Aslında
yazının başlığını Kürt fobisi altında ezilen devlet olarak atmak
da mümkündü. Ama biz "fobilerden" birisini, son günlerde öne çıkan
"harf fobisini" başlığa çıkardık.
Devletin Kürt fobisi bir dizi
olayla gündeme taşınıyor. Kimi zaman komik, kimi zaman âcizane
gerekçelerle fobinin -ve olayların- üzeri örtülmeye çalışılıyor.
Ama başarılamıyor. Kendisini dayatan sorunlar, talepler karşısında
binbir türlü engellemeler, "çağdışı" yasaklar sorunları ve
talepleri ortadan kaldırmaya yetmiyor. Çözümsüzlük çözüm olamıyor!
KOMEDİNİN YASAĞI...
Bir tiyatro oyununda dekor olarak kullanılan
"sineklik" sarı, kırmızı, yeşil renkler taşıdığı ve bu renkler
üzerinden bölücülük yapıldığı gerekçesiyle oyunun yönetmeni ve
oyuncular hakkında koğuşturma açıldı... Yetmedi... Kürtçe'nin
kullanılmasında bir sakıncanın olmadığının söylendiği günlerde bir
Kürt stand-up sanatçısı olan Murat Batgi'nin sahnede izleyicilere
dönüp: "Hep şarkıcıları siz dinliyorsunuz, biraz da onlar sizi
dinlesin!" diye espri yapması ve izleyicilerin de bunun üzerine
bir türküyü Kürtçe dilinde mırıldanması üzerine Murat Batgi
"bölücülük yaptığı" suçlamasıyla tutuklandı. Sanatçı Ferhat Tunç
yapılan bir konserde yaptığı bir konuşma nedeniyle bölücülük
suçlamasıyla koğuşturmaya uğradı, tutuklandı; daha sonra serbest
bırakıldı. Yine Rojin isimli bir sanatçı söylediği bir şarkıdan
ötürü tutuklandı...
Bütün bu kara mizah örneklerinin yaşandığı
süreçte isim yasağı konusunda da bir dizi karmakarışık uygulama
sürdü, Kürtçe isim takılması binbir cambazlıkla engellenmeye
çalışıldı.
Ama tüm engellemeler, yasaklamalar sorunu gizlemeye
yetmiyordu, yetmiyor. Ortada çuvala girmeyen bir mızrak var. Kılıf
bulmakta zorlanıyorlar...
Yasakçı zihniyetin saçma sapan
uygulamalarını yaşadık, yaşıyoruz. Komik gerekçeler, aciz
tavırlar, uygulamada karşılığını bulmayan ama yasal planda
yapılmış düzenlemeler; genelgelerle ikide bir değiştirilen,
sürüncemede bırakılan, yer yer memuruna göre bile değişen keyfi
tutumlar... kısaca yasakları sürdürebildiği kadar sürdürmeye
hizmet eden ne varsa yapılmaya çalışılıyor.
Son günlerde
gündeme gelen kimi olaylara dönüp baktığımızda yasakçı anlayışın
âcizliğini, yaşanan komediyi daha iyi görmek mümkün...
YASAĞIN KOMEDİSİ...
Kürtçe dil kursu açmak isteyenlere yönelik kimi
engellemeler sürüyor. Bunlardan birisi geçtiğimiz günlerde
Batman'da yaşandı. Batman'da Kürt Dili Ögretim Kursu adında bir
kursun açılması düşünülmüş, uygun bir bina da hazır hale
getirilmişti. Sıra izine gelmişti. Ama kursu engellemeyi kafaya
takmış olan devlet yetkilileri, "Türkiye'de demokrasinin santim
santim kazanıldığı" bir ülke olduğu gerçeğini ispatlarcasına
kapılarda sorun çıkardılar. Kapılar 5 santimetre dar idi! Ya
genişletilmeliydi ya da kursa izin yoktu! Kurs yöneticileri
binanın kapılarını 5 santimetre genişleterek 90 santimetreye
çıkardılar.
Ama yine izin çıkmadı. Çıkamazdı! Çünkü Türkiye'de
demokrasi öyle kolay kolay işleyen birşey değildi! Demokrasi
"bedel" gerektirirdi! Evet santim santim ilerlenmeli, gerekirse
merdiven tırmanılmalı ve özlenene, istenene, izine ulaşılmalıydı!
Merdivensiz demokrasi mi olurdu?!
Evet, demokrasi bu kez
merdivene takılmıştı: Kursun "sabit yangın merdiveni" yoktu! Oysa
binada bu merdiven de vardı! Fakat heyhat, "unutkanlıktan" dosyaya
eklenmemişti! Eklemeyen ise yine devletin bir yetkilisiydi; bina
hakkında rapor veren bir müfettişti!
Demokrasiyi yaşamak için
merdiven de halledilip dosya tamamlandığında bakalım öğrenciler
kursun kapısından içeri girebilecek mi?
Demokrasi için başka
neler gerekiyor, göreceğiz!!!
Batman'daki kursun başına
gelenler karşısında kimileri bunun "münferit" bir olay olduğunu,
bu konuda sistemli bir engellemenin olmayacağını, olamayacağını
düşünebilir... Ama öyle değil, Batman olayı bu konuda tek olay
değil!
İkinci örnek, Adana'dan...
Adana'da açılmak istenen
Kürtçe dil kursu derslik pencereleri müfettişlerce yapılan
incelemede -verilen rakamlar doğruysa- 0.2 santimetre, yani
yazıyla "iki milimetre" küçük olduğu için ruhsat alamadı!
Komik, acı, dehşet... Nasıl değerlendirirseniz değerlendirin ama
durum bu!
Daha da acısı; izin verilmeyen binanın daha önce
İngilizce Dil Kursu için kullanılmış olması ve ruhsat probleminin
olmaması! Yani devlet İngilizceye iki milimetre daha tolerans
tanımış!
Pencerenin genişletilmesinin ardından iznin alınıp
alınamayacağı belirsiz... Ama önemli olan ruhsatın verilmesi
değil, ruhsatın hangi aşamalardan sonra verilmiş olmasıdır! Önemli
olan yasağın milimetreyle ölçülmesidir!
İbretlik olan da budur
Türkiye'de!
YASAKLAR ZİNCİRİNİN
BİR BAŞKA HALKASI:
TELEVİZYON YAYINLARI
Yasakçı bir anlayışın hüküm sürdüğü Türkiye'de
çıkarılmış olan kimi yasal düzenlemelerin -ki bu düzenlemelerle
çeşitli yasakların ortadan kaldırılacağı söyleniyor! Öyle ya, AB
kapısı önünde tarih bekleyen Türkiye'nin kriterlere uyması,
"demokrasiyi" geliştirmesi gereklidir! Dolayısıyla kimi yasal
düzenlemelere ihtiyaç vardır!- uygulanmasının engellenmesi bu
devletin kendi iç çelişkisidir.
Yazgısıdır bu devletin:
Sözkonusu çelişki hayatın çeşitli alanlarında kendisini dışa
vuracaktır! Bu kimi zaman kurs yönetmeliğinin hayata
geçirilmesinde kendisini gösterir, kimi zaman kitap veya dergi
toplatmada, kimi zaman kitap yakmada, kimi zaman sanat
insanlarının yakılmasının seyirciliğinde, kimi zaman bir
karikatüristin tutuklanmasında ifadesini bulur!
Kimi zaman ise
bir çizgi film konusunda...
Evet, bir çizgi film konusunda...
Bilindiği üzere Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) hazırladığı
"Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelikte"
farklı dil ve lehçelerde yapılacak yayınların serbest bırakılması
öngörüldü. Ama bu yayınların "sadece yetişkinlere yönelik olması"
öngörülmüş RTÜK tarafından... Bunun pratik anlamı, örneğin
çocuklar için Kürtçe çizgi film ya da müzik programı
yapılamayacak. Yasak! RTÜK hazırladığı yönetmelikte, farklı dil ve
lehçelerde yapılacak müzik, haber ve geleneksel kültürün
tanıtılmasına ilişkin programların eğitim amaçlı olmaması koşulunu
getirdi. Programların eğitim amaçlı olması yasak!
Pokemon'u,
Heidi'yi, "Temel Reis"i (!), Micky Maus'u Kürtçe dilinde izlemenin
ne zararı olabilir diye düşünmeyin! Öyle ya bu tür filmleri Kürtçe
dilinde izleyen bir çocuk nasıl bir bölücü olur ileride, kimbilir!
"Yılanın başını küçükken ezeceksin!", Kürtçe çizgi film
izlettirmeyeceksin! RTÜK bunun önlemini büyük bir öngörü ile
bugünden almıştır:
Yasak!!!
Yine RTÜK demek istiyor ki,
çocuklar nasıl olsa Türkçe dilini öğreniyorlar, çizgi filmlerini,
çocuk programlarını, müzik programlarını Türkçe dilinde
izliyorlar... Kürtçeye ne gerek var? Öğrenmesinler... Ya
"eğilirlerse?!" "Yaş ağacı eğme" hakkı bizim; bu işi biz
yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz!
Tersi yasak!!!
Çocuklara
Kürtçe çizgi film yasağı işin öne çıkan, belki daha dikkat çeken
bir yanı...
Ama yasaklar bununla sınırlı değil...
KORKUNUN BİR BAŞKA YÜZÜ...
Devletin yasakları, aynı zamanda kendisinin
korkularıdır da...
RTÜK'ün hazırladığı "Radyo ve Televizyon
Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik" ile devlet; radyoların 60
dakikayı aşmamak üzere haftada toplam 5 saat, televizyon
kuruluşlarının ise günde 45 dakikayı aşmamak üzere haftada toplam
4 saat yayın yapabilmelerine izin verdi!
Yayın saatlerinin bu
denli kısa tutulmasının bir nedeni olsa gerek değil mi? Örneğin
neden 24 saat yayın yapılmıyor da haftada bir kaç saatle
sınırlandırılıyor?
Çünkü korkuyor devlet!
Bitmiyor yasak -ve
korku-!
Şöyle deniliyor örneğin yönetmelikte:
"Bu dil ve
lehçelerde yeniden iletim konusu yayınlarda dahil, televizyon
yayını yapan kuruluşlar bu yayınlarını içerik ve süre açısından
birebir olmak kaydıyla Türkçe tercüme veya Türkçe altyazıyla
vermekle, radyo yayını yapan kuruluşlar ise programın
yayınlanmasını takiben Türkçe tercümesini yayınlamakla
yükümlüdürler..."
Neden diye sormayın...
Çok açık: Korku!
Yayınlar sadece "Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında
geleneksel olarak kullandıkları dil ve lehçelerin
izleyici-dinleyici profili belirleninceye kadar bu dil ve
lehçelerdeki yayın sadece kamu ve özel ulusal yayın kuruluşları
tarafından yapılır"mış! Üst Kurulun izni olmadan Türkçeden başka
bir dil ve lehçede yayın yapan kuruluşa "izinsiz yayın müeyyidesi"
uygulanacakmış! Yasak ve korku arasındaki bağ biraz daha açık hale
geldi mi?
Peki yayınlar yapılacak da, hangi ilkeler temelinde
yapılacak? İşte RTÜK yönetmelikte buna da açıklık getirmiş...
Sınır şöyle çizilmiş: "Türkçe'den başka bir dilde yayın yapmak
üzere Üst Kuruldan izin alan yayın kuruluşları yayınlarını hukukun
üstünlüğüne, Anayasa'nın genel ilkelerine, temel hak ve
özgürlüklere, milli güvenliğe, genel ahlaka, cumhuriyetin
Anayasa'da belirtilen temel niteliklerine, devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğüne 3984 sayılı Kanun ve bu kanuna
dayanılarak çıkartılan yönetmeliklerle düzenlenen esas ve
ilkelere, Üst Kurulun öngördüğü yükümlülüklere izin şartları ve
taahhütlerine uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde
yapmakla yükümlüdürler;
- Bu dil ve lehçelerde yaptıkları yayın
süresince mevcut logo ve tanıtıcı ses işaretinin dışında bir
unsura yer vermemekle stüdyo düzeni ve ses efektinde Türkiye
Cumhuriyeti'nin simgesi olmuş görüntü ve sesin dışında simge,
işaret ve ses kullanmamakla yükümlüdürler."
Evet, sınır böyle
çiziliyor... Çizilen aslında korkunun sınırı... Ve korku 80 yıldır
süren bir korku! 80 yıllık tarih korku ile yasağın biraradalığının
da tarihi aynı zamanda...
Peki yasaklarla nereye kadar?
Nereye kadar korkularla?
Var mı korkunun ecele faydası?!
- HARFLERE YASAK! >>>>>>