9 Eylül 1984 tarihi, Türkiye’nin ender yetiştirdiği komünist
sanatçılardan birisi olan Yılmaz Güney’in aramızdan ayrıldığı tarihtir.
Yaşamını devrim ve sosyalizm davasına adayan, “Halkın sanatçısı, halkın
savaşçısıdır” şiarı temelinde yaptığı devrimci sanatla Türkiye halklarının
gönlünde taht kuran Yılmaz Güney’in ölümünün üzerinden yirmi yıl geçti.
Kimi insanlar vardır, bedenen aramızdan ayrılsalar da geride bıraktığı
eserleriyle yaşarlar… Bizimledirler; o büyük davanın gerçekleşmesi
mücadelesindedirler. Bu insanlar, bu yanlarıyla yaşayan birçok “ölüden”
daha canlıdırlar… Saygıyla anılır adları… Yılmaz Güney işte öldükten sonra
yaşayan bu insanlardan birisidir.
Bu insanları anmanın en iyi ve en doğru yolu onların savunduğu siyasi
görüşleri sahiplenip savunmakla, eserlerini yaşatmak ve yaygınlaştırmakla;
mücadelelerini sürdürmekle olur. Bizim Yılmaz Güney’e yaklaşımımız da, onu
anmamızın temelinde de bu düşünce vardır.
Ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney’i anmak demek onun siyasi
düşüncelerini, bu siyasi düşünceleri doğrultusunda yürüttüğü sanatsal
çalışmasında ortaya çıkardığı ürünleri sahiplenmek demektir.
Onu anmak demek, hakim sınıfların her türlü engeline rağmen yapıtlarını,
düşüncelerini kitleler arasında yaygınlaştırmak, özellikle gençlerin onu
tanımalarını, sahiplenmelerini sağlamak demektir.
Onu anmak demek, onu tek yanlı olarak, sadece “iyi bir sinemacı” olarak
görüp göstermek isteyenlere karşı mücadele etmek, onun sanatına yön veren
şeyin siyasi görüşleri olduğunu propaganda etmek demektir.
Onu anmak demek, onu kendi dar siyasi-grupçu çıkarları için savunmak
peşinde olanlara, gerçekte ondaki özü kavramaksızın onun isminden
yararlanmaya çalışanlara karşı mücadele etmek demektir.
Onu anmak demek, onun hangi ulusa ait olduğunu onu
sahiplenmenin-savunmanın merkezine koyanlara karşı mücadele etmek
demektir; Yılmaz Güney’in enternasyonalist yaklaşımının savunucusu olmak
demektir, onun çeşitli ulus ve milliyetlerden işçilerin-emekçilerin
mücadelesinin savunucusu olduğunu söylemek, buna uygun pratiğini sürdürmek
demektir.
Onu anmak demek, onun sanatını kitlelere ulaştırmak, onun açtığı yoldan
ilerlemek demektir. Sanatı devrim mücadelesinde bir silah olarak kullanmak
demektir.
Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi olarak biz, Yılmaz Güney’i bugüne
kadar olduğu gibi bugünden sonra da sanatıyla, sanatına yön veren doğru
siyasi görüşleriyle andık, anacağız. Onu mücadelemizde yaşattık,
yaşatıyoruz; bundan böyle de yaşatmaya devam edeceğiz.
••••
Yılmaz Güney savunduğu esasta komünist düşünceler
temelinde davranan, bu komünist düşüncelere uygun olarak bir sanatsal
çalışma yürüten Türkiye’nin yetiştirdiği ender komünist sanatçılardan
birisidir.
Ancak o, daha çok sinemacı kişiliğiyle tanınıyor, tanıtılıyor. Burjuvazi
de özellikle buna vurgu yapıyor, çünkü onlar Yılmaz Güney’in sinemasının
dayandığı temelleri biliyor, bu temellerin kitleler tarafından
kavranmasını istemiyorlar.
Diğer yandan milyonlarca işçi ve emekçi de onu sinemacı yönüyle tanıyor,
onun yapıtlarında kendini buluyor, seviyor, sahipleniyor.
Evet, Yılmaz Güney büyük bir sinemacı…
Ama bu kadar değil…
Yılmaz Güney, aynı zamanda sanatına yön veren devrimci, komünist bir dünya
görüşüne sahip siyasi bir kişiliktir. O; sorunlara doğru yaklaşımın en
temel halkasını yakalayan, sorunların çözümüne Marksizm-Leninizm bilimi
çerçevesinde yaklaşan birisidir. O, gelişmelere proleter sınıf bakış
açısıyla yaklaşır, onları bilimsel sosyalizmin süzgecinden geçirerek
değerlendirir, çözümler sunar. Onun sanatsal yaratıcılığının da temelinde
bu yan vardır.
Yılmaz Güney, bir sanatçının değerlendirilmesinde de temel kıstas olarak
bu yana vurgu yapar. O; “genel anlamıyla sanatçının niteliğini
belirlerken, toplumsal pratiğinin, yani siyasal ve kültürel
çalışmalarının, toplumsal tutum ve ilişkilerinin ve eserlerinin hangi
sınıfların hizmetinde olduğuna bakmalıyız” derken tam da bunu ifade
ediyordu. O, çok doğru bir şekilde sanatta tarafsız kalınamayacağını
vurguluyor, burjuvaziyle proletarya arasındaki mücadelede
sanatın-sanatçının muğlak tavır takınamayacağını, hangi tarafta olmasına
karar vermesi gerektiğini söylüyordu.
Yılmaz Güney’in kültür ve sanat anlayışının temelinde diyalektik
materyalizm vardır. O, toplumun sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde
bulunduğunu, sınıflararası mücadelenin bu değişimde belirleyici bir rolü
olduğunu savunur. Yılmaz Güney, kültür ve sanatın toplumdan doğduğunu ve
toplumu değiştirmenin bir aracı olduğunu ortaya koyar. O, bu noktada da
sorunu diyalektik bir temelde ele alır ve “Değiştirmek için bilinçli
mücadelenin gerekli olduğu” doğru düşüncesini savunur. O, “sanatın bir
çeşit yabancılaşma eylemi” olduğunu, sanatın “kökünü hayattan, gücünü ve
etkinliğini ise hayata hesap sormaktan, meydan okumaktan aldığını” söyler.
Yılmaz Güney, toplumun geçmişinde varolan kültür ve sanat birikiminde
ileri olan yanlara sahip çıkmakta, geri olan yanlara karşı mücadele
yürütür.
Yılmaz Güney kültür ve sanatta tezli ve taraflıdır. Ama O, sanatında
slogancılığa karşıdır, sanatı kuru bir ajitasyon-propaganda aracı olarak,
“bir slogan bileşimi” olarak görmez.
Yılmaz Güney’in sanat anlayışının temelinde enternasyonalizmden yanadır;
özde ve biçimde devrimcidir. O, bu konumuyla proleter kültür ve sanatın
savunucusu durumundadır. O, devrimci sanatın kendine özgü bir dili ve
karakteri olduğunun bilincindedir, buna uygun davranır.
Yılmaz Güney, kapitalist toplumda sanatın ve sanatçının konumunu doğru bir
şekilde gözler önüne serer, sosyalizmin kültür ve sanat alanında
gelişmenin toplumsal temellerini hazırladığını doğru olarak tespit eder ve
savunur.
Yılmaz Güney, sanatçının siyasal kişiliğinden soyutlanamayacağını savunur.
“Sanatsal çabalar, çalışmalar sınıf mücadelesinden ve bunun bir
ifadesinden siyasal mücadeleden kopuk ele alınamaz. Ben bir kavga
adamıyım, sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş savaşının
sinemasıdır. Bugüne kadar, gücümün ve bilincimin elverdiği oranda kavganın
içinde yer aldım. Bu nedenle, sanatçı kişiliğimin yanında siyasi bir
kişiliğim de var ve bunlar birbirinden ayrı değildir” derken hem sanatla
siyasal mücadedele arasındaki bağıntıyı kuruyor, hem de bu bağlamda kendi
konumunu ortaya koyuyordu.
••••
Komünist sanatçı Yılmaz Güney ana hatlarını ortaya
koyduğumuz bu doğru görüşleri savunduğu, bu görüşlerini kendi sanatsal
yaratıcılığının temeli yaptığı, buna uygun davrandığı için hakim
sınıfların engelleriyle karşılaştı. 47 yıllık yaşantısının 11 yılı
hapishanelerde geçti, birçok kez tutuklandı, hakkında koğuşturmalar
yürütüldü. Ancak O, komünist görüşlerinden, bu temelde yarattığı
sinemasından ödün vermedi. Bu tavrıyla “halkın sanatçısı, halkın
savaşçısı” olduğunu defalarca kanıtladı.
Evet, komünist sanatçı Yılmaz Güney’i ölümünün 20. yıldönümünde ana
hatlarını ortaya koyduğumuz bu doğru görüşlerinin varlığına ne kadar vurgu
yapılsa azdır. Çünkü içinden geçtiğimiz dönem, devrimci değerlerin ayaklar
altına alındığı, herşeyin pazara/paraya endeksli hale geldiği,
getirildiği; sanatın ve sanatçının sistemin temel dayanakları olarak
şekillendirilmeye çalışıldığı, en küçük bir devrimci sanatsal muhalefetin
ve çıkışın baskı ve zorla engellenmeye çalışıldığı vs. vs. bir dönemde
doğru, tutarlı tavır takınmanın da mümkün olduğunu, bunun olabilmesi için
doğru bir dünya görüşüne sahip olmak gerektiğini; Yılmaz Güney’in bu tür
tutarlı tavırlar takınan, siyasi düşüncencelerine uygun davranan çok
önemli bir örnek kişilik olduğunu vurgulamak önemlidir.
Elbette ki bununla kendimizi sınırlayamayız. O’nun eserlerinin kitleler
içinde yayılması çabasını yürütmek, onu savunmanın, sahiplenmenin önemli
bir parçasıdır. Kitleleri, onun savunduğu doğru dünya görüşü temelinde
mücadeleye kazanmak görevi bugün proleter sanatın savunucularının en temel
görevleri arasındadır.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Yılmaz Güney’i savunmak demek aynı zamanda
O’nu sadece sinemacı yanıyla savunmaya çalışanlardan, siyasi kimliğini
gözlerden gizlemek isteyenlerden, O’nun isminden yararlanmaya çalışan
asalaklardan, Yılmaz Güney’e “ayı dostluğu” yapmaya çalışanların elinden
kurtarmayı da gerektiriyor.
Bu görev de biz proleter sanatın savunucularının omuzlarındadır.
••••
Ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney, siyasal
görüşleriyle, sinemasıyla, roman, öykü ve şiirleriyle aramızda,
mücadelede… O’nun yarattığı eserler gerçeklerin bilinçlere kazınması
görevini bugün de yerine getiriyor, getirmeye devam edecek!
Güney dergisi olarak ölümünün 20. yıldönümünde Yılmaz Güney’i anarken, onu
siyasi görüşleriyle, eserleriyle bütünlük içinde sahipleniyor,
savunuyoruz.
O mücadelemizde…
O bizimle!
Eylül 2004