Sönük geçen bir anma...
Bu
yıl 9 Eylül Yılmaz Güney’in 20. ölüm yıldönümüydü. Bu nedenle çeşitli
çevreler Yılmaz’ı doğru gördükleri bir şekilde anmaya çalıştılar.
GazetelerdeYılmaz Güney ile ilgili yazılar çıktı, Kültür Merkezlerinde
onun filmleri gösterildi. Yılmaz Güney’i anma etkinliği düzenleyen
çevrelerden birisi Güney Kültür ve Sanat Vakfı idi. Aytaç Arman, Melike
Demirağ ve Ahmet Soner gibi aydın ve sanatçıların davet edildiği
etkinlikte bu sanatçıların yaptıkları konuşmaların ardından Ahmet
Soner’in hazırladığı Adana/Paris belgeseli gösterildi. Anma Beyoğlu’nun
merkezinde yapılmış olmasına rağmen katılımcı sayısı 35’i aşamadı. Bunda
etkinliğin yeterince iyi hazırlanmaması ve iyi duyurulmamasının payının
olduğunu düşünüyoruz. Etkinliğin duyurusu için biraz daha fazla çaba
sarfedilseydi (afiş, radyo programları vs.) eminiz ki etkinliğin yapıldığı
Tarık Zafer Tunaya salonu dolup taşardı. Davet edilen ünlü sanatçıların
yanı sıra Ahmet Soner’in Yılmaz Güney belgeseli önemliydi.
Bir başka anma…
Yılmaz Güney’in ölümünün 20. yıldönümünde yapılan anma etkinlikleri
arasında “Yılmaz Güney’e layık bir anma etkinliği” diyebileceğimiz bir
etkinlik, emekçi semtlerinden biri olan Bağcılar’da yapıldı.
Anma
etkinliği henüz bir yılını doldurmamış “meksikalı
kitap ve sanat evi”de gerçekleştirildi. Meksikalı Sanat ve Kitap Evi, Bağcılar’ın
merkezinde, alt katında kitapların sergilendiği üst katında ise oturulup
çay-kahvenin içilip sohbet edilebileceği şirin bir yer. Sanat ve Kitapevi
“Meksikalı” ismini oranın sorumlularından biri olan Yakup Kadri’nin uzun
saçları ile meksikalılara benzetilmesinden almış.
12
Eylül’de gerçekleştirilen bu etkinliğin ana başlığı
“Yılmaz
Güney Sineması ve 12 Eylül’ün Sinema Üzerindeki Etkileri”
idi.

Bu
etkinliğe Güney Dergisi olarak bizler de iki kişi katıldık.
Katılımcıların esasını gençlerin oluşturduğu toplantıda ilk olarak Yılmaz
Güney’in hayatı aktarıldı.
Çok
küçük yaşlarda sinema ile tanışan Yılmaz Güney için sinemanın vazgeçilmez
bir iş haline geldiği vurgulandı. Sinemanın yanı sıra yazar da olan Yılmaz
Güney’in, kısa sürede hem sinema hem de yazınsal alanda ezilen işçi ve
emekçilerden yana ürünler ortaya çıkardığı, bunun egemenlerin gözünden
kaçmadığını ve Yılmaz Güney’in 47 yıllık yaşamının 15 yılını
hapishanelerde geçirdiği, onun aramızdan erken ayrılmasının esas sebebinin
de bu hapishanelerdeki kötü koşullardan dolayı yakalandığı hastalıklar
olduğu belirtildi.
Yılmaz Güney, senaryist, yazar, yönetmen, sinemacı ve oyuncu başlıkları
altında tek tek ele alınarak onun bütünlüklü bir değerlendirmesi yapıldı.
Bu bölümlerde yapılan değerlendirmeler bizim de Güney dergisi olarak
yaptığımız doğru değerlendirmelerdi.
Yılmaz Güney’in sosyalist-gerçekçi bir sanatçı olduğu, onun sanat anlayışı
ile siyasal anlayışının birbirinden koparılamayacağı, sanatın tarafsız
olamayacağı ve bunun en iyi kanıtının da Yılmaz Güney olduğu belirtildi.
Yılmaz Güney’in siyasal yaklaşımları değerlendirilirken onun uğruna
mücadele ettiği devrim ve sosyalizm idealinin doğru olduğu ve bugün de
bunun için mücadele edilmesi gerektiği, Yılmaz’ın büyüklüğünün ise
ezilenlerin ideolojisi olan sosyalist düşünce ile sanatı mükemmel bir
şekilde harmanlamasında yattığı vurgulandı.
Yapılan sunumlarda Yılmaz’ın kendi dilinden sanat anlayışını nasıl
değerlendirdiğine de sık sık yer verilerek sunumlar zenginleştirildi.
Meksikalı Sanat ve Kitapevi sorumlularından Yakup Kadri, Canan ve Akkız
Aydın’ın yaptıkları sunumların ardından katılanların büyük bir ilgi ile
izledikleri Patrick Blossier’in
“Duvarın Etrafında” belgeseli
gösterildi.
Belgeselin ardından tartışma bölümüne geçildi. Bu bölümde ilk olarak Güney
dergisi adına bizlere söz verildi. Bizler öncelikle etkinliği çok olumlu
değerlendirdiğimizi, bundan dolayı kendilerine teşekkür ettiğimizi
belirttik. Ardından Güney dergisinin ne olduğunu, amaçlarının ne olduğunu,
şimdiye kadar yaptığı kültür konferansları hakkında bilgiler verdik.
Yaptığımız kısa konuşmada Yılmaz Güney’in sanat anlayışını
değerlendirdikten sonra herkesi Yılmaz Güney’i sahiplenmeye çağırdığımızı
vurguladık.
Ayrıca 17 Ekim’de İstanbul’da yapacağımız anma gecesine çağrı yaptık.
Konuşmamızın ardından son olarak tartışmak isteyen çıkmayınca Yılmaz
Güney’le İspanyol bir gazetecinin yaptığı röportaj okunarak etkinlik sona
erdirildi.
Etkinliğin yapıldığı salon Yılmaz Güney’in resimleri ve Güney dergisinin
Yılmaz Güney konferansı için hazırladığı tezlerle donatılmıştı.

Etkinlik öncesinden ulaştırdığımız Güney dergilerinden önemli oranda
yararlanılmış olması ve duvarların Güney’de yayınlanan Yılmaz Güney ile
ilgili yazılarla süslenmiş olması bizi oldukça sevindirdi. Kendileri de
Güney dergisi olarak katkılarımızdan dolayı bizlere teşekkür ettiler.
Toplantıya katılanlarla etkinlik sonrası yaptığımız sohbetlerin ve
içtiğimiz çayların ardından tekrar görüşmek dileğiyle ayrıldık.
13 Eylül 2004