Elele

 

 

GÜNEY YILMAZ

 

 

 

şimdi bir uçurumdayız elele…

özgürlük kokan dikenlerle sarılmışız.

sokaklarda tankla gezinti özgürlüğü…

kovan saçma özgürlüğü…

öldürme özgürlüğü…

işkence özgürlüğü…

dilimizde türkümüz yok

çakıl taşlarına basa basa gidiyoruz.

şimdi bir çukura vardık elele…

 

sessiz kalabilmek erdemdir…

onlar bağıra bağıra söylesinler

adımızı

isimsiz bir taşla gömülmekte var elbet

sabırlı emekle örülen pamukla

kim bilir daha bir kurşun bile atmadan

ilk ölen olabilirsin

ses eklemek erdemdir bir sese…

 

ne diyeyim sana… söyle kardeşim

aynalara baktın

bakmadın ardına takılan susuşa.

sen hiç yürürken parke taşları saydın mı…

düşündün mü parmak izlerini

ya kumu, betonu…

sen hiç türkü söyledin mi…

bağırarak, sesin kısılana kadar.

ne demeyeyim sana… kendinden, söyle

 

nice günler kaldı geride…

ölümler, toprak, sağanak yağmur

dışımız içimiz geride

dışımızda içimizin biçimsiz gölgesi

hani yalan ya…

çevirsem diyorum tersine

gölge döner mi gerçeğe…

nice günler şimdi ileride.

 

ses mi olsa her şey ne…

masam çorabım duvar rengim

ulaşır o zaman sana… belki

ölmezsin artık.

 

çevirsem diyorum tersine

ölümüz kaç hayat eder…

 

elden ele, el-ele.

g-yilmaz@guneydergisi.com  · 20.12.2004