Ana Sayfa Sayılar Güney 14 En büyük Şaban

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3146536
Şu anda 69 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



En büyük Şaban PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
En büyük Şaban
KEMAL SUNAL FİLMOGRAFİSİ
Tüm Sayfalar

En büyük Şaban Şabanlar ülkesinden göçtü!

Türk si­ne­ma­sı­nın önem­li ko­me­di fil­mi oyun­cu­la­rın­dan, ön­ce­lik­le “Şa­ban” tip­le­me­siy­le ün­lü Ke­mal Su­nal, 3 Tem­muz’da öl­dü.

Kemal Sunal1944 yı­lın­da İs­tan­bul’da do­ğan, 1972’de ti­yat­ro­dan si­ne­ma­ya ge­çen sa­nat­çı­nın ölü­mü bek­len­me­yen bir ölüm­dü. Sağ­lı­ğı­na çok dik­kat et­ti­ği bi­li­nen sa­nat­çı, Ali Öz­gen­türk’ün yö­net­ti­ği bir “yol fil­mi” olan Ba­la­lay­ka’nın çe­kim­le­ri için film eki­bi ile bir­lik­te İs­tan­bul’dan Trab­zon’a git­mek için bin­di­ği uçak­ta, he­nüz uçak ha­va­lan­ma­dan ge­çir­di­ği bir kalp kri­zi so­nu­cu öl­dü.
Ölü­mü er­te­sin­de he­men her­kes üzün­tü­sü­nü be­lirt­mek­te ve Ke­mal Su­nal’ı öv­güy­le an­mak­ta bir­leş­ti. Bü­tün med­ya sa­nat­çı­ya öv­gü­ler düz­dü. Özel­lik­le yet­miş­li, sek­sen­li yıl­lar­da çev­ril­miş film­le­ri dö­ne dö­ne gös­te­ren ve bun­lar­la “rey­ting re­kor­la­rı” kı­ran ve fa­kat o film­ler­de oy­na­yan film emek­çi­le­ri­ne beş ku­ruş bi­le öde­me­yen özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rı­nın sa­nat­çı­nın ar­dın­dan dök­tü­ğü tim­sah göz­yaş­la­rı ib­ret ve­ri­ciy­di.
Ke­mal Su­nal’ın ölü­mü onun halk için­de­ki pres­ti­ji­ni sö­mür­mek is­te­yen po­li­ti­ka­cı­lar ta­ra­fın­dan da “üzün­tü gös­te­ri­le­ri” için ala­bil­di­ğin­ce kul­la­nıl­dı. Cum­hur­baş­ka­nı, baş­ba­kan, par­ti baş­kan­la­rı ta­zi­ye­le­ri­ni sun­du­lar. Baş­ba­kan Ece­vit ken­di­si­nin bir Ke­mal Su­nal hay­ra­nı ol­du­ğu­nu, onun film­le­ri­ni de­fa­lar­ca sey­ret­mek­ten hiç bir za­man usan­ma­dı­ğı­nı, “bir po­li­ti­ka­cı ola­rak on­dan ba­zı ders­ler al­dı­ğı­nı” be­lirt­ti. Ke­mal Su­nal’ın tam Şa­ban’la­ra ya­kı­şır bir keş­me­keş için­de ge­çen ce­na­ze tö­re­ni­ne bir di­zi par­ti baş­ka­nı ka­tıl­dı, çe­lenk­ler gön­der­di vs. Kuş­ku­suz bun­la­rın üzün­tü­le­ri­nin ço­ğu şov­du. Fa­kat üzün­tü­le­ri­nin ger­çek bir ya­nı da var­dı: Ke­mal Su­nal so­nuç ola­rak on­la­rın da sa­nat­çı­sıy­dı.
Ke­mal Su­nal’ın ölü­mü­ne ger­çek­ten üzü­len, dök­tü­ğü göz­yaş­la­rı tim­sah göz­ya­şı ol­ma­yan­lar baş­ka­la­rıy­dı: En baş­ta ai­le­si, onu ya­kın­dan ta­nı­yan sa­nat­çı dost­la­rı ve onu film­le­rin­de çiz­di­ği tip­ler üze­rin­den ta­nı­yan ve se­ven mil­yon­lar­ca “Şa­ban” hay­ra­nı emek­çi in­san. Bun­lar ger­çek­ten de ken­di­le­rin­den bi­ri­ni kay­bet­me­nin üzün­tü­sü­nü di­le ge­tir­di­ler. Ke­mal Su­nal, hem ege­men sı­nıf­la­rın, hem de ezi­len­le­rin, sö­mü­rü­len­le­rin sa­hip çık­tık­la­rı, “sev­dik­le­ri” bir sa­nat­çı ola­rak ya­şa­dı ve öl­dü. Ar­dın­dan ya­zı­lan yüz­ler­ce ya­zı­da, ya­pı­lan yo­rum­lar­da onun her­ke­sin sev­di­ği, her­ke­sin üze­rin­de bir­leş­ti­ği bir sa­nat­çı ol­du­ğu özel­li­ği hep vur­gu­lan­dı. Ke­mal Su­nal’ın son ola­rak rol al­dı­ğı “e-ko­lay” rek­la­mı­nı çe­ken şir­ke­tin baş­ka­nı Ser­dar Ere­ner’in de­yi­miy­le Ke­mal Su­nal “Tür­ki­ye’nin en bü­yük or­tak pay­da­sı”ydı.
Pe­ki ama onu en bü­yük or­tak pay­da ya­pan ney­di? Ve bir sa­nat­çı için hem ege­men­ler, hem de ezi­len­ler ta­ra­fın­dan çok se­vil­mek ne­yin gös­ter­ge­si ve ne ka­dar iyi?
Ke­mal Su­nal’ı yı­ğın­la­ra ta­nı­tan ve sev­di­ren onun oy­na­dı­ğı film­le­rin bü­yük ço­ğun­lu­ğun­da can­lan­dır­dı­ğı “Şa­ban” ti­pi­dir. “Şa­ban” ti­pi adı­nı il­ki 1975’de çe­ki­len “Ha­ba­bam Sı­nı­fı”nda­ki “İnek Şa­ban”dan al­mış ol­sa da, ger­çek­te Er­tem Eğil­mez’in 1972’den baş­la­ya­rak çek­ti­ği Ke­mal Su­nal’lı film­le­rin he­men hep­sin­de, özel­lik­le de 1974’de çek­ti­ği “Köy­den in­dim Şe­hi­re” ve “Sa­la­ko” ad­lı ar­tık Ke­mal Su­nal’ın baş­rol oy­na­dı­ğı ve onun üze­ri­ne ku­ru­lu film­ler­den iti­ba­ren çe­şit­li var­yas­yon­la­rıy­la su­nu­lan bir tip­tir.
As­lın­da Şa­ban’a adı­nı ve­ren “İnek Şa­ban” ti­pi­nin ori­ji­na­li ile Ke­mal Su­nal’la öz­deş­le­şen “Şa­ban” ay­rı tip­ler­dir. Rı­fat Il­gaz’ın “Ha­ba­bam Sı­nı­fı” ad­lı ese­rin­de çiz­di­ği “İnek Şa­ban” ti­pi, he­pi­mi­zin okul­dan ta­nı­dı­ğı­mız bir “İnek” ti­pi­dir. Onun der­di sı­nıf­ta bi­rin­ci ol­mak, öğ­ret­men­le­rin, yö­ne­ti­min gö­zü­ne gir­mek, öğ­ret­men ve yö­ne­ti­min an­la­dı­ğı an­lam­da “iyi”, “ör­nek” öğ­ren­ci ol­mak­tır. Yağ­cı­dır, is­pi­yon­cu­dur. Faz­la ze­ki de­ğil­dir. Bu han­di­ka­pı­nı “inek­le­ye­rek” ka­pa­ma­ya ça­lı­şır. En kö­tü ol­du­ğu ders spor/be­den eği­ti­mi­dir. Öğ­ren­ci ar­ka­daş­la­rı ta­ra­fın­dan “en az se­vi­len” öğ­ren­ci ko­nu­mun­da­dır. Ger­çek­te ar­ka­da­şı yok­tur. Yal­nız­dır. Ger­çek­te se­vim­siz bir tip­tir. Rı­fat Il­gaz’ın “Ha­ba­bam Sı­nı­fı”, ger­çek­te Türk Eği­tim Sis­te­mi’nde­ki bo­zuk­luk­la­rın hi­civ di­liy­le ser­gi­len­di­ği, bu eği­tim sis­te­mi­ni eleş­ti­ren bir eser­dir.
Er­tem Eğil­mez’in fil­me al­dı­ğı “Ha­ba­bam Sı­nı­fı” film­le­rin­de ger­çek­te Rı­fat Il­gaz’ın “Ha­ba­bam Sı­nı­fı”ndan alı­nan tip­le­rin isim­le­ri dı­şın­da çok şey kal­ma­mış­tır. Er­tem Eğil­mez’in “Ha­ba­bam Sı­nı­fı”nda­ki “İnek Şa­ban”, ger­çek­te saf, bi­raz sa­lak­ça, iyi ni­yet­li, ço­cuk­su, ar­ka­daş­la­rı­nın yap­tık­la­rı eşek şa­ka­la­rı­na kı­rıl­ma­yan, gü­cen­me­yen se­vim­li, ger­çek­te ar­ka­daş­la­rı ta­ra­fın­dan se­vi­len bir tip­tir. Ve bu “Şa­ban” ti­pi Ke­mal Su­nal’la öz­deş­leş­miş­tir. Ke­mal Su­nal bu bağ­lam­da şöy­le di­yor:
“Şa­ban öy­le­ce be­nim üze­ri­me ya­pış­tı kal­dı. Ha­ba­bam Sı­nı­fı’nda­ki Rı­fat Il­gaz’ın yaz­dı­ğı ka­rak­te­rin adı, İnek Şa­ban. Di­ğer film­ler­de de ya­pım­cı­lar baş­ta film­le­re se­yir­ci çek­mek için film­le­ri­nin isim­le­rin­de bu adı kul­lan­dı­lar. Yok­sa be­nim is­te­ğim de­ğil­di.”
Türk si­ne­ma­sın­da “Şa­ban” ti­pi­ni can­lan­dı­ran ve bu tip­le öz­deş­leş­ti­ri­len Ke­mal Su­nal, bu ti­pin özel­lik­le­ri­ni “iyi ni­yet, saf­lık ve ço­cuk­su­luk” ola­rak ad­lan­dı­rı­yor. Çi­zi­len tip çö­zü­len köy eko­no­mi­sin­den çı­kıp ge­len, saf­lık­la-köy­lü kur­naz­lı­ğı­nı bir­leş­ti­ren; iyi ni­ye­tiy­le bü­tün sa­lak­lı­ğı­na, be­ce­rik­siz­li­ği­ne, sa­kar­lı­ğı­na rağ­men –ya da ter­si­ne sa­lak­lı­ğı, be­ce­rik­siz­li­ği, sa­kar­lı­ğı yü­zün­den– ka­za­nan, kö­tü­le­rin kö­tü­lük­le­ri­ni yü­zü­ne gö­zü­ne bu­laş­tır­ma­sı­na yol açan bir tip­tir. Bu ti­pin ger­çek an­lam­da kim­se­ye bir za­ra­rı yok­tur. Yer yer dü­ze­nin çar­pık­lık­la­rı­nı, bo­zuk­luk­la­rı­nı, üç ka­ğıt­la­rı, kö­tü­lük­le­ri –far­kın­da ol­ma­dan– di­le ge­ti­rir ve fa­kat so­nun­da her şe­yi tat­lı­ya bağ­lar. Ege­men­ler açı­sın­dan “Şa­ban” ti­pi hem aşa­ğı­la­nan “sa­lak” ayak ta­kı­mı üze­ri­ne gül­mek, eğ­len­mek için bir araç, hem de bu ti­pin herşe­ye rağ­men kö­tü­le­re kar­şı ka­zan­ma­sın­da ken­di­ni bu­lan, bu ara­da bol­ca –as­lın­da ken­di ağ­la­na­cak ha­li­ne– gü­len emek­çi yı­ğın­la­rı hoş tut­mak, eğ­len­dir­mek için bir araç­tır.
Ke­mal Su­nal’ın ken­di­si yap­tı­ğı çe­şit­li de­ğer­len­dir­me­ler­de –en baş­ta da ken­di film­le­ri üze­ri­ne ka­le­me al­dı­ğı “Yük­sek Li­sans Te­zi”nde– bu iş­le­vi çok net ola­rak tes­pit edi­yor:
“En önem­li­si gül­dü­re­bi­li­yo­rum. Bu eko­no­mik ezil­miş­li­ğin al­tın­da on­la­rı gül­dü­re­bi­li­yor­sam, bun­dan da­ha bü­yük mut­lu­luk dü­şü­nü­le­mez ba­na gö­re” di­yor. Ken­di­ni “hal­kın te­ra­pis­ti” ola­rak ad­lan­dı­rı­yor ve “İk­ti­dar­lar sa­yem­de ayak­ta du­ru­yor­lar” di­ye­bi­li­yor. Kuş­ku­suz bu bi­raz faz­la abar­tı­lı gi­bi gö­rü­nen de­ğer­len­dir­me­de ger­çek­lik pa­yı bü­yük. İk­ti­dar­lar bu ka­dar ber­bat yö­ne­ti­me rağ­men ayak­ta du­ra­bi­li­yor­lar­sa bun­da Ke­mal Su­nal gi­bi ege­men kit­le kül­tü­rü­nün öz­ne­si olan­la­rın önem­li pa­yı var­dır. Ke­mal Su­nal’ın ha­yat ver­di­ği “Şa­ban” tip­le­me­si, so­nuç­ta ezi­len yı­ğın­la­rın du­rum­la­rı hak­kın­da on­la­ra du­ru­mun hiç de kö­tü ol­ma­dı­ğı bi­lin­ci­ni ve­re­rek, dü­ze­ni ayak­ta tut­ma te­mel iş­le­vi­ne hiz­met et­miş­tir, et­me­ye de­vam et­mek­te­dir. Ve za­ten ege­men sı­nıf söz­cü­le­ri­nin Ke­mal Su­nal’ı bun­ca “sev­me­si”nin te­mel ne­de­ni de bu­dur.
Hal­kın Ke­mal Su­nal’ı sev­me­si­nin te­mel ne­de­ni ise onu ken­di­sin­den bi­ri ola­rak gör­me­si, onun çiz­di­ği “Şa­ban” ti­pi­nin “sa­laklı­ğın­da” bi­raz ken­di­ni gör­me­si, bi­raz da “ca­nım ben bu ka­dar sa­lak de­ği­lim” di­ye ken­di­ne pay çı­ka­ra­bil­me­si, di­ğer yan­dan her şe­ye rağ­men saf ve te­miz olan “Şa­ban”ın so­nun­da ka­zan­ma­sın­da da ken­di­ni bu­la­bil­me­si­dir.
1970-1980’li yıl­la­rın Su­nal film­le­ri­nin 1990’lı yıl­lar­da özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rın­da ya­yın­lan­dı­ğın­da se­yir­ci re­kor­la­rı kır­ma­sı “va­kası” üze­ri­ne 1992’de yap­tı­ğı bir söy­le­şi­de, Ne­bil Öz­gen­türk’ün bir so­ru­su­na Ke­mal Su­nal şöy­le ya­nıt ve­ri­yor:
“Ben­ce sos­yo­log­la­rın araş­tır­ma­sı la­zım. Sa­nı­yo­rum, Ke­mal Su­nal, Türk hal­kı­nın ken­di­si, yan­sı­ma­sı­dır, her şe­yi­dir. Ke­mal Su­nal’da (onun film­le­rin­de oy­na­dı­ğı ve öz­deş­leş­ti­ği “Şa­ban” ti­pin­de / BN) sev­gi, hoş­gö­rü, sı­cak­lık var. Me­se­le­le­ri sev­giy­le hal edi­yor. Çok kız­dı­ğı za­man bi­le döv­mü­yor, eş­şo­le­şek de­yip bir to­kat atı­yor en faz­la yo­la ge­tir­mek için. Halk bu­nu se­vi­yor, ken­di­ni bu­lu­yor. Ta­bii bi­raz da ça­rık­lı ya­nı var, o da hal­kı­mı­zın ge­nel ka­rak­te­ri. Ke­mal Su­nal hal­kı gün­lük dert­le­rin­den kur­ta­rı­yor. Dü­şü­nün ki adam o gün eve ge­li­yor, işin­de kav­ga et­miş. Ke­mal Su­nal fil­mi sey­re­di­yor ve bir baş­ka ale­me gi­ri­yor. Bir id­di­am da şu; ik­ti­dar­lar ayak­ta du­ra­bi­li­yor­lar­sa Ke­mal Su­nal sa­ye­sin­de­dir. Hal­kın kız­gın­lı­ğı­nı sev­gi­ye, hoş­gö­rü­ye çe­vi­ren Ke­mal Su­nal’dır. Ba­zen ilaç, ba­zen en­gel. Ge­ce­kon­du­da otu­ran­lar pat­la­mı­yor­sa bu­nun se­be­bi Ke­mal Su­nal’dır. Film­ler­de me­saj­lar var ay­rı­ca. Ve 15 yıl ön­ce­si­nin me­saj­la­rı gü­nü­müz­de ha­la ge­çer­li. Ama sert me­saj­lar de­ğil. Halk bu me­saj­la­rı yu­mu­şa­ta­rak alı­yor.”
Ke­mal Su­nal gö­rül­dü­ğü gi­bi “üze­ri­ne ya­pı­şıp ka­lan” “Şa­ban” ti­pi­nin iş­le­vi­ni ga­yet doğ­ru ola­rak de­ğer­len­di­ri­yor. O iş­lev, onu hem ege­men­le­rin hem de ezi­len­le­rin sev­gi­li­si ya­pan bir iş­lev. Kuş­ku­suz o iş­le­vi ye­ri­ne ge­tir­mek, hal­kın on­da ken­di­ni gör­dü­ğü bir tip­le öz­deş­leş­mek, her oyun­cu­nun ya­pa­bi­le­ce­ği bir iş de­ğil, ye­te­nek is­te­yen bir iş. Ke­mal Su­nal Türk si­ne­ma­sının en ye­te­nek­li oyun­cu­la­rın­dan bi­riy­di.
Bu ye­te­ne­ği “Şa­ban” tip­le­me­si dı­şı­na çı­ka­rak da kul­lan­ma­ya ça­lış­tı. Ör­ne­ğin Zü­bük’te çiz­di­ği tip, “Şa­ban”ın ter­si­ne üç ka­ğıt­çı, na­mus­suz, gö­zü dön­müş, çı­kar­cı bir tip­tir. Fa­kat Zü­bük bi­le bir “Ke­mal Su­nal fil­mi” (Şa­ban­lı ko­me­di fil­mi) ola­rak al­gı­lan­mış, öy­le sey­re­dil­miş; ara­nı­lan bu­lun­ma­dı­ğın­da –se­yir­ci çek­me an­la­mın­da– faz­la ba­şa­rı­lı ol­ma­mış­tır.
Özel te­le­viz­yon ka­nal­la­rı için 90’lı yıl­lar­da çek­ti­ği di­zi­ler­de Ke­mal Su­nal, ta­nın­dı­ğı “Şa­ban” tip­le­me­si içi­ne hap­se­dil­me­ye ça­lı­şı­lır. An­cak bu film­ler 70/80’li yıl­la­rın “Şa­ban” film­le­ri­nin ba­şa­rı çiz­gi­si­ni ya­ka­la­ya­maz. Çün­kü 1990’la­rın “Şa­ban”ı, ar­tık iyi­ce us­lan­dı­rıl­mış, iyi­ce ev­cil­leş­ti­ril­miş bir “Şa­ban”dır. Geç­miş­te si­ya­si or­ta­mın da uy­gun ol­ma­sı so­nu­cu ör­ne­ğin “Ki­bar Fey­zo”da, “Bek­çi­ler Kra­lı”nda vb. dü­ze­nin bir di­zi çar­pık­lı­ğı­nı da alay­lı bir bi­çim­de ser­gi­le­yen 70’li yıl­lar “Şa­ban”ının ye­ri­ne, her tür­lü eleş­ti­ri­den arın­dı­rıl­mış ba­sit bir ko­med­yen “Şa­ban” ge­çi­ril­me­ye ça­lı­şıl­mış­tır. So­nuç di­zi­ler için­de bir di­zi­dir.
Son çek­ti­ği si­ne­ma fil­mi “Pro­po­gan­da”da Ke­mal Su­nal’ın ar­tık “Şa­ban” ti­pin­den bü­tü­nüy­le uzak­laş­mak yo­lun­da ol­du­ğu­nu gö­rü­rüz. Ba­la­lay­ka da her­hal­de bu yön­de ye­ni bir adım ola­cak­tı.
Ol­ma­dı. En bü­yük Şa­ban, Şa­ban­lık­tan kur­tu­la­ma­dan, Şa­ban­lar ül­ke­sin­den göç­tü.
ANUŞ PAZARCIYAN, 12 Tem­muz 2000