YILMAZ GÜNEY
“Biz işçi sınıfının birleşik cephesinden yana
ve sınıf düşmanına karşı olduğumuz süre,
ne şahıslara, ne bir örgüt ya da partiye,
hiç kimseye saldırmayacağız. Buna karşılık,
işçilerin eylem birliğini köstekleyen şahısları, örgütleri ve partileri
eleştirmek, proletaryanın ve onun davasının menfaati icabıdır,
görevimizdir.”
DİMİTROV
1. GRUPÇULUĞUN SINIF KÖKENLERİ
Devrimci hareket içinde, gerçekten devrim isteği taşıyan
ve bu doğrultuda mücadele eden bütün içten unsurları rahatsız eden siyasi
grupçuluğun, özellikle de bu örgütsel anlayıştan can alan sekterliğin,
kendini beğenmişliğin toplumsal ve ideolojik dayanaklarını küçük burjuva
yapısında aramalıyız. Grupçu olmak ya da olmamak isteğe bağlı bir olay
değildir; belirleyici olan maddi koşullardır, grup yapısında ısrar
edenlerin sınıfsal içeriğidir. Küçük burjuvazinin örgütlenme anlayışındaki
kısırlık ve bağnazlık, kaynağını, küçük üretim temelinde biçimlenmiş küçük
burjuva dünya görüşünden alır. Çöken ve eriyen bir sınıf, doğası gereği
telaşlı, kaypak ve saldırgan olur. Küçük burjuva, işçilere, emekçi
kitlelere karşı küçümseyici, kendini beğenmiş ve bağnazdır. O, hiçbir
zaman proleterleşmeyi ve proletaryanın davasını bir amaç olarak önüne
koymaz. Zengin olma, sınıf değiştirme umudu ise süreklidir; bu umut ise
onu zenginlere karşı yardakçı ve teslimiyetçi yapar. Onlarla, en küçük
çıkarları için uzlaşmalara girmekten çekinmez.
Bütün dünya devrimlerinin deneyimleri, çöken sınıflardan biri olan küçük
burjuvazinin, tutarlı bir örgütlenme anlayışına sahip olmadığını,
disiplinli ve sağlam bir tutumu benimseyemediğini göstermektedir. Bir
yanda emperyalistlerin, büyük burjuvazinin, toprak ağalarının baskısı, öte
yanda gelişen ve güçlenen, şu ya da bu sınıfın kuyruğuna takılmanın
çıkmazını kavrayan ve bağımsız bir güç olarak kendini vareden devrimci
proletarya hareketi arasında kendine yer arayan küçük burjuvazinin
saflarında süreli çözülmeler olur; bu süreçte proletaryanın devrimci
saflarına yüzeysel devrimci heveslerle ve binbir hayallerle katılan bir
takım unsurlar, beraberinde küçük burjuva özelliklerini ve zaaflarını da
birlikte götürürler. İlişki kurdukları emekçi unsurları, kendi
kavrayışları temelinde biçimlemeye çalışırlar fakat proletaryanın maddi
koşulları, proletaryanın tarihi mücadelesinin bilimsel mirasları, küçük
burjuva anlayışları mahkûm edecek değerli deneyimleri ve bilgileri
proletaryaya ve onun devrimcilerine ulaştırır.
Küçük burjuva siyasi çizgi, örgütsel alana görünümü ve adı ne olursa
olsun, içeriği anlamında grup biçiminde yansır. Yani adı “parti” de olsa,
öz itibariyle gruptur, siyasi olarak grupçudur. “Parti” adı, kendi
grubunu, kendi kendine parti ilan etmesinden başka bir şeyi ifade etmez.
Grupçuluk anlayışı, küçük burjuva mülkiyet ve rekabet anlayışı temelinde,
küçük burjuvaziye özgü hastalıklı duygularla beslenir. Dünya devrimci
hareketi bize, küçük burjuva anlayışını aşamamış unsurların, çoğu kez
partinin oluşturulması ve inşası süreci içinde bile kariyerist ve grupçu
yapılarını ve eğilimlerini sinsice koruduklarını ve parti içinde siyasi
hiziplerin kaynağını oluşturduklarını öğretir. Bugün, grupçu bir ruhla
eğitilen grup taraftarları içinde, grup içinde grup oluşturma eğilimleri
açıkça görülmektedir. Grupları sürekli huzursuz kılan nedenlerin başında,
grup içi çelişmelerin keskinleşmesi gelmektedir. Her grup, bir diğerinin
çöktüğünün, kendilerinin ise geliştiğinin propagandasını yapmaktadır.
Kişiler, bir gruptan diğerine geçtikçe, nitelikleri ne olursa olsun övgüye
layık görülmekte ve itibar sahibi edilmektedir. En olumsuz, en cüruf
unsurlar için bile grup kapıları ardına kadar açıktır.
Devrimci proletarya, proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğü
mücadelesi yolunda, uzun bir tarihi dönemi ve toplumsal pratiğin her
alanını kapsayan sınıf savaşları içinde, her tipten özel mülkiyet
duygusunu, bu duyguların etki ve kalıntılarını ve bu duygu ve düşüncelere
tekabül eden ve aynı zamanda bu duygu ve düşüncelerin örgütsel temelini
oluşturan gruplaşmaları, hizipleşmeleri, can aldıkları mülkiyet
biçimleriyle birlikte bir daha hortlamamak üzere yerle bir ederek zafere
ulaşacaktır. Bunun için zorunlu ilk adım, grup yapılarını parçalamak
doğrultusunda, tutarlı ve ilkeli bir ideolojik mücadele vermek olacaktır.
Çünkü devrimci proletarya, düşmanlarını yenebilmek için grup öncülüğünü
değil, partinin öncülüğünü zorunlu önkoşul olarak görür. Ayrıca, yalnızca
proletaryanın öncülüğü ile de düşmanı yenemeyeceğini çok iyi bilir.
2. GRUPÇULUK, DÜŞMANI TAKTİK PLANDA
KÜÇÜMSEYEN, ÖZÜNDE SAĞ BİÇİMDE
“SOL” KÜÇÜK BURJUVA ANLAYIŞIN İFADESİDİR
Sınıf mücadelesinin yükselişi, bütün sınıfları, özellikle
de burjuvaziyle proletaryayı, son hesaplaşma için her konuda hazırlığa,
cepheler kurmaya, mücadele organ ve silahlarını yeniden gözden geçirmeye
iter. Devrimci saflarda, mücadelenin belli bir aşamasına dek grupların
varlığı doğaldır; hatta kaçınılmazdır. Grupları yetersiz kılacak, onları
birleşmeye zorlayacak nesnel koşullar henüz gelişmemiştir. Bu dönem,
kavrayış, arayış ve geçiş dönemidir. Gruplar, olanakları elverdiğince,
sınıf mücadelesinin yaygınlaşmasına, siyasal ve toplumsal gerçeklerin
açıklanmasına yardımcı da olurlar. Ve kabaca da olsa –olumlu ve olumsuz
anlamda– safların berraklaşmasına hizmet ederler. Ama öyle bir tarihi
dönem gelir ki, bir siyasi grup, adı ister “parti”, ister “dernek”,
isterse bir yayın çevresinde “örgütlenmiş” insanlar topluluğu olsun,
içeriği anlamında, gerçek bir proletarya partisi karşısında, onun
gelişmesinin ve mücadelesinin önünde bir grup olarak kaldıkça,
proletaryanın ve ezilen emekçi kitlelerin devrimci mücadelesine zarar
verir. Doğaldır ki, devrimci süreç içerisinde, bütün istek ve dileklere
karşın, birtakım gruplar varlıklarını sürdürmeye çalışacaklardır; birden
çok “parti” de olacaktır. Hatta bazı grupların varlığı, olumsuz, bireyci,
anarşist, bozguncu unsurları bağrında toplayacağı için, devrimci hareketin
safından atılmışları, bir mıknatıs duyarlığıyla kendi çevresinde
toparlayacağı için, devrimin güçlerinin arınması açısından yararlı da
olacaktır. Kuşkusuz, değişmez tek gerçek, devrime damgasını vurabilecek
partinin tek olacağıdır. Öte yanda, devrim kendisine yararlı olan her
kıpırtıyı, her eylemi ve katkıyı, hangi biçimsel yapıdan gelirse gelsin,
özenle kucaklayacaktır. Bu kucaklama işlemini doğru ve her eylemi
birbiriyle bağlantısı içinde değerlendirecek olan partidir. Parti, ilk
elde, çeşitli grup yapıları içine dağılmış proleter devrimcilerin grup
yapıları içine sığmamaları sonucu kitleler içinde önderlik niteliklerini
kazanmış ileri unsurlarla, bağımsız devrimcilerle, devrimci bir program
temelinde ilkeli birleşimini emreder. Parti, proletaryanın yeni bir dünya
kurma savaşımı içinde pişmiş (başlangıçta çeşitli zaaflar taşımış olsalar
bile) en ileri, en bilinçli, en deney sahibi fedakâr unsurların,
Marksist-Leninist ideoloji ve teori temelinde birliği demektir. Devrimini
gerçekleştiren bütün ülkelerde genellikle böyle olmuştur. Küçük küçük
Marksist gruplar, bağımsız kişiler, mücadele içinde birleşmişler ve
proletaryanın partisini oluşturmuşlardır. Burjuvaziye ve her türden
gericiliğe karşı mücadelede, olumsuzluklardan ve zaaflardan olabildiğince
arınarak, siyasi, ideolojik ve örgütsel inşayı gerçekleştirmişlerdir.
Kitlelere önderlik etme görevini yerine getirerek devrimi başarıya
ulaştırmışlardır.
Bir partinin ya da bir grubun siyasi çizgisinin niteliğini belirleyen
temel ölçüt, partinin (ya da grubun) ülkedeki toplumsal, ekonomik ve
siyasi yapıyı doğru değerlendirip değerlendirememesi, objektif koşullara
en uygun sübjektif etkenleri oluşturup oluşturamaması, bu doğrultuda
sağlıklı adımlar atıp atamaması, sınıflararası ilişkileri ve çelişkileri
doğru değerlendirip değerlendirememesi, sloganlarının doğruluğuna
kitleleri kendi deneyimleriyle inandırıp inandıramaması, ulusal sorun
karşısında doğru tavır takınıp takınamaması, kitlelerle canlı bağlar kurup
kuramaması, kısacası, Marksizm-Leninizm’in evrensel gerçeği ile ülkenin
somut devrimci durumunu yaratıcı bir biçimde birleştirip
birleştirememesidir.
Bir parti, doğru bir siyasi çizgiye ve bu çizgiyi hayata geçirecek, emekçi
kitlelere götürebilecek ve onları örgütleyebilecek kadrolara sahipse, er
geç devrimi gerçekleştirmeyi başarır; bir grup, doğru bir siyasi çizgiye
ve bu siyasi çizgiyi özümlemiş sağlıklı kadrolara sahipse, belli bir
mücadele süreci içerisinde, diğer grupları, siyasi, ideolojik ve örgütsel
değişime uğratır; o grupların en ileri unsurlarını kendi bayrağı altında
toplar ve partileşmeyi sağlar. Ya da bir grup gerçekten doğru siyasi bir
eğilime sahipse, kendi siyasi çizgisinin eksik ve zaaflarını kavrar,
bağnazlığa düşmeden diğer grupların doğrularıyla kendi doğrularını
birleştirir; bu yeni siyasi, ideolojik ve örgütsel bileşim, partinin
çekirdeğini oluşturur.
Siyasi çizginin doğruluğu ya da yanlışlığı, sübjektif değerlendirmelerle
belirlenmez. Bir grubun ya da kişinin kendisi için yaptığı
değerlendirmeler, bizim için değerlendirmenin sadece bir yönünü oluşturur.
Kağıt üzerinde genel doğrular yeterli değildir. Asıl değerlendirme,
toplumsal pratik içerisinde, sadece grupların ve kişilerin kendi istemleri
doğrultusunda değil, üretim mücadelesi, sınıf mücadelesi temelleri
üzerinde yükselen hayatın yeni güçleri tarafından, bizzat hayatın içinde
yapılacaktır. Çeşitli değerlendirmeler ve tespitler arasındaki
farklılıkların kökleri bir yanıyla Marksizm-Leninizmin kavrayış düzeyi,
özellikle ve öncelikle de ülkenin toplumsal ve ekonomik yapısının
derinliklerinde aranmalıdır.
Değişmek ya da değişmemek isteğe ve iradeye bağlı değildir; istemek ve
irade, değişimin sadece bir unsurudur. Tayin edici olan, hayatın maddi
zorluklarıdır, gereksinimleridir. Her sınıf, tarihi zorunluluk gereği,
kendi çıkarları doğrultusunda siyasal ve toplumsal değişimi ya da
değişmemeyi amaçlayan bir mücadele içinde yer alır. Bu nedenle, her sınıf,
değişimi –ya da değişmemeyi– kendi yararına gerçekleştirebilecek
örgütlenmelere, çalışma ve mücadele biçimlerine, sınıf dayanaklarına ve
çeşitli ittifaklara ihtiyaç duyar. Sınıf mücadelesi, toplumsal yapıyı
temelinden sarsar. Bu alt üst oluş içinde, küçük burjuvazi, kendi dar
dünyasına tekabül eden grupçu örgütlenmede ve bir avuç insan yığınıyla
yetinmede ısrar edecektir. O, örgütsel başarısızlığın ana nedenlerini
araştırmak, hatalarının köklerini bulmak yerine, körü körüne, hırçınlığını
ve bağnazlığını sürdürecek, gözlerindeki perdeyi aralamakta direnecektir.
Öte yanda, proletaryayı modern üretim koşullarından ötürü en devrimci
sınıf haline getiren özelliklere ve nedenlere baktığımız zaman,
proletaryanın grupçuluğa ve her türden dar anlayışa ve idealizme karşı
mücadelesinin içeriğini anlayabiliriz. Proletaryanın yalnızca öncüsüyle
(parti ve sınıf olarak proletarya) devrimi gerçekleştiremeyeceğinin temel
nedenlerini kavradığımız zaman, proletaryanın dünya görüşü, buna uygun
düşen örgütlenme ve ittifaklar anlayışı ve mücadele biçimleri ile
grupçuluk ve grupçuluğun mücadele biçimleri ve birlik arasındaki uzlaşmaz
çelişmeleri de görürüz.
Grupçuluk, devrim güçlerini hayatın her alanında böler, cılız düşürür.
Gençlik kesimlerinde, sendikalarda, demokratik kitle örgütlenmelerinde ve
hatta cezaevlerinde durum böyle değil midir? Grubun çıkarları ile devrimin
çıkarlarını özdeş görenler, kendi geçmişlerine ve bugüne kadar temel
sorunlarda bile kaç kez görüş değiştirdiklerine bakmalıdırlar. Bu
arkadaşlara göre “En temel siyasetler bile, değişir, fakat gruplar
değişmez.”
Grupçuluk, özde sağ, biçimde “sol” bir anlayışın sonucudur. Çünkü küçük
burjuva örgüt anlayışı, düşmanı taktik olarak küçümseyen siyasal ve
örgütsel anlayışın ifadesidir. Mao, emperyalizmi konu edinirken, onun
ikili tabiatını belirtir; onun hem kağıttan kaplan, hem de gerçek kaplan
olduğunu özellikle vurgular. Bu iki yanı, hem kof hem de güçlü yanı
birlikte ele almak, fakat birbirlerine karıştırmamak gerekir.
Emperyalizmin ve her türden gericiliğin, uluslararası proletaryanın ve
ezilen ulus ve devrimci halkların devrimci ulusal kurtuluş savaşları ve
toplumsal kurtuluş mücadeleleriyle yıkılacağına inanmamak, sağ
oportünizmin teorik temellerini oluşturur. Diğer yanını, yani, günümüz
koşullarında, emperyalizmin uluslararası örgütlenme düzeyini, askeri,
ekonomik ve siyasal gücünü, bir yığın yenilginin deneyimlerinden çıkardığı
dersleri, karşısındaki güçlerin mücadele tecrübesizliğini (ulusal anlamda)
hesaba katmamak da maceracılığın teorik temellerini oluşturur.
Maceracılar, bir vuruşta emperyalizmin ve işbirlikçilerinin güçlerini
yıkacaklarını sanırlar, küçücük başarıları abartırlar, devrimci ruhun ve
kararlılığın tek başına tayin edici olduğunu düşünürler. Nesnel
koşullarla, öznel koşulların uyumunun gerekliliğini ve belirleyici
olduğunu unuturlar. Bu nedenlerle, grupçulukta ısrar, örgütsel anlamda
maceracılık sayılmak gerekir.
Emperyalizmi ve işbirlikçilerini taktik olarak önemsemeliyiz. Onlardan
korkmalıyız. Gerek emperyalistlerin kendi aralarındaki, gerek yerli
gericiliğin iç çelişmelerini, gerekse ezen ülkenin burjuvazisi ile ezilen
ülkenin burjuvazisi arasındaki çelişmeleri doğru değerlendirmeli ve
bunlardan devrimci bir tarzda yararlanmalıyız. Faşistlerin kendi
aralarındaki çelişmelerin doğru değerlendirilmesi de devrime yarar sağlar.
Grup yapıları içinde hapsolmak değil, çok güçlü, geniş kitleleri
kucaklayacak siyasi bir örgütlenmeye gitmeliyiz. İşi çok ciddiye
almalıyız. Kitlelerin içinde kök salmalıyız; faşist-revizyonist-reformist
ve her türden gerici ideolojilere karşı yılmadan usanmadan savaşmalıyız.
Sayıca az olmak grupçuluğu belirleyen ölçü değildir. Kadroları çok dar
olan bir parti bile devrime önderlik edebilir. Önemli olan siyasi çizginin
doğruluğu ve çizginin kadrolarca kavranıp kavranamamasıdır.
Düşmanın taktik gücünü küçümsemek bizi, kendi gücümüzü abartmaya ve
dolayısıyla da yenilgiye götürür. İşte küçük burjuva düşmanı küçümsediği
için, kendini olduğundan güçlü görür ve gösterir. Yaptıklarıyla övünme ve
gösteriş hastalığı, onu sırlarını saklayamaz hale getirir ve legalizmin
bataklığına batar. Deve kuşu örneği, kafasını kuma sokunca kendisini
gizlediğini sanır ve gövdesini unutur.
3. GRUPÇULUK, KENDİNİ “EN DOĞRU”
KABUL EDEN SÜBJEKTİF ANLAYIŞIN İFADESİDİR
Bugün ülkemizde bazı siyasi grupları, diğer gruplardan
ayıran temel ve ortak sav şudur: “En doğru benim, birlik isteyen safıma
gelsin.” Bu anlayış, ülkemiz devrim sürecine, dink beygirlerinin
gözbağıyla bakmanın ve topyekün inkarcılığın bir sonucudur. Onlar, her
dönemde, bütün yanlışlarına karşın kendilerini “en doğru” görmeye
alışıktırlar. Onların bir kısmı, yakın bir gelecekte “proletaryanın
mücadele platformu” diyerek sundukları ve tek doğru olarak kabul ettikleri
temel görüşlerinin bir kısmını değiştirecekler, fakat doğruluk savından
vazgeçmeyeceklerdir.
Marksizm-Leninizmin, küçük burjuva temellerine sahip ve kendilerini bu
temelde biçimlemiş unsurlarca, proletarya adına sahiplenilmesi ve
kavranmak istenmesi, onları ya gerçekten değiştirecektir ya da Marksizm-Leninizmin
doğru çözümlenememesi ve ülke gerçeğinin kavranmaması, onları çeşitli
grupçuklar halinde, proleter devriminin önünde bir engel haline
getirecektir. Bu nedenle, onlar kitlelerle birleşmek, devrim yolunda
mücadele eden devrimcilerle birleşmek yerine, birleşebileceği fakat
grupçuluğu yıkacağından korktukları güçlere saldıracaklardır.
Marksizm-Leninizmi, küçük burjuvazinin elinde proletaryaya ve onun çeşitli
alanlardaki savaşçılarına karşı bir silah olarak kullanmak isteyenler
yanılırlar. Çünkü Marksizm-Leninizm, ancak proletaryanın ve onun devrimci
savaşçılarının elinde, gerçek partisinin elinde devrimin bir silahı olur
ve sınıfsız toplum doğrultusunda verilecek mücadelelerin yolunu
aydınlatır. Marksizm-Leninizm, henüz ülkemizde proletaryanın ve yoksul
köylülüğün elinde bir silah olmaktan çok, küçük burjuva aydınların çeşitli
kesimlerinin elinde, kısır çekişmelerin aracı olarak kullanılmak
istenmektedir. Marksizm-Leninizm kısır çekişmelerin, kariyerizmin aracı
olamaz. O, başta işçi sınıfı ve yoksul köylülük olmak üzere ezilen ulus ve
halkların elinde, pratikte somutlaşan devrimin bir silahı olabilir.
Grupçuluğa karşı, gerçek anlamda bir proletarya partisi için mücadele,
proletarya ile burjuvazi arasında varolan uzlaşmaz çelişmenin partileşme
süreci içindeki yansımasıdır. Burjuva kökenli etkilenme ve eğilimlerle, bu
anlayışların biçimlediği parti anlayışlarıyla proletaryanın anlayış ve
iradesinin çarpışmasıdır. Grup ve “parti” yapısını kendi varlığının nedeni
ve mücadelesinin amacı gören küçük burjuva, bu dar bataklığı korumak için
ölümcül bir mücadele yürütecektir ve gerçek anlamda bir proletarya partisi
istedikleri için grup yapılarıyla çelişen herkesi, barışçı ya da barışçı
olmayan yollarla ve çeşitli suçlamalarla yok etmeye çalışacaklardır.
Onlar, her zaman için, geçerli ve değişmez tek harekettir.
Marksizm-Leninizm, yalnız onların elinde bir silahtır. Oysa devrimin
pratiği gösterir ki, Marksizm-Leninizm hiçbir zaman gericiliğin elinde,
proletaryanın elindeki Marksizm-Leninizm silahını yenemez. Oportünizmin ve
revizyonizmin temel hedefi her zaman Marksizm-Leninizm olmuştur ve
olmaktadır.
Onlar, kendi dışlarındaki devrimci hareketlere karşı kör ve sağırdırlar.
Ve tarih, onlarla başlar ve onların inisiyatifinde gelişir. Kendi
dışlarında hiç kimsenin devrime, devrimci mücadeleye katkısı olamaz. Kendi
dışlarındaki hareketler zararlıdır. Ve bu anlayış taraftarlara
yerleştirilmek istenir. Bunun sonucu olarak da, taraftarlar, devrimci
mücadeleyi kendi dışlarında yok sayarlar.
…………
4. ZORUNLU BİR GÖREV:
GRUPÇULUĞA KARŞI MÜCADELE
Grupçuluğu yenebilmek için öncelikle grupçuluğun içeriğini
kavramamız gerekir. Grupçuluğu küçümsemek, dudak bükmek, grupların taktik
gücünü hesaba katmamak bizi ideolojik mücadelede körlüğe, zaaflara,
arkadan hançerlenmelere götürür. Grupçuluğun kendiliğinden yıkılacağını
düşünmek de kesinlikle yanlıştır. Grupçuluğu var eden sınıfsal, siyasal,
teorik ve felsefi temelleri sarsmadan, bu temelleri yerle bir etmeden
grupçuluğun zararlı etkilerini kıramayız. Bu sözümüzden, küçük burjuvaziyi
bir sınıf olarak yerle bir etmek istediğimizi anlayanlar çıkacaktır. Biz,
küçük burjuvazinin var olduğu müddetçe, çeşitli hastalıkların kaynağını
oluşturacağının bilincindeyiz. Fakat bu sınıfı yok etmek değil,
değiştirmek amacını taşıyoruz. Bu, özünde devrim, sosyalizmin inşası ve
sınıfsız topluma geçiş sürecinin mücadeleleri sonucudur. Bununla birlikte,
küçük burjuvazinin siyasi ve ideolojik etkinliğinin etkisiz hale
getirilmesi için mücadele, grupçuluğa karşı mücadele ile
birleştirilmelidir. Grupçuluğa gelişigüzel, siyasetsiz bir biçimde
saldırmak, küfretmek, onu yıkmak bir yana, aksine onu güçlendirir.
Grupçuluğun panzehiri bilgi, devrimci içtenlik, pratik mücadelede ve
olabildiğince eylemde birlik için esneklik, proleter alçakgönüllülük ve
devrimin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmaktır. Marksist-Leninist bilgi,
kitlelere kavratılabilirse, grupçuluğu yerle bir edecek bir silah olur.
Cenaze törenlerinin bile, gruplar arasında çıkar mücadelesinin bir alanı
haline getirildiği günümüzde, grupçuluğa karşı kör olanlar halka hesap
vermek zorunda olduklarını akıldan çıkartmamalıdırlar.
Grupçuluk, düşünen, inceleyen, en doğru örgütlenme ve mücadele biçimlerini
araştıran anlayışa, araştıran ve inceleyen anlayış da grupçuluğa
düşmandır. Grup, kendi içinde, gruba ve grup yönetimine eleştiri yönelten
unsurları, özellikle de grupçu işleyişi ve bunun sakıncalarını iyi bilen
unsurları, “ihanet”le, “döneklik”le suçlar ve onları “afaroz” eder. Bunun
yanı sıra, demokratik merkeziyetçilik, demokrasi, eleştiri, özeleştiri,
cereyanların göğüslenmesi gibi sözleri de ağızlarından düşürmezler.
Kuşkusuz yeni bir dünya özleyen ve bu özlemi hayatın içinde proleter
anlamda değişme ve değiştirme olarak kalıba dökmek isteyenler, gelişmenin
önündeki engellerden biri olan grup yapılarını yıkmak için mücadele
edeceklerdir. Amaç grup yapılarını yıkmak değil, devrimdir. Grup
yapılarının yıkılması, bu mücadele sürecinin yan ürünleri olarak
değerlendirilmelidir.
Grupçuluğa karşı mücadele ederken, karşılaşılacak en önemli engellerden
biri de, grup yapılarını korumada ısrarlı olanların kullanacakları grupçu
şiddettir. Grup çıkarlarını korumak için gösterilen tepki, kimi zaman
ideolojik ve teorik yetmezlik nedenleriyle kaba bir şiddete dönüşür.
Devrimcilere ve halka karşı da kullanılan bu şiddete bazı gruplar
“devrimci şiddet” adını takarlar. Oysa bu, devrimci şiddet değil, devrime
karşı bir şiddettir. Küçük burjuvazinin, çöken bir sınıf olmasından
kaynaklanan, proletarya ve tüm emekçi halka karşı kullandığı gerici bir
şiddettir.
Şiddetin başlıca iki türü vardır.
1) Çöken sınıfların gerici şiddeti;
2) Gelişen güçlerin, gelişmelerinin önündeki engelleri aşmak için
kullanmak zorunda kaldıkları, kitlelerin gücüne ve bilincine dayanan
şiddet; devrimci şiddet.
Şiddetin devrimci ya da karşıdevrimci olmasını belirleyen esas etmen, onun
sınıf içeriği ve şiddetin yöneldiği hedefin niteliğidir.
Biz, çökenlerin, burjuvazinin ve toprak ağalarının gerici şiddetini
değişik biçim ve nitelikleriyle her gün çevremizde soluyoruz; özellikle de
son günlerde. Bu şiddetin içinde, kendilerine “proleter devrimci”
diyenlerin katkısını da görürsek şaşmayız. Çünkü bu şiddet de özünde
çöküşün çaresizliğinden kaynaklanmaktadır. Tepedeki bir avuç “bilgin”in
dar, bağnaz anlayışları tabana yansıdıkça, daha da daralmakta,
gericileşmektedir. Tepedekiler, grupçuluğu teorik, felsefi ve ideolojik
kılıfla ayakta tutmaya çalışırlarken, tabandakiler grupçuluğu, ideolojik
ve teorik yetmezlikleri nedeniyle gerici bir şiddetle, yaymaya ve korumaya
çalışıyorlar.
Partileşme süreci içinde bulunan ülkemiz proleter devrimci hareketi
bağrında taşıdığı Marksist-Leninist eğilimli gruplar arası ideolojik ve
siyasi mücadele sonucu, yanlış çizgilerin aşılması, doğru birikimlerin,
tahlillerin ve tespitlerin birleştirilmesi ile işçi sınıfının en ileri
unsurlarının bu temelde birliğinin sağlanması üzerine, doğru çizginin
oluşturulması ve doğru çizgi çevresinde toparlanılması ve çizginin
geliştirilmesi temelinde, devrimci partisine kavuşacaktır ve emekçi
kitlelerin birliğini sağlayacak doğru adımları atacaktır. Doğru bir
mücadele ve doğru birikimler temelinde sağlanmamış birlikler, ilkesiz
birlikler, adına “parti” de dense, hayatın gerçekleri karşısında çöker,
dağılır. .
1978 Aralık’ında, Güney’in
12. sayısında yayınlandı.
(Yılmaz Güney, Siyasal Yazılar,
Güney Yayınları, 1. Basım Ekim 2000,
sayfa 163-174)