Ana Sayfa Sayılar Güney 10 ‘Ax’ (‘Toprak’)

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3146010
Şu anda 89 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



‘Ax’ (‘Toprak’) PDF Yazdır e-Posta

‘Gü­ne­şe Yol­cu­luk’tan son­ra yi­ne Kürt so­ru­nu­nu te­mel alan bir film­le kar­şı kar­şı­ya­yız: ‘Ax’. Do­ğaldır ki; ulu­sal mü­ca­de­le­nin yük­sel­me­si­ne ve önem­li bir top­lum­sal ol­gu ha­li­ne gel­me­si­ne pa­ra­lel ola­rak, bu ko­nu sa­nat ala­nı­na da yan­sı­ya­cak­tı. Di­ğer sa­nat dal­la­rı­na çok­tan yan­sı­mış ol­ma­sı­na kar­şın ko­nu­nun si­ne­ma­ya gi­ri­şi ge­cik­me­li ol­du. Bun­da şüp­he­siz si­ne­ma­nın, di­ğer sa­nat dal­la­rı­na gö­re da­ha mas­raf­lı ol­ma­sı­nın pa­yı var­dır.
Kürt­le­ri, on­la­rın ya­şam tarz­la­rı­nı, acı­la­rı­nı, so­run­la­rı­nı iş­le­yen film­ler ilk de­ğil­dir. Bun­lar ‘Gü­ne­şe Yol­cu­luk’ ve ‘Ax’ film­le­rin­den çok çok ön­ce de film­ler­de iş­len­di. Yıl­maz Gü­ney’in da­ha 60’lı yıl­lar­da çe­vir­di­ği ‘Se­yit Han’, 70’li yıl­lar­da çe­vir­di­ği ‘Sü­rü’ ve 80’li yıl­lar­da çe­vir­di­ği ‘Yol’ gi­bi film­ler bu­nun en iyi ör­nek­le­ri­ni oluş­tu­ru­yor. Yıl­maz Gü­ney film­le­ri­nin dı­şın­da da bir di­zi film­de Kürt mo­tif­le­ri, te­ma­la­rı iş­len­di. An­cak son film­ler­de­ki ye­ni­lik, Kürt so­ru­nu­nu bir ulu­sal so­run ola­rak iş­le­me­le­ri­dir. ‘Gü­ne­şe Yol­cu­luk’ta bi­ri Türk, di­ğe­ri Kürt iki emek­çi gen­cin ara­sın­da ge­li­şen ar­ka­daş­lı­ğın ar­ka­sın­da Kürt ulu­sal so­ru­nu­nun de­ği­şik par­ça­la­rı­nı gö­re­bi­li­yo­ruz. Bir fut­bol ma­çı son­ra­sı Kürt­le­re kar­şı ırk­çı his­te­ri­nin bo­yut­la­rı­nı gö­rü­yo­ruz. Bir baş­ka sah­ne­de Kürt ko­nu­su­nu iş­le­yen ga­ze­te­le­rin as­ker­ler ta­ra­fın­dan böl­ge­ye so­kul­ma­dı­ğı­na ta­nık olu­yo­ruz. Yi­ne bir baş­ka yer­de tank­lar­la bir il­çe­de “kont­ro­lün na­sıl sağ­lan­dı­ğı­nı”(!) gö­rü­yo­ruz…
‘Ax’ kı­sa met­raj­lı bir film. Bu özel­li­ğiy­le çok bo­yut­lu uzun bir öy­kü­yü an­lat­ma­sı ta­bii ki bek­le­ne­mez. Yönetmenin kı­sa met­raj­lı film­de işi bi­raz da­ha zor. Çok kı­sa bir za­man diliminde, da­ha çok da sim­ge­ler­le ve yo­ğun so­yut­la­ma­lar­la bir ger­çek­li­ği çar­pı­cı bir şe­kil­de ver­me­si ge­re­ki­yor. Kâ­zım Öz ‘Ax’ fil­min­de bu zo­ru ba­şar­mış.
Fil­min ko­nu­su, Ku­zey Kür­dis­tan’da­ki dev­let bas­kı­la­rı, bu­nun bir par­ça­sı­nı oluş­tu­ran köy bas­kın­la­rı, köy bo­şalt­ma­lar, yak­ma­lar, yık­ma­lar vb… Bu­nun so­nu­cu ola­rak in­san­la­rın köy­le­ri­ni ter­ket­me­le­ri, her­şey­le­ri­ni kay­bet­me­le­ri; yıl­lar­ca bir­lik­te ya­şa­dık­la­rı in­san­lar­la bir­lik­te­lik­le­ri­nin par­ça­lan­ma­sı; ev­le­ri­ni, yüz­yıl­lar­ca üze­rin­de se­fil ama yi­ne de dost­ça, kar­deş­çe or­tak ya­şam sür­dük­le­ri top­rak­la­rı­nı, hay­van­la­rı­nı, eş­ya­la­rı­nı kay­bet­me­le­ri…
Fil­min ba­şın­da se­yir­ci ken­di­ni me­za­rın için­de bu­lu­yor, kö­yün ge­ri­ye ka­lan tek yaş­lı­sı, biz­le­ri, ya­ni son ya­kın­la­rı­nı me­za­ra gö­mü­yor, hal­siz kol­la­rıy­la üze­ri­mi­ze top­rak atı­yor. Son ya­kı­nıy­la bir­lik­te geç­mi­şi­ni de göm­en ihtiyar, ağır ağır kö­ye dön­dü­ğün­de köy ko­ru­cu­la­rıy­la kar­şı­la­şır. Bir cem­se­ye bin­miş köy ko­ru­cu­la­rı kah­ka­ha ve na­ra­lar ata­rak ih­ti­yar­la alay eder­ler. Bu­ra­da se­yir­ci bar­bar­lı­ğın iğ­renç­li­ği­ni ve nef­ret do­lu yü­zü­nü, her tür­den in­sa­ni duy­gu­dan yok­sun buz gi­bi so­ğuk çeh­re­si­ni, “ba­sit” ama ba­sit­li­ğiy­le bi­le in­sa­nı ür­per­ten ve nef­ret uyan­dı­ran “kü­çü­cük” bir olay­da gö­rür. Bu sah­ne bi­le tek ba­şı­na se­yir­ci­ye Kürt hal­kı üze­rin­de­ki bas­kı­nın, şid­de­tin ve aşa­ğı­la­ma­nın bo­yu­tu­nu ye­te­rin­ce his­set­ti­ri­yor.
İh­ti­ya­rın evi özel tim­ler ta­ra­fın­dan ba­sı­lır ve ih­ti­yar sak­la­na­rak ha­ya­tı­nı kıl­pa­yı kur­ta­rır. Bu­ra­da bar­bar­lık pos­tal­lar­la sim­ge­le­nir, bar­bar­lı­ğın yü­zü yok­tur; in­san ka­rak­te­ri, duy­gu­la­r yok­tur. O sa­de­ce şid­de­ti sim­ge­le­yen pos­tal­la­ra sa­hip­tir. Ka­me­ra­nın ya­kın­dan çek­ti­ği pos­tal­lar evi arar­lar, nef­ret do­lu kü­für­ler eder­ler, aşa­ğı­lar­lar ve teh­dit eder­ler… Bu ara­da kur­şun ses­le­ri ge­lir. Ti­min ku­man­da­nı ge­ril­la bas­kı­nı ol­du­ğu kor­ku­suy­la tir tir tit­re­ye­rek ye­re atar ken­di­ni. An­cak kur­şun­lar ken­di adam­la­rın­dan gel­miş­tir. Ya­ban­cı­la­rın gel­me­sin­den hu­zur­suz­la­na­rak hav­la­yan kö­pe­ği sus­tur­mak için as­ker­ler onu kur­şun­la­ya­rak öl­dür­müş­ler­dir. Yi­ne “ba­sit” bir olay… Ama tam da bu “ba­sit” olay­la­rın kor­kunç­lu­ğuy­la, in­san­la­rın ya­şa­dı­ğı zul­mün ne ka­dar da­ha faz­la kor­kunç ola­bi­le­ce­ği sez­di­ri­li­yor se­yir­ci­ye…
As­ker­le­rin git­me­sin­den son­ra ih­ti­yar de­rin bir üzün­tü için­de şef­kat­le sev­di­ği kö­pe­ği be­ze sa­rıp, te­ker­lek­siz el ara­ba­sıy­la sü­rük­le­ye­rek gö­tü­rür gö­mer.
İhtiyarın ne kim­se­si kal­mış­tır; ne de kö­yü bek­le­me­sinin bir an­la­mı… Evi­ni ter­ket­ti­ğin­de alış­kan­lık ola­rak bir ya­kı­nı gel­di­ğin­de ka­pı­yı açıp gi­re­bil­me­si için ka­pı anah­ta­rı­nı ka­pı­nın üze­rin­de du­var­da­ki de­li­ğe ko­yar. An­cak ge­ri­ye kim­se kal­ma­mış­tır. Kimileri öl­müş, ka­lan­lar göç­müş­tür. Dö­nüp anah­ta­rı ge­ri alır.
Film bun­dan son­ra esas ola­rak ih­ti­ya­rın anı­la­rıy­la an­da­ki ger­çek­li­ğin kar­şı­laş­tır­ma­la­rıy­la ge­çer. Yö­net­men bu­ra­da il­ginç bir ka­me­ra çe­ki­mi yön­te­miy­le anı­lar­da­ki geç­miş­le, an­da­ki ger­çek­li­ği kar­şı­laş­tı­rır; an­da­ki ger­çek­li­ğin ve­ha­me­ti­ni gös­ter­me­ye ça­lı­şır. Ka­me­ra ken­di et­ra­fın­da 360 de­re­ce dö­ne­rek kö­yün ön­ce­ki ha­li­ni gös­te­rir: Ev ön­le­rin­de otu­rup soh­bet eden insanlar, oyun oynayan ço­cuk­lar… Gü­rül­tü­lü bir can­lı­lık var­dır. An­cak ka­me­ra ay­nı yer­den bir ikin­ci kez da­ha dö­ner ve ay­nı kö­yün şim­di­ki du­ru­mu ge­lir göz­le­ri­mi­zin önü­ne: Tek bir can­lı bi­le kal­ma­mış, ya­kıl­mış, yı­kıl­mış köy ev­le­ri… İh­ti­yar bu ev­ler­den bi­ri­si­nin içi­ne gi­rer. Ka­me­ra –ve ka­me­ray­la bir­lik­te se­yir­ci– evin içi­ni bir kez do­la­nır; ce­ma­at bir çem­ber ha­lin­de otur­muş soh­bet eder, saz ça­lı­nır. Otu­ran­lar bi­rer bi­rer kal­kar ih­ti­ya­rı se­lam­lar; ona say­gı­la­rı­nı gös­te­rir­ler. Ka­me­ra, ya­ni ih­ti­yar oda­yı bir kez da­ha dön­dü­ğün­de tek­rar ka­pı­ya yö­ne­lir, an­cak bu­ra­da se­yir­ci­yi şaş­kın­lı­ğa dü­şü­re­cek bir man­za­ra be­li­rir: İh­ti­yar yi­ne ka­pı­da dur­mak­ta­dır. Bu ka­me­ra çe­ki­mi yön­te­miy­le az ön­ce gö­rü­le­nin şim­di­ki ger­çek­lik ol­ma­dı­ğı ha­tır­la­tı­lır se­yir­ci­ye. Ka­me­ra bu kez tek­rar dö­ner oda­nın için­de ve bu se­fer ev ıs­sız­dır, in­san­lar yok­tur. Saz ve di­ğer eş­ya­lar kı­rık dö­kük et­ra­fa da­ğıl­mış va­zi­yet­te­dir.
Fil­min so­nun­da kim­se­si kal­ma­yan ih­ti­yar kö­yü ter­ke­de­rek dağ­la­ra yö­ne­lir ve film bi­ter.
Film Tür­ki­ye’de Kül­tür Ba­kan­lı­ğı’nın san­sür en­ge­li­ne ta­kıl­mış ve gös­te­ri­mi­ne izin ve­ril­me­miş­tir. Bun­da şa­şı­la­cak bir­şey de yok­tur: Ege­men­ler ger­çek­le­rin kit­le­le­re an­la­tıl­ma­sın­dan ne za­man hoş­lan­mış­lar­dır ki?! Yıl­maz Gü­ney’in film­le­ri de ay­nı akı­be­te uğ­ra­ma­mış mı­dır?!
An­cak her­şe­ye rağ­men ger­çek­ler inat­çı­dır ve ulaş­ma­sı ge­re­ken ye­re ula­şa­cak­tır!
Gü­neş bal­çık­la sı­van­maz!

AHMET Z. ÇELİK