Dünya işçi sınıfının birlik-dayanışma ve mücadele
günü Türkiye ve … ‘da her zaman yasaktı. Hakim sınıflar zaman zaman
"kır bayramı" yaptılarsa da bu da sökmeyince kan ve barutla işçi
yürüyüşlerini bastırdılar. Tüm baskılara karşın 1 Mayıs'lar bizde de
yaşandı.
1906'da ilk 1 Mayıs kutlamaları yapıldı. Değişik
uluslardan işçilerin ilk birlikte kutlaması olması açısından bu kutlama
çok önemliydi. 1909-10-11 1 Mayıs'larında İstanbul, Üsküp ve Selanik'te
1 Mayıs İşçi Bayramı kutlandı. 1922 ve 1923'de ilk kez 1 Mayıs gerçek
anlamı ve içeriğiyle kutlandı. İstanbul-Ankara-Adapazarı, Mersin ve
İzmir'de emperyalist işgalcilere ve yerli uşak burjuvaziye karşı
mücadeleye dönüştürüldü. 1924'de 8 saatlik çalışma günü şiarıyla çeşitli
şehir ve işyerleri işçileri, 1 Mayıs'I -işçi bayramını kutladılar.
1925'de 1 Mayıs'ı hedefinden saptırmak için Kemalistler bir yasa
çıkararak "Bahar Bayramı" ilan ettiler. Bundan sonra Kemalizm her türlü
baskı yöntemini uygulayarak, işçilerin işyeri ve yürüyüşlerine
saldırarak 1 Mayıs'I yasaklamaya çalıştılar.
1960'lardan itibaren işçi sınıfının mücadelesinde
önemli gelişmeler oldu. 1970'lerde daha da ileri boyutlara vardı. 15-16
Haziran işçi hareketinden sonra, işçi sınıfı "22 Temmuz Sahte İşçi
Bayramı"nı bir tarafa atarak kendi bayramını talep etmeye başladı.
1976'da ilk büyük işçi yürüyüşü Taksim'de gerçekleşti. 1 yıl sonra
yeniden işçiler Taksim'e yürüdüler. Bu kez DİSK önderlerinin ihaneti
sonucu, Türk polisi bir provokasyon yaratarak 36 emekçiyi katlettiler.
77 katliamı 1 Mayıs'ın kutlanmasını engelleyemedi. 78'de 1 Mayıs'lar
DİSK önderlerinin ve devletin engellemesine rağmen her yerde kutlandı.
79'da DİSK'in iktidardaki CHP iktidarı ile anlaşıp yürüyüş yapmasına
rağmen, işçiler her yerde yine kutlamalarını yaptılar. 12 Eylül
Cuntasının gelişiyle birlikte 1 Mayıs kutlamaları engellendi. Ama
tamamen durdurulamadı. Her yıl yeni yeni gösteriler ve mücadele
metotları gelişti. Burjuvazi olmadık çarelere başvurdu, ama nafile. İşçi
sınıfının selini kimse durduramadı.
Bugün yeniden bir 1 Mayıs yaşıyoruz. Bugün artık
susturulmuş, dağıtılmış cansız bir işçi sınıfı yoktur, ama Türkiye …
işçi sınıfı kendi yaşantısıyla önemli dersler ve tecrübeler
çıkarmıştır. Bugün örgütlenme-propaganda ve grev özgürlüğü için daha
somut mücadele koşulları yaratılmıştır. İş kanunlarının, işsizliğin,
sosyal farklılıkların giderek arttığı bir ortamda işçilerin
susturulması, mücadelelerinin bastırılması biraz daha zorlaşmıştır.
Bugün Kürt ulusu ve ezilen milliyetler üzerinde
yoğun bir asimilasyon ve soykırım uygulanıyor. Çeşitli uluslardan
işçiler ve emekçiler arasına şovenist-ırkçı düşmanlıklar ekiliyor. Bir
yandan Kafkas ve Balkanlarda ulusların yok edilmesini silah olarak
kullanan Türk egemen sınıfları, öte yandan ülkemizde tüm milli
azınlıkların haklarını yok ve inkar etmeye çalışıyor. İşçi sınıfının
sarı-revizyonist sendikal önderlikleri de bunları görmemezlikten
gelerek, enternasyonal dayanışma ruhunu ekmeyerek Türk şovenizmine
hizmet ediyorlar.
Bugün işçi sınıfının görevi, 1 Mayıs'ları devrimci
geleneğine uygun bir tarzda kutlamaktır. Görev emperyalizmin tüm
gürültülerine rağmen işçi sınıfının iktidarı olan sosyalizmin
propagandasını yapmaktır. Görev, tüm milliyetçi ve şoven düşüncelere
karşı enternasyonal proletaryanın birliğini savunmaktır. Görev her türlü
örgütlenme, propaganda ve eylem özgürlüğünün alınmasıdır. Görev,
işyerlerinde sarı sendika ve patronun ajanlarını dıştalayacak olan grev
ve mücadele komitelerini oluşturmaktır.
Sözümüzü Yılmaz Güney'den yapacağımız bir
alıntıyla bitirelim.
"1 Mayıs, işçi sınıfının uluslararası birlik,
dayanışma ve mücadele günüdür.
1 Mayıs, her türden dar burjuva
milliyetçiliğine, oportünizme ve reformizme karşı proletarya hareketinin
en anlamlı enternasyonal bayramıdır.
1 Mayıs, onu devrimci içeriğine uygun bir
şekilde kutlamak için, ellerinde kızıl bayrakları ve gökleri inleten
enternasyonal marşlarıyla işçilerin ücretli kölelik sistemi olan
kapitalizme karşı mücadele kararlılıklarını ve yeni bir topluma
duydukları özlemi haykırdıkları bir mücadele günü olmalıdır!…
1 Mayıs, bu ölüm-dirim kavgasını zaferle
sonuçlandırmak… egemen sömürücü burjuvaziyi alaşağı etmek… ücretli
kölelik zincirlerini parçalamak…insanın insan tarafından sömürülmesine,
işkence ve zulüm altında inletilmesine son vermek…sınıf ayrıcalıklarını
ve bizzat sınıfların kendilerini ortadan kaldırmak ve "HERKESTEN
YETENEĞİNE GÖRE, HERKESE İHTİYACI KADAR" şiarının gerçekleşeceği
komünist toplumu kurmak uğruna mücadeleyi hızlandırmak için bir
çağrıdır. Aynı zamanda 1 Mayıs, devrimci mücadelenin dayattığı güncel
görevlerimizi daha da bilinçli olarak kavramamız, onlara derinden
sarılmamız, kendi hata ve zaaflarımızla hesaplaşmamız için bir çağrıdır.
Bugün, gerek ulusal ve gerekse uluslararası
planda Marksist-Leninistlerin en önemli görevleri, burjuva düşüncesinin
ve onun işçi sınıfı içindeki uzantısından başka bir şey olmayan
oportünizmin her türüyle mücadele etmek, işçi sınıfının bilimsel
sosyalizmin öğretileriyle donanmasını sağlamak, Marksizm-Leninizmin
granit gibi sağlam ilkeleri üzerinde yükselen gerçek sınıf partilerini,
proletarya devrimine önderlik edebilecek güçlü komünist partileri bütün
yönleriyle inşa etmek, krizin etkisiyle daha büyük sayıda kavga
alanlarına atılan sömürülen kitlelerin mücadelelerini, emperyalizme,
artan emperyalist savaş tehlikesine ve bizzat kapitalist düzenin
kendisine karşı yöneltmektir."
(1 Mayıs 1984'de MAYIS imzasıyla
yayınlanan bildiriden - Siyasi Yazılar Sf. 185)
(*) Bu yazı daha önce Güney
dergisinin yurtdışında çıkan bir sayısında yayınlanmıştı.