Bilindiği üzere bu sayfalarımızda sizlerden gelen
mektuplara yer veriyoruz. Ancak bu sayımızdan itibaren gönderdiğiniz mektuplar
yanında elektronik posta adresimize gönderilen kimi yazı ve mesajlarınıza da yer
veriyoruz. Elektronik posta adresimizi bir kez daha aktarıyor, mesajlarınızı,
mektuplarınızı bekliyoruz:
mail@guneydergisi.com
Merhaba!
Dostluğun sesi, umudun sesine karışıp yürekleri ısıtırken,
siz değerli dostların duyarlı ve hassas yaklaşımlarından duygulanmamak mümkün
mü? İçerdekine uzanan bir elin, büyük bir değeri varken, dostların elleri
bilinçte yer etmekten gecikmez. İçerinin duygu yoğunluğunu, hüzün, umut, acı ve
sevdalarını sayfalara taşımanın ne kadar içten ve güzel bir yaklaşım olduğunu
kelimelere dökmeye gerek var mı?
Dışarının içeridekilere dost olan güzel insanları,
buralarda yaşayanların seslerine kulak verip “unutulmadınız” mesajını vermeleri,
son derece incelikli ve değerli bir yaklaşım olarak kendini gösteriyor. İçeride
olana dışarıda dost olanların azlığı dikkate alındığında, her bir dostluk daha
bir anlamlı hale geliyor.
Her sayfa aynı zamanda yürekte açılan bir alanı ifade
ediyor. Yayıncılık hayatında, çığlıkları yüreğinde duyumsayıp bunu güzel
insanlara ulaştırmak, yazan ve okuyan güzel insanları buluşturmak gibi bir köprü
işlevi görüyor. Ve bu köprü düşünce özgürlüğü ve dost olma duyarlılığını
göstermekle, “unutturulmak” istenenlerin unutulmamasına çalışıyor. İçeri ve
dışarının en güzel paylaşımlarından biri de bu olsa gerek.
Gerek yayınlama duyarlılığınız, gerekse de dergileri
göndermenizden dolayı teşekkür ediyor, Güney’in çoğalarak büyüyen kültür ve
sanat platformu olduğu ve olacağına olan inancımı siz değerli dostlarla
paylaşmak istiyorum. Aslında daha erken yazmam gerekirdi. Geciktiğimin
farkındayım. Umudun sesi, Denklem ve Rüya adlı üç deneme gönderiyorum. Artık
beğendiğinizi yayınlayacağınızı umuyorum. Tabi gerekli kısaltmaları da
yapabilirsiniz. Ayrıca Kemal Demir arkadaş 4 şiir gönderiyor. Çalışmalarınızda
başarılar diliyorum. Selam ve sevgilerimle.
Serdar Koç, E-Tipi Cezaevi C5, Elbistan/K.
Maraş
Selamlar…
Ben sizin sitenizi canımdan çok sevdim, nerdeyse her gün
girip çıkıyorum. İsmim Elvan ve ben Amerika’da doğup büyüdüm ama Türkiye ile
ilişkimi hiç kayıp etmedim. İlk kez Amerika’da Yılmaz Güney’i tanıdım. Yol
filmini tesadüfen aldım ve çok ilgimi çekti. İzledikten sonra Yılmaz Güney
hakkındaki herşeyi öğrenmek istedim. Ben tiyatro üzerine masters yapacağım ve
şimdi politika masterimi bitiriyorum. Çok isterdim sizinle “Dünya Şiir Günü”nü
paylaşmayı… Her neyse, bir tane şiirimi ekledim ve çok sevinirim siz
okuyabilirseniz Türkiye’de. Şiir ve şarkı sözleri yazıyorum ve bir televizyon
programında hosteslik yapıyorum. Sizin sitenize daima başarılar. Yılmaz Güney’in
kalbi her zaman atıyor ve sizinle gurur duyorum! Sevgi ve saygıyla,
Elvan
Benim pek bu konularda bilgim yok, bu devrim konusunda, yok
efendim "Kürtlük Koruma Derneği" gibiymiş gibi anlatılıyor, ama bir de şu var
ki, bu devrim olayı yıllardır sürüyor, hâlâ bir devrim geçirilmiş olmadı,
filmler, kitaplar, gösteriler, türküler... Lütfen bunu bana biri açıklasın,
nedir bu devrimcilik, neden başarı sağlanmadı yıllardır, kim başlattı bunu?…
Şule
Selam Şule arkadaş...
Yazdıklarını okuyunca birşeyler yazmak istedim, belki
sorularına bir yanıt olur...
Şimdi Şule arkadaş... Bir çizgi düşün, bu çizginin bir
tarafında fakirler var, birşeyler üretip ama aç yatanlar... çoluğu çocuğu
perişan olanlar... herhangi bir geleceği olmayanlar... emeğini satmaktan başka
çaresi olmayanlar, gelinen noktada onu bile satamayanlar... emeklerini
satamadıkları için aç kalanlar... kısaca milyonlarla ifade edilen yoksul
çoğunluk var çizginin bar yanında... çizginin diğer yanında zenginler var.
emekçilerin yarattıkları değerlerle zenginliklerine zenginlik katanlar... sayıca
az olan ama toplumun zenginliğinden en büyük payı alanlar var... şimdi bu iki
kesim arasında yürüyen bir mücadele var ve bu mücadelede yoksullar aç kalmamak
için çalışıyorlar, yoksulluklarının nedeni olan sistemi, devleti ortadan
kaldırmak için uğraşıyorlar. Zenginler ise daha fazla zengin olmak için buna
izin vermeme durumundalar. Eğer yoksullar zenginlerin bu çarkını kırar hakça bir
düzen kurarlarsa, sömürücü zenginler sınıfını, onların devletini, onların
sistemini ortadan kaldırılırsa ve kendi düzenlerini kurarlarsa, emekçinin
devletini kurarlarsa bunun adı devrim oluyor. Kolay bir iş değil bu devrim
denilen şey, iktidar meselesi zor bir mesele. İktidarı elinde bulunduranlar
kolay kolay terk etmezler. Bunun için iktidardakileri, zenginleri, onların
çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısı devleti ve yine onların çıkarlarını
koruyan siyasetçileri, ortadan kaldırmak gerek. Bunun ne denli zor bir iş
olduğunu tahmin edersin artık...
Senin görevin ayrım çizgisinin hangi tarafındakilerin haklı
olduğuna karar vermek... Bizler, yoksul yığınlardan yana tavır takınıyor,
onların mücadelesinin başarısı için çalışıyoruz. Dileğimiz senin de ondan yana
tavır takınman, onların mücadelesine destek vermendir...
Yok eğer çizginin diğer tarafında yer alırsan, ki bunu
istemeyiz, milyonlarca yoksula karşı suçlu duruma düşersin. Akşamları aç yatan
çocuğun, işsizin, çoluğuna çocuğuna bir sıcak çorba kaynatamayan ananın/babanın,
geleceksiz yoksul gençliğin... vb. vb. "günahını" sen de omuzlamak istemezsin
herhalde... İyi düşün, söylenenleri anlamaya çalış... topluma bir bak, oku,
incele... ve taraf ol!!!
Ha unutmadan, devrimciliği kimin başlattığı, niye başarılı
olamadığı konularında da bilgi sahibi olmak istiyorsan, ama gerçekten bilgi
sahibi olmak istiyorsan, sırf bu sayfalara bir şeyler yazmak için yazmamışsan
eğer, sana önerebileceğim tek şey okuman incelemendir... Ve bunu şu anda bu
satırları okuduğun internet üzerinden bile yapabilir, birçok bilgiye
ulaşabilirsin. Yeter ki iste... Samimiyetle iste... Gerisi gelir... Hoşça kal...
Koray
Bir oyuncu adayı olarak şunları söylemek isterim ki; seçmiş
olduğum mesleğim de yılgınlıklarla savaşacak gücü her zaman örnek aldığım Yılmaz
Güney’den ve onun onurlu insan duruşundan aldım. Yılmaz Güney’lerin bu
topraklardan çıkmış olması inanın bu uyuşturulmaya çalışılan beyinlerimize ışık
oluyor. İyi ki vardın… Sana öykünmek gurur verici.
Bülent Emrah Parlak
Türkiye’deki Kürt sorununa çözüm gerek… Daha nice Yılmaz
Güney’lerin, Ahmet Kaya’ların yok olmaması için mücadele etmek gerekiyor.
Cüneyt (Lakap Simko)
Kayıtsız kalmayalım!…
Bunca uğraşları boşu boşuna harcamayalım. Köle gibi
yaşamaya, ezilmeye susmayalım; olup bitene sessiz kalmayalım! Bu günler bi daha
gelmez özgürce yaşamak için hep beraber sizleri devrimciliğimin olanca ateşiyle
kucaklıyorum
Mehmet Nuri Erdil
Bu sayınızda diğer sayılardan farklı bir açılım
sergilemişsiniz. Okuyucularınıza daha fazla sayfa ayırmanız büyük yenilik. Her
zaman insanlara seslenmek yerine birazda insanlara ses çıkarmayı öğretmek güzel.
Bundan sonraki çalışmalarınızda size başarılar diliyorum. Bütün çalışanlara
selam, hep beraber yola devam.
Süleyman
Dağların doruğundan zindanlara…
Dörtlerin ateşiyle aydınlanan halkıma... Evrene, dünyaya...
Bu yolun takipçisi olan herkese... Güney dergisine…
Merhaba diyorum...
Yaşamak ne kadar güzel; soluk alıp vermek… göz
alabildiğince koşmak deli rüzgârlarda... Yedi renginde göğün gülmek… Ben İnönü
Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği 3. sınıf öğrencisiyim. Güney dergisini her zaman
takip ediyorum… Marksist felsefenin soluk aldığı bu dergiyi çok beğeniyorum.
Yılmaz Güney… Susuzluğumuzun yenilmez savaşçısı… O her zaman bilincimizde
yatmaktadır… Pratiği ellerimizde… gözlerimizde… yaşamımızdadır… Onun takipçisi
olarak siz Güney dergisine teşekkür ediyorum. Bundan sonra bu yolu hep birlikte
yürüyeceğimize söz veriyorum. Özgürlüğe… umuda… ve… yaşanabilecek en güzel
değerlere…
(…) Görüşmek üzere hoşçakalın…
Ekin Deniz
Selam Hülya arkadaş...
Bir şey çok hoş, hiç olmazsa yazdınız görüşlerinizi ve ben
de biraz tanımış oldum... Birtakım noktalarda aynı şeyi düşünüyor, söylüyoruz...
Evet kazanılacak kitle derken, işçiler, emekçiler derken tam da devrimciye
uzaylıymış gibi bakan, ürken, kaçan, korkan, küfreden, belki saldıran...
insanları, yani çoğunluğu, yani bilinçleri maalesef esir alınmış milyonları
kastediyorum... Kendi çevremdeki, ya da senin çevrendeki, biraz daha
genişletelim çeperi, çizginin bizim tarafında olanları değil deryayı kazanmaktan
söz ediyorum... Başarı, zafer, adını ne koyarsan koy, buna bağlı... Bugün bu
insanların bilinçlenmek gibi bir dertleri olmayabilir... Ama bu bir şey
yapmayalım anlamına mı gelir? Elbette hayır, ne yapılabilirse bugün, ne kadar
yapılabilirse, o kadar yapılmalıdır. Bugünden yarına çok büyük şeyler
değişmeyebilir, beklentiyi yüksek tutup sonra hayal kırıklıkları, moral
bozuklukları yaşamamak gerek, tüm zorlukların bilinciyle, uzun vadeli ve
sabırlı... kararlı bir çalışma... evet böyle bir çalışma yürütmek gerek onların
arasında...
Ben onların arasındayım, işin ne kadar zor olduğunu
biliyorum... Ama her şeye rağmen ama yine de yılmamak gerek...
Sen ama diyorsun ki, bunların bilinçleneceğine inancım
sıfır...
Bu karamsarlığı atmalısın... Hiçbirsey durağan değil...
Bugün sana düşman olan, yarın seninle olabilir, eğer sen onu kucaklamaya
hazırsan... Evet ama önce sen açık olmalısın, umutlu olmalısın... Sendeki
umutsuzluğa “umudu kesme yurdundan” demek gerek, Nazım’ca “umut… umut… umut…
umut insanda!” demek gerek... Umudunu yitirme demek gerek. İhtiyacın bu, yani
umut... Ama umut internet başında biraz zor kazanılır, zor da verilir... Bence
umut yaşamdan alınmalı... Bilgiyle, mantıkla, mücadeleyle vb. vb.
Derdim gevezelik etmek, kitap gibi konuşmak değil. İlk
yazdığın şey karşısında bir şeylere dikkat çekmekti... Kısaca gevezelik değil
internet başında, iş yapmamız lazım... Bu kadar basit...
Sevgiyle kal..
Koray