"Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz... ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boğun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."

• Anasayfa • Dergi Arşivi • Konular • Linkler • Abonelik • Sitede Ara •   Ziyaretçi Defteri

 

 

Düşüncemi özgürce ifade etmek istiyorum!

 

ÖKKEŞ DERE

 

Birileriniz şöyle, birileriniz böyle düşünebilir ve benim görüşümü doğru ya da saçma bulabilirsiniz. Ben ama, sizin değerlendirmelerinizden önce, hatta değerlendirme yapabilmeniz için de, kendi düşüncelerimi, görüşümü özgürce ifade etmek istiyorum. Bu benim insan olarak en doğal ve temel demokratik haklarımdan biridir.

Görüşlerimi ya da düşüncelerimi ifade etmemin de değişik yol ve yöntemleri, araçları var. Konuştuğumda tabii ki sözlü ifade ile görüşlerimi dile getirme durumunda olacağım. Yazılı ifade ise, yazı, makale ya da kitap vb. biçimlerde mümkündür.

Bu ise, basın-yayının da düşüncesini ifade etme özgürlüğünün bir aracı, parçası olduğunun bir işaretidir. Eğer basın-yayın özgür değilse, o zaman sizin de basın-yayın üzerinde düşüncenizi ifade etme özgürlüğünüz yok, ya da kısıtlı demektir.

Sorun şimdi, Abdülhamit zamanındaki sansür gibi önceden belirlenmiş kimi kavramları kullanamamak gibi değil. Zaten yazı, makale, ya da kitap yazdığınızda, bunlar basılmadan önce, kimse tarafından sansür edilme durumunda da değil. Yani ilk adım olarak basın-yayında düşüncenizi istediğiniz gibi ifade edebilirsiniz. Ama sorun da bundan sonra başlamakta ve mülki amirlerin tavırları, sözkonusu ülkede basın-yayın ve düşünce özgürlüğünün sınırları ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de “düşünce özgürlüğü” diye de ifade edilen, ama gerçekte düşünceyi ifade etme, açıklama özgürlüğü hemen hemen hiçbir dönem yaşanmamıştır. Düzeni savunanların, devlet erkini ellerinde tutanların methiyecileri, yağcıları, emireri kalemşorlar vd. tabii ki görüşlerini özgürce yaygınlaştırmışlardır. Sorunun özü, devletin resmi ideolojisine muhalif düşüncelerin özgürce ifade edilip edilmemesi meselesidir. Bu mesele şimdi de karşı karşıya olduğumuz meselelerden biridir.

Bilindiği gibi son yıllarda Türkiye’de üçyüz civarında yasal değişiklik gerçekleştirildi. Tüm bunlar Türkiye’nin AB’ye üyelik için müzakere tarihi almasının önkoşulu olarak ortaya konan “Kopenhag Kriterleri”ne uyma adına yapıldı, uymaktan çok uyduruldu…

Kimi somut değişiklikler gerçekten eski yasaya göre ilerleme, düzeltme ya da iyileştirme anlamına gelse de, kimi değişikler de eski yasanın, daha doğrusu sözkonusu maddenin özünün korunarak farklı ifade edilmesi, kimi de iyileştirme adına kötüleştirme anlamına geliyordu.

Yoğun tartışmalara sebep olan değişikliklerden biri de “Türk Ceza Kanunu” (TCK) oldu. Yeni TCK’nın birçok maddesine karşı yükselen itirazlar, kimi değişikliklerin yapılmasını beraberinde getirdi ve gecikmeli de olsa yeni yasa 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. Yeni TCK ile düşünce özgürlüğünü engelleyen yasaların kaldırılmadığının pratikte ortaya çıkması için uzun süre beklemek zorunda değildik… Resmi devlet ideolojisine ters düşen düşüncelerin ifade edilmesi, gerek düşünceyi ifade edenlere karşı, gerekse de basılı yayında, gazete, kitap vb.de bu düşünceleri yaygınlaştırmaya hizmet edenlere karşı gündeme getirilen yaptırımlar; kimi konularda yeni yasanın eskisinden iyi olmadığını ortaya koydu.

Son aylarda öne çıkan yasa maddesi, 301. madde oldu. Sözkonusu madde esas olarak “Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM’ni alenen aşağılama” “hakaretten korumaya(!)” yönelik… gibi görünüyor. Fakat neyin hakaret, alenen aşağılama sınıfına girdiğinin sınırı yukarıya doğru açık duruyor ve her savcı, ya da hakim, yargıç istediği gibi bu maddeyi yorumlayabiliyor. Özellikle de devlet gücü olarak ordunun, sözkonusu bu yasa maddesini sıkı takibe aldığı da yaşananlar tarafından ispatlıdır.

Açık ırkçı, kafatasçı kesimin de müdahalesiyle mahkemelere, savcılıklara “gizli” ihbarların akışı bir sel gibi… Tabii ki soruşturmalar ve davalar ihbarların sayısı kadar olmasa da, egemenler arasındaki iktidar dalaşına uygun olarak da belirlenmektedir.

Göze batan 301. madde olsa da kuşkusuz ki düşünce özgürlüğü önündeki engel olarak birçok madde birbirini tamamlamaktadır. Gerek yeni TCK’nın kimi maddeleri olsun, gerekse de basın kanununun kimi maddeleri olsun yasakçı zihniyetin korumacısı olarak varlığını başka biçimlerde de olsa koruyor.

Sonuçta devleti temsil eden kurum ve kuruluşların, şahsiyetlerin eleştirilmesinin önü değişik bariyerlerle kapatılmaya çalışılıyor. Eleştiriler “suç” olarak ele alınıp keyfi olarak “aşağılama”, “küçük düşürme” veya “hakaret” kapsamında işleme sokuluyor.

Bu yapılırken de öne çıkarılan esas konular devletin resmi ideolojisine ters düşen konular oluyor.

Örneğin son dönemde onlarca yazar, yayımcı, gazeteci vd. hakkında hemen hemen aynı şema ile davalar açıldı, mahkemelere verildi, cezalar yağdırıldı… Mahkemesi devam edenlere ise ceza verilip verilmeyeceğini belirleyecek olan esas şey, sözkonusu kişilerin uluslararası düzeyde tanınıp tanınmadığı, ne kadar başka ülkelerin dikkatini çekip çekmediği vb. ölçüler oluyor.

Türkiye’de egemen güçler arasında yürüyen iktidar dalaşı, “derin devlet” güçlerinin hedef tahtasına devrimciler, komünistler, Kürtler, Ermeniler vd.nin yanısıra kimi liberal burjuva siyaset savunucusu gazeteci, yazarları da koymasına yol açmaktadır. Örneğin Hasan Cemal, İsmet Berkan, Haluk Şahin, Erol Katırcıoğlu ve Murat Belge gibi Milliyet ve Radikal gazetesi yazarları hakkında 6 aydan 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılıyor. Hem de sözkonusu gazetecilerin söyledikleri savcı tarafından çarpıtılarak…

Gerekçe nedir? Eylül ayı sonlarına doğru yapılan “Ermeni Konferansı”nı erteleyen mahkeme kararı hakkında eleştiri yapmak… “Suçları” ise “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “devletin yargı organlarını aşağılama” oluyor. Bunların “adil” yargılamayı etkilemeye nasıl “teşebbüs” ettikleri, ya da devletin yargı organlarını nasıl “aşağıladıkları” tabii ki MHP’li avukat (siz yargıç diye okuyun) Kemal Kerinçsiz ve Bağcılar Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır tarafından belirleniyor…

İlk duruşma 7 Şubat 2006 tarihinde yapılacak Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

 

RAGIP ZARAKOLU DAVASI SÜRÜYOR…

Ragıp Zarakolu’nun özellikle Belge Yayınları’nda yayınladığı kitaplar nedeniyle sık sık yargılandığı biliniyor. Yargılanmasına neden olarak gösterilen kitapların içeriği de esas olarak Ermeni, Rum ya da başka azınlıkların sorunlarını dile getiren içerik; yani ulusal soruna dokunan içerikteki kitaplar olduğu da biliniyor.

Bu seferki yargılanmanın nedeni de yine Ermeni ve Rum’ların tarihiyle ilgili yayınlanan iki kitap. “Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları–Garabat Haçeryan’ın İzmir Güncesi” adlı kitapla, George Jerjian’ın yazdığı “Gerçek Bizi Özgür Kılacak” adlı kitaplar.

Sözkonusu kitapları yayımladığı gerekçesiyle, Belge Yayınları Sahibi olma konumuyla Zarakolu hakkında açılan davada, her iki kitap için ayrı ayrı 6 aydan 3 yıla kadar ceza talep edilmektedir.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde süren davada, Zarakolu’nun hazırlanmış raporu reddedip yeni bir “bilirkişi raporu” hazırlanması talebinin kabul edilmesi sonucu duruşma ertelendi. Duruşma ertelendi ama sorun sürüyor.

Zarakolu esas olarak TCK’nin 301. maddesine dayanılarak “Türklüğü ve devletin askeri kuvvetlerine hakaret etmek” suçuyla yargılanmaktadır. Adliye önünde yaptığı açıklamada Zarakolu’nun dediği gibi, Türkiye’de gerçeklerin panellerde tartışılması gerekirken mahkemelerde dava konusu olmaktadır.

Uluslararası Af Örgütü ve Uluslararası Yazarlar Birliği/PEN üyeleri kimi insan hakları savunucuları, yazarlar ve sosyologlar da Zarakolu’nun davasında onu desteklemek için gelmişlerdi.

Biz de Zarakolu’na burada desteğimizi bir kez daha ilan ediyor ve düşünce özgürlüğü, basın-yayın özgürlüğü önündeki engellere karşı mücadelede onun yanında olduğumuzu açıklıyoruz.

Belge Yayınları’nın yayınladığı kitapları da merakla, sevinçle, hüzün ve kinle… kısacası tüm insani duyguların karışımıyla okuyor ve tarihin karanlık sayfalarını hep daha fazla ve hep daha net görüyor, gerçekleri bilincimize kazıyoruz.

Başta gündemi meşgul eden 301. madde olmak üzere düşünce özgürlüğü önünde engel olan tüm sözkonusu yasaların değiştirilmesi için mücadele, kültür, sanat, edebiyat alanında özgürlüğü elde etme mücadelesinin bir parçasıdır. Bu bilinçle düşünce özgürlüğü için mücadeleye sarılalım.

22 Aralık 2005

 


mail@guneydergisi.com

GÜNEY Üç Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi
K Ü N Y E, Abone ve İlan Koşulları

Bu sayfa en son 15.07.2006 tarihinde güncellendi.

Güney dergisinde ve sitesinde yayınlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

@