Ana Sayfa Sayılar Güney 10 Halkın Sanatçısı Halkın Savaşçısı

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3146008
Şu anda 91 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Halkın Sanatçısı Halkın Savaşçısı PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
Halkın Sanatçısı Halkın Savaşçısı
Si­ne­ma­nın ha­ma­lı…
Se­nar­yo ya­za­rı Yıl­maz Gü­ney
Oyun­cu Yıl­maz Gü­ney
Ve “Çir­kin Kral”…
Yö­net­men Yıl­maz Gü­ney
To­par­lar­sak…
Tüm Sayfalar
Yıl­maz Gü­ney’ün ölü­mü­nün üze­rin­den 15 yıl geç­ti. Fa­kat, o hal­kı­na hiz­met eden her sa­nat­çı gi­bi, bu­gün de eser­le­riy­le hal­kın için­de ya­şı­yor. Bu yıl, onun en önem­li si­ne­ma­sal ya­pıt­la­rın­dan bi­ri olan “Yol” fil­mi çe­ki­min­den 17 yıl son­ra ilk kez Tür­ki­ye se­yir­ci­siy­le bu­luş­ma im­ka­nı bul­du­ğun­da, fil­min emek­çi kit­le­ler ta­ra­fın­dan sev­gi ve coş­ku ile kar­şı­lan­ma­sı, onun bu­gün de halk yı­ğın­la­rı­nın sev­gi­li­si ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. Bur­ju­va­zi­nin, ege­men­le­rin Yıl­maz Gü­ney’i si­ya­si ki­şi­li­ğin­den so­yut­la­yıp yal­nız­ca “bü­yük Türk si­ne­ma­cı­sı” ola­rak ta­nı­tıp sa­hip­len­me ça­ba­la­rı boş. Emek­çi yı­ğın­lar ona ken­di­le­rin­den bi­ri ola­rak sa­hip çı­kı­yor­lar.
Si­ya­si kim­lik ile sa­nat­çı­lı­ğın bir­bi­rin­den so­yut­lan­ma­sı­na ke­sin­lik­le kar­şı çı­kan Yıl­maz Gü­ney’i emek­çi yı­ğın­lar için­de bü­yü­ten ol­gu, onun sa­na­tı­nın çı­kış nok­ta­sın­da biz­zat emek­çi yı­ğın­la­rın, iş­çi­le­rin, köy­lü­le­rin, emek­çi­le­rin, ezi­len­le­rin ya­şa­mı; on­la­rın ta­sa­la­rı, kay­gı­la­rı, se­vinç­le­ri, sev­gi­le­ri, umut­la­rı, umut­suz­luk­la­rı, is­yan­la­rı­nın dur­ma­sı­dır.
O, Na­zım Hik­met’in bir söz­cü­ğüy­le “bü­yük in­san­lık”ın sa­nat­çı­sı, bü­yük in­san­lı­ğın ye­ni bir dün­ya kur­ma sa­va­şı­mı­nın bir ne­fe­ri­dir. Sa­na­tı bu sa­va­şı­mın hiz­me­tin­de­dir.
•••

Yıl­maz Gü­ney sa­na­ta da­ha li­se yıl­la­rın­da ede­bi­yat­la baş­lar. Da­ha ilk öy­kü de­ne­me­le­rin­de Yıl­maz Gü­ney’in bü­tün sa­na­tın­da gö­rü­len te­mel be­lir­le­yi­ci özel­lik, ‘yok­sul­la­rın ha­ya­tı­nı’ çı­kış nok­ta­sı al­ma­sı; ken­di için­den gel­di­ği, ken­di­si­nin bir par­ça­sı ol­du­ğu hal­kın so­run­la­rı­nı iş­le­me­si­dir. O bu özel­li­ği ile da­ha ilk an­dan ege­men­le­rin dik­ka­ti­ni çe­ker. San­sür da­ha li­se­dey­ken kar­şı­sı­na çı­kar. Li­se­de­ki okul du­var ga­ze­ti­si için yaz­dı­ğı, has­ta ka­rı­sı­nı şeh­re ge­ti­ren ve pa­ra­sı ol­ma­dı­ğı için dok­to­ra ta­vuk ver­mek is­te­yen yok­sul köy­lü­yü an­la­tan öy­kü­sü ya­yın­lan­maz. Bu yıl­lar­da yaz­dı­ğı öy­kü­le­ri ede­bi­yat der­gi­le­ri­ne gön­der­me­ye baş­lar. “İlk önem­li öy­kü­le­rim” ola­rak ni­te­len­dir­di­ği “Ölüm be­ni çağ­rı­yor” ve “Ezil­me­nin so­nu yok” 1956 yı­lın­da ‘Ye­ni Ufuk­lar’ der­gi­sin­de ya­yın­la­nır. Ay­nı yıl, “Onüç” ad­lı der­gi­de ya­yın­la­nan “Üç Bi­lin­me­yen­li Eşit­siz­lik Sis­tem­le­ri” baş­lık­lı öy­kü­sün­de “ko­mü­nizm pro­po­gan­da­sı yap­tı­ğı” ge­rek­çe­siy­le yar­gı­la­nır, bir­bu­çuk yıl ha­pis, 6 ay sür­gün ce­za­sı­na çarp­tı­rı­lır. Bu dö­nem için Yıl­maz Gü­ney ken­di­si hak­kın­da “he­nüz sol­cu­lu­ğun ve sos­ya­list­li­ğin ne ol­du­ğu­nu bi­le bil­me­di­ği” tes­pi­ti­ni ya­par. O evet he­nüz bi­lim­sel an­lam­da sol­cu­lu­ğun, sos­ya­list­li­ğin ne ol­du­ğu­nu bil­me­mek­te­dir, fa­kat dü­ze­nin çar­pık­lık­la­rı­nı, yok­sul­la­rın sö­mü­rül­me­si­ni biz­zat ken­di te­nin­de ya­şa­mak­ta ve bun­la­rı öy­kü­le­rin­de di­le ge­tir­mek­te­dir. Onun hal­kın so­run­la­rı­nı di­le ge­ti­ren ve ger­çek­çi do­ku­la­rıy­la dü­ze­ni teş­hir eden öy­kü­le­ri ha­kim sı­nıf­la­rın gö­zün­de “ko­mü­nizm pro­po­gan­da­sı­dır”. O da­ha sa­na­ta ilk adım­la­rı­nı ede­bi­yat ala­nın­da at­tı­ğın­da, ger­çek­çi, halk­tan ya­na, dü­ze­ne kar­şı bir sa­nat­çı­dır. Ve bu ni­te­lik­le­ri­ni kav­ra­yan dü­zen ta­ra­fın­dan ce­za­lan­dı­rı­lır. Fa­kat bu ce­za­lan­dır­ma onu yıl­dır­maz. Yıl­maz, yıl­maz!
Yıl­maz Gü­ney, en ba­şın­dan iti­ba­ren sa­na­tı yok­sul kit­le­le­rin du­rum­la­rı­nı yan­sıt­mak ve de­ğiş­tir­mek için bir araç ola­rak kav­rar. Bu kav­ra­yış onu, ede­bi­yat ala­nın­da ilk eser­le­ri­ni ver­me­den ta­nı­şıp vu­rul­du­ğu, ge­niş kit­le­le­re ulaş­ma­nın en et­kin ara­cı ola­rak gör­dü­ğü si­ne­ma­ya doğ­ru iter. Ar­ka­daş çev­re­sin­de “Ya­zar Yıl­maz” di­ye anıl­dı­ğı bir dö­nem­de, o ön­ce­lik­le se­nar­yo ya­za­rı, son­ra oyun­cu, son­ra yö­net­men ola­rak si­ne­ma­cı Yıl­maz olur. Sü­reç­te, için­de ya­şa­dı­ğı top­lum­sal ge­liş­me­le­re ko­şut ola­rak, sis­ya­si sos­ya­list/ko­mü­nist bi­linç­len­me­si doğ­rul­tu­sun­da yap­tı­ğı film­ler­le Tür­ki­ye­’de dev­rim­ci/sos­ya­list si­ne­ma­nın en önem­li is­mi ha­li­ne ge­lir.
Yıl­maz Gü­ney’i ge­niş halk yı­ğın­la­rı, onun si­ne­ma­sı üze­rin­den ta­nır. Sa­nat­çı ola­rak Yıl­maz Gü­ney, bu ala­na ede­bi­yat­la gir­me­si­ne rağ­men, esas­ta si­ne­ma­cı­dır. Onu Tür­ki­ye’­nin en önem­li sos­ya­list/ko­mü­nist si­ne­ma­cı­sı ya­pan ge­liş­me kı­sa­ca şöy­le­dir.