sizlerden güney’e (sayı 29)
◊
Merhaba Güney!
Dostlar, şahsıma
göndermiş olduğunuz dergiyi Amasya Cezaevi'nde aldım. Aynı süreçte de
Bergama Cezaevi'ne sevkim çıktı. Amasya Cezaevi'nde iken sizlere bir
mektup yazmıştım, aldınız mı? Konusu; mektup arkadaşlığı üzerine.
Derginiz okuru olarak
arkadaşlar ile fikir alışverişinde bulunmak isterim. "Yüz çiçek açsın,
yüz fikir yarışsın”dan yola çıkarak, paylaşımı zenginleştirebiliriz.
Arkadaşlar, sizlerden
bir isteğim olacak; okumuş olup da, elinizde fazladan bulunan dergi,
kitap, vb. yayınlar var ise eğer, gönderebilirseniz çok memnun olurum.
Burada, yapabildiğimiz tek şey okumak. (...)
Ayhan OLGUN
M Tipi Kapalı Cezaevi
Oda-A-4,
Bergama/İzmir
◊ Merhaba,
Dünyamızın ve
ülkemizin yokluklara, yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, kıyım ve savaşlara
boğazına kadar batırıldığı günümüzde, sessizlik ve duyarsızlık,
umutsuzluk ve ufuksuzluk hakim kılınmak istenirken bir parça onurlu ses,
dayanışma, umut ve tarihin durdurulamaz akışında yarınlara dair,
güzelliklere dair engin ufuklar açma iddia ve çabası içinde olan tüm
GÜNEY çalışanı, emekçisi, gönüllüsü dostlarımın, arkadaşlarımın 1 Mayıs
İşçi Bayramı'nı kutluyorum.
Toplumcu-gerçekçi
sanatın, plastikleşen, tekelleşen, popülistleşen, yozlaşan günümüz
"sanat" gerçekliği içinde işçi ve köylülerin, ezilen halklarımızın umut
kavgasında tüm zorluklara rağmen rolünü oynayıp aydınlanmamızı,
ışımamızı daha güçlü sağlayacağına duyduğum inançla selam ve
saygılarımı, başarı dileklerimi iletiyorum.
Güzel yarınlarda
buluşmak dileğiyle...
Deniz Faruk ZEREN
2 Nolu F Tipi
Cezaevi, B2/60 Kırıklar Buca/İzmir
◊ Merhaba,
Yaklaşık bir yıldan
beridir derginizi ilgiyle takip ediyorum. Yılmaz Güney'in ve onun
devrimci sanat anlayışının devam ettirilmesini ve işçi sınıfı kültürüne
derginizin yaptığı katkıyı takdirle karşılıyorum. Bu çabanın artarak
devam edeceğini, yeni ürünlerle derginin kendini sürekli yenileyeceği
inancındayım. Toplumsal çürümenin yaşandığı şu günlerde yeni ürünlere
ve devrimci bir karşı duruşa ihtiyaç her zamankinden daha fazla vardır.
Ben yaklaşık 10
seneden beridir tekstilde çalışmaktayım. 2001 yılında kurulan ve
Bahçelievler PTT direnişini örgütleyen Birleşik işçi Sendikası'nın
kurucularından biriyim. Bizler de sizler gibi aynı çabayı fabrikalarda,
atölyelerde ve emekçi mahallelerinde büyütmeye çalışıyoruz.
Çalışma hayatında
ortaya çıkan sorunları, umutları, sevinç ve üzüntüleri gözlemleyerek
okuduklarımdan da yararlanarak yorumlamaya çalışıyorum. Karınca
kararınca kendimce şiir ve öykü denemeleri yapıyorum. Sizin de
derginizde amatör ruhları desteklediğinizi, bu insanların önünü
açtığınızı gözlemledim. Bundan da cesaret alarak size dergide
yayınlanmak (bu sizin taktirinize bağlıdır) üzere üç tane şiir denememi
gönderiyorum, ilginize şimdiden teşekkür eder saygılarımı bildiririm.
Davut TANRIKULU
◊ Merhaba Güney
çalışanları...
Bu size yazdığım ikinci mektubum. Daha önce öğrenci olarak bulunduğum
Bursa'dan sizlere yazmıştım. Ve derginizi bulamamaktan şikâyetçiydim.
Şimdi memleketimdeyim. Okulumu bıraktım ve tekrar sınava hazırlanıyorum.
Hayatım boyunca hep
bir yerlerde eksiklik hissettim. Çabalarıma rağmen hayata tutunamadım
bir türlü. Böyle oluşum beni sizlere daha da yakınlaştırdı. Pek çok
insanın mutlu olduğu şeylerle mutlu olmuyorum. Bu dünyada birçok şey
bana göre değil (Ama ne yazık ki başka bir dünya da yok), bu da canımı
fena derecede sıkıyor. Can sıkıntımı burjuvazi hastalığı olarak
değerlendirmeyin lütfen. Çünkü, gerçekten hiçbir şey yapamamaktan canım
sıkılıyor. Bireysel mutluluklar doyurmuyor beni. istiyorum ki, hak eden
herkes mutlu olsun, "insan gibi" yaşama hakkına sahip olsun. Yaşama
hakkına herkes sahip, diyebilirsiniz, insanın doğuştan sahip olduğu bazı
haklar vardır ama insan ne kadarını kullanabiliyor ki? Doğan Cücenoğlu'nun bir sözü vardır; "mış gibi yaşamak", insanlar maalesef
Türkiye'de "mış gibi yaşıyor", "mış gibi" düşünüyor ve pembe çerçeveli
küçücük gözlükleriyle baktıkları hayatı gördüklerini, anladıklarını
sanıyorlar. Gördükleri "mış gibi" görmekten ibaret.
Yaşadıklarını
sanıyorlar, aslında kimse inandığı gibi yaşamıyor (yaşayan varsa çok az
bir kesim). Düşündüklerini sanıyorlar, oysa yaptıkları kafa yormadan,
sorgulamadan, basmakalıp düşünme. Böyle düşünme mi olur? Düşünen insan
kafa yorar, ezberleyerek değil, sorgulayarak bazı gerçeklere varır.
Peki ya, hayatı
gördüklerini, anladıklarını sananlara ne demeli? Lütfen çıkaralım
gözlüklerimizi, daha geniş bakalım dünyaya, hayata. İşte o zaman "mış
gibi" görmenin ötesine geçeriz.
Bu ülkede "mış gibi"
yaşamayan, "mış gibi" düşünmeyen, dünyayı ve hayatı "mış gibi" görmeyen
insanlar da var kuşkusuz (çok az olsalar da).
Ama neredeler? Kimisi
düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde, kimisi inandığı gibi yaşama
olanağını burada bulamadığından yurtdışında belki de sürgünde. Kimisi
de aramızda. Sessiz çoğunluk. Ne dersiniz?
Ne güzel demiş Cezmi
Ersöz. 'Türkiye yanılsamalar ülkesi. Hiçbir şey göründüğü gibi değil."
yazmakla bitmez. Olmayan özgürlükler, olmayan insan hakları, olmayan...
Herkesin, herkesi
kullandığı bir dünya, paranın ilah yapıldığı, insanın, emeğin
sömürüldüğü bir düzen...
Keşke elimizde
sihirli bir sopa olsa da bütün güzellikleri insanlığa sunabilsek...
"Doğan her Türk
çocuğu özgür bir kişiliğe doğsa." -Vedat Günyol. Günlerin içinden adlı
kitabından notlar- Türk sözcüğünü bir çatı olarak kullanıyorum. Türkiyemizde yaşayan ve Türk olduğunu kabul eden bütün etnik grupları da
bu çatının altında topluyorum. Türk olmayan kardeşlerim için de bu
temennim geçerlidir.
Cezmi Ersöz'ün
'Başlarına Bela Olmak için Kıpırda Biraz' adlı yazısını gönderiyorum
size. Belki birilerinin başlarına bela olmak gerekiyor ama yalnız
olmuyor, ilkay Akkaya'nın 'Kar Tanesi' şarkısındaki gibi. Bir tek kar
tanesi eriyip gider, fakat birçok kar tanesi birleşip bir çığ olursa
daha dirençli, güçlü olur.
Son olarak,
türkülerden, şiirlerden, renklerden ve ışıktan korkmayalım. Güzel bir
dünya için el ele verip çalışan bütün emekçilere (bu arada mektubumu 1
Mayıs'ta yazdım, bütün emekçilerin bayramını kutlaım), cezaevlerindeki
düşünce suçsuzlarına, Güney dergisi okuyucularına ve çalışanlarına
selamlar.
Ezgi ÖZDOĞRU◊