Ana Sayfa Sayılar Güney 09 Güneşe Yolculuk

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145994
Şu anda 95 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Güneşe Yolculuk PDF Yazdır e-Posta

Niha­yet Yıl­maz Gü­ney Si­ne­ma­sı­na La­yık Bir Film… Gü­ne­şe Yol­cu­luk

 

Eser Ve Reji: Yeşim Ustao⁄Lu
Kamera: Jacek Petryckı
Kamera Yönetimi: Jacek Zaleskı
Reji Ve Kamera Asistanı: Ayşe Durmaz
Ses: Frederıc Helm, Chrıstıan Götz
Müzik: Vlatko Stefanovskı
Dekor: Natalı Yeres
Oyuncular: Newroz Baz, Nazmi Qirik, Mizgin Kapazan, Ara Güler
Prodüksiyon: Bahadır Atay, Ezel Akay, Behrooz Hashemıan, Phıl Van Der Lınden, Pıt Reıthmüller

 

Ge­çen sa­yı­mız­da, Gü­ne­şe Yol­cu­luk ad­lı fil­min Ber­lin Film Fes­ti­va­li’n­de “Ba­rış Ödü­lü”nü al­dı­ğı­nı du­yur­muş, fil­min fes­ti­val bro­şü­rün­de çı­kan ta­nı­tım ya­zı­sı­nı ak­tar­mış ve fil­mi gör­me­den, film gös­te­ri­me gir­di­ğin­de “onu yal­nız bı­rak­ma­ma” çağ­rı­sı yap­mış­tım.
Bu çağ­rı­yı der­gi­de ba­sıl­mış ola­rak oku­du­ğum­da, ön­ce ir­kil­dim. İlk de­fa gör­me­di­ğim bir film hak­kın­da “mut­la­ka gö­re­lim” çağ­rı­sı ya­pı­yor­dum. Fil­min ta­nı­tım ya­zı­sın­da an­la­tı­lan­lar ger­çek­ten fil­min il­ginç ol­du­ğu­nu, önem­li bir so­ru­nu iş­le­di­ği­ni gös­te­ri­yor­du. Fa­kat hiç de önem­li ol­ma­yan ko­nu­la­rı çok iyi an­la­tan film­ler ol­du­ğu gi­bi, çok iyi ko­nu­la­rın içi­ne oku­yan film­le­rin ol­du­ğu da ol­guy­du. Di­ğer yan­dan fes­ti­val­ler­de özel­lik­le “ba­rış” ödül­le­ri vb. bir çok hal­de, si­ya­si kay­gı ve yar­gı­lar­la ve­ri­li­yor­du ve fil­min ka­li­te­si hak­kın­da pek bir şey ifa­de et­mez­di. Bir de özel­lik­le ya­ban­cı fes­ti­val­ler­de, “do­ğu­dan” ge­len film­le­rin eg­zo­tik­li­ği­nin de ödül­len­dir­me­de rol oy­na­dı­ğı bi­lin­di­ğin­de, Ye­şim Us­ta­oğ­lu­’nun fil­mi­nin sı­ra­dan bir film ola­bi­le­ce­ği kay­gı­la­rı uyan­dı ben­de.
Film ni­ha­yet gös­te­ri­me gir­di­ğin­de, bir yan­dan bu kay­gı­lar­la, bir yan­dan bü­yük bir me­rak­la git­tim fil­me.
Film­den se­vinç­le, he­ye­can­la, duy­gu yü­küy­le çık­tım! Sev­dim fil­mi! Ni­ha­yet, ni­ha­yet de­dim, ni­ha­yet Yıl­maz Gü­ney si­ne­ma­sı­na la­yık bir film! Ni­ha­yet Yıl­maz Gü­ney’in izi­ni sür­dür­e­bi­le­cek, onu bel­ki de si­ne­ma ala­nın­da aşa­bi­le­cek bir yö­net­men…
Ne­den sev­dim fil­mi?
Ön­ce an­lat­tı­ğı ko­nu­dan, in­san­lar­dan sev­dim.
Ye­şim Us­ta­oğ­lu, Gü­ne­şe Yol­cu­luk’­ta emek­çi in­san­la­rı an­la­tı­yor. An­lat­tı­ğı kü­çük bir azın­lı­ğın de­ğil, “bü­yük in­san­lı­ğın” öy­kü­sü.
Fil­min baş ki­şi­le­ri Meh­met, Ber­zan ve Ar­zu. Zar zor ge­çi­nen emek­çi­ler. Tür­ki­ye’­nin bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nu oluş­tu­ran in­san­la­rın bir öy­kü­sü­nü an­la­tı­yor film.
Ve an­la­tır­ken abart­ma­dan, yap­ma­cık­lık­tan uzak, do­ğal mı do­ğal an­la­tı­yor. Meh­met, Ber­zan, Ar­zu bu ül­ke­de­ki emek­çi­le­rin ko­nuş­tu­ğu dil­den ko­nu­şu­yor, on­la­rın ha­re­ket et­ti­ği gi­bi ha­re­ket edi­yor. Ben Meh­met’in Meh­me­t’i oy­na­ma­dı­ğı­nı, Meh­met ol­du­ğu­nu dü­şün­düm. Ber­zan’ı Ber­zan, Ar­zu­’yu Ar­zu ola­rak gör­düm. Film bir­çok ye­rin­de san­ki bir kur­gu de­ğil, bir do­kü­man­ter­miş gi­bi gö­rü­nü­yor.
Fil­mi an­lat­tı­ğı öy­kü ne­de­niy­le sev­dim. Film ko­la­ya ka­çıp, Kürt-Türk so­run­sa­lı­nı at­la­ya­rak bir öy­kü an­la­ta­bi­lir­di. Yap­mı­yor. Zo­ru, özel­lik­le bu­gü­nün Tür­ki­ye şart­la­rın­da zor ola­nı se­çi­yor. Bir ta­bu ko­nu­yu ele alı­yor. Ken­din­ce sor­gu­lu­yor.
Fil­mi, an­la­tı­lan öy­kü slo­gan­cı­lı­ğa çok uy­gun ol­du­ğu hal­de; si­yah-be­yaz ka­ba­lı­ğı­na düş­me­ye çok uy­gun ol­du­ğu hal­de; bu tu­za­ğa düş­me­di­ği, çok bo­yut­lu kal­ma­yı ba­şar­dı­ğı için sev­dim.
Fil­mi, an­lat­tı­ğı ko­nu­nun ev­ren­sel­­li­ği­ni, özel için­de­ki ge­ne­li ya­ka­la­ma­yı ba­şar­dı­ğı için sev­dim.
Bu bağ­lam­da ör­ne­ğin, ki­mi ev­le­rin ka­pı­sı­na çi­zi­len bir “X” işa­re­ti var. Bu işa­ret­le ilk kez Meh­met po­li­se dü­şüp dı­şa­rı çık­tık­tan son­ra onun kal­dı­ğı be­kâr evi­nin ka­pı­sın­da ta­nı­şı­yo­ruz. Son­ra Meh­met’in gü­ne­şe-do­ğu­ya yol­cu­lu­ğun­da, ya­kıl­mış yı­kıl­mış köy ev­le­ri­nin üze­rin­de gö­rü­yo­ruz bu işa­ret­le­ri. Bu işa­ret­ler top­lum­dan dış­lan­mış­lı­ğın, mim­len­miş­li­ğin işa­ret­le­ri…
Fil­mi, ger­çe­ğin bi­re­bir res­me dö­kül­müş ola­rak sey­re­den­ler; “Fa­kat bu Tür­ki­ye’de yok ki!” di­yor­lar. Ger­çek­ten de bu­gün is­ten­me­yen­le­rin ev­le­ri­nin ka­pı­la­rı­na “X” işa­re­ti ve­ya baş­ka bir işa­ret kon­ma­sı ge­nel bir uy­gu­la­ma de­ğil! Da­ha çok da­ğa ta­şa ya­zı­lan “Ne mut­lu Tür­küm di­ye­ne!” slo­gan­la­rı ve “Ya sev, ya ter­ket!” pan­kart­la­rı vb. ile ve­ri­li­yor me­saj­lar! Ve ka­pı­lar­da ol­ma­yan “X” işa­ret­le­ri ger­çek­te ka­fa­la­rın için­de ta­şı­nı­yor. Bu yal­nız­ca Tür­ki­ye’ye öz­gü bir­şey de de­ğil! Fa­şizm, ırk­çı­lık, şo­ve­nizm “ken­din­den ol­ma­ya­na” düş­man­lık, ev­ren­sel bir ol­gu… Na­zi Al­man­ya­sın­da Ya­hu­di­ler Da­vid yıl­dı­zı­nı ta­şı­mak zo­run­day­dı. Çok de­ğil, bun­dan kırk yıl ön­ce, dün­ya­nın en de­mok­ra­tik ül­ke­si ol­mak­la övü­nen ABD’de si­yah­lar üni­ver­si­te­le­re gi­re­mi­yor­du; çok de­ğil on yıl ön­ce Gü­ney Af­ri­ka’da res­men ırk­çı­lık ik­ti­dar­day­dı. Ve bu­gün İs­ra­il iş­ga­li al­tın­da­ki top­rak­lar­da Fi­lis­tin ge­ril­la­la­rı­nın ai­le­le­ri­ne ait ev­ler yer­le­bir edi­li­yor vb. vb.
Ye­şim Us­ta­oğ­lu kü­çü­cük bir işa­ret­le, bir sem­bol­le so­ru­nu ye­rel bo­yut­la­rın­dan çı­ka­rıp ger­çek ev­ren­sel bo­yut­la­rı­na oturt­ma­yı be­ce­ri­yor ben­ce.
Fil­mi, film­de­ki tüm ka­dın tip­le­ri­nin güç­lü­lü­ğü ne­de­niy­le sev­dim. Film­de­ki ka­dın­lar –gü­ya bu za­yıf cins– güç­lü mü, güç­lü! Tür­ki­ye si­ne­ma­sı açı­sın­dan bir ye­ni­lik bu.
Film­de­ki baş ka­dın, Meh­met’in sev­gi­li­si Ar­zu, ai­le bas­kı­sı­na, pat­ro­ni­çe bas­kı­sı­na, top­lu­mun ka­dı­nı hor­la­yan ge­nel ya­pı­sı­na rağ­men, ken­di ayak­la­rı üze­rin­de du­ran, doğ­ru bil­di­ği­ni ya­pan, yap­tı­ğı­nın ar­ka­sın­da du­ran ger­çek­te ba­ğım­sız bir ka­dın. Top­lu­mun ona aşı­la­dı­ğı mülk edin­mey­le ken­di­ni kur­tar­ma duy­gu­la­rı­nı iş cid­di­ye bi­nin­ce aşa­bi­len bir tip­le­me çi­zi­yor Ar­zu.
Film­de ta­bu­tu çe­şit­li ba­ha­ne­ler­le ta­şı­ma­yı red­de­den mi­ni­büs şo­fö­rü­ne iti­raz edil­mez bir oto­ri­tey­le “müs­lü­man­lı­ğı­nı” ha­tır­la­tan er­kek yol­cu­lar de­ğil bir Kürt ka­dı­nı­dır!
Ar­zu’nun en ya­kın iş ar­ka­da­şı da­ya­nış­ma­cı bir genç ka­dın­dır, vb.
Bu ka­dar aşk ila­nın­dan son­ra bir de fil­mi be­nim na­sıl gör­dü­ğü­mü an­la­ta­yım:
Ben fil­mi en ge­nel dü­zey­de bir ar­ka­daş­lık, sev­gi, Tür­ki­ye top­lu­mu için­de bir yol/yol­cu­luk fil­mi ola­rak gör­düm.
Film “Gü­ne­şe Yol­cu­luk”; Ti­re­li, fa­kat Kürt gö­rü­nüş­lü Türk Meh­met’in, en ya­kın ar­ka­da­şı Kürt Ber­zan’ı “son yol­cu­lu­ğun­da” gü­ne­şe/do­ğu­ya ta­şı­dı­ğı bir yol fil­mi! Bu yol­cu­luk ay­nı za­man­da, Meh­met’in ken­di­ni ve Tür­ki­ye ger­çek­li­ği­ni ta­nı­ma­sı­nın, kav­ra­ma­sı­nın fil­mi.
Esa­sın­da bu yol­cu­luk –ken­di­ni ve top­lu­mu ta­nı­ma– fil­min ba­şın­da baş­lı­yor.
En baş­ta Ti­re­li Meh­met ırk­çı­lık­la ta­nı­şı­yor! Kah­ve­de sey­ret­ti­ği bir mil­li maç er­te­sin­de, el­le­rin­de Türk bay­rak­la­rı, dil­le­rin­de “En bü­yük Tür­ki­ye!” slo­gan­la­rı ile sa­ğa so­la sal­dı­ra­rak “se­vinç” gös­te­ri­le­ri ya­pan bir gü­ruh, klak­son ça­la­rak bu gös­te­ri­ye ka­tıl­ma çağ­rı­sı­na uy­ma­yan “ib­ne”nin ara­ba­sı­na yük­le­ni­yor. Cam­lar çer­çev­e­ler kı­rı­lı­yor. Bu ara­da “Kürt mü­sün ulan sen?!” ses­le­ri gi­ri­yor dev­re­ye. Ön­ce te­red­düt eden Meh­met, bu ka­dar bar­bar­lı­ğa da­ya­na­ma­yıp dö­vü­le­ne yar­dı­ma gi­di­yor. O da “Kürt­lük­ten” na­si­bi­ni alıp so­pa­yı yi­yor. Bu ara­da ken­din­den da­ha güç­lü bir genç onu ka­çı­rı­yor. Bu, da­ha son­ra en iyi ar­ka­da­şı ola­cak Kürt Ber­zan’­dır.
Ti­re­li Meh­met son­ra po­lis dev­le­tiy­le, fa­şizm­le ta­nı­şı­yor! Bir nor­mal ara­ma­da, ken­di­si­ne ait ol­ma­yan bir çan­ta­da çı­kan bir si­lah ona ma­le­di­li­yor. Kürt gö­rü­nüş­lü ol­du­ğu için, Ti­re­li ol­du­ğu­nu söy­le­di­ğin­de po­lis gır­gır ge­çi­yor onun­la. İş­ken­cey­le ta­nı­şı­yor. Ber­zan’ın, Meh­me­t’in sev­gi­li­si Ar­zu yo­luy­la onun pe­şi­ne düş­me­si so­nu­cu, ara­ya­nı ol­du­ğu için “kay­be­dil­mi­yor.” Fa­kat bu ara­da Tür­ki­ye’­nin bir ka­yıp­lar ül­ke­si ol­du­ğu­nu da ge­çer­ken öğ­re­ni­yor se­yir­ci.
Ar­dın­dan ger­çek ar­ka­daş­lık ve sev­gi ile ta­nı­şı­yor Meh­met. İş­siz ka­lı­yor, dam­ga­la­nı­yor, bir çok emek­çi ar­ka­da­şıy­la bir­lik­te kal­dı­ğı ev­den çık­mak zo­run­da ka­lı­yor. Da­ya­nış­ma­yı, ar­ka­daş­lı­ğı Ber­zan’­da bu­lu­yor. Ne Ber­zan Meh­me­t’in Ti­re­li­li­ğin­den, ne de Meh­met Ber­za­n’ın Zor­guç­lu­lu­ğun­dan ra­hat­sız­dır. Mil­li­yet ay­rı­lı­ğın­dan çok da­ha sı­kı bir bağ var­dır on­la­rı bir­leş­ti­ren: İn­san­lık, da­ya­nış­ma duy­gu­su, ar­ka­daş­lık!
Son­ra Meh­met’in “has” Türk ol­ma, top­lum ta­ra­fın­dan Türk ola­rak ka­bul edil­me, –eğer is­ter­se­niz– top­lum­la ba­rış­ma için gi­riş­ti­ği kı­sa bir de­ne­yim var­dır. Saç­la­rı­nı sa­rı­ya bo­yar sev­gi­li­si­nin ya­rı şa­ka tav­si­ye­si üze­ri­ne. Fa­kat bu gi­ri­şim ça­buk bi­ter. Ber­zan, bü­tün film bo­yun­ca ge­ri plan­da rad­yo-te­le­viz­yon ha­ber­le­rin­de sö­zü edi­len 63 gün­lük bir aç­lık gre­vi bağ­la­mın­da ölüm­ler gün­de­me gel­di­ğin­de ka­tıl­dı­ğı bir ey­lem­de öl­dü­rü­lür!
Ar­tık Meh­met için has Türk ol­ma gi­ri­şi­mi bit­miş­tir. Yo­la çık­ma za­ma­nı gel­miş­tir. Ber­za­n’ın sağ­lı­ğın­da­ki dü­şü, çok pa­ra ka­za­nıp kö­yü­ne dö­ne­rek Şir­va­nı­na ka­vuş­mak, ko­ca­man bir ev yap­mak­tır. İn­san­ca dav­ran­ma­sı, aç­lık gre­vin­de­ki in­san­lar­la da­ya­nış­ma­ya gir­me­si bu rü­ya­sı­na ka­vuş­ma­sı­nı en­gel­ler. Ber­zan doğ­ru ola­nı yap­mış­tır. Meh­met de doğ­ru ola­nı yap­ma­lı, kim­se­siz­ler me­zar­lı­ğın­da kay­bo­la­cak Ber­za­n’ı, çok sev­di­ği kö­yü­ne gö­tür­me­li­dir.
Yol­cu­luk baş­lar. Yol­cu­luk ba­tı­dan do­ğu­ya doğ­ru, gü­ne­şin doğ­du­ğu yö­ne doğ­ru bir yol­cu­luk­tur. Bu yol­cu­luk­ta Ti­re­li Meh­met, Ber­za­n’ın ül­ke­sin­de­ki in­san­la­rın ya­şa­dı­ğı şart­la­rı, kor­ku­yu, yo­ğun fa­şiz­mi ve fa­kat ay­nı za­man­da da­ya­nış­ma­yı gö­rür. Dev­le­tin yak­tı­ğı, yık­tı­ğı köy­le­ri gö­rür. Bir otel oda­sı­nın pen­ce­re­sin­den gör­dü­ğü ade­ta iş­gal edil­miş bir ül­ke­dir. Tank­lar, ka­ri­yer­ler için­de el­le­ri te­tik­te as­ker­ler sü­rek­li et­ra­fı kol­la­mak­ta­dır. Ti­re­li Meh­met yol­cu­lu­ğun bu nok­ta­sın­da, “has” Türk ol­ma gi­ri­şi­min­den büt­ü­nüy­le vaz­ge­çer. Saç­la­rı­nın bo­ya­sı­nı yı­kar.
Yol­cu­lu­ğun de­va­mın­da tren­le se­ya­hat eder­ken o ar­tık Ti­re­li de­ğil­dir. O, Ber­zan’­la öz­deş­leş­tir­miş­tir ken­di­ni. Zor­duç­lu­dur ar­tık!
Yol­cu­luk, Ber­za­n’ın su­lar al­tın­da kal­mış kö­yün­de son­la­nır. Ber­za­n’ın ta­bu­tu­nu, kö­yü içi­ne al­mış su­la­ra bı­ra­kır Meh­met.
Fil­mi gö­ren­ler­le yü­rüt­tü­ğüm tar­tış­ma­lar­da, yer yer “yal­nız­ca ola­nı an­la­tı­yor, çö­züm yok” yö­nün­de eleş­ti­ri­ler ge­ti­ren­ler ol­du. Ön­ce bu nok­ta­da, her film­de mut­la­ka bir çö­züm yo­lu gös­te­ril­me­si ta­lep et­me­nin yan­lış ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Fa­kat ay­nı za­man­da bu fil­me ge­ti­ri­len “çö­züm yok” eleş­ti­ri­si­nin hak­sız ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum Çö­züm var bu film­de. Çö­züm da­ya­nış­ma­da, her şe­ye rağ­men in­san­lı­ğı­nı ko­ru­ma­yı bil­me­de. Film, in­san iliş­ki­le­ri açı­sın­dan iyim­ser mi iyim­ser. En kö­tü şart­lar al­tın­da bi­le da­ya­nış­ma­nın, dost­lu­ğun, in­san kal­ma­nın müm­kün ol­du­ğu­nu an­la­tan bir film. Çö­züm Kürt so­ru­nu bağ­la­mın­da ön­ce­lik­le Türk­le­rin, Kürt­le­rin so­run­la­rı­nı ta­nı­ma­sın­da, kav­ra­ma­sın­da, “has” Türk­lü­ğü, ırk­çı­lı­ğı red­det­me­sin­de!
İkin­ci­si fil­min tek­ni­ği ile il­gi­li ola­rak yer yer re­sim­le­rin gü­zel­li­ği­nin fil­min ner­dey­se do­kü­man­ter ka­rak­te­ri­ni boz­du­ğu, ger­çe­ğin çok da­ha çir­kin ol­du­ğu­nu göz­ler­den giz­le­di­ği eleş­ti­ri­si var.Yer yer ger­çek­ten de re­sim­le­rin gü­zel­li­ği, ger­çe­ğin çir­kin­li­ği­ni ör­tü­yor. Ör­ne­ğin Meh­me­t’in ça­lış­tı­ğı çöp­lük ba­ya­ğı gü­zel gö­rü­nü­yor; fa­kir be­kâr oda­sı si­zin de için­de ol­mak is­te­di­ğ­iniz bir me­kan olu­yor vb. Bu­ra­da fo­toğ­ra­fın ger­çek­lik ol­ma­dı­ğı­nı, onun yal­nız­ca bir anı­nı ve tek bo­yut­lu ve­re­bi­le­ce­ği­ni bil­me­miz ge­rek. Ka­me­ra­nın, fo­toğ­raf­la­rın yer yer çok gü­zel ol­ma­sı, bu­lu­nan me­kan­la­rın ger­çek­ten il­ginç ve gü­zel ol­ma­sı, ben­ce eleş­ti­ri­le­cek bir şey de­ğil, fil­min üs­tün yan­la­rın­dan bi­ri.
Bir de fil­min yol­cu­luk bö­lü­mün­de tem­po­nun gi­de­rek düş­tü­ğü ve bi­raz uza­tıl­dı­ğı eleş­ti­ri­si var. Tem­po­nun gi­de­rek düş­me­si­ni ben yol­cu­luk­ta yo­la çı­kı­lan me­kan­la, gi­di­len me­kan ara­sın­da­ki önem­li fark­la­rı gös­ter­mek açı­sın­dan ge­rek­li, iş­lev­sel doğ­ru bu­lu­yo­rum. Kı­sal­tı­lır mı? Evet! Fa­kat bu ha­liy­le de bu film son yıl­lar­da be­nim gör­dü­ğüm en iyi film­ler­den bi­ri. Eğer film Tür­ki­ye si­ne­ma­sı­na sa­yı­la­cak­sa, Tür­ki­ye si­na­ma­sı açı­sın­dan ben­ce Yıl­maz Gü­ney’in Yol’un­dan bu ya­na en iyi film.
Ye­şim Us­ta­oğ­lu’n­dan da­ha iyi film­ler bek­le­ye­bi­li­riz di­ye dü­şü­nü­yo­rum.

Anuş Pa­zar­cı­yan