Merhaba
Güney Dergisi Çalışanları;
Bir
sinemacı olarak sizlere Ulucanlar Cezaevi’nden sesleniyorum. 7 Aralık
2004 tarihli Ceza İnfaz Kanunu (CİK) karşıtı eylemi hatırlıyorsunuzdur.
Bu eylemi izlerken gözaltına alındım ve tutuklandım. Siz Güney dergisi
çalışanlarına tutuklanma sürecimin kısa bir özetini yapmak istiyorum.
Son derece antidemokratik olan bu uygulamayı ve birlikte gönderdiğim
deneme yazımı değerlendireceğinizi umuyorum.
Sinema
çalışmalarımı BEKSAV’da sürdürüyorum ve son belgesel film projem “12
Eylül Sonrası Hapishane Gerçeği” temalıydı. Film, darbe sonrası “tek tip
giysi” tartışmasından başlayıp günümüze CİK’e kadar uzanan geniş bir
yelpazeyi kapsıyordu. Cezaevlerinde dönüm noktası olan çeşitli dönemler,
tanıkların anlatımıyla desteklenecekti. Aynı perspektifle konuyla ilgili
eylem ve etkinliklerin takibini de yapıyordum. Film Aralık sonunda
bitecek aşamadaydı. Çalıştığım projeyle direkt ilgisi olduğundan dolayı
Ankara’daki CİK Yasa Tasarısına karşı yapılan eylemi takip etmek için
geldim. Son dönemde bir grup “havarinin” “dua” diye tekrarladıkları bir
şey var: “Avrupa Birliği kriterleri…” İşte sözümona bu kriterlere
tamamen uygun olan basın açıklaması hakkını kullanmak için bir araya
gelen ESP’lilere polis izin vermedi. Bundan sonra gazlı-coplu
koşuşturmaca başladı. Bir grup basınla olayları görüntülüyordum ve ne
olduğunu anlamadan kafama birkaç cop darbesi aldım. Ben onlara derdimi
anlatmaya çalıştıkça “havarilerin” polisleri senkron bir şekilde
cop-küfür eşliğinde saldırıyorlardı. Kameramı korumaya çalıştığımı
farkeden biri “Kamerasını kırın!” dedi. Bundan sonra küfürler bana,
coplar-çekiştirmeler kameranın payına düştü. Kameranın vizörünü
kırmışlardı. Basının çekimlerinden rahatsız olana kadar kaba dayak
işkencesi devam etti. Basın çekim yapmamaları için de tehdit etmeyi
ihmal etmediler tabii… Gerek savcıda, gerekse mahkemede ifadem hep
aynıydı: “Ben bir sinema yönetmeniyim. Belgesel filmlerim var ve yine
bir belgesel film için buradaydım. Üzerinde çalıştığım yeni film projem
hapishane konuluydu, çekim yapıyordum. İşkence görerek gözaltına
alındım. Polisler önce kafamı, sonra kameramı kırdılar.”
Tıpkı
“Vatandaş Abuzer”’de olduğu gibi ben ve 45 ESP’liyi mahkeme salonuna
bile almaya tenezzül etmeyen hakim, “Hepiniz tutuklandınız!” diyerek
kapıdan uğurladı. Aralarında öğrencilerin, İHD yöneticilerinin,
muhabirlerin, ESP yöneticilerinin de bulunduğu 45 kişi ve ben 10
Aralık’tan beri tutukluyuz.
Evet,
burası 21. yüzyıl ve hâlâ cadı kazanları yakılıyor. Hem de şehrin en
görünen yerinde… Hapishane filmi çekmek için Ankara’ya geldim ve şu an
hapishanedeyim. Yaşadığım bu sürece duyarlı olacağınızı umuyorum. Ayrıca
bir sanatçı olarak, bir aydın olarak, “aydın olma sorumluluğu ve
antidemokratik uygulamaları” eleştiren denemeyi de dikkate alacağınızı
umuyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Sinema
Yönetmeni
Serap KERVANCI
Ulucanlar - Ankara
Merhaba
Güney Dergisi Emekçileri;
Öncelikle
Güney dergisi olarak kültür-sanat cephesine katkılarınızdan dolayı
hepinizi yürekten kutluyorum. Sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Yeni (…)
(noktalı yerler cezaevi idaresi tarafından üzeri karalanmak suretiyle
sansürlenmiştir! / Güney’in notu) yıla merhaba derken, yeni mevzilerde
geleceği kazanma mücadelesine omuz omuza devam edeceğimizin inancıyla,
çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Yeni (…)
yılınızı en içten devrimci duygularımla kutlarken, yeni yılın halkımızın
(…), halk demokrasisi (…) mücadelesinde daha büyük başarı ve
kazanımların yılı olmasını diliyorum.
Bunun için
her mevzide, her alanda (…) omuz verelim, (…) güçlensin! Nice utkulu,
sevda tadında onurlu yıllar sizlerin olsun. Sevgi ve selamlarımla.
Haydar
SÖNMEZ
TKP/ML davası tutuklusu – Erzurum
Merhaba
Sevgili Güney Çalışanları;
Selam.
Öncelikle kısaca kendimi tanıtayım sizlere. Ben TKP/ML davasından tutsak
düşen ve altı yıldır da tutuklu olarak yargılanan bir dostunuzum.
Ürünlerinizi, emeğinizi düzenli (olanak buldukça) takip etmeye
çalışıyorduk. Bu yıl sadece bir kez Güney alabildik. Derken başıma bir
iş geldi: Posta yoluyla Güney (…) geldi. Başıma gelen bu güzel iş
üzerine ben de size hemen yazmak ve başıma bu işi sürekli getirme
olanağınız oldukça yapmanızı dilemeye karar verdim.
(…)
Güney’e gelirsem… Ben yeni demokratik kültür açısından yaklaşan biri
olarak çizginizi bu konuda, mevcut durumda çok beğendiğimi belirteyim.
Derginiz bence mevcut durumda kültür dergisi olarak bir “açlığa” hitap
ediyor. Özellikle bazı dönemlerdeki (diyelim ki Nâzım ile ilgili
tartışmalar sonucu değerlendirmeniz, Güney’in bu sayısında Yılmaz
Güney’e dair belge niteliğindeki şeyler ve onun görüşünü yansıtan
çalışmalarınız vs.) yazılarda açıkçası kendi coşkumu, bakış açımı yer
yer yakalayarak kendimi soluksuz kaptırıyorum. Zaten bu söylemim genel
okuyan insanların çoğunda gözlemlenen bir şey. Bu da çabanızın bu
anlamda aslında niteliğini gösteriyor. Lenin bir yazısında, “Sanat
devrimin ağzıdır” diyordu. Ben bu konuda Güney’in “ağzını” beğeniyorum,
en çok düzenli takip etmek istediğim dergi olması da bundan… Çünkü
mevcut kültür dergileri içinde kendi kabuğunu zorlayan; insanda tartışma
hevesi, bilgisi uyandıran bir dergi. Yeni demokratik kültür açısından
yeri olan bir çalışmanın ürünü olan Güney, çizgisiyle yıllardır kendini
taşımayı sağlıyor.
Yılmaz
Güney adını taşıyan Güney’in, sloganını, duruşunu da Yılmaz’dan alması,
onu yaşatma çabası kültür ve sanat açısından ve devrim açısından önemli.
Yılmaz Güney benim açımdan devrimci aydın tanımını en net alan bir
duruştur. Yılmaz sanatın/sanatçının anlamını, görevini yaşamında çok
önemli bir öğretmenlikle ortaya koymuştur da… Gerek yeni revizyonizme,
gerek dönüşlere katılan ideolojik kırılmalara karşı net
siyasal-ideolojik tavrını da koymuş bir devrimci sanatçıdır.
Günümüzde
özellikle içine girdiğimiz süreçte gerek devrimci proleterler olsun,
gerek devrimci aydınlar olsun sanat ve sanatçı noktasında donanım
bakımından epey zayıflık taşımakta. Bu anlamıyla Yılmaz Güney’den ve
derginizden öğreneceklerimiz olduğu çok açık.
Biraz
belki kafa şişirdim ama amacımın sadece “yolladıklarınızı aldım” olsun
istemedim. Biraz sohbet, paylaşım ve çalışmanın dışa yansıyışını kısa da
olsa taşımış olmaktı. Ayrıca yeni bir yıl nefesini bize katmaya
hazırlanıyor. Pek becerikli değilim; yoksa çalışanlarınıza birer
yapmak/atmak isterdim. Eh, bunun yerine mürekkeple boyadım ortalığı.
Yeni yılda
da mücadelenizde başarılar diliyor, bunu daha da büyütmenizi diliyorum.
Bizler
açısından da; bildiğiniz gibi “CİK”, “CMK” ile iyice tecrit ortamı iyice
derinleştiriliyor. Biz de “Yılmaz’ca” duruşumuzu süreklileştirecek, genç
ömrümüzü katarak genişletmeye çalışacağız. Yanımızda olduğunuzu
biliyoruz. Çalışmalarınız da sonuçta soluğumuzda…
Sizleri
kucaklıyor, başarılar dileyerek öpüyoruz.
CEYLAN
1 No’lu F Tipi Cezaevi – Kocaeli
Çelik su almaz güzelim
Kimse de su veremez çeliğe
Senin öyle bellediğin
Terin suyu öptürüşüdür
Kızıl dudaklı demire
Ali Rıza
Kars
Sevgili
Dostlar
Her yeni
yıl yeni umutlara gebe… Umudumuz her daim güzel olandan yana.
Ezilenlerin sesinin daha gür çıkacağı bir dünya umuduyla. Mutlu yıllar.
Erol ZAVAR
ODAK Dergisi Yazı İşleri Eski Müdürü
Değerli
Dostlar
Yeni kavga yılımız, özgürlük yürüyüşümüze güçlü katkılar kazandırsın
diyor, sağlık, başarı dileklerimle yeni yılınızı kutluyorum..
Nihat
KONAK