ti­ren bir hat iz­le­me­di­ği­nin tes­pit edil­me­si üze­ri­ne “biz”in bir par­ça­sı olan TKP’ye ta­vır alı­nı­yor. Bu aşa­ma­da TKP “biz”in bir par­ça­sı ol­mak­tan çı­ka­rak “öte­ki-öte­ki­ler” olu­yor. Ama Nâ­zım ve onun­la ha­re­ket eden­ler de TKP ta­ra­fın­dan “öte­ki-öte­ki­ler” ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­ye –ki Ko­mü­nist En­ter­nas­yo­nal bun­lar­dan ya­na olu­yor– baş­la­nı­yor. De­ği­şik bir ifa­de ile “ben-biz” bü­tün­lü­ğü par­ça­la­nı­yor ve par­ça­lar için kar­şı ta­raf “öte­ki-öte­ki­ler” ha­li­ne ge­li­yor. Do­la­yı­sıy­la “öte­ki­le­re” kar­şı ta­vır alı­nı­yor. Nâ­zım ta­ra­fı Ko­mü­nist En­ter­nas­yo­na­li (KE) “öte­ki-öte­ki­ler” ola­rak de­ğer­len­dir­mi­yor. Amaç, KE’nin ken­di­le­rin­den ya­na ta­vır be­lir­le­me­si­ni sağ­la­mak. Ama amaç­la­rı­na ula­şa­mı­yor­lar. Bu ba­ğın­tı­da fay­da­cı yak­la­şı­lı­yor. Çün­kü TKP’nin po­li­ti­ka­la­rı KE’den ba­ğım­sız de­ğil­dir, da­ha­sı onun po­li­ti­ka­la­rı­nı uy­gu­la­mak­ta­dır. Tu­tar­lı olun­sa KE’ne kar­şı da ta­vır alın­ma­sı ge­re­kir ama bu şart­lar­da tu­tu­na­bil­mek zor ol­du­ğu için fay­da­cı yak­la­şım da­ha ko­lay!
Bu bağ­lam­da bi­raz fi­kir yü­rü­te­bi­li­riz. KE’ye kar­şı ta­vır al­ma­nın zor ol­ma­sı, na­sıl bir zor­luk içe­re­bi­lir? Nor­mal­de söy­le­me uy­gun dav­ra­nıl­ma­sı şart­la­rın­da, “ide­olo­jik mü­ca­de­le” yü­rü­tül­me­si ge­re­kir ve ta­raf­lar her tür­lü eleş­ti­ri­le­ri­ni ra­hat­ça or­ta­ya ko­ya­bi­lir­ler. Ama böy­le bir or­tam var mı? Ola­bi­li­yor mu? Nâ­zım’ın “Troç­kist, dö­nek, vb.” ilan edil­di­ği şart­lar­da ne de­re­ce ide­olo­jik mü­ca­de­le ve­ri­le­bi­lir? Ve mu­ha­lif­le­rin “Troç­kist, dö­nek, vb.” ilan edi­le­rek ber­ta­raf edil­me­si tak­tik­le­ri TKP’nin ken­di­ne has bir uy­gu­la­ma­sı mı? Yok­sa dö­ne­min en yay­gın suç­la­ma tak­tik­le­ri mi? Ve kay­na­ğı­nı ne­re­den alı­yor? So­run mu­ha­lif­le­rin –dün­ya ça­pın­da­ki mu­ha­lif­le­rin– ol­ma­sı ge­re­ken dav­ra­nı­şı –ide­olo­jik mü­ca­de­le yü­rüt­mek­te ka­rar­lı ol­ma– gös­te­re­me­miş ol­ma­la­rı mı? Yok­sa so­ru­nun esas kay­na­ğı baş­ka yer­ler­de mi? Ör­ne­ğin Mark­sist an­la­yı­şın, mu­ha­lif un­sur­la­rı et­ki­siz kıl­mak için bu tür ma­nev­ra­la­ra ola­nak ver­me­si mi? Ta­ri­hi ge­liş­me­le­rin in­ce­len­me­si, bu tür ma­nev­ra­la­rın ge­çer­li ol­du­ğu­nu ve bu tür ma­nev­ra­lar kar­şı­sın­da sağ­lık­lı ide­olo­jik mü­ca­de­le­nin yü­rü­tül­me­si­nin im­kan­sız ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Bi­rey­le­rin, ku­rum­la­rın ce­sa­ret­li dav­ra­nış gös­te­re­me­me­le­ri­ne –kel­le­leri­ni ver­me­yi gö­ze ala­ma­ma­la­rı­nı– tes­pit ede­rek gö­rev çı­kar­mak­la –so­nu­na ka­dar tu­tar­lı ide­olo­jik mü­ca­de­le et­mek­te ka­rar­lı dav­ra­nıl­ma­sı ge­rek­ti­ği gö­re­vi– geç­mi­şin ha­ta­la­rı­nın yi­ne­len­me­ye­bi­le­ce­ği so­nu­cu­nu çı­kar­mak, en ha­fif de­yi­miy­le, ken­di­mi­zi kan­dır­mak olu­yor.
De­ne­yim­ler mu­ha­lif­le­rin ken­di iç­le­rin­de de ay­nı ma­nev­ra­la­rı uy­gu­la­dık­la­rı­nı faz­la­sıy­la gös­te­ri­yor. Çün­kü esas so­run, ye­te­rin­ce ki­şi­nin so­nu­na ka­dar tu­tar­lı ka­la­ma­ma­sı de­ğil, Mark­sist yak­la­şı­mın­da “ben-biz ve öte­ki-öte­ki­ler” an­la­yı­şı­na mah­kum ol­ma­sı­dır. Bu yüz­den de ya­ra­tı­lan “ben-biz bü­tün­lük­le­ri”, ken­di için­de “öte­ki-öte­ki­ler” ay­rı­mı­nı üret­mek­te ve so­nuç ola­rak ge­rek­li et­kin­li­ğe sa­hip “ben-biz bü­tün­lü­ğü” ya­ra­tı­la­ma­dı­ğı için, öz­le­mi du­yu­lan “ye­ni bir dün­ya” ya­ra­tı­la­ma­mak­ta­dır.
Nâ­zım’ın Mus­ta­fa Ke­mal’a yaz­dı­ğı mek­tu­bu, “ben”in be­del öde­me­yi gö­ze ala­ma­ma­sı kar­şı­sın­da “biz”i göz ar­dı ede­rek “öte­ki­ne” bi­at et­me­si­nin ör­ne­ği ola­rak gö­re­bi­li­riz. Yi­ne Nâ­zım’ın Sta­lin’e ait de­ğer­len­dir­me­le­ri, “ben”in “biz” ta­ra­fın­dan –as­lın­da “öte­ki” ha­le gel­miş olan– teh­dit edil­me­si şart­la­rın­da, be­del öde­me­yi gö­ze ala­ma­yıp sah­te “biz gay­ret­keş­li­ği­ne” gi­ril­me­si­dir. Ve bu tür dav­ra­nış­lar en yay­gın olan dav­ra­nış­lar­dır. Ve, in­san­la­rın ön­ce­lik­le “bi­rey­sel çı­kar­la­rı­na” uy­gun dav­ra­nış ge­liş­ti­ri­yor ol­ma ger­çek­li­ği­nin, pra­ti­ğe yan­sı­ma ör­nek­le­ri­dir bu tür dav­ra­nış­lar.
Nâ­zım tu­tar­lı dav­ra­nıp –her­şe­yi gö­ze alıp KE’ye kar­şı da– mü­ca­de­le yü­rüt­sey­di na­sıl bir tab­lo kar­şı­sın­da ka­la­cak­tı? Her­şey­den ön­ce ül­ke­sin­de ya­şa­mı teh­li­ke­ye gir­di­ğin­de Sov­yet­ler Bir­li­ği’ne git­me ola­na­ğı­nı yi­ti­re­cek­ti. Ve de­ği­şik “öte­ki­le­rin” teh­dit­le­ri al­tın­da yü­rü­te­ce­ği ça­lış­ma­la­rın ya­ra­ta­ca­ğı “ben-biz bü­tün­lü­ğü”, ken­di için­de “öte­ki-öte­ki­le­ri” ya­ra­ta­cak ve gü­nü­müz­de­ki so­nuç­lar­dan çok fark­lı bir ge­liş­me ol­ma­ya­cak­tı.
So­nuç ola­rak, di­ğer şey­le­rin dı­şın­da Mark­sist yak­la­şım, ken­di bü­tün­lü­ğü için­de de­vam­lı “öte­ki­le­ri” ya­rat­tı­ğı için, öz­le­mi du­yu­lan “ye­ni bir dün­ya”nın ku­rul­ma­sı için ge­re­ken “biz” bü­tün­lü­ğü­nü ya­ra­ta­mı­yor. Bu yüz­den de bu pers­pek­tif­le yü­rü­tü­len ça­lış­ma­lar, na­fi­le ça­lış­ma­lar­dır.
Di­ğer ta­raf­tan, ya­ra­tı­lan “biz bü­tün­lük­le­ri­nin ola­nak­la­rı” esas ola­rak “biz bü­tün­lük­le­ri­nin yö­ne­ti­ci­le­ri” –”ben”ler, “biz par­ça­cık­la­rı”– ta­ra­fın­dan, ko­num­la­rı­na pa­ra­lel ola­rak kul­la­nıl­mak­ta­dır. De­ği­şik bir ifa­de ile, oluş­tu­ru­lan “biz bü­tün­lük­le­ri” as­lın­da bü­tün­lük­lü ola­rak “biz bü­tün­lük­le­ri” ola­ma­mak­ta, esas ola­rak “biz bü­tün­lü­ğü” için­de­ki ba­zı “biz bü­tün­lük­le­ri­nin” çı­ka­rı­nı tem­sil eden “biz bü­tün­lük­le­ri” ol­mak­ta­dır. Bu ger­çek­li­ğin di­rek so­nuç­la­rın­da bi­ri­si de, “ye­ni bir dün­ya” ku­rul­ma­sı ça­ba­sı için­de olan, ol­du­ğu­nu söy­le­yen “fark­lı biz bü­tün­lük­le­ri­nin” çok mik­tar­da ol­ma­sı­dır. Ay­nı “biz bü­tün­lü­ğü” için­de ol­ma­sı ge­re­ken­le­rin “fark­lı biz bü­tün­lü­ğü” için­de ol­ma­sı, “fark­lı biz bü­tün­lü­ğü” oluş­tur­ma­sı ve yer yer or­tak amaç için­de ol­duk­la­rı söy­le­mi­ne sa­hip “biz bü­tün­lük­le­ri­nin” bir­bir­le­ri­ne kar­şı “öte­ki­le­re” kar­şı gös­te­ri­len dav­ra­nış­lar ser­gi­le­me­si ger­çek­lik­le­ri­nin so­nu­cu ola­rak, öz­le­mi du­yu­lan “ye­ni bir dün­ya” ku­rul­ma­sı için ge­re­ken “biz bü­tün­lü­ğü­nün” ya­ra­tı­la­mı­yor ol­ma­sı, bu an­la­yış­lar­la yü­rü­tü­len ça­lış­ma­la­rın na­fi­le ol­ma­sı tes­pi­ti­ni pe­kiş­ti­ri­yor.
Çı­kan so­nuç­lar­dan, ge­nel ola­rak şu so­nu­cu çı­kar­ma­mız ge­re­ki­yor: İs­te­ni­len “ye­ni bir dün­ya”nın oluş­tu­rul­ma­sı için ge­re­ken “ira­de bir­li­ği”nin –öte­ki­ler­siz “biz bü­tün­lü­ğü­nün”– ya­ra­tı­la­bil­me­si için, her­şey­den ön­ce, her­ke­sin le­hin­de –öte­ki­le­rin aley­hin­de ol­ma­yan– “ye­ni bir dün­ya”nın he­def­len­me­si ge­re­ki­yor.
“Ye­ni bir dün­ya”nın, kül­le­rin al­tın­da kal­dı­ğı söy­le­nen ate­şi tek­rar can­lan­dır­ma­ya ça­lış­mak­la ku­rul­ma­sı­nın müm­kün ol­ma­dı­ğı­nın gö­rül­me­si­nin za­ma­nı gel­di de ge­çiyor. Nâzım’ın ve Nâzım’ların değer­len­diril­mesi, sahip­lenil­mesi, yukarıda kısaca ifade et­tiğim yak­laşıma sahip olun­duğu şart­lar­da an­lam­lı olacak­tır ve Nâzım ve Nâzım’ların düş­tük­leri, hiç de hoş ol­mayan durum­lara düş­menin tek­rar­lan­maların­dan kur­tul­manın zemini hazır­lan­mış olacak.

FE­Rİ­DUN AR­DIÇ, 22.10.2002