sizlerden güney’e (sayı 33)

 

Bilindiği üzere bu sayfalarımızda sizlerden gelen mektuplara yer veriyoruz. Ancak bu sayımızdan itibaren gönderdiğiniz mektuplar yanında elektronik posta adresimize gönderilen kimi yazı ve mesajlarınıza da yer veriyoruz.  Elektronik posta adresimizi bir kez daha aktarıyor, mesajlarınızı, mektuplarınızı bekliyoruz: mail@guneydergisi.com

 

Merhaba!

Dostluğun sesi, umudun sesine karışıp yürekleri ısıtırken, siz değerli dostların duyarlı ve hassas yaklaşımlarından duygulanmamak mümkün mü? İçerdekine uzanan bir elin, büyük bir değeri varken, dostların elleri bilinçte yer etmekten gecikmez. İçerinin duygu yoğunluğunu, hüzün, umut, acı ve sevdalarını sayfalara taşımanın ne kadar içten ve güzel bir yaklaşım olduğunu kelimelere dökmeye gerek var mı?

Dışarının içeridekilere dost olan güzel insanları, buralarda yaşayanların seslerine kulak verip “unutulmadınız” mesajını vermeleri, son derece incelikli ve değerli bir yaklaşım olarak kendini gösteriyor. İçeride olana dışarıda dost olanların azlığı dikkate alındığında, her bir dostluk daha bir anlamlı hale geliyor.

Her sayfa aynı zamanda yürekte açılan bir alanı ifade ediyor. Yayıncılık hayatında, çığlıkları yüreğinde duyumsayıp bunu güzel insanlara ulaştırmak, yazan ve okuyan güzel insanları buluşturmak gibi bir köprü işlevi görüyor. Ve bu köprü düşünce özgürlüğü ve dost olma duyarlılığını göstermekle, “unutturulmak” istenenlerin unutulmamasına çalışıyor. İçeri ve dışarının en güzel paylaşımlarından biri de bu olsa gerek.

Gerek yayınlama duyarlılığınız, gerekse de dergileri göndermenizden dolayı teşekkür ediyor, Güney’in çoğalarak büyüyen kültür ve sanat platformu olduğu ve olacağına olan inancımı siz değerli dostlarla paylaşmak istiyorum. Aslında daha erken yazmam gerekirdi. Geciktiğimin farkındayım. Umudun sesi, Denklem ve Rüya adlı üç deneme gönderiyorum. Artık beğendiğinizi yayınlayacağınızı umuyorum. Tabi gerekli kısaltmaları da yapabilirsiniz. Ayrıca Kemal Demir arkadaş 4 şiir gönderiyor. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Selam ve sevgilerimle.

Serdar Koç, E-Tipi Cezaevi C5, Elbistan/K. Maraş

 

Selamlar… 

Ben sizin sitenizi canımdan çok sevdim, nerdeyse her gün girip çıkıyorum. İsmim Elvan ve ben Amerika’da doğup büyüdüm ama Türkiye ile ilişkimi hiç kayıp etmedim. İlk kez Amerika’da Yılmaz Güney’i tanıdım. Yol filmini tesadüfen aldım ve çok ilgimi çekti. İzledikten sonra Yılmaz Güney hakkındaki herşeyi öğrenmek istedim. Ben tiyatro üzerine masters yapacağım ve şimdi politika masterimi bitiriyorum. Çok isterdim sizinle “Dünya Şiir Günü”nü paylaşmayı… Her neyse, bir tane şiirimi ekledim ve çok sevinirim siz okuyabilirseniz Türkiye’de. Şiir ve şarkı sözleri yazıyorum ve bir televizyon programında hosteslik yapıyorum. Sizin sitenize daima başarılar. Yılmaz Güney’in kalbi her zaman atıyor ve sizinle gurur duyorum! Sevgi ve saygıyla,

Elvan

 

 

Benim pek bu konularda bilgim yok, bu devrim konusunda, yok efendim "Kürtlük Koruma Derneği" gibiymiş gibi anlatılıyor, ama bir de şu var ki, bu devrim olayı yıllardır sürüyor, hâlâ bir devrim geçirilmiş olmadı, filmler, kitaplar, gösteriler, türküler... Lütfen bunu bana biri açıklasın, nedir bu devrimcilik, neden başarı sağlanmadı yıllardır, kim başlattı bunu?…

Şule

 

Selam Şule arkadaş... 

Yazdıklarını okuyunca birşeyler yazmak istedim, belki sorularına bir yanıt olur...

Şimdi Şule arkadaş... Bir çizgi düşün, bu çizginin bir tarafında fakirler var, birşeyler üretip ama aç yatanlar... çoluğu çocuğu perişan olanlar... herhangi bir geleceği olmayanlar... emeğini satmaktan başka çaresi olmayanlar, gelinen noktada onu bile satamayanlar... emeklerini satamadıkları için aç kalanlar... kısaca milyonlarla ifade edilen yoksul çoğunluk var çizginin bar yanında... çizginin diğer yanında zenginler var. emekçilerin yarattıkları değerlerle zenginliklerine zenginlik katanlar... sayıca az olan ama toplumun zenginliğinden en büyük payı alanlar var... şimdi bu iki kesim arasında yürüyen bir mücadele var ve bu mücadelede yoksullar aç kalmamak için çalışıyorlar, yoksulluklarının nedeni olan sistemi, devleti ortadan kaldırmak için uğraşıyorlar. Zenginler ise daha fazla zengin olmak için buna izin vermeme durumundalar. Eğer yoksullar zenginlerin bu çarkını kırar hakça bir düzen kurarlarsa, sömürücü zenginler sınıfını, onların devletini, onların sistemini ortadan kaldırılırsa ve kendi düzenlerini kurarlarsa, emekçinin devletini kurarlarsa bunun adı devrim oluyor. Kolay bir iş değil bu devrim denilen şey, iktidar meselesi zor bir mesele. İktidarı elinde bulunduranlar kolay kolay terk etmezler. Bunun için iktidardakileri, zenginleri, onların çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısı devleti ve yine onların çıkarlarını koruyan siyasetçileri, ortadan kaldırmak gerek. Bunun ne denli zor bir iş olduğunu tahmin edersin artık...

Senin görevin ayrım çizgisinin hangi tarafındakilerin haklı olduğuna karar vermek... Bizler, yoksul yığınlardan yana tavır takınıyor, onların mücadelesinin başarısı için çalışıyoruz. Dileğimiz senin de ondan yana tavır takınman, onların mücadelesine destek vermendir...

Yok eğer çizginin diğer tarafında yer alırsan, ki bunu istemeyiz, milyonlarca yoksula karşı suçlu duruma düşersin. Akşamları aç yatan çocuğun, işsizin, çoluğuna çocuğuna bir sıcak çorba kaynatamayan ananın/babanın, geleceksiz yoksul gençliğin... vb. vb. "günahını" sen de omuzlamak istemezsin herhalde... İyi düşün, söylenenleri anlamaya çalış... topluma bir bak, oku, incele... ve taraf ol!!!

Ha unutmadan, devrimciliği kimin başlattığı, niye başarılı olamadığı konularında da bilgi sahibi olmak istiyorsan, ama gerçekten bilgi sahibi olmak istiyorsan, sırf bu sayfalara bir şeyler yazmak için yazmamışsan eğer, sana önerebileceğim tek şey okuman incelemendir... Ve bunu şu anda bu satırları okuduğun internet üzerinden bile yapabilir, birçok bilgiye ulaşabilirsin. Yeter ki iste... Samimiyetle iste... Gerisi gelir... Hoşça kal...

Koray

 

Bir oyuncu adayı olarak şunları söylemek isterim ki; seçmiş olduğum mesleğim de yılgınlıklarla savaşacak gücü her zaman örnek aldığım Yılmaz Güney’den ve onun onurlu insan duruşundan aldım. Yılmaz Güney’lerin bu topraklardan çıkmış olması inanın bu uyuşturulmaya çalışılan beyinlerimize ışık oluyor. İyi ki vardın… Sana öykünmek gurur verici.

Bülent Emrah Parlak

 

 

Türkiye’deki Kürt sorununa çözüm gerek… Daha nice Yılmaz Güney’lerin, Ahmet Kaya’ların yok olmaması için mücadele etmek gerekiyor.

Cüneyt (Lakap Simko)

 

Kayıtsız kalmayalım!…

Bunca uğraşları boşu boşuna harcamayalım. Köle gibi yaşamaya, ezilmeye susmayalım; olup bitene sessiz kalmayalım! Bu günler bi daha gelmez özgürce yaşamak için hep beraber sizleri devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklıyorum

Mehmet Nuri Erdil

 

Bu sayınızda diğer sayılardan farklı bir açılım sergilemişsiniz. Okuyucularınıza daha fazla sayfa ayırmanız büyük yenilik. Her zaman insanlara seslenmek yerine birazda insanlara ses çıkarmayı öğretmek güzel. Bundan sonraki çalışmalarınızda size başarılar diliyorum. Bütün çalışanlara selam, hep beraber yola devam.

Süleyman

 

Dağların doruğundan zindanlara…

Dörtlerin ateşiyle aydınlanan halkıma... Evrene, dünyaya... Bu yolun takipçisi olan herkese... Güney dergisine…
Merhaba diyorum...

Yaşamak ne kadar güzel; soluk alıp vermek… göz alabildiğince koşmak deli rüzgârlarda... Yedi renginde göğün gülmek… Ben İnönü Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği 3. sınıf öğrencisiyim. Güney dergisini her zaman takip ediyorum… Marksist felsefenin soluk aldığı bu dergiyi çok beğeniyorum. Yılmaz Güney… Susuzluğumuzun yenilmez savaşçısı… O her zaman bilincimizde yatmaktadır… Pratiği ellerimizde… gözlerimizde… yaşamımızdadır… Onun takipçisi olarak siz Güney dergisine teşekkür ediyorum. Bundan sonra bu yolu hep birlikte yürüyeceğimize söz veriyorum. Özgürlüğe… umuda… ve… yaşanabilecek en güzel değerlere…
(…) Görüşmek üzere hoşçakalın…

Ekin Deniz

 

 

Selam Hülya arkadaş...

Bir şey çok hoş, hiç olmazsa yazdınız görüşlerinizi ve ben de biraz tanımış oldum... Birtakım noktalarda aynı şeyi düşünüyor, söylüyoruz... Evet kazanılacak kitle derken, işçiler, emekçiler derken tam da devrimciye uzaylıymış gibi bakan, ürken, kaçan, korkan, küfreden, belki saldıran... insanları, yani çoğunluğu, yani bilinçleri maalesef esir alınmış milyonları kastediyorum... Kendi çevremdeki, ya da senin çevrendeki, biraz daha genişletelim çeperi, çizginin bizim tarafında olanları değil deryayı kazanmaktan söz ediyorum... Başarı, zafer, adını ne koyarsan koy, buna bağlı... Bugün bu insanların bilinçlenmek gibi bir dertleri olmayabilir... Ama bu bir şey yapmayalım anlamına mı gelir? Elbette hayır, ne yapılabilirse bugün, ne kadar yapılabilirse, o kadar yapılmalıdır. Bugünden yarına çok büyük şeyler değişmeyebilir, beklentiyi yüksek tutup sonra hayal kırıklıkları, moral bozuklukları yaşamamak gerek, tüm zorlukların bilinciyle, uzun vadeli ve sabırlı... kararlı bir çalışma... evet böyle bir çalışma yürütmek gerek onların arasında...

Ben onların arasındayım, işin ne kadar zor olduğunu biliyorum... Ama her şeye rağmen ama yine de yılmamak gerek...

Sen ama diyorsun ki, bunların bilinçleneceğine inancım sıfır...

Bu karamsarlığı atmalısın... Hiçbirsey durağan değil... Bugün sana düşman olan, yarın seninle olabilir, eğer sen onu kucaklamaya hazırsan... Evet ama önce sen açık olmalısın, umutlu olmalısın... Sendeki umutsuzluğa “umudu kesme yurdundan” demek gerek, Nazım’ca “umut… umut… umut… umut insanda!” demek gerek... Umudunu yitirme demek gerek. İhtiyacın bu, yani umut... Ama umut internet başında biraz zor kazanılır, zor da verilir... Bence umut yaşamdan alınmalı... Bilgiyle, mantıkla, mücadeleyle vb. vb.

Derdim gevezelik etmek, kitap gibi konuşmak değil. İlk yazdığın şey karşısında bir şeylere dikkat çekmekti... Kısaca gevezelik değil internet başında, iş yapmamız lazım... Bu kadar basit...

Sevgiyle kal..

Koray