Sayın İlyas Emir; Sayın hemşehrim;
Değerli ağabey
Mevlana aklıma gelmiyor değil doğrusu; “Yalnız susayan suyu
aramaz, su da susayanı arar.”
Sizin susayanı arayıp aramadığınızı bilmiyorum ama ben
susayanlardanım; hem de öyle bir susama ki…
Bir yerlerden bulmuşum ya da öğrenmişim Güney’i. Bir aralar
elmek attığımı anımsar gibiyim; ama belleğim yanıltabilir: Bilmem ki üç ay,
bilmem altı ay bir güz önce…
Sonra Güney geldi Bafra’ya, beni buldu. Açtım üç sayıdan
sonuncusunun sayfalarını. “Hüseyin oğlu”… Allah Allah, ben de Hüseyin oğluyum…
“Hekimhan doğumlu” Allah Allah, ben de Hekimhanlıyım. “1946” Ben yirmi yıl sonra
gelmişim dünyaya. İddianame benim de adıma düzenlenebilirdi; burada da ortaklık
var…
Bir sıcaklık kapladı içimi. Hemşehrici değilim; hatta öyle
zamanlar olur ki kaçtım onlardan.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim; Cüzüngüttenim; Polatlı
mahallesi. Bilmem ki memleketle ilginiz ne derecede; oysa hiç de önemli değil
memleket muhabbetleri… Kim bilir!…
Edebiyatla uğraşıyorum; şiiri geride bıraktım; öykü zaman
zaman; asıl işim romancılık. Ama bilmem ki bunlar sizi ilgilendirir mi?
Şimdiye kadar ürünlerimi yolladığım dergilerin yüzde
doksanı ürünlerimi ciddiye almadı; yayınlamaya çalıştığım iki roman dosyamın
biri dört diğeri iki yıldır yayınevi yayınevi dolaştı durdu. Kapağını bile
açmadı yayınevlerinin editörleri. Nereden mi biliyorum? Şuradan: Dosyalarımın
okunmadığını hissedince bazı sayfalarının bazı yerlerine yapıştırıcı damlattım.
Açılırsa eğer ayrılırdı yapışkan sayfalar. Bazı yayınevleri inat mı inat:
Göndermez dosyalarımı. Israrla isterim. Kaybetmiştir bazıları. Kimlerden mi söz
ediyorum: Sel, Can, Everest, Gendaş, Doğan… Bazıları daha baştan adam yerine
koymaz beni: Çalışmalarımı incelemek, uygun görülürse yayınlanmak üzere kabul
eder misiniz, yollu yazıma yanıt bile vermezler: Çınar, Metis, İş Bank, Kült.
Yay, Yapı Kredi, Dünya… (Bunlar ilk aklıma gelenler.)
Bir de bazı yazarlar var: Efendim, taşrada olmak kurtlar
sofrasından yer kapmayı engelliyor, Halep oradaysa arşın burada, yazdıklarımı
bir görüverin, uygun görürseniz bir yayınevine önerirsiniz, elimden tutuverin
bir zamanlar sizin elinizden tutulduğu gibi… Hayır! Yüzde doksan dokuz onda
dokuzu yanıt vermedi.
Sevgili ağabeyim,
Roman çalışmalarımı yayınlamak istiyorum, evet ama bunun
nasıl yapılacağını bilmiyorum. Belki piyasada dolaşan zibidilerden bana yer
kalmıyor: (Böyle yazmamam gerektiğini biliyorum; ama kendimi tutamadığımı
söyleyip affınıza sığınıyorum.) Çalışmalarımın edebi yapısı konusunda söz
söylemek bana düşmez. Buna zaman karar verecektir.
Ne mi yazıyorum?
“Gece” adlı çalışmamda güneydoğuda bir geceyi anlatmaya
çalıştım. Hassas konular üzerinde durduğumu sanıyorum ki öğretmenlikten bile
edebilir?
“Irmak” 1980 öncesi bir kasabayı anlatıyor. Burası, Malatya
çevresindeki bir kasabadır, gençlik bunalımındaki öğrencisi, devrimci öğretmeni,
petrolcüsü, savcısı, kaymakamı, postacısı, sarhoşu ile…
Ağabey,
Basın yayın dünyasına çok uzak biriyim. Bunları yayınlamam
olası mı? Nasıl yayınlarım bunları? Para verip bir matbaada yayınlamak olası.
Matbaa, satış fişi gibi basar bunları, verir bana; ben alıp nereme, pardon, ne
yapacağım onları?… Birikmiş üç beş kuruşum vardır kıyıda köşede; ama dağıtım,
belki reklam…
Çok mu aptalca düşünüyorum?
Sevgili İlyas Emir ağabey,
(İncelediğim kadarıyla) Güney dergisinin editörü olmak
kolay değil; bana yanıt verebilir misiniz, yoksa kuyuya attığım mektuplardan
biri olarak anılarımda bir süreliğine kalacak mı bu yazdıklarım?
En içten sevgi ve saygılarımla…
Melih Yılmaz, Bafra, 14.12.2005
Öncelikle site emekçilerine buradan sonsuz sevgilerimi
sunarım. Derginin başında Babam ve Oğlum adlı film için Tamer Yiğit adlı arkadaş
tarafından yapılan değerlendirmeyi okudum. Öncelikle yetersiz bir kritik diye
düşünüyorum. Öncelikle filmde can alıcı sahneler var, evet, ama ben Deniz’in
gözünden sol dünyanın anlatılmasını güzel buldum, fakat Sadık (Fikret Kuşkan)
nezdinde anlatılan solculuğu beğendiğimi söyleyemem. Yalnız bunlar genel olarak
filmin önemini ve güzelliğini azaltmaz tabi ki de. Çağan Irmak iyi bir yönetmen,
her şeyden önce anlatmak istediğini tam olarak anlatmış. Zaten 12 Eylül
döneminin bir filmi değil bu, ya da bir devrimci ile devlerin hesaplaşması
anlatılmıyor filmde. Öncelikle cunta dönemi filme kurgu hazırlanmak suretiyle
nesne kılınmış. Çünkü filmin ilk başında Fikret Kuşkan’ın gece hamile eşini
neden hastaneye götüremediğini çoğu kimse anlamadı ve devamında bir kaç sahne
daha vardı. Mesela arkadaşı Fikret Kuşkan’a “geriye dönüp baktığında keşke şunu
yapmasaydım” dediğin oldu mu diye soruyor. Yalnız Fikret Kuşkan devrimciliği
bunun için kendisini seven kızdan ve ailesinden ayrılmış olma gerçekliği ve
eşini de dolaylı da olsa darbeden dolayı kayıp etmesine ve ek olarak işkence
tezgahından geçmiş olmasına rağmen arkadaşının sorusuna muğlak bir yanıt
veriyor. Genel olarak ben de filmi çok beğendim. Örneğin filmin sonlarına doğru
Deniz’i dedesine bırakacak olan Sadık’ın tekrar mücadeleye döneceği gibi bir
izlenim yaratılmış filmde. Fakat Fikret Kuşkan’ın işkence nedeni ile
rahatsızlığının ortaya çıkması ve bunun ölümle sonuçlanması filmi beklenmedik
bir sona bağlamış. Bu da filmin cazibeliğini arttırmış. Çünkü filmde baştan sona
ilgi diri kalabiliyor. Buna ek olarak oyuncu kadrosu itibariyle çok iyi bir
film. Çetin Tekindor ve Hümeyra filmi götürmüş. Çağan Irmak iyi bir yönetmen.
Yalnız devrimci yaşamı ve olguyu filme konu ederken, onu hangi sınıfsal
gerçeklik ile ilişkilendireceği hususunda eksiklikleri var, ya da bir bakış
açısı eksikliği var. Ama Çağan Irmak bir yönetmen ne de olsa profesyonel bir
devrimci veya siyasetçi değil. Bu gayet normal, çemberimde gül oyadan veya Çağan
Irmak’ın diğer yaptıklarından bence güzel bir film. Mutlak izlenmesini ben de
tavsiye ederim. Lakin Cannes Film Festivalinde ödül alacak kadar bir film mi,
orası tartışılır. Çünkü Cannes Film Festivalinde ödül alan Yılmaz Güney’i Yılmaz
Güney yapan yol filminin kurgusu kadar onun devrimci kişiliği ve mücadelesi ve
yine egemenlerin mutlak otoritesi ile uzlaşmaz inatçılığı ve sanatçı
kişiliğidir…
Ali Kemal
0ORTADİREK TİYATROSU
Bu mektupla Güney okurlarına tiyatromuz hakkında bilgi vermek istiyoruz.
Türkiye’de, tiyatral çalışmaların ve ortamların, özgün
projelerin hazırlandığı, yoğun olarak tiyatronun (organizasyonların) ağırlıklı
olarak yapıldığı 1990 yılında İstanbul’da kurulan Ortadirek Tiyatrosu TV’lerden
tanınan yüzler ve idari kadrosuyla Avcılar’da halkla iç içe bir mekânda yer
almaktadır.
Genel sanat yönetmenliğini Osman GENÇ’in yaptığı
tiyatromuz, bugüne kadar Türkiye’de yapılan birçok özgün projelerin imza sahibi
olmakla beraber eğitim, tanıtım, yayın, matbaacılık ve menajerlik hizmetleri,
turizm, organizasyon sanayi ve ticaret limitet şirketi olarak da hizmet
vermektedir.
VİZYONUMUZ:
Tiyatro’nun sanatsal ifadelerin sürekli sergilendiği,
sanatseverlerin sanat adına hikâyelerini yansıtan duruşu ve ileri sanat
görüşlerin birikimlerinin derlendiği bilgi deposunu halkla paylaşmak ve
aktarmaktır.
MİSYONUMUZ:
Tiyatromuzu; gelecek aktarım ve paylaşımların içinde
bulunacağı gelecek kuşaklara kalmasını sağlamak, yoğun programların varlığını ve
gücünü belli edecek güzel duyguların aktarımında en etkili kurum olarak
kalıcılığı sağlamak.
Bugüne değin “Tiyatro İzlemeyen Çocuk Kalmasın” adlı
projenin ilk sahibi olarak adından bolca söz ettiren ve binlerce organizasyon
yapan, tiyatro oyunu sergileyen kadromuz, farklı birbirinin aynı olmayan
projeleri uygulamasıyla da medyada tanınan tiyatrolar arasındadır.
Her organizasyonda farklı konu başlıklarını
hikâyeleştirmekle kalmayıp ayrıcalıklı olarak tiyatro seyircisinin de oldukça
fazla beğenisini her geçen gün kazanmaktadır. Buna mukabil olarak her işinde sık
sık sanat çağrışımları yapan sloganlarıyla büyük beğeni kazanmakta ve bünyesine
özellikle gençleri, genç oyuncuları katmaktadır. 1990’dan bugüne değin birçok
gencin sanatla buluşması, tiyatro eğitim ve öğrenimleri, sahnelenmek üzere
oynanan oyunlar ve tiyatro kursları düzenleyen ODT, çağdaş yaşamı destekleyen
her projenin desteğini kendi adına vermektedir. Bu nedenle en ücra köşelere bile
tiyatro ve organizasyon götürürken en fazla sanat yükselişinin anketlerini
yaparak geriye döner ve incelemesini tamamlar. Üniversitelerimizle iş birliğine
girerek, öğrencilerin ülkeye kazanımı olan sanat projelerini değerlendirir ve
uygulamaya çalışır.
Osman GENÇ bir TODER üyesidir. Bugüne değin birçok TV
dizileri içerisinde oynamış ve sinema filmlerinde rol almıştır. Yazdığı ve
yönettiği birçok tiyatro oyunu bulunmaktadır.
Ortadirek Tiyatrosu; tiyatro, diksiyon, pantomim
kurslarıyla çalışmasını sürdürüyor…
Daha geniş bilgi edinmek isteyenler
0212 – 509 80 09 numaralı telefondan veya
www.ortadirek.tiyatrosu.com
internet adresinden bilgi edinebilirler.
Ortadirek Tiyatrosu