HASAN ERKUL
Güney Dergisi’ne, çok sayıda şiir ve şiir olmaya
yolunda ürünler ulaşıyor. Bu sayımız hazırlanırken bize ulaşan bu
ürünlerin bazı yazarlarının isimlerini yanda okuyacaksınız. Bize gelen
şiirler hakkında bilgi vermiş olmakla birlikte, şiire duyulan hevesi
özendirmiş olacağımızı düşünüyorum.
Bu sayımızla birlikte, yayınladığımız şiirlerde
biçimsel özendirmeyle yetinmeyip, olanaklarımız elverdiği oranda gelen
ürünlerin bazılarına ilişkin görüş ve değerlendirmelerimi yapacağım. Bu
eleştirel yaklaşımların öznel olacağı aşikardır. Bu tür bir aşikarlık
‘şiirin ilk yazanı’na ağır gelebilir, ‘dizeler’inden ve ‘kurgu’sundan
vazgeçemez; acıyı ve ağır halleri anlatan biri ise, böyle bir
aşikarlığın eleştirel değerini ölçmek yerine kızabilir, küçümseyebilir…
Söz konusu yaratmak/kurmak ve sanat olunca, bu
durumları ‘hoş’ görüp saymalıyız. Şiir konusunda beğenin çok farklı ve
oldukça kişisel bir yaklaşımı içerdiğinin farkındayız. Buna rağmen
şiirlerin kurgusuna, içeriğine vb. değerlendirmeler yapmak mümkündür.
Beylik bir tekrarı belirtmekte yarar var: Sanatsal
olan şey, yalnızca ‘öz’den ibaret değildir. Öz ile biçimin toplamı
içeriğe eşit sayılsa ve içeriğe ilişkin belli bir kıvam yakalansa da,
şiir üreticisi açısından önemli olan kendi ürünüyle eleştirel temelde
kurduğu genel yakınlıktır. Zaten bu yakınlık sayesinde ve sonucunda
ürünler, hem üretenine ait olur hem de anonimleşebilir…
GÜNEY’e gelen şiirlerin tümünü elbette ki
okuyoruz. Bunlardan bazılarına ilişkin kısa notlarımız şöyle:
- Eray Korkmazer’in “Uykucu” adlı şiirinden bazı
dizeler şöyle:
“Tarihin ağırlığından olsa gerek / Yastığımla olan
sıkı dostluğum / Kamp kurmuş kanın ve çeliğin / Karanlık soğuğu
gözkapaklarıma / Gizli bahçedir oysa cennet gözlerimin arkasında /
Mutluluk müebbede mahkum / Göz değmesin diye göz bebeklerime / Egemen
oldu korku güneşin asi bakışlarına / Emziririm bu yüzden onları yalnızlığın
göğsünde / Ki saklı dururlar hep karanlığın gölgesinde”
Eray Korkmazer, ilk iki dize yerine bu şiire
“yastığımla sıkı dostluğum olsa tarihin ağırlığından” şeklinde başlasa
sonraki sekiz satırdaki öğeleri daha kolay ayıklayarak “göz değmesin
diye gözbebeklerime / bakışlarım yalnızlığın göğsünü emer” dizeleriyle
şiirini bitirmeyi yeğleyebilirdi. Böylece ‘uykucu’nun ne oranda
uyumadığı ve insanı en çok yıpratan duygulardan biri olan korku
duygusunun aslında basitliğini sezmiş olurduk.
- H. Habib Taşkın, 2004 yılının Temmuz ve Ağustos
aylarında yazdığı iki şiirinde arayış ve öfke var. Kendini bulması için
yoğunlaşarak bulması lazım. Yoğunlaşarak uğraştığı taktirde şiirinde
yazdığı gibi “dünyaya kan kusturan bir avuç kırıntıya dersini vermek
için” şiirin gücünü kendisine katmış olur.
- Mehmet Yıldırım, Güney Dergisi’nin Temmuz 2004
sayısını okuduktan sonra Yılmaz Güney için bir şiir yazdığını belirtiyor
mektubunda. İçten satırlarla yazmış. Şiirin tekrara dayanması yoruculuk
etkisi yapıyor. Çok az bir değişiklikle birkaç satırını buraya alıyorum:
“sabahlar vardır / Yılmaz Güney’siz uyanırsın / sabahlar vardır /
gözyaşlarına yoldaş olur bulutlar”.
- Savaş Aslan, Dört şiir yollamış. “Bir Süre Hep
Böyle” adlı şiirine çalışması lazım. Şöyle başlamasını öneriyorum: “mavi
bir taş bulacaklar / gökyüzü sanacaklar / bir süre böyle hep / hiçbir
şey olmayacak”… Savaş Aslan şu dizeleriyle güçlü bir damar yakalıyor:
“bir süre hep böyle / cüzdanlarımız olacak / içinde et içinde adalet /
içinde özgürlük içinde ekmek”… Savaş Aslan’ın “Küresel Mecaz-ı Mürsel”
adlı şiirinin ilk kıtası iyi, ama devamı üzerine çalışma gerektirir.
“Sana şiirler” adlı şiirinin son üç dizesi yerine, sanki kendisi şiirin
içinde değilmiş gibi güçlü bir dize geçirmeli.
- Hasan Koç, Kocaeli cezaevinden üç şiir yollamış.
Kendisine has bir yol tutmuş, bu yolu geliştirmeli. Hala cezaevindeyse,
volta atarken şiirlerindeki fazla gelen eksikliği daha kolay
keşfedeceğini düşünüyorum. “safra ağzımın içini dinamitliyor / ve senin
yüzündü buruşuk bir şaşkınlık” … “arka cebinde / gırtlağına kadar dolu
bir şırınga” … “seç birini / gör kendini aynada!” Bu dizeler insana
şiddeti ve arayışı duyumsatıyor.
- Sonay Er, İstanbul Maltepe’den “Umuda”yı
yollamış. Çok umutlu olduğu belli. Ancak şiir işini daha önemsemeli
bence. “ve insanlıklarımızı giymiştik / ve bu sabah her beden /
çıplaklığını insanlığıyla örtmüştü” dizelerinin dışındakilerini kendine
ait değilmiş gibi üçüncü bir gözle bakarak yazsaydı daha yerinde olurdu.
- Seyit Aslan, İki şiir göndermiş. “Askeri Feryadı”
ve “Şehrimizde Bir Cellat”. Yazının başında belirttiğim üzere, özün ve
fikrin doğru olması, güçlü olması ne yazık ki yazdıklarımızı düzeyine
çıkarmaya yetmeyebiliyor. Kuşkusuz toplumsal gerçekçilik işe ‘öz’den
başlar. Ama başlamak; olmak/tamamlamak anlamına gelmiyor. Bu yüzden
Seyit Aslan “Şehrimizde Bir Cellat”ı yeniden-yeniden gözden geçirmeli.
- Nihat Çapraz, Hakkari’den iki şiir ile bir hikaye
göndermiş. Hikayesi ile şiir birbirini kıskanır gibi. Bu iki alan
birbirine benzemez. Şiir alanından her heveskar bunun ne demek olduğunu
daha iyi fark eder. Şiir, edebiyatın diğer alanlarıyla ‘sevişmek’ten
hoşlanmaz, kendisini ‘aldatılmış’ hisseder. Bu yüzden Nihat Çapraz’ın
“korku bir elbisedir / giy dediklerinde / kan kokardı elleri” dizelerine
gönderme yaparak yazıyorum: hikaye bir elbisedir / giy dediklerinde /
şiir kokardı elleri…
Son olarak: Şiir yazmayı ve yazmayı
küçümsememeliyiz. Üzerine ciddiyetle eğilmeliyiz. Önyargılarımıza meydan
okumak için yazmalıyız. Toplumsal adaleti ve eşitliği sağlamak için
yazmalıyız. Yazarak ve şiir eliyle de yabancılaşmanın insan soyunun
varlığını tehdit eden hallerini bir parça aşabiliriz…
Nasıl yarattığımız kadar, neleri yarattığımız da
önemlidir. Dolayısıyla yazmak, bir isyandır; hayatı ve dünyayı
değiştiren ve kuran, kendi kendiyle uğraşan bir eylemdir.
8 Aralık 2004
Güney’e şiirleri ulaşanlar:
• Alişan Karahan • Davut Tanrıkulu • Eray Korkmazer
• Gönül Çetin • Hasan Koç • H. Habib Taşkın • Mehmet Ercan • Mehmet
Yıldırım • Müslüm Aslan • Nihat Çapraz • Seyit Aslan • Sonay Er • Yaşar
Aslan • A. Karabağ • Erol Nacar • Övünç Kaya Erdem • A. Dümrül • Hasan
Erkul • Vedat Güven • Mehmet Söğüt • Sinan Tanrıverdi • Abdurrahman
Şener • Hamdin Tutumlu • Eray Korkmazer • Savaş Aslan • Demet Sert •
Mazlum Vesek • Gönül Çetin • Sonay Er • Ozan Öztepe • Zeynel Çok •
Rahime Henden • Veysel Boğatepe • Erim solmaz • Ferda İlter • Abdullah
Yıldız • Dewran Demir • Hüseyin Yüce