Ana Sayfa Sayılar Güney 12 Taranta Babu’ya mektuplar / Nazım Hikmet
Taranta Babu’ya mektuplar / Nazım Hikmet PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
Taranta Babu’ya mektuplar / Nazım Hikmet
TA­RAN­TA -BA­BU’YA Bİ­RİN­Cİ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA İKİN­Cİ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA ÜÇÜN­CÜ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA DÖR­DÜN­CÜ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA DÖR­DÜN­CÜ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA AL­TIN­CI MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA YE­DİN­Cİ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA SE­Kİ­ZİN­Cİ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA DO­KU­ZUN­CU MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA ONUN­CU MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA ON Bİ­RİN­Cİ MEK­TUP
TA­RAN­TA - BA­BU’YA ON İKİN­Cİ MEK­TUP
Tüm Sayfalar

(Tek Kişilik Oyun — Sahneye Uyarlayan: Ali Şenol)

İTAL­YAN YA­ZAR — (Elin­de va­li­zi, ba­şın­da fötr şap­ka­sı ile sah­ne­ye gi­rer. Şap­ka­sı­nı ma­sa­ya ko­yar, çev­re­si­ne araş­tı­ran göz­ler­le ba­kar.) Ben bu kent­te ya­şı­yo­rum. Yer­yü­zü­nün dört bu­ca­ğı­na ak­la ge­len bü­tün yol­lar­la bağ­lan­mış bu kent­te, Ro­ma’da…
Ço­ğu­nuz bi­zim bu Ro­ma’yı kart­pos­tal­lar­dan ta­nır­sı­nız. Ta­rih ve coğ­raf­ya ki­tap­la­rı­na ba­sıl­mış fo­toğ­raf­la­rı­nı gö­ren­le­ri­niz de var­dır el­bet­te. Na­sıl bir yer bu Ro­ma? Gö­zü­nü­zün önü­ne ge­ti­rin: Taş­la­rın­da Se­zar­la­rın, lej­yon­la­rın ka­bart­ma­la­rı… Yol boy­la­rın­da, alan­lar­da, park­lar­da, ki­mi ya­pı­la­rın üst­le­rin­de ge­lip ge­çen­le­ri gö­zet­le­yen yaş­lı hey­kel­ler… Ke­nar­la­rı­nı fa­re­ler ye­miş ko­ca­man bir ele­ğe ben­ze­yen Co­los­se­um… Pet­rus ki­li­se­si, ki­li­se­nin önün­de­ki o ko­ca­man alan, alan­da­ki tom­bul gü­ver­cin­ler… Su­la­rı ile bir­lik­te pek çok in­sa­nın, yaş­lı dul ka­dın­la­rın, genç kız­la­rın, iş­siz­le­rin düş­le­ri­nin akıp git­ti­ği Di­lek Çeş­me­si… Bir de… bir de Pa­laz­zo Ve­ne­zia Sa­ra­yı, bu sa­ra­yın bal­ko­nu ve bu bal­kon­da ge­niş su­ra­tın­da­ki ağ­zı bir ka­rış açık, sağ eli ka­lın, yag­lı kal­ça­sın­da, sol eli ha­va­da öy­le­ce do­na­kal­mış Mus­so­li­ni…
Fa­kat bu kart­pos­tal­lar Ro­ma’sı­na ben­ze­me­yen bir Ro­ma da­ha var­dır. Onun ne bu fo­toğ­raf­la­rı­nı çe­ker­ler, ne kart­pos­tal­la­rı­nı sa­tar­lar.. Bu ikin­ci Ro­ma’nın adı, Kar­ti­eri Po­po­la­ri… Si­zin di­li­niz­le… Çün­kü ben si­zin di­li­ni­zi de öğ­ren­dim, öte­ki tüm As­ya dil­le­ri­ni, Af­ri­ka dil­le­ri­ni de öğ­ren­dim. Ne ya­pa­cak­tım bun­dan baş­ka? Ba­na ken­di ül­kem­de, ken­di di­li­mi kul­lan­dırt­mı­yor­lar ki… Kar­ti­eri Po­po­la­ri, si­zin di­li­niz­le, Halk Ma­hal­le­le­ri…
Bu­ra­da ev­ler, Ame­ri­ka’ya göç ede­me­miş bir İtal­yan iş­si­zi­nin umut­suz­lu­ğu­na ben­zer. Bu­ra­nın ka­ran­lı­ğı ter­li­dir, ya­pış­kan­dır, ko­ku­su ağır­dır. Bu ma­hal­le­ler bo­ya­lı kart­pos­tal­lar için ge­rek­li ışı­ğı gün or­ta­sın­da bi­le bu­la­maz­lar. O yüz­den de ne coğ­raf­ya ki­tap­la­rı­na gi­rer­ler, ne de gü­zel, ta­ri­hi man­za­ra­lar me­rak­lı­sı yol­cu­la­rın çan­ta­la­rı­na…
Ama bu ma­hal­le­ler­de otu­ran­lar, dev­le­tin ha­pi­sa­ne­le­ri, ver­gi da­ire­le­ri, po­lis ka­ra­kol­la­rı için  çok ge­rek­li­dir­ler. Yok­sa dev­let, ha­pi­sa­ne­le­ri, ka­ra­kol­la­rı için ge­rek­li in­sa­nı ne­re­den bul­sun? Ver­gi­yi kim­den al­sın? Eh, za­ten bu in­san­la­ra da dev­le­tin dı­şın­da her şe­yin de­ğer­siz ol­du­ğu bir gü­zel an­la­tıl­mış, bel­le­til­miş­tir.
(Elin­de­ki ka­lın ki­ta­bı gös­te­re­rek) İş­te, bu­ra­da, ba­kın. Kı­zı­nı İtal­ya’nın en zen­gin, en ra­hat de­li­kan­lı­sı Kon­te Ci­ano ile ev­len­di­ren ve ken­di­si Prens Tor­lan­ya’nın ar­ma­ğa­nı Vil­la Tor­lan­ya’da otu­ran bü­yük ide­alist Sin­yör Mus­so­li­ni, İtal­yan An­sik­lo­pe­di­si’nin “F” har­fin­de fa­şiz­min ne ol­du­ğu­nu o in­san­la­ra şöy­le an­la­tı­yor(Ki­tap­tan okur):
“Fa­şist, ra­hat ya­şa­ma hor ba­kar. Yer­yü­zün­de mut­lu­lu­ğun müm­kün ola­ca­ğı­na inan­maz.”
Ban­ka Ko­mer­çi­ale’de di­rek­tör­lük ve İtal­yan fi­nan­sı­na Se­zar­lık eden Leh­li Töp­litz’in en ya­kın dos­tu İl Du­çe Be­ni­to Mus­so­li­ni, yi­ne “F” har­fin­de, “Fa­şizm­de her şey dev­let için­dir,” di­yor, “Dev­le­tin dı­şın­da ma­ne­vi ve­ya in­sa­ni hiç­bir şey yok­tur, herşey de­ğer­siz­dir.”
Yal­nız Ro­ma’nın Halk Ma­hal­le­le­rin­de de­ğil, bü­tün İtal­yan kent­le­ri­nin Halk ma­hal­le­le­rin­de ka­rın­la­rı ka­bur­ga­la­rı­na ya­pış­mış bin­ler­ce aç oros­pu iş­te böy­le ye­tiş­ti­ri­li­yor. Ro­ma’nın o kar­tal gi­bi ağır, ko­yu Halk Ma­hal­le­si­ne, Gar­ba­tel­la’ya gel­di­ğim­de ba­na üç kat­lı evi gös­ter­di­ler. “Ora­da ki­ra­lık oda bu­la­bi­lir­sin,” de­di­ler. Be­ğen­dim bu­ra­sı­nı. Öte­ki oda­lar­da­ki kom­şu­la­rım yok­sul öğ­ren­ci­ler, fa­şiz­min yü­ce­li­ği­ni an­la­ma­mış bil­gin­ler ve ar­tist­ler, be­kar iş­çi­ler…
Az ön­ce siz bu­ra­ya gel­me­den, be­ni bu­ra­ya çı­ka­ran ka­pı­cı ka­dı­na, “Kim kal­dı ben­den ön­ce bu oda­da?  Kim­di ben­den ön­ce­ki ki­ra­cı­nız? di­ye sor­dum.
Ka­dın, ka­ba eti­ne iğ­ne ba­tı­rıl­mış gi­bi sil­kin­di, kuş­ku­lu göz­ler­le yü­zü­me bak­tı: “Si­ze söy­le­me­di­ler ga­li­ba,” de­di, “İki gün ön­ce tu­tuk­la­yıp gö­tür­dü­ler onu.”
“Kim? Ni­ye”
“Ha­be­şis­tan­lıy­dı o,” de­di ka­dın, “Ora­nın Gal­la bo­yun­dan­mış. Zen­ciy­di, put­pe­rest­ti. Bu oda­yı bir yıl ön­ce ki­ra­la­dı. İtal­ya’ya re­sim öğ­ren­mek için gel­miş.”
Şaş­kın­lı­ğım ha­la geç­me­di üze­rim­den. Sen tut, ye­ri­ni yur­du­nu, ana­nı ba­ba­nı, var­sa, ka­rı­nı ço­cuk­la­rı­nı Ha­be­şis­tan’da bı­rak, re­sim öğ­re­ne­ce­ğim di­ye bu­ra­la­ra gel… Son­ra… Ka­dın, oda­yı ki­ra­la­mak­tan vaz­ge­çe­ce­ği­mi san­dı, üzün­tüy­le:
“Ama Sin­yör,” de­di, “Bir gü­zel sü­pür­düm, sil­dim oda­nı­zı. Kar­yo­la­nın de­mir­le­ri­ni bi­le li­zol­le­dim!”
“Ta­mam, ta­mam,” de­dim, “Tu­tu­yo­rum oda­nı­zı.”
Bu kez ka­dın şa­şır­dı. Hat­ta bas­kı­na uğ­ra­yıp için­den bir adam gö­tü­rül­müş bu oda­da ya­şa­mak­tan kork­ma­dı­ğım için gö­zün­de kah­ra­man bi­le ke­sil­dim.
Dü­şü­nü­yo­rum: De­mek, bi­raz son­ra, sırt üs­tü ya­ta­ca­ğım bu kar­yo­la­da, o Gal­la­lı de­li­kan­lı bir yıl yat­mış. Onun ka­ra kı­vır­cık saç­lı ba­şı­nı koy­du­ğu şu yas­tı­ğa, ak­şam olun­ca ben, saç­la­rı sey­rel­me­ye yüz tut­muş ya­rı daz­lak ka­fa­mı ko­ya­ca­ğım. İş­te, ka­pı­cı ka­dı­nın yu­ka­rı­dan aşa­ğı li­zol­le­di­ği­ni söy­le­di­ği kor­yo­la­nın de­mir­le­rin­de onun ko­yu pem­be, yu­mu­şak avuç iç­le­ri­nin ye­ri du­ru­yor. Ta­van­da şu tah­ta­da­ki bu­da­ğa onun da göz­le­ri iliş­miş­tir. Dir­sek­le­ri­mi da­ya­dı­ğım bu ma­sa­ya, hem de ma­sa­nın tam bu­ra­sı­na, o da ka­ra aba­noz dir­sek­le­ri­ni da­ya­mış­tır. Bel­ki dün ge­ce kur­şu­na di­zi­len, bel­ki bu ge­ce kur­şu­na di­zi­le­cek olan bir ada­mın, için­de bir yıl so­luk al­dı­ğı, kı­mıl­da­dı­ğı, dü­şün­dü­ğü, şar­kı söy­le­di­ği bu oda­da ben yal­nız de­ği­lim.
Ne sev­dim onu bir­denbi­re! Oğ­lum be­nim! Sa­na sı­nır­sız say­gı du­yu­yo­rum. Yıl­lar­ca be­ra­ber dü­şün­müş, yan ya­na dö­vüş­müş, bir ağız­dan şar­kı söy­le­miş gi­bi­yim se­nin­le.
Ha­be­şis­tan, Ha­be­şis­tan! Ya­rı müs­tem­le­ke mem­le­ket! O, oğ­lum, bu ya­rı müs­tem­le­ke­nin müs­tem­le­ke­si Gal­la’dan bir zen­ci! Ben, ka­ra göm­lek giy­miş em­per­ya­liz­min ak de­ri­li yer­li kö­le­si!…
Ben ana­mın yü­zü­nü gör­me­dim. Be­ni do­ğu­rur­ken öl­müş. Bu zen­ci de­li­kan­lı­nın da yü­zü­nü bil­mi­yo­rum. O, bu ka­pı­dan ölü­me gö­tü­rül­müş. Ben de o ka­pı­dan, ay­nı ka­pı­dan içe­ri gir­dim. Şim­di çok iyi an­lı­yo­rum, o, ba­na anam ka­dar ya­kın­dır.
Bu ka­dar ya­kı­nım­da, ya­nı ba­şım­da, gö­rün­mez el­le­ri­nin ha­va­da gö­rün­mez yap­rak­lar gi­bi kı­mıl­da­dı­ğı­nı duy­du­ğum bu adam­dan göz­le gö­rü­lür, el­le tu­tu­lur bir şey­ler kal­mış­tır, mut­lak kal­mış­tır. En açık­göz bas­kın­lar­da, araş­tır­ma­lar­da bi­le, en umul­ma­dık yer­ler­de, en çok ele ge­çi­ril­mek is­te­nen bir şey ka­lır çün­kü, mut­lak ka­lır.
(Hırs­la ora­yı bu­ra­yı araş­tı­rır, çek­me­ce­le­ri ka­rış­tı­rır. Ken­di ken­di­ne söy­le­nir.) Ga­ze­te­ler, ga­ze­te­ler… Es­ki ga­ze­te ka­ğıt­la­rı… (Elin­de bir to­mar­la ma­sa­ya otu­rur. To­ma­rı açar, ka­ğıt­la­rı il­giy­le göz­den ge­çi­rir) Ha­beş di­liy­le ya­zıl­mış bun­lar… İyi ki vak­tiy­le öğ­ren­mi­şim o di­li… İtal­yan­ca’ya çe­vir­sem, ya­yım­la­ya­mam. Ya­sak ba­na ken­di di­lim. En iyi­si, Türk­çe’ye çe­vi­rip Tür­ki­ye’ye, Na­zım’a yol­la­mak. Na­zım, Na­zım!
NA­ZIM HİK­MET — Ken­di ül­ke­sin­de ken­di di­li­ni is­te­di­ği gi­bi kul­la­na­ma­dı­ğı için As­ya, Af­ri­ka dil­le­ri­ne me­rak sa­ran İtal­yan ar­ka­da­şın gön­der­di­ği pa­ket­ten, o Ha­beş­li de­li­kan­lı­nın ka­rı­sı Ta­ran­ta Ba­bu’ya yaz­dı­ğı mek­tup­lar çık­tı. Mek­tup­lar­dan ba­zı­la­rı ek­sik. Ara yer­den ka­ğıt­lar kay­bol­muş.
Ben, Ta­ran­ta-Ba­bu’ya ya­zıl­mış bu mek­tup­la­rı so­luk­suz oku­dum ve çok sev­dim. De­li­kan­lı­yı da, ka­rı­sı Ta­ran­ta-Ba­bu kı­zı da… Ço­cuk­la­rım be­nim!
Son mek­tu­bu bi­tir­di­ğim va­kit, dı­şa­rı­da gün ağa­rı­yor­du. Te­pem­de sal­la­nan elekt­rik am­pu­lü­nün yal­dız­lı ışı­ğı, ka­nı çe­kil­miş gi­bi bo­ya­sı­nı kay­bet­ti. Lam­ba­yı sön­dür­düm. Üç gün üç ge­ce yol yü­rü­mü­şüm gi­bi yor­gun­dum. Ya­ta­ğa git­tim. Elim­de Ha­beş­li de­li­kan­lı­nın ka­rı­sı Ta­ran­ta-Ba­bu’ya yaz­dı­ğı, fa­kat gön­de­re­me­di­ği, gön­der­miş ol­say­dı bi­le, gön­der­miş ol­say­dı bi­le, Ta­ran­ta-Ba­bu’nun –oku­ma yaz­ma bil­me­di­ği için– oku­ya­ma­ya­ca­ğı mek­tup­la­rı ile uyu­ya­kal­mı­şım. Yas­tı­ğım­da de­li­kan­lı­nın ka­ra kı­vır­cık saç­lı ka­fa­sı var­dı.
Ben bu mek­tup­la­rı he­men o gün­ler­de ki­tap ha­li­ne ge­tir­dim. Ki­ta­ba “İtal­ya’da Bir Ha­beş De­li­kan­lı­sı” adı­nı koy­dum. Ki­ta­bın bir par­ça­sı “Ay­da Bir” ad­lı der­gi­nin 1 Ekim 1935 ta­rih­li 2. sa­yı­sın­da ya­yım­lan­dı. Hat­ta der­gi, ya­yım­la­nan şi­irin so­nu­na “Bu ya­zı, Na­zım Hik­met’in ya­kın­da çı­ka­cak olan ‘İtal­ya’da Bir Ha­beş De­li­kan­lı­sı’ adın­da­ki ki­ta­bın­da­dır” di­ye bir açık­la­ma koy­du. Bu­nu du­yan İtal­yan Bü­yü­kel­çi­si, ki­tap da­ha ba­sı­me­vin­de iken, hü­kü­me­te baş­vur­muş. Ki­ta­bın diz­gi­si he­men dur­du­rul­du. Böy­le­ce ki­ta­bım o ad­la ya­yım­la­na­ma­dı.
Şim­di Ha­beş­li de­li­kan­lı­nın ka­rı­sı Ta­ran­ta-Ba­bu’ya mek­tup­la­rı­nı ye­ni­den ya­yım­lı­yo­rum. Bu se­fer ki­ta­bı­mın adı, “Ta­ran­ta-Ba­bu’ba Mek­tup­lar”dır. Ama bu mek­tup­la­rın mat­baa harf­le­riy­le ba­sıl­mış, bi­çi­me so­kul­muş, ki­tap­laş­tı­rıl­mış ha­li­ni ne o de­li­kan­lı, ne Ta­ran­ta-Ta­bu, ne de ken­di ül­ke­sin­de ken­di di­li­ni kul­la­na­ma­yan İtal­yan ar­ka­daş gö­re­cek. Hiç­bi­ri gö­re­me­ye­cek. Ney­se ca­nım… Hey, de­li­kan­lı! Gel de oku ba­ka­lım şu mek­tup­la­rı­nı…