sizlerden güney’e (sayı 36)

 

 

 

Sayın İlyas Emir; Sayın hemşehrim;                   

Değerli ağabey

Mevlana aklıma gelmiyor değil doğrusu; “Yalnız susayan suyu aramaz, su da susayanı arar.”

Sizin susayanı arayıp aramadığınızı bilmiyorum ama ben susayanlardanım; hem de öyle bir susama ki…

Bir yerlerden bulmuşum ya da öğrenmişim Güney’i. Bir aralar elmek attığımı anımsar gibiyim; ama belleğim yanıltabilir: Bilmem ki üç ay, bilmem altı ay bir güz önce…

Sonra Güney geldi Bafra’ya, beni buldu. Açtım üç sayıdan sonuncusunun sayfalarını. “Hüseyin oğlu”… Allah Allah, ben de Hüseyin oğluyum… “Hekimhan doğumlu” Allah Allah, ben de Hekimhanlıyım. “1946” Ben yirmi yıl sonra gelmişim dünyaya. İddianame benim de adıma düzenlenebilirdi; burada da ortaklık var…

Bir sıcaklık kapladı içimi. Hemşehrici değilim; hatta öyle zamanlar olur ki kaçtım onlardan.

Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeniyim; Cüzüngüttenim; Polatlı mahallesi. Bilmem ki memleketle ilginiz ne derecede; oysa hiç de önemli değil memleket muhabbetleri… Kim bilir!…

Edebiyatla uğraşıyorum; şiiri geride bıraktım; öykü zaman zaman; asıl işim romancılık. Ama bilmem ki bunlar sizi ilgilendirir mi?

Şimdiye kadar ürünlerimi yolladığım dergilerin yüzde doksanı ürünlerimi ciddiye almadı; yayınlamaya çalıştığım iki roman dosyamın biri dört diğeri iki yıldır yayınevi yayınevi dolaştı durdu. Kapağını bile açmadı yayınevlerinin editörleri. Nereden mi biliyorum? Şuradan: Dosyalarımın okunmadığını hissedince bazı sayfalarının bazı yerlerine yapıştırıcı damlattım. Açılırsa eğer ayrılırdı yapışkan sayfalar. Bazı yayınevleri inat mı inat: Göndermez dosyalarımı. Israrla isterim. Kaybetmiştir bazıları. Kimlerden mi söz ediyorum: Sel, Can, Everest, Gendaş, Doğan… Bazıları daha baştan adam yerine koymaz beni: Çalışmalarımı incelemek, uygun görülürse yayınlanmak üzere kabul eder misiniz, yollu yazıma yanıt bile vermezler: Çınar, Metis, İş Bank, Kült. Yay, Yapı Kredi, Dünya… (Bunlar ilk aklıma gelenler.)

Bir de bazı yazarlar var: Efendim, taşrada olmak kurtlar sofrasından yer kapmayı engelliyor, Halep oradaysa arşın burada, yazdıklarımı bir görüverin, uygun görürseniz bir yayınevine önerirsiniz, elimden tutuverin bir zamanlar sizin elinizden tutulduğu gibi… Hayır! Yüzde doksan dokuz onda dokuzu yanıt vermedi.

Sevgili ağabeyim,

Roman çalışmalarımı yayınlamak istiyorum, evet ama bunun nasıl yapılacağını bilmiyorum. Belki piyasada dolaşan zibidilerden bana yer kalmıyor: (Böyle yazmamam gerektiğini biliyorum; ama kendimi tutamadığımı söyleyip affınıza sığınıyorum.) Çalışmalarımın edebi yapısı konusunda söz söylemek bana düşmez. Buna zaman karar verecektir.

Ne mi yazıyorum?

“Gece” adlı çalışmamda güneydoğuda bir geceyi anlatmaya çalıştım. Hassas konular üzerinde durduğumu sanıyorum ki öğretmenlikten bile edebilir?

“Irmak” 1980 öncesi bir kasabayı anlatıyor. Burası, Malatya çevresindeki bir kasabadır, gençlik bunalımındaki öğrencisi, devrimci öğretmeni, petrolcüsü, savcısı, kaymakamı, postacısı, sarhoşu ile…

Ağabey,

Basın yayın dünyasına çok uzak biriyim. Bunları yayınlamam olası mı? Nasıl yayınlarım bunları? Para verip bir matbaada yayınlamak olası. Matbaa, satış fişi gibi basar bunları, verir bana; ben alıp nereme, pardon, ne yapacağım onları?… Birikmiş üç beş kuruşum vardır kıyıda köşede; ama dağıtım, belki reklam…

Çok mu aptalca düşünüyorum?

Sevgili İlyas Emir ağabey,

(İncelediğim kadarıyla) Güney dergisinin editörü olmak kolay değil; bana yanıt verebilir misiniz, yoksa kuyuya attığım mektuplardan biri olarak anılarımda bir süreliğine kalacak mı bu yazdıklarım?

En içten sevgi ve saygılarımla…

Melih Yılmaz, Bafra, 14.12.2005

 

 

Öncelikle site emekçilerine buradan sonsuz sevgilerimi sunarım. Derginin başında Babam ve Oğlum adlı film için Tamer Yiğit adlı arkadaş tarafından yapılan değerlendirmeyi okudum. Öncelikle yetersiz bir kritik diye düşünüyorum. Öncelikle filmde can alıcı sahneler var, evet, ama ben Deniz’in gözünden sol dünyanın anlatılmasını güzel buldum, fakat Sadık (Fikret Kuşkan) nezdinde anlatılan solculuğu beğendiğimi söyleyemem. Yalnız bunlar genel olarak filmin önemini ve güzelliğini azaltmaz tabi ki de. Çağan Irmak iyi bir yönetmen, her şeyden önce anlatmak istediğini tam olarak anlatmış. Zaten 12 Eylül döneminin bir filmi değil bu, ya da bir devrimci ile devlerin hesaplaşması anlatılmıyor filmde. Öncelikle cunta dönemi filme kurgu hazırlanmak suretiyle nesne kılınmış. Çünkü filmin ilk başında Fikret Kuşkan’ın gece hamile eşini neden hastaneye götüremediğini çoğu kimse anlamadı ve devamında bir kaç sahne daha vardı. Mesela arkadaşı Fikret Kuşkan’a “geriye dönüp baktığında keşke şunu yapmasaydım” dediğin oldu mu diye soruyor. Yalnız Fikret Kuşkan devrimciliği bunun için kendisini seven kızdan ve ailesinden ayrılmış olma gerçekliği ve eşini de dolaylı da olsa darbeden dolayı kayıp etmesine ve ek olarak işkence tezgahından geçmiş olmasına rağmen arkadaşının sorusuna muğlak bir yanıt veriyor. Genel olarak ben de filmi çok beğendim. Örneğin filmin sonlarına doğru Deniz’i dedesine bırakacak olan Sadık’ın tekrar mücadeleye döneceği gibi bir izlenim yaratılmış filmde. Fakat Fikret Kuşkan’ın işkence nedeni ile rahatsızlığının ortaya çıkması ve bunun ölümle sonuçlanması filmi beklenmedik bir sona bağlamış. Bu da filmin cazibeliğini arttırmış. Çünkü filmde baştan sona ilgi diri kalabiliyor. Buna ek olarak oyuncu kadrosu itibariyle çok iyi bir film. Çetin Tekindor ve Hümeyra filmi götürmüş. Çağan Irmak iyi bir yönetmen. Yalnız devrimci yaşamı ve olguyu filme konu ederken, onu hangi sınıfsal gerçeklik ile ilişkilendireceği hususunda eksiklikleri var, ya da bir bakış açısı eksikliği var. Ama Çağan Irmak bir yönetmen ne de olsa profesyonel bir devrimci veya siyasetçi değil. Bu gayet normal, çemberimde gül oyadan veya Çağan Irmak’ın diğer yaptıklarından bence güzel bir film. Mutlak izlenmesini ben de tavsiye ederim. Lakin Cannes Film Festivalinde ödül alacak kadar bir film mi, orası tartışılır. Çünkü Cannes Film Festivalinde ödül alan Yılmaz Güney’i Yılmaz Güney yapan yol filminin kurgusu kadar onun devrimci kişiliği ve mücadelesi ve yine egemenlerin mutlak otoritesi ile uzlaşmaz inatçılığı ve sanatçı kişiliğidir…

Ali Kemal

 

 

0ORTADİREK TİYATROSU                                  
Bu mektupla Güney okurlarına tiyatromuz hakkında bilgi vermek istiyoruz.

Türkiye’de, tiyatral çalışmaların ve ortamların, özgün projelerin hazırlandığı, yoğun olarak tiyatronun (organizasyonların) ağırlıklı olarak yapıldığı 1990 yılında İstanbul’da kurulan Ortadirek Tiyatrosu TV’lerden tanınan yüzler ve idari kadrosuyla Avcılar’da halkla iç içe bir mekânda yer almaktadır.

Genel sanat yönetmenliğini Osman GENÇ’in yaptığı tiyatromuz, bugüne kadar Türkiye’de yapılan birçok özgün projelerin imza sahibi olmakla beraber eğitim, tanıtım, yayın, matbaacılık ve menajerlik hizmetleri, turizm, organizasyon sanayi ve ticaret limitet şirketi olarak da hizmet vermektedir.

VİZYONUMUZ:

Tiyatro’nun sanatsal ifadelerin sürekli sergilendiği, sanatseverlerin sanat adına hikâyelerini yansıtan duruşu ve ileri sanat görüşlerin birikimlerinin derlendiği bilgi deposunu halkla paylaşmak ve aktarmaktır.

MİSYONUMUZ:

Tiyatromuzu; gelecek aktarım ve paylaşımların içinde bulunacağı gelecek kuşaklara kalmasını sağlamak, yoğun programların varlığını ve gücünü belli edecek güzel duyguların aktarımında en etkili kurum olarak kalıcılığı sağlamak.

Bugüne değin “Tiyatro İzlemeyen Çocuk Kalmasın” adlı projenin ilk sahibi olarak adından bolca söz ettiren ve binlerce organizasyon yapan, tiyatro oyunu sergileyen kadromuz, farklı birbirinin aynı olmayan projeleri uygulamasıyla da medyada tanınan tiyatrolar arasındadır.

Her organizasyonda farklı konu başlıklarını hikâyeleştirmekle kalmayıp ayrıcalıklı olarak tiyatro seyircisinin de oldukça fazla beğenisini her geçen gün kazanmaktadır. Buna mukabil olarak her işinde sık sık sanat çağrışımları yapan sloganlarıyla büyük beğeni kazanmakta ve bünyesine özellikle gençleri, genç oyuncuları katmaktadır. 1990’dan bugüne değin birçok gencin sanatla buluşması, tiyatro eğitim ve öğrenimleri, sahnelenmek üzere oynanan oyunlar ve tiyatro kursları düzenleyen ODT, çağdaş yaşamı destekleyen her projenin desteğini kendi adına vermektedir. Bu nedenle en ücra köşelere bile tiyatro ve organizasyon götürürken en fazla sanat yükselişinin anketlerini yaparak geriye döner ve incelemesini tamamlar. Üniversitelerimizle iş birliğine girerek, öğrencilerin ülkeye kazanımı olan sanat projelerini değerlendirir ve uygulamaya çalışır.

Osman GENÇ bir TODER üyesidir. Bugüne değin birçok TV dizileri içerisinde oynamış ve sinema filmlerinde rol almıştır. Yazdığı ve yönettiği birçok tiyatro oyunu bulunmaktadır.

Ortadirek Tiyatrosu; tiyatro, diksiyon, pantomim kurslarıyla çalışmasını sürdürüyor…

Daha geniş bilgi edinmek isteyenler

0212 – 509 80 09 numaralı telefondan veya

www.ortadirek.tiyatrosu.com 

internet adresinden bilgi edinebilirler.

Ortadirek Tiyatrosu