|
Sayfa 1 / 10 Miras dosyaları… Güney dergisi yayınladığı ‘kültür mirası’ dosyaları1 ile, Lenin ve Stalin döneminin sosyalist Sovyetler Birliği’nin sanat anlayışı ve sanat uygulamalarına eleştirel bir şekilde yaklaşarak, yapılan kimi hatalı uygulamalar üzerine bir tartışma başlatmanın temelini atmış oldu.
Güney dergisi, ‘hangi kültür mirasına sahip çıkıyoruz?’ sorusuna cevap ararken, çok doğru olarak çağımızın bu en önemli sosyalizm uygulamasının deneylerini temel almış, bu arada problemli gördüğü kimi noktaları eleştiriye tabi tutmuş. Araştırmalarda da belirtildiği gibi, bu araştırmalar bu alanda son sözü söyleme iddiasından ziyade, bir tartışma taslağı olma iddiasındadırlar. Tartışma açılmıştır ve bu konuda sözü olan sözünü esirgememelidir. Ben kendi payıma, araştırmalarda getirilen eleştirilerde gördüğüm yanlışlara dikkat çekmeye çalışacağım.
Tarihsel arka plan…
Herşeyden önce bilinmelidir ki, Lenin ve Stalin’in Sovyetler Birliği’ndeki sanat anlayışına ve sanat uygulamalarına eleştiri ilk defa getirilmiyor. Bu eleştiriler Sovyetler Birliği kurulduğundan beri burjuvazi tarafından, ama sadece onun tarafından değil, Marksizm-Leninizm adına konuşan bir dizi örgüt ve kişi tarafından da, sürekli getirilmiştir. Emperyalist burjuvazi, Ekim devriminin hemen ertesinden başlayarak, Bolşeviklere karşı sadece siyasi, ekonomik, askeri vs. alanlarda değil, kültür ve sanat alanında da yoğun bir haçlı seferi başlattı; Bolşevikleri, dişlerinin arasında satırlarla dolaşan, kültür düşmanı barbarlar olarak tanıtmaya çalıştı. Bunda ilk dönemler başarılı da oldu. Burjuvazinin Bolşeviklere saldırırken kültür ve sanat alanına özel bir önem vermesinin nedeni nedir? Çünkü kültür ve sanat, duygularla ilgili ince ve hassas bir alan olduğundan; insanların bu alanda etkilenmesi çok daha kolay oluyor. Ne var ki, burjuvazinin, ‘Bolşevikler iktidara gelirlerse kültürü yokedecekler’ iddiasının boş olduğu kısa zamanda görüldü. Bolşevikler kültürü yok etmek şöyle dursun, kültürü hem Çarlığa karşı, hem de daha sonra Hitlerci barbarlara ve tüm burjuvaziye karşı savundu, dahası kültürün gelişmesinin önünü daha da açtı, kendinden önce hiç görülmemiş derinlikte ve genişlikte bir kültür devrimini gerçekleştirdi. Bolşeviklerin kültürü yokedeceği propagandasının yanında, burjuvazinin başvurduğu yöntemlerden birisi de, sosyalizmi ‘farklı düşünenlere tahammülü olmayan bir diktatörlük’ olarak göstermekti. ‘Devrim kendi çocuklarını yiyor’ yaygarasını kopardı, siyasi alanda esas olarak Troçkistlere karşı mücadeleyi, kültür-sanat alanında da esas olarak formalizme karşı verilen mücadeleyi buna örnek olarak gösterdi. Bunların hepsi bilinen şeyler. Yine bilinir ki, Sovyetler Birliği’nde 1956’da Komünist Partisinin 20. Parti Kongresinde revizyonizmin hakim hale gelmesi, komünist hareketin tarihsel olarak en büyük kazanımlarının başını çeken bu partideki bu gelişme, sarsıcı sonuçları günümüze kadar hâlâ devam eden, komünist hareketin tarihinde aldığı en büyük yenilgiydi. Marksizm-Leninizme saldırı Stalin şahsında, ‘kişiye tapmaya karşı mücadele’ adı altında başlatıldı. Sovyet düzeninin kazanımlarına karşı burjuvazinin haçlı seferine en büyük destek, Sovyet toplumunun bu yeni iktidar sahibi modern-revizyonistlerden geldi. İşçi sınıfı saflarına sızmış olan burjuvazinin bu ajanları, Stalin’in ‘diktatörlüğünü’ ispatlamak için, Stalin döneminde, anti-Sovyet faaliyetlerinden dolayı ceza almış olan bir dizi suçluyu, bu arada kimi yazarları ve sanatçıları da rehabilite ettiler; sosyalist dönemde eleştirilen ve mahkum edilen bir dizi zararlı sanat anlayışının yeniden hortlatıldığı bir dönemi başlattılar. Böylece tüm dünya, burjuvazinin ezelden beri iddia edegeldiği, Sovyet düzeninin ne kadar anti-demokratik olduğunu, bizzat ‘komünistlerin kendi’ itiraflarından öğrendi. Sovyetler Birliği’nin ismen de ortadan kalktığı ve tarihe karıştığı ve hiçbir güçlü komünist hareketin olmadığı günümüzde, burjuvazi artık hiçbir önemli karşı duruşla karşılaşmaksızın sosyalizmin tüm kazanımlarına saldırabilmektedir. Kültür ve sanat alanı bu saldırıların en önemli hedef tahtalarından birini oluşturmaya devam ediyor. Emperyalist burjuvazi kendisinin ne kadar özgürlükçü, sosyalizmin ise ne kadar baskıcı olduğunu ikiyüzlüce savunabilmektedir. Sosyalist Sovyetler Birliği’nde tüm insanlığın ileriye doğru gelişmesi için önem taşıyan tüm kültürel ve sanatsal kazanımları, burjuvazinin ve oportunistlerin her türlü saldırılarına karşı daha da ısrarlı bir şekilde savunmak, hatalarına karşı ise eleştirel yaklaşıp onları aşmaya çalışmak, günümüzde her Marksist-Leninistin ivedi görevlerindendir.
|