|
Sayfa 1 / 5 Bir yıl sonra, New York
Savaş retoriği, çıkar politikası, psikolojik kuşatma
Yıldönümü ve yıldönümü nedeniyle koparılan ve ülkeyi yeni bir insülin şokuna sokması beklenen telaşlı medya gürültüsü karşısında iki tavır mümkün: Ya bir Çin bilgesi gibi inzivaya çekilebilirsiniz, ya da sıfır noktasına uzaktan veya yakından bir göz atabilirsiniz.
Orda görülecek bir şey yok aslında. Yıkıntılar kaldırılmış, molozlar temizlenmiş. Öyle ki alana verilen isime -sıfır noktası; bu kavram bir atom bombası saldırısında, patlamanın merkezine verilen isim - uygun bir boşluk, ikiz kulelerin boşluğu nerdeyse elle tutulur hale gelmiş. Yine de bu tam boşluk sahnesi insanı rahatlatıyor: Bir yıldan beri değişik çılgınlıklar etrafında dolanıp duran dünya için mümkün olan en iyi plastik, çılgınlığın ortasında bir sessizlik adası, suskun, sakin bir merkez. 11 Eylül'den bu yana Amerikalıların ulusal tutkusu, şimdi "biz"im ne kadar başka olduğumuzu dosta düşmana anlatmak. Öyle ki gazetelerde, dergilerde çıkan yazılarda, bunlar hangi konuda olursa olsun - diyelim ki evlilik ilişkileri, video oyunları, yaz tatili, çıkan yeni bir roman- en azından bir paragrafta, üzerinde konuşulan konunun durumunun ve geleceğinin o korkunç günle birlikte nasıl ve geri dönmez bir biçimde değiştiği anlatılıyor. "Biz" kavramı aslında her zaman, birbirleriyle belli tüketim maddelerine ve fast food'a duydukları ilgi -ki bu ilgi dünyada başka ülkelerde yaşayan ve "biz" içinde sayılmayan yüz milyonlarla da paylaşılan bir ortak ilgi- dışında fazla ortak noktaları bulunmayan insanların yaşadığı bir ülke için işe yaramaz bir genelleme idi. Aslında "Amerikan" kavramı, eğer BD hükümetlerinin siyasetini anlatma dışında bir amaçla kullanıldığında, hemen her durumda anlamsızdır: Kuraldışılar nerdeyse kural kadar çoktur. Ve biz eğer bu birinci çoğul şahısta konuşmayı kabul etsek bile, Amerikalıların tavırlarının 11 Eylül'den bu yana çok değiştiği savını kabul etmemiz yine de zordur. Herkes için anlaşılır olan bir örnek alalım: Bu yaz ayları içinde her zamankinden çok sayıda insan, bir şeylerin nasıl havaya uçurulduğunu, evet hatta Spider Man (Örümcek Adam) filmi örneğinde olduğu gibi, New York'ta bir şeylerin nasıl havaya uçurulduğunu görmek için sinemaya gitti. Görmek istedikleri ve gördükleri filmler, yorumculara göre, 11 Eylülden sonra artık hiç çevrilemeyecek olan filmlerdi, çünkü gerçek hayalin ötesine geçmişti... filan. Fakat felakete ve Zeitgeist (Zamanın ruhu) uzmanlarının bu felaket hakkındaki dehşetengiz derin yorumlarına, geleceğe yönelik öngörülerine rağmen hayat ve Spider Man devam etmeyi becerdiler. Fakat buna rağmen değişen bir şey de oldu. Basitçe ifade edersem: "Biz" hâlâ aynıyız, fakat şimdi artık sinirlerimiz harap olmuş durumda. Geçen yıldan beri Amerikalıların durumu belli dinsel kültlerde sürekli olarak uyanık ve istim üstünde tutulan müritlerin durumuna benziyor. Ya da belki şu benzetme daha uygun: Durum(umuz), 60'lı yıllardaki casus filmlerinde düşman tarafından ele geçirilen ve küçük bir odada sağır edici bir müzik eşliğinde, duvarlarda oynayan hızlı resimlere bakmak zorunda bırakılarak işkenceye uğratılan ajanın durumuna benziyor.
|