Ana Sayfa Sayılar Güney 07 Hangi kültür mirası

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145975
Şu anda 111 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Hangi kültür mirası PDF Yazdır e-Posta

TEBLİĞ -  I
Hangi kültür mirasına sahip çıkıyoruz?

TEZLER

GÜ­NEY Der­gi­si’nin dü­zen­le­di­ği bu kon­fe­ran­sın bi­rin­ci gün­dem mad­de­sin­de üze­rin­de du­ra­ca­ğı­mız ko­nu “Han­gi kül­tür mi­ra­sı­na sa­hip çı­kı­yo­ruz?” so­ru­su­na ce­vap ara­mak­tır.
Bi­lin­di­ği gi­bi kül­tür, ge­niş an­lam­da, “ta­rih­sel ve top­lum­sal ge­liş­me sü­re­cin­de ya­ra­tı­lan bü­tün mad­di ve ma­ne­vi de­ğer­ler ile bun­la­rın üre­til­me­sin­de, ya­ra­tıl­ma­sın­da ve ge­liş­ti­ril­me­sin­de kul­la­nı­lan, in­sa­nın do­ğal ve top­lum­sal çev­re­si­ne ege­men­li­ği­ni gös­te­ren araç­la­rın tü­mü”nü ifa­de eden bir kav­ram­dır. Fa­kat kav­ra­mın bir de dar kul­la­nı­mı var­dır. Bu dar kul­la­nım­da, kül­tür de­nin­ce ak­la ge­len “bir top­lu­ma ya da halk top­lu­lu­ğu­na öz­gü dü­şün­ce ve sa­nat ya­pıt­la­rı­nın tü­mü”dür. Bi­zim bu­ra­da tar­tı­şa­ca­ğı­mız kül­tür kav­ra­mı bu ikin­ci, dar an­lam­da­ki kül­tür kav­ra­mı­dır. Sa­na­tın tüm alan­la­rı bu kül­tür kav­ra­mı­nın için­de­dir.
Kül­tür sı­nıf­la­rüs­tü de­ğil­dir. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, her top­lum­sal ol­gu ol­du­ğu gi­bi kül­tür de her za­man bu şu ve­ya bu sı­nı­fın dam­ga­sı­nı ta­şır. İçin­de bu­lu­nu­lan her an­da, top­lu­mun ge­ne­lin­de ha­kim olan kül­tür ege­men sı­nıf­la­rın kül­tü­rü­dür.
Kül­tür cep­he­si, bi­linç­le­rin, do­la­yı­sıy­la in­san­la­rın ka­za­nıl­ma­sın­da te­mel alan­lar­dan bi­ri­dir (Kül­tür-sa­nat üre­ti­ci­le­ri Sta­lin’in de­yi­miy­le; “Ru­hun mi­mar­la­rı­dır”). Kül­tür ala­nı tam da bu yüz­den sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin en çe­tin yü­rü­dü­ğü alan­lar­dan bi­ri­dir.
Pro­le­tar­ya­nın ve tüm emek­çi­le­rin, ezi­len­le­rin sa­vu­nu­cu­su ol­du­ğu id­di­asın­da olan­lar, pro­le­tar­ya­nın kül­tü­rü­nü sa­vun­mak, ge­liş­tir­mek; bur­ju­va­zi­nin ve ezi­len­le­rin kar­şı­sı­na proleter kültür ile çık­mak zo­run­da­dır­lar. Pro­le­tar­ya­nın da­va­sı­nı sa­vun­ma id­di­asın­da olan­la­rın “Han­gi kül­tür mi­ra­sı­na sa­hip çı­kı­yo­ruz?” so­ru­su­na ve­re­cek­le­ri en kes­tir­me ce­vap “Proleter kültür mirasına!” ola­cak­tır. Pe­ki ama ne­dir bu pro­le­ter kül­tür? Bu so­ru­ya ce­va­bı biz, pro­le­tar­ya­nın kur­tu­lu­şu­nun bi­li­mi olan Mark­sizm-Le­ni­nizm’in ku­ru­cu­la­rı­nın te­ori­sin­de ve şim­di­ye ka­dar­ki sos­ya­lizm de­ne­yim­le­ri­nin pra­ti­ğin­de bu­lu­yo­ruz.
Ön­ce te­ori­de so­ru­nun na­sıl ko­nul­du­ğu­na bak­mak is­ti­yo­ruz.
Bu bağ­lam­da ön­ce şu­nu be­lirt­mek ge­rek: Mark­sizm-Le­ni­nizm’in ku­ru­cu­la­rı ve us­ta­la­rı kül­tür ve sa­nat ko­nu­la­rın­da, özel ola­rak bu ko­nu­yu ele alıp in­ce­le­yen bir ya­pıt bı­rak­ma­mış­lar­dır. Fa­kat bu, on­la­rın bu ko­nu­ya hiç önem ver­me­dik­le­ri vb. an­la­mı­na gel­mi­yor. On­la­rın de­ği­şik ya­zı­la­rın­da ve on­lar üze­ri­ne ya­zı­lan çe­şit­li anı­lar­da, on­la­rın kül­tür ve sa­nat ko­nu­la­rın­da de­rin bir il­gi ve bil­gi­ye sa­hip ol­duk­la­rı­nı gör­mek müm­kün­dür. On­la­rın de­ği­şik ya­zı­la­rın­da kül­tür-sa­nat ko­nu­la­rın­da da or­ta­ya koy­du­ğu gö­rüş­ler, mark­sist sa­nat te­ori­si­nin te­mel­le­ri­ni or­ta­ya koy­muş­tur.
0Pro­le­ter kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­me da­ya­nır! Pro­le­ter kül­tür-sa­nat mad­de­den, var­lık­tan, var olan­dan yo­la çı­kar. Ma­ter­ya­list­tir. O, kül­tür ve sa­na­tı ha­ya­tın, mad­di ola­nın, var ola­nın yan­sı­ma­sı, yan­sı­tıl­ma­sı ola­rak kav­rar.
Kül­tür-sa­nat­ta ma­ter­ya­liz­min ter­si­ne, ide­alizm, mad­de­den de­ğil, mad­de­den ön­ce gel­di­ği­ni id­dia et­ti­ği “idee”den, dü­şün­ce­den, “ruh”tan yo­la çı­kar. İde­alist kül­tür-sa­nat üre­ti­ci­le­ri için, sa­nat ob­jek­tif dün­ya­da bu­lun­ma­yan gü­zel­li­ğin aran­ma­sı­dır. İde­aliz­min ter­si­ne, ma­ter­ya­list sa­nat an­la­yı­şı gü­zel­li­ği ob­jek­tif ger­çek­lik­te bu­lur, onu yan­sı­tır.
Pro­le­ter kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı, ob­jek­tif ger­çek­li­ği sa­de­ce an­da­ki du­ru­muy­la kav­ra­maz, onu ge­liş­me­si için­de, ha­re­ket ha­lin­de kav­rar, es­ki­nin için­de ye­ni­yi bu­lup çı­kar­tır, mad­de­nin de­ği­şim ve dö­nü­şü­mü­nü gö­rür, yan­sı­tır. O di­ya­lek­tik­tir. Bu­nun ter­si­ne, ide­alist kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı me­ta­fi­zik­tir. Bu an­la­yı­şa gö­re in­sa­na ön­ce­den ve­ril­miş olan ve de­ğiş­mez olan gü­zel­lik kav­ram­la­rı var­dır. Kül­tür-sa­nat, dış dün­ya­dan ba­ğım­sız ola­rak va­ro­lan bu de­ğiş­mez kav­ram­la­ra ulaş­mak­tır.
-Pro­le­ter kül­tür-sa­nat top­lum­dan do­ğar, onu de­ğiş­tir­me­nin ara­cı­dır! Kül­tür-sa­na­tı mad­di dün­ya­dan ko­pa­rıp “ruh” ala­nı­na ak­ta­ran ve onu için­de ya­şa­nı­lan top­lum­dan, top­lum­sal şart­lar­dan ko­pa­ra­rak sa­nat­çı­la­rın de­ha­sı­na bağ­la­yan ide­alizm için sa­na­tın ama­cı biz­zat ken­di­si­dir. Sa­nat ön­ce­den ve­ril­miş ve de­ğiş­mez olan gü­zel­lik kav­ra­mı­nın sa­nat­çı ta­ra­fın­dan aran­ma­sı­dır.Gü­zel­lik sa­na­tın ken­di­si­dir. Sa­nat, sa­nat için­dir! Sa­na­ta top­lum­sal bir iş­lev vb. yük­le­mek yan­lış­tır. Bu sa­nat­çı­nın öz­gür­lü­ğü­nü kı­sıt­lar vs.
Pro­le­ter kül­tür-sa­nat an­la­yı­şı mad­di dün­ya­dan yo­la çı­kar. Onun çı­kış nok­ta­sı için­de ya­şa­nı­lan top­lum­dur. O, top­lum için­dir. Pro­le­ter kül­tür-sa­nat mad­di dün­ya­yı, en baş­ta emek­çi­ler için da­ha iyi ya­şa­nır bir ha­le ge­tir­mek yö­nün­de de­ğiş­tir­me­nin bir ara­cı­dır. İyi İyi bir sa­nat­çı, mad­di dün­ya­yı de­ğiş­tir­me mü­ca­de­le­si­ne sa­na­tıy­la en iyi bi­çim­de kat­kı­da bu­lu­nan­dır. Sa­na­tın top­lum­sal bir iş­le­vi, ama­cı var­dır; ol­mak zo­run­da­dır. Pro­le­ter kül­tür-sa­na­tın ama­cı, emek­çi yı­ğın­la­rın kur­tu­luş mü­ca­de­le­si­ne kat­kı­dır. İçin­de ya­şa­nı­lan top­lum­sal şart­lar­dan ba­ğım­sız ele alı­nan, sa­nat­çı­yı top­lum dı­şın­da gö­rüp gös­ter­me­ye ça­lı­şan bir “sa­nat­çı öz­gür­lü­ğü” an­la­yı­şı boş laf­tır. Ger­çek an­lam­da öz­gür­lük, zo­run­lu­lu­ğun kav­ran­ma­sı­dır.
- Pro­le­ter kül­tür-sa­nat tez­li ve ta­raf­lı­dır fa­kat slo­gan­cı de­ğil­dir! İde­alist sa­nat an­la­yı­şı, sa­nat için sa­nat di­yen an­la­yış, sa­nat­çı­yı için­de ya­şa­dı­ğı top­lum­dan ko­pa­ran an­la­yış, ken­di­si­nin “ta­raf­sız”, “sı­nıf­la­rüs­tü” vs. ol­du­ğu id­di­asın­da­dır. Bu eğer bi­linç­li bir sah­te­kar­lık de­ğil­se, boş bir id­di­adır. İçin­de ya­şa­nı­lan top­lu­mun sı­nıf­la­ra bö­lün­müş ol­du­ğu; sö­mü­rü­cü zen­gin­ler­le, sö­mü­rü­len yok­sul emek­çi­le­rin; ezen­ler­le ezi­len­le­rin ol­du­ğu bir dün­ya­da ta­raf­sız­lık, en iyim­ser yo­rum­la va­ro­lan du­ru­mun sür­me­si­ne göz­yum­mak de­mek­tir. Ta­raf­sız ol­du­ğu­nu id­dia eden ger­çek­te ob­jek­tif ola­rak ege­men­le­rin, sü­ren dü­ze­nin ya­nın­da­dır. Bu bağ­lam­da be­lir­le­yi­ci olan sa­nat­çı­nın öz­nel ola­rak ne dü­şün­dü­ğü de­ğil, nes­nel ola­rak ne yap­tı­ğı­dır.
Pro­le­ter kül­tür-sa­nat çok açık ola­rak ta­raf­lı ol­du­ğu­nu ilan eder. O, özel ola­rak mo­dern ka­pi­ta­list dün­ya­yı de­ğiş­tir­me ta­ri­hi mis­yo­nu­na sa­hip iş­çi sı­nı­fın­dan ve bü­tün ezi­len ve sö­mü­rü­len­ler­den ya­na­dır. İş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­le­rin ka­pi­ta­list dün­ya­yı yık­ma ve sos­ya­liz­mi/ko­mü­niz­mi kur­ma mü­ca­de­le­si­nin ara­cı­dır. O an­la­ta­ca­ğı şey­le­ri olan, me­sa­jı olan, tez­li olan sa­nat­tır. Bu­nu açık­ça ilan eder! Söz­de ta­raf­sız­lı­ğın bir kan­dır­ma­ca ol­du­ğu­nu açık­lar. Pro­le­ter sa­nat, va­ro­lan ger­çek­li­ği, onu de­ğiş­tir­mek ama­cıy­la yan­sı­tan sa­nat­tır. O ger­çek­çi­dir. An­cak pro­le­ter kül­tür-sa­nat eser­le­ri­nin açık­ça ta­raf­lı ve tez­li ol­ma­sı, ger­çek­çi ol­ma­sı on­la­rın tek­dü­ze, slo­gan­cı, be­lir­li bi­çim­le­re ta­kı­lıp ka­lan “sa­nat de­ğe­ri dü­şük”, bi­çi­me, es­te­ti­ğe önem ver­me­yen vb. eser­ler ol­du­ğu an­la­mı­na gel­mez. Doğ­ru tez­ler, bin­ler­ce bi­çim­de ulaş­tı­rı­la­bi­lir kit­le­ye… İle­til­mek is­te­nen me­saj, “bi­zim me­sa­jı­mız şu­dur” den­me­den de, de­ği­şik bi­çim­ler­de ve de­ği­şik yol­lar, yön­tem­ler­le ve­ri­le­bi­lir.
Bu bağ­lam­da En­gels’in ede­bi­yat ala­nın­da ger­çek­lik­ten ne an­la­şıl­ma­sı ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da­ki şu söz­le­ri öğ­re­ti­ci­dir:
“Ben­ce ger­çek­çi­lik, ay­rın­tı­la­rın doğ­ru­lu­ğun­dan baş­ka, ti­pik ka­rak­ter­le­rin ti­pik du­rum­lar için­de doğ­ru bir bi­çim­de ye­ni­den ve­ri­li­şi de­mek­tir.” (Fri­ed­rich En­gels, Mar­ga­ret Hark­ness’e Mek­tup­tan; Marks-En­gels-Le­nin “Sa­nat ve Ede­bi­yat”, Ekim Ya­yın­la­rı, say­fa 71)
“… sos­ya­list tez­li bir ro­man, be­nim ka­nım­ca, ger­çek ko­şul­la­rın ger­çe­ğe uy­gun bir çi­zi­mi­ni ya­pa­rak on­lar üze­ri­ne ku­ru­lu, gö­re­nek ha­li­ne gel­miş ya­nıl­sa­ma­la­rı yı­kı­yor­sa, bur­ju­va dün­ya­sın­da­ki iyim­ser­li­ği sar­sı­yor­sa ve ken­di­si doğ­ru­dan bir çö­züm ge­tir­mek­si­zin, hat­ta ba­zı hal­ler­de, açık­ça yan tut­mak­sı­zın, or­ta­da va­ro­lan şe­yin son­su­za dek ge­çer­li­li­ği ko­nu­sun­da kuş­ku uyan­dı­rı­yor­sa, ken­di­ne dü­şen gör­vi tam ola­rak ya­pı­yor de­mek­tir.” (Fri­ed­rich En­gels, Min­na Ka­utsky’ye Mek­tup­tan; Marks-En­gels-Le­nin “Sa­nat ve Ede­bi­yat”, Ekim Ya­yın­la­rı, say­fa 69)
0Pro­le­ter kül­tür-sa­nat, in­san top­lu­mu­nun geç­mi­şin­de var olan kül­tür-sa­nat bi­ri­ki­mi­nin üze­rin­de yük­se­lir; geç­mi­şin kül­tü­rün­de ye­ni ve ile­ri ola­nı eleş­ti­ri­ci tarz­da üzer­le­nir, ge­liş­ti­rir, ken­di kül­tü­rü­nün par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­rir. İn­san­lı­ğın ta­ri­hi, sı­nıf­lar or­ta­ya çık­tık­tan bu ya­na sı­nıf mü­ca­de­le­le­ri­nin ta­ri­hi­dir. İn­san­lı­ğın ya­rat­tı­ğı tüm kül­tür-sa­nat eser­le­ri, bu mü­ca­de­le­ler için­de ya için­de bu­lu­nu­lan an­da ege­men olan sı­nıf­la­rın ege­men olan dü­zen­le­ri­ni ko­ru­ma­ya ya da ege­men sı­nıf­la­rı ve­ya dü­ze­ni yık­ma­ya hiz­met et­miş­tir. Ya ege­men­le­rin ya da ezi­len­le­rin duy­gu ve dü­şün­ce­le­ri­ni di­le ge­tir­miş, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de on­la­ra hiz­met et­miş­tir. Ka­pi­ta­lizm ön­ce­sin­de­ki tüm sı­nıf­lı top­lum­lar­da sı­nıf mü­ca­de­le­si, esas­ta sö­mü­rü­cü dü­ze­nin bi­çi­mi­nin de­ğiş­me­si; ege­men sö­mü­rü bi­çi­mi­nin ve ege­men sö­mü­rü­cü sı­nı­fın de­ğiş­me­si ile so­nuç­lan­mış­tır. Sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de or­du­yu oluş­tu­ran­lar, esas sa­va­şan­lar hep emek­çi yı­ğın­lar, sö­mü­rü­len­ler ol­ma­sı­na rağ­men, ka­pi­ta­list top­lu­ma ge­le­ne dek, dev­rim­ler hep bir sö­mü­rü sis­te­mi­nin ye­ri­ne bir baş­ka sö­mü­rü sis­te­mi­nin, da­ha ge­liş­miş, da­ha mo­dern bir sö­mü­rü sis­te­mi­nin ku­rul­ma­sı, ye­ni sö­mü­rü­cü sı­nıf­la­rın ege­men ol­ma­sıy­la so­nuç­lan­mış­tır. Kö­le­ci top­lum, fe­odal top­lum ta­ra­fın­dan, fe­odal top­lum da ka­pi­ta­list top­lum ta­ra­fın­dan –bir di­zi mü­ca­de­le­ler, sa­vaş­lar, dev­rim­ler so­nu­cu– çö­zül­müş­tür. Bü­tün bu dev­rim­ler­de ege­men sı­nı­fın, tüm top­lum­da ege­men olan kül­tü­rü ile, ege­men ol­ma­yan sı­nıf­la­rın kül­tü­rü ça­tış­mış­tır. Her dö­nem­de, top­lu­mu va­ro­lan­dan da­ha ile­ri­ye gö­tür­mek is­te­yen­le­rin kül­tü­rü, dev­rim mü­ca­de­le­sin­de önem­li bir rol oy­na­mış­tır. İn­san­lı­ğın bu ile­ri­ci kül­tü­rü, es­ki­ye, çö­kü­şe gi­de­ne kar­şı ye­ni­nin tem­sil­ci­si olan dev­rim­ci kül­tü­rün ürün­le­ri, pro­le­ter kül­tür ta­ra­fın­dan üzer­le­ni­lir. Fa­kat on­lar ol­du­ğu gi­bi, ide­ali­ze edi­le­rek de­ğil; eleş­ti­ri­ci bir tarz­da, on­la­rın ile­ri­ci­li­ği­ni or­ta­ya çık­tık­la­rı ta­ri­hi ça­ğa ait ol­du­ğu­nun, bir za­man­lar ile­ri­ci ola­nın, baş­ka ta­ri­hi şart­lar­da ge­ri­ci ola­bi­le­ce­ği­nin bi­lin­cin­de ola­rak üzer­le­ni­lir. Pro­le­ter kül­tür ken­di­ni geç­mi­şin ile­ri­ci, dev­rim­ci kül­tür ürün­le­ri üze­rin­de, on­lar­dan ya­rar­la­na­rak şe­kil­len­di­rir.
- Pro­le­ter kül­tür, emek­çi sı­nıf­la­rın kül­tür-sa­nat eser­le­ri­ne eleş­ti­ri­ci bir tarz­da da­ya­nır… Sı­nıf­lı top­lum­lar­da, özel­lik­le kül­tür-sa­nat ala­nın­da top­lu­mun bö­lün­me­si ol­duk­ça net gö­rü­lür. Üst ege­men sı­nıf­lar, bü­tün zen­gin­lik­ler gi­bi kül­tür ve sa­na­tı da ken­di te­kel­le­ri­ne alır ve ken­di­le­ri­ne öz­gü, bir­çok hal­de “halk yı­ğın­la­rı için an­la­şıl­maz” ve “yük­sek” olan bir kül­tür-sa­nat ge­liş­tir­me­ye baş­lar­lar. Ege­men sı­nıf­la­rın bu kül­tü­rü ya­nın­da bir de hal­kın ken­di kül­tü­rü ge­li­şir (Os­man­lı­nın sa­ray kül­tü­rü ile halk kül­tü­rü bu­na ör­nek­tir). Ege­men sı­nıf­lar bu kül­tür­den bel­li un­sur­la­rı da ken­di kül­tür­le­ri için­de erit­me­ye ça­lı­şır­lar. Fa­kat ge­nel­de sı­nıf­lı top­lum­lar­da hal­kın kül­tü­rü ile ege­men­le­rin kül­tü­rü ay­rı ay­rı kul­var­lar­da ge­li­şir. Kuş­ku­suz ege­men olan dü­şün­ce­ler ege­men sı­nıf­la­rın dü­şün­ce­le­ri ol­du­ğu için hal­kın kül­tü­rü için­de de ege­men sı­nı­fın dü­şün­ce­le­ri ege­men­dir. Fa­kat halk kül­tü­rü için­de, ege­men sı­nı­fın dü­şün­ce­le­ri­nin ha­ki­mi­ye­ti ya­nın­da, ezi­len­le­rin duy­gu ve dü­şün­ce­le­ri, is­yan is­tek­le­ri, hak­sız­lı­ğa baş­kal­dı­rı­la­rı vb. de ye­ra­lır. Pro­le­ter kül­tür-sa­nat, ön­ce­lik­le ege­men­le­rin de­ğil, halk kül­tü­rü/sa­na­tı­na da­ya­nır. Fa­kat o bu­nu ya­par­ken, “halk ne yap­tıy­sa gü­zel yap­mış­tır” dal­ka­vuk­lu­ğu­na düş­mez. Halk kül­tü­rü için­de de ile­ri­ci ve dev­rim­ci ola­nı alır ve bu­nu ge­liş­ti­rir. Halk kül­tü­rü­nün ge­ri­ci yan­la­rı­nı eleş­ti­rir, red­de­der.
- Pro­le­ter kül­tür-sa­na­t en­ter­nas­yo­na­list­tir, öz­de ve bi­çim­de dev­rim­ci­dir! Pro­le­ter kül­tür-sa­na­tın en önem­li özel­li­ği onun en­ter­nas­yo­na­list ol­ma­sı­dır.
O, de­ği­şik ulu­sal kö­ken­le­re sa­hip kül­tür emek­çi­le­ri­nin, bi­çim­de de­ği­şik ulu­sal özel­lik­ler de ta­şı­ya­bi­len eser­le­ri ile, ge­nel­de in­sa­na ait ola­nı, ev­ren­sel ola­nı ak­tar­ma­ya ça­lı­şır. “Ulu­sal kül­tür” adı­na, ay­nı ulus­tan ol­ma­yı, ay­nı sı­nıf­tan ol­ma­nın önü­ne çı­ka­rı­lan her tür­lü mil­li­yet­çi yak­la­şı­mı red­de­der. O, ay­nı şe­kil­de, halk kül­tü­rü adı­na, halk kül­tü­rü için­de­ki ge­ri­ci yan­la­rın göz­ler­den ka­çı­rıl­ma­sı­nı red­de­der, bu­na kar­şı mü­ca­de­le eder. Halk kül­tü­rü, ulu­sal kül­tür vb. şi­ar­la­rın kar­şı­sı­na “ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya­nın ev­ren­sel, de­mok­ra­tik, sos­ya­list kül­tü­rü” şi­arı­nı çı­kar­tır. Pro­le­ter kül­tür-sa­nat, öz­de­ki dev­rim­ci­li­ği­ni bi­çim­de de sür­dü­rür. O, araş­tı­rı­cı­dır, ye­ni­lik­çi­dir, sü­rek­li iler­le­me­den ya­na­dır. Çün­kü o sü­rek­li de­ği­şen, iler­le­yen ha­ya­tın için­den çı­kıp gel­mek­te­dir.