"Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz... ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boğun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."

• Anasayfa • Dergi Arşivi • Konular • Linkler • Abonelik • Sitede Ara •   Ziyaretçi Defteri

 

 

hapishanelerden güney’e (sayı 31)


Merhabalar,                                       
Size bu mektubu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi’nden yazıyorum.

Umarım sizler iyisinizdir.

Bugün Kasım’ın 24’ü ve havalar giderek soğumaya başladı. Sizleri bilmem ama ben dört duvar arasında kışı iyice hissetmeye başladım. Beton duvarlar insanı çeker içine iliğinize kadar hissedersiniz kışı. Öyle anlar olur ki kalemi tutamaz hale gelirsiniz. Ama biz inatla, sabırla yazmaya devam ediyoruz. Sizlere burada yaşadığımız sorunlardan bahsetmek istiyorum. Sizin de bu konulara duyarlı olacağınıza eminim.

Yirmibirinci yüzyılda insanın insan üzerinde uyguladığı en korkunç ve en vahşi uygulamaların olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Adeta Nazi kamplarını andıran bugünkü F tipleri tecritin ve katliamların adı olmuştur. Tek kişilik ya da üç kişilik hücrelerde tutularak çıldırmamız için her türlü baskıyı yapan devlet hâlâ F tiplerinin, hapishanelerin hapishane değil birer “konukevi” olduğunu üstüne basa basa söylemeye devam ediyor. Fütursuzca.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek “konukevleri” derken sanırım bir şeyi çok iyi biliyor, buraların birer konukevi olmadığını, “yaşayan” ölülerin olduğu bir mezarlıktan bahsediyor.

Bakın konukevleri nasıl yaşayan ölüler yaratmaya çalışıyor hep birlikte görelim.

Başlı başına bir tecrit politikasıdır.

Hastane, mahkeme sevkleri adeta işkenceye dönüştürülüyor. Hapishanede bulunan revire çıkarsınız, çıktığınızda doğru dürüst muayeneniz yapılmaz. Her şey psikolojiktir derler. Mesela siz sinüzitim dersiniz, o psikolojiktir der. Buyrun size bir başka işkence yöntemi. Hastaneye sevk istersiniz, 15 gün sonra götürülürsünüz. Bu arada hastalığınız ya geçmiş olur ya da tamamen ilerlemiş olur.

Size bu konuyla ilgili en çarpıcı olayı anlatayım. Salih Sevinel’in tedavisi bilinçli olarak yapılmamış ve ölümüne sebep olunmuştu. Evli ve iki çocuk babasıydı. Tecritin yarattığı sonuçlardan biri sadece. Tecritin yarattığı sonuçlar bunlarla da sınırlı kalmıyor. Sürekli intiharlar, intihara teşebbüs her geçen gün artmakta. Tutsaklar tecrit edilerek çıldırtılmaya çalışılır.

Bunların da yaşanmış somut örnekleri var. Mesela Volkan Ağırman intihar etmiştir. Hasan Tahsin Akgün intihara teşebbüslerinin yalnızlığın ve bulunduğu ortamdan kaynaklı sürekli halisünasyonlar görme, çevresine zarar verme, uyumama, sinir krizleri geçirme gibi bir çok psikolojik sorunları var.

Tecrit politikaları bunlarla da sınırlı kalmıyor. Mesela herşeyin sayılı olması. Üç kitap dışında başka kitap alamazsınız. Gömlek, pantolon, kazak gibi her şey ama her şey sayılıdır. Sizin üzerinize kayıtlı her şey size sayılı verilir, buna idare karar verir.

Mesela haftada bir saat görüşümüz var, birinci dereceden akrabanız değilse o kişiyle görüşemezsiniz. Görüşlerde uygulanan keyfiyetin haddi hesabı yoktur.

Defalarca kez aramadan geçirilirsiniz, görüşe gelen annenize, babanıza, kızkardeşinize onursuzca arama dayatılır, hem de yüksek güvenliğin olduğunu söyledikleri halde. Ailenizden, akrabalarınızdan gelen mektuplar hasıraltı edilir, keyfi olarak verilmez, her satırı okunur beğenilmeyen yerleri varsa –o da okuyanın keyfine kalmıştır artık– karalanır, mektubunuz okunmaz hale getirilir. Bunlar yapılırken sizin haberiniz olmaz. Tecrit politikaları en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür F tiplerinde.

F tiplerindeki durum bu. F tiplerine karşı da süren bir direniş var. 20 Ekim 2000’de başlayan 117 ölü ve 600’den fazla sakat insanla devam eden ölüm orucu eylemi sürüyor. Remzi Aydın 500’lü günlerinde. Sergül Albayrak, M. Kemal Eren, Fehim Horasan ve Vedat Çelik, İnan Işık 100’lü günlerindeler. Ölüm orucunu sürdürüyorlar. F tipleri açılmadan önce başlayan tartışmalar dört yıldır devam ediyor.

Tecritin olumlu bir yanı var mı sizce? Bu kadar olumsuzluklar anlatırken bir yandan da hâlâ F tiplerinin açılmasını savunan devlet aslında düştüğü durumu kurtarma peşindedir. Çünkü buraların birer “konukevi” olmadığını açık bir şekilde yaşananlar ortaya koyuyor.

117 ölüm ve 600’den fazla sakat insan bunun gerçeğidir. Dört yıldır söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz: F tipleri tecrit demektir. F tipleri işkence ve katliam demektir. Bu durumda F tiplerinin ne tutunacak bir yanı vardır ne de savunulacak bir yanı.

Üstelik bu tartışmalar sürerken anlaşılan o ki devlet bu katliamlardan yetinmemiş olacak ki tüm bunların üzerine yeni ceza infaz yasasını getiriyor.

Sonuçları ve uygulamaları ortada olan F tiplerini ve işleyişini yasal hale getiriyor… İnsanın-adaletin-hukukun- bütün tıbbın karşı koyuşuna, kabul etmemesine rağmen devlet tecriti yasallaştırıyor.

Tek tip elbise. Zorla çalıştırma. Disiplin cezaları.

Bunlar bu yasayla birlikte geliyor ve tamamıyla direnme hakkını ortadan kaldırmaya yönelik düşünülmüştür.

Bir haksızlığı “sessiz protesto” etmek “gereksiz” marş-türk söylemek, slogan atmak… bunların hepsi suç. Üstelik buna karar verecek olan da cezaevi idaresi ve gardiyanlar… Tutsakların hiçbir savunma hakkı yok.

Bütün bunlar “reform” adına “AB’ye uyum” adına getiriliyor, gerçekler gizleniyor.

Tek bir F tipine 20 trilyon harcanmış.

Ülkemizde açlığın, yoksulluğun kol gezdiği, insanların çöpten ekmek topladığı, çocukların bir dilim ekmek için kamyon altında ezilerek can verdiği, işsizliğin, doktorsuzluğun, ilaçsızlığın daha bir çok sorunun yaşandığı bir ülkede, devlet kalkıp 20 trilyon lirayı öve öve F tipi hapishanelere yatırdıklarını açıklıyor. Neden acaba? Ülkede bu kadar adaletsizliğin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği bir ülkede adeta Nazi kamplarını andıran F tiplerine 20 trilyon lirayı döküyorlar?

AKP’nin amacı bellidir: Devrimci-demokrat muhalif, aydın-yurtseveri susturmak! Çünkü muhalif kesimi susturduğunda bütün halkı susturmuş olacaklar.

Çünkü ABD böyle istiyor. AB standartları dedikleri işte tam da bu olsa gerek. Standartlara göre 117 insanın ölmesi, 600’den fazla insanın sakat kalması önemli değil, daha fazlası gerekiyor. Bu yüzden yeni çıkacak ceza infaz yasasını tartışmadan, yangından mal kaçırır gibi geçirmeye çalışıyorlar. Bu yasanın çıkarılmasına karşı çıkalım.

F tipleri sadece biz tutsaklar için yapılmış değildir, tüm tüm halkı kapsamaktadır. Bu tehlikeyi görelim lütfen. Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Selamlar, sevgiler…

Muharrem Cengiz

24.11.2004

 


 

Merhaba Güney                                            

Derginizi biliyordum ama okuma şansım olmamıştı. Değerli bir dostun bana göndermesiyle, Güney’i okuma şansım oldu. İlk dikkatimi çeken şey içerik zenginliği oldu. Yine mahkumun sesini de yansıttığınızı görmek beni sevindirdi. Belki de en çok sesi yansıtılması gerekenler, sesini duvarların dışına taşırmakta en çok zorlukla karşılaşan bizleriz. İçerdekilerin sesinin sayfalarda yansımasına çok sevindim. Ne de olsa bizler genelde görülmek istenmeyenler, unutulmaya terkedilmek istenenler konumundayız. Her yansıyış, içerdekilerin acılarının da satırlara dökülmesi oluyor. Ki içerisi acıyla örülü bir dünya. Bir o kadar da özgürlük ve umutların zirvelerde seyrettiği bir dünya. Her şeyi kendine has, duyguları, psikolojisi, beklentileri, üzüntüleri.

İki kısa yazı yazdım size. Her yazan gibi ben de o sayfalar arasında yer bulma umudunu taşıyorum. Hem bu iyi bir teşvik olacak benim açımdan ve bizler açısından. Yüreğimin sesine sayfalarınızda yer var mı acaba? Umuyorum ve bekliyorum. İlerde daha nitelikli şeylerin de yazma ve gönderme vesilesi olur bu. Hem, sanat duyguların alevlenmesi değil mi?

Kısacık da olsa duygularımı yazdım. Ulaşabildiklerime tabii ki dergiyi okumalarını teşvik ediyorum. Bir insanın ruhsal dünyasının zenginleşmesi içinde sanat ve edebiyat dergilerini okumaya ihtiyaç var. Ayrıca her istediğimize zamanında ulaşamıyoruz. Dışarısı içerinin istek ve ihtiyaçları konusunda da, duyarsız olmasa da zamanlama olarak çok geciktiriyor.

O nedenle hem sayfalarda yer bulmak hem de o sayıya ulaşmak istedim. Eğer gönderirseniz çok sevinirim. Şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum.

Bitirirken en içten selam ve saygılarımı sunuyorum.

Serdar Koç

E-Tipi Cezaevi C-5

Elbistan/K.MARAŞ


 

Güney dergisinde emeği geçen değerli dostlar, en sıcak, en samimi duygularımla sizlere merhaba diyorum. Başarı dileklerimi sunar bunca yıldır dört duvar arasında bana-bizlere gösterdiğiniz dostluktan dolayı teşekkürlerimi belirtmeyi bir borç bilirim.

Değerli dostlar!

Neredeyse on yıldır cezaevinde yatmaktayım. Yatan-yatmayan herkes bilir ki, cezaevi hem amacıyla hem de fiziki yapısıyla bireyi insanı özünden boşaltmayı hedeflemektedir. Buna karşı koymak ise, bireyin amacına olan inancı, bilinçli bir direnme ve bunları besleyen kaynaklara sahip olmadır. Bana direnme gücü kazandıran küçük veya büyük bir çok kaynak oldu. Bu kaynaklardan birisi de GÜNEY’dir diyebilirim. Bütün zorluklara göğüs gererek ve onları geride bırakarak, büyük bir dirayetin neticesinde nihayet özgürlüğüme kavuşacağım. 5 Eylül 2004’te adımımı dışarı atıp bunca yıldan sonra gururla ve bir o kadar da sevinçle özgürlüğe merhaba diyeceğim.

Duvarlar arasında tüm ekonomik krizlere, ulaşımdaki sıkıntıların ve daha bir çok politik engellere rağmen sistemli bir şekilde beni, benim şahsımda arkadaşlarımı yalnız bırakmayan dostları unutacak değildim. Zindan karanlığını aydınlatan dostlardan biri de GÜNEY’dir, GÜNEY’i bir araya getiren dostlardır. Bundan dolayı sonsuz şükranlarımı sunarım.

Dostlar, bu satırları yazmamın bir nedeni: özgürlüğe kavuşacağımın sevincini sizinle paylaşmak; diğer bir nedeni ise, artık beni abonelikten düşürmenizdir. Abonelik biçiminde süregelen dostluğumuza burada nokta koyarken, dışarda GÜNEY’in sürekli bir müşterisi ve okuyucusu olarak yeni bir dostluğu geliştireceğimi söyleyebilirim. Yaklaşık yedi aydır Hatay’ın Kırıkhan İlçe Cezaevinde kalmaktayım. Gönderdiğiniz tüm sayıları aldım. En son sayıyı (29. sayı) da aldım.

Satırlarıma son verirken çalışmalarınızda en üstün başarılar diler, tüm çalışanlara tek tek selam, saygı ve sevgilerimi sunar, daha nice GÜNEY’li yıllara diyorum.

Hoşçakalın değerli dostlar.

Şeref Akgül

23.08.2004


Merhabalar;                                     

Öncelikle selam ve saygılarımı gönderiyorum.

Gönderdiğiniz kitapları (Ansiklopedi ve Siyasal Yazılar) aldım. Çok teşekkür ederim. Duyarlılığınız ve sıcaklığınız güç kattı, sevinç kattı, sağolun, varolun!

Bireysel olarak çabam, bu zor koşullarda zihnimi, yüreğimi diri tutmak, bir şekilde üretimden, böylelikle yaşamdan, düşünceden kopmamak… Bu açıdan özellikle Siyasal Yazılar benim için oldukça zihin açıcı oldu. Işıldattı… Bunun için ayrıca teşekkür ederim. Elimden geldiğince, üretmeye ve paylaşmaya devam edeceğim.

Yazmak, ifade etmek istediğim çok şey var. Ancak böyle mektupla bunu yapmak pek mümkün olmuyor. Biriktiriyorum. Umarım bir gün özgür ortamları paylaşma şansına sahip olurum. Yine de bazen mektup niyetine birşeyler yazıp gönderirsem, vaktinizi çalmış olacağımdan dolayı kızmayın. Yayınlansın falan diye değil, sesim arkadaşlığa, dostluğa ulaşsın diye yazarım, yazarsam… Burada tüm zamanım okuyarak ve öykü ile şiir ile boğuşarak geçiyor. Elle tutulur çalışmalarım oldukça göndereceğim.

Tüm arkadaşlarımı hasretle kucaklıyorum. Değerli çalışmalarınız, çalışmalarımız için başarılar diliyorum. Güney’imizi selamlıyorum. Umut ve dirençle, saygılarımla.

Deniz Faruk Zeren

2 Nolu F tipi Cezaevi

B2/60 Buca/İZMİR


Merhaba,                                                     

Sizlere bu mektubu tutuklu bulunmakta olduğum Kandıra 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nden yazıyorum. 1 Nisan 2004 tarihinden itibaren tutukluyum. 6 ay geçmesine rağmen hâlâ ilk mahkemeye çıkarılmadım.

Üniversite öğrencisi ve Gençlik Gelecektir Dergisi’nde gazetecilik yapıyordum. 1 Nisan’dan beri her iki işimi de yapamıyorum.

Sizlere neden tutuklu olduğumu anlatmak istiyorum.

1 Nisan 2004 tarihinde “örgüt operasyonu” denilerek İstanbul ve Anadolu’nun çeşitli illerinde yasal kurumlar basılmış, çalışanları gözaltına alınmış ve polisin hazırladığı sahte belgelerle tutuklamıştır. Sahte belgelerle tutuklamalar ilerleyen günlerde de devam ederek 82 kişinin tutuklanmasına neden olmuştur.

1 Nisan tarihinde basılan kurumlar, yasal kurumlar olmasına rağmen polis bu kurumları “örgüt evi”, çalışanlarını ise “örgüt üyesi” olarak ilan etmiştir.

Basılan kurumlar arasında Ekmek ve Adalet Dergisi, Yeniden Özlem Yayıncılık, Yılmaz Yayıncılık, TAYAD, T. Haklar Derneği, Halkın Hukuk Bürosu, Anadolunun Sesi Radyosu, İdil Kültür Merkezi gibi yasal kurumlar vardır. Bütün kurumlar polisin 24 saat denetleyebileceği, valilik ve maliyede evrakları olan yasal kurumlardır.

Ben de 1 Nisan 2004 tarihinde dergimizin teknik işlerinin yapıldığı Yeniden Özlem Yayıncılık’tan gözaltına alınarak tutuklandım.

1 Nisan 2004 tarihinde polis onlarca kişiyi gözaltına almıştır. Ve gözaltının ilk günü Emniyet Müdürü Sözcüsü Ramazan Er “örgüt evleri” basıldı, “örgüt üyeleri” gözaltına alındı diyerek “yasa-dışılığını” resmen ilan etmiştir. Avukatlarımız dahi neden tutuklandığımızı öğrenememişken gözaltında “örgüt üyesi” yapıldık. Neden yasal kurumlar “örgüt evi”, çalışanları “örgüt üyesi” olarak gösterilmektedir?

5 Nisan 2004 tarihinde çıkarıldığımız savcılıkta neden gözaltına alındığımızı en sonunda öğrenebilmiştik. “Ekmek ve Adalet Dergisinde bir disket bulunduğu iddia ediliyor. Ve bu diskette örgüt yazışmaları varmış. Adımız çıktı denilerek gözaltına alınmışız(!)”

Ekmek ve Adalet Dergisi basıldığında Yeniden Özlem Yayıncılık da basılmıştı. Yani aynı an ve saatte basıldı her iki kurum da. Bu durumda nasıl Ekmek ve Adalet Dergisinde bulunduğu iddia edilen disketten adımız çıktığı için gözaltına alınıyoruz. Daha disket bulunmadan biz gözaltına alınmışız zaten. Bu çelişki 1 Nisan operasyonunun(!) hukuksuzluğunu gözler önüne seriyor.

Tek delil olarak bir disket gösteriliyor. Hem de TÜBİTAK bilirkişi raporlarında disketin tek başına delil olamayacağını belirttiği halde…

82 kişi ise sadece “diskette adın çıktı” denilerek tutuklanmıştır.

İşin hukuksuzluğu ise sözde bulunduğu iddia edilen disket ne bir hakim, ne de bir savcı nezaretinde el konulmuştur. Polis sözde bir disket buldum deyip, sahte belgeler hazırlamıştır.

1 Nisan’da 82 kişinin tutuklanması polisin kurduğu bir komplo ve yargının da ortak olduğu bir hukuksuzluk örneğidir. Yalnız(!) bu diskette polisin bir çok acemiliği vardır.

Örneğin; 10 yıldır hükümlü ve hâlâ hapishanede hükümlü olarak yatan bir insan aranır duruma düşürülmüştür. Gözaltında olduğu tarihte örgütle yazıştığı iddia edilen kişiler vardır. Yasal dergilerde yayınlanmış dergi yazıları örgüt yazışması olarak gösterilmektedir. Bunlar belgeli örneklerdir. Daha fazlasını saymak mümkün. Örneğin benim diskette sadece adım ve sorumluluğum yazmaktadır. Başka da hiçbir iddia yoktur.

Polisin hazırladığı fezleke ise noktası, noktasına savcılık tarafından iddianame haline getirilmiştir.

1 Nisan hukuksuzluğu demokratik kurumlara ve çalışanlarına polisin kurduğu bir komplodur. Ve aynı zamanda bu saldırı “haklar ve özgürlükler” mücadelesinedir.

Dünyada buna benzer komplo örnekleri mevcuttur. “Sacco ve Vanzetti”, “Dreyfus”, “Rosenberg’ler” davaları buna örnektir. Bu davalarda yargılanan ve idam edilen, yıllarca hapishanede yatırılan insanların haklılığı 50 yıl aradan sonra bizzat devlet yetkilileri tarafından kabul edilmiştir. En son Fransa Başkanı Chirac’ın “Dreyfus” davasının haksızlığını kabul etmesi buna örnektir.

Birgün; demokrat, düzene muhalif her insanın adı bir disketten çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında saldırının “haklar ve özgürlükler” mücadelesine olduğu anlaşılmaktadır.

Kimse bu ülkede “hukuk” var dememeli, ya da “demokratikleşiyoruz” aldatmacalarına kanmamalıdır. En son Yargıtay Başkanı-MİT-Çakıcı ilişkisi sistemin ne durumda olduğunu göstermektedir. Ve tüm sistem bu ilişkiler ağından ibarettir.

Sizleri duyarlı olmaya ve bu saldırıya karşı mücadele etmeye çağırıyorum. 25 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında parça-parça Beşiktaş 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmalarda görmek umudu ile hoşçakalın diyorum.

Selamlarımla…

Mehmet Yayla

10 Ekim 2004, Kandıra

 


mail@guneydergisi.com

GÜNEY Üç Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi
K Ü N Y E, Abone ve İlan Koşulları

Bu sayfa en son 15.07.2006 tarihinde güncellendi.

Güney dergisinde ve sitesinde yayınlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

@