Hollywood sinemasının hemen her filmi hasılat rekorları kıran "harika
çocuğu"
Steven Spielberg'in son filmi "Er Ryan'ı kurtarmak" da piyasaya büyük bir reklam
kampanyasıyla girdi. Birçok sinema eleştiricisi bu filmi, şimdiye kadar çevrilmiş
filmler içinde en önemli savaş karşıtı film olarak değerlendirdi. Film piyasaya
ilk çıktığı günlerde New Yorker dergisinde yayınlanan övgü dolu bir eleştiri "Bütün
savaşları bitirmek için film" başlığını taşıyordu. Filmi gören birçok kişiyle
de konuştuğumda, bana bu filmi görenlerin savaşı lanetleyeceğini, bu filmin savaşın
kötülüklerini çok çarpıcı bir biçimde gösterdiğini vb. söyleyenler, filmi savaş
karşıtı olarak değerlendirenler az değildi.
Bence bu değerlendirme yanlış bir değerlendirme.
"Er Ryan'ı Kurtarmak" gerçekten
bir başyapıt, fakat savaş karşıtı bir film olarak değil, ABD ordusunun propagandası
açısından bir başyapıt. O ABD yurtseverliğinin, ABD ordusunun savaşlarının propagandasının
bir başyapıtı.
Steven Spielberg, Hollywood'un son döneminin kuşkusuz en yetenekli yönetmeni.
O sinemayı çok iyi bilen, bir film süresince seyirciyi deyim yerindeyse "esir
almayı", onu Steven Spielberg'in dünyasına taşımayı başaran bir yönetmen.
"Hiçbir
filminde mesaj iddiası olmadığını", "sorununun yalnızca seyirciye hoş vakit geçirmek
olduğunu" söylüyor. Kuşkusuz buradaki "alçakgönüllülüğü" gerçeklerin ifadesi değil.
Onun her filminde mesaj var. Tabii kaba değil, ustaca verilen mesajlar bunlar.
En mesajsız filmleri sayılan
"Jaws", "Jurassic Park", "Indiana Jones", "E.T."
gibi fantazi/macera/bilimkurgu filmleri bile mesaj dolu.
Fakat Spielberg salt böyle
"macera" filmlerinde araya sıkıştırılmış mesajlarla
yetinmiyor. Doğrudan bir dizi siyasi sorunu konu alan filmleri de var. Örneğin
"Mor Rengi"nde, ABD'de bir siyah kadının somutunda, kadının kurtuluşu ve ırkçılık
sorunları işleniyor. Tabii Hollywood usulü... Bütün kötülüklere rağmen, iyi üstün
geliyor. Amerikan demek zaten özde iyi demektir! Bu filmin sonunda sinemada eğer
ıslanmadık mendil kalıyorsa, o yalnızca bir şeyi gösterir. Mendili kuru kalanın
yüreğinin nasır bağlamış olduğunu, veya erkekliğin şanı gereği ağlamak yasak olduğundan
ağlamadığını! Örneğin "Schindler'in Listesi"nde insanlık tarihinin en korkunç
soykırımı olan Nazilerin Yahudilere karşı yürüttüğü soykırım, Şoa, anlatılıyor.
Tabii yine Hollywood usülü... Soykırım olgusu, Alman sanayicisi Schindler'in, kendi
işletmelerinde çalışan yüzlerce Yahudi işçiyi "sonuçta kendi hayatını da tehlikeye
atarak" temerküz kampından, gaz odasına gitmekten kurtarması öyküsü içinde anlatılıyor.
Böylece aslında iyi Alman patronların da olduğunu, meselenin sınıflarüzeri, bir
"insan olma" meselesi olduğunu anlıyoruz. Nazilerin gerçekte Alman emperyalizminin
vurucu gücü olduğu, Alman emekçilerinin önemli bir bölümünün de Nazilerle birlikte
hareket ettiği, bu anlamda suç ortağı olduğu vb. gerçeklerinin üzeri örtülüyor,
Nazi vahşetinin gerçekte az sayıda "insanlıkdışı" unsurların işi olduğu mesajları
ustaca veriliyor. Ve yine sinemada kuru mendil kalmıyor (kuraldışılar için yukarıda
söylenenlere bakın).
"Er Ryan'ı Kurtarmak" Spielberg'in doğrudan siyasi filmlerinden. Spielberg bu
filmde İkinci Dünya Savaşı'nın Amerikan yorumunu yapıyor.
FİLMİN ÖYKÜSÜ
Filmin ilk ve son görüntüleri İkinci Dünya Savaşı ile, günümüzü birleştiren
görüntüler...
İlk sahnede yaşlı bir adam, ardında karısı, çocukları, çocuklarının çocuklarının
oluşturduğu bir büyük aileyi, önde adam, arkada ailesi yürürken görüyoruz. Kamera
geri çekildiğinde yürüdükleri alanın haçlarla dolu büyük bir mezarlık olduğu çıkıyor
ortaya. Yaşlı adam bir haçın yanında sendeler gibi oluyor. İsmi görüyor. Mezarın
başına çöküyor. Arkada ağdalı bir müzik, nazlı nazlı dalgalanan bir Amerikan bayrağı
giriyor resme. Sonra kamera zoomla önce yaşlı adamın portresine, sonra yaşlı gözünün
içine, gözbebeğine giriyor.
Ve kendimizi birdenbire 6 Haziran 1944'te, Normandiya kıyılarında, fırtınalı bir
havada bir çıkarma gemisinin içinde, çıkarma için son emirleri uğultu içinde dinleyen
askerler olarak buluyoruz. Kimimiz kusuyoruz. Kimimiz dua ediyoruz. Hepimizin
yüzünde korku ve gerginlik var. Kamera burada askerlerden herhangi birinin gözü
konumunda. Sağdan soldan top sesleri, makinalı silah tarakaları, bomba sesleri,
çığlıklar yükseliyor. Bu sesler fırtınanın, çıkarma gemisi motorunun, bağıra çağıra
emir vermeye çalışan tabur komutanının seslerine karışıyor.
Sonra çıkarma gemisinin kapağı açılıyor. Açılmayla birlikte ölüm yağmaya başlıyor.
Bir makineli tüfek ölüm kusuyor askerlerin üstüne. Vurulup ölmeyenler, vurulup
ölenlerin üzerinden atlıyor suya. Kamera da onlarla birlikte. Suyun altında da
vurulanları, kurşunların nasıl sessizce süzüldüğünü görüyoruz. Sudan çıkıp bir
yerlere sığınıp ileriye doğru koşmaya çalışıyoruz. Cehennemi bir gürültü. Sonra
bir sessizlik. Kulağımızın dibinde patlayan bomba geçici bir sağırlık yaratıyor.
Sessizlik içinde ölümler sürüyor. Sağa bakıyoruz, en yakın dostlarımızdan birinin
bağırsakları dışarı fırlamış. Solumuzda kurşunu sektiren, hayatını kurtaran kaskını
çıkartıyor, hayretle kaska bakarken gözünden kurşunu yiyor. Biraz gerimizde kolu
kopmuş bir asker, şok içinde kopmuş koluna tüfek gibi sarılıp kurşunların geldiği
yöne koşuyor. Sonra yavaş yavaş yine gürültüleri duymaya başlıyoruz. Filmin ilk
yirmi dakikası korkunç bir tempo içinde, sanki birebir bir dokümantasyon gibi
geçiyor. Sanki Normandiya çıkarmasının canlı tanığıymışsınız gibi duyumsuyorsunuz.
Bu arada paralel kesimlerde bir başka öykü anlatılıyor: ABD ordusu genel karargâhında
savaşta ölen askerlerin ailelerine "taziyet mektupları" yazılan bölümde, Ryan
soyadlı bir ailenin üç oğlunun son günlerde "şehit düştüğü" tespit ediliyor. Ailenin
dördüncü ve son oğlu olan er Ryan'ın da, Normandiya çıkarma operasyonu dahilinde,
cephe gerisine indirilen paraşütçüler içinde olduğu tespit ediliyor. Ve ABD genelkurmayından
emir çıkıyor: Er Ryan, ne pahasına olursa olsun bulunup savaş alanından geri çekilecektir.
Kahraman ABD ordusuna üç yiğidini kurban eden kahraman Amerikan anasının dördüncü
çocuğu ona geri verilecektir. Burada yine Amerika'nın savunduğu "insani
değerler"
içinde ailenin ne kadar büyük bir yer tuttuğunu; ABD genelkurmayının "bu arada
ilk ABD başkanının da benzer bir durumda" savaş içinde, özel durumda normal bir
erin kurtarılması için nasıl çaba harcadığını, "insani değerleri" nasıl üstün
tutan bir kurum olduğunu vb. de öğreniyoruz tabii.
Er Ryan'ın kurtarılma emrinin cepheye ulaşması ve daha önce çıkarma gemisinde
birlikte olduğumuz ve "Omaha Sahili" adı verilen bölümde karaya birlikte çıkıp
birlikte acı çekip sevindiğimiz Captain John Miller'e (Tom Hanks) bu emrin verilmesiyle
birlikte, filmin ikinci bölümü başlıyor. Filmin bu bölümünde Captain Miller'in
önderliğindeki bir grup askerin cephe gerisine sızan grup içinde yeralan er Ryan'ı
araması, bu arama sırasında başından geçenler anlatılır. Bu bölümün "normal" savaş
filmlerinden bir farkı yoktur. Başlangıçtaki bölüme bir dokümantasyon havası veren
nefes nefese anlatım, sübjektif kamera kullanımı, yerini sakin bir anlatıma bırakmıştır.
Bu bölümde, Captain Miller'in grubunda yeralan askerlerin karakter çizgilerinin
tanıtımı için de biraz zaman vardır. Episodik sahnelerle korkaklar (grubun içinde
başlangıçta daktilo başında aydın olarak gösterilen, aynı zamanda, askeri açıdan
en yeteneksiz, beceriksiz ve en korkak olandır) ve ölümden korkmayanlar, teknik
becerisi olanlar, kahramanlığa soyunanlar, hislerine yenilen intikamcılar vb.
tanıtılır. Bu grup aslında Amerikan toplumunun bir kesitidir. İçinde her kesimden
ve değişik etnik kökenden insanlar vardır. Ama nedense hepsi beyaz olan (bu da
filmin bir ilginçliği olarak görünüyor. ABD ordusunun üçte birinin siyahlardan
oluştuğu, Normandiya çıkarmasında ABD ordusunda savaşanların çok önemli bir bölümünün
siyah askerler olduğu bilindiğinde, Spielberg'in bu filmde siyahları unutmuş olması
anlaşılır birşey değil. Hollywood bu noktada bu kez uyudu herhalde) gruptaki askerlerin
hepsinin bir ortak özelliği var: Hepsi verilen emri "sorgulasalar, doğru bulmasalar
bile" yerine getirmeye hazırdır. Hepsi için "aile", "vatan" çok önemli değerlerdir.
Verilen emirlere uyarlar.
Sonunda birçok macera ve kayıptan sonra Ryan bulunur. Er Ryan, iyice zayıflamış
bir grup askerle bir nehir köprüsünün başını tutmaktadır. Eğer yardım gelmezse,
çıkarma güçlerinin ilerlemesi açısından hayati önemde olan bu köprünün korunma
şansı sıfırdır. Er Ryan'ı savaş alanından çıkarmaya gelen grubun başı Captain
Miller, er Ryan'a gelme nedenlerini açıklar. Er Ryan açısından gelen savaş alanından
çıkma emri, aslında hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Arkadaşlarıyla
köprü başını tutmaya devam etmesi, eğer bir mucize olmazsa ölüm anlamına gelmektedir.
Amerikan ordusunun yiğit askeri, üç sevgili kardeşinin ölüm haberini alan er Ryan,
birlikte ölüme gideceği asker arkadaşlarını kastederek "Bunlar benim son kardeşlerim.
Ben onlarla kalacağım. Annem beni anlar" diyerek, savaş alanından çıkmayı reddeder.
Captain Miller de yanındaki grupla er Ryan'ın yanında kalma kararı alır. Ki bu
karar büyük ihtimalle, onlar için de kahramanca ölme kararıdır.
Sonunda 10"15 kişilik bir grup Amerikan askeri, ellerindeki az sayıda silah ve
cephaneyle yüzlerce kişi ve zırhlı araçlarla saldıran Alman ordusuna karşı yiğitçe
direnir. Göğüs göğüse çarpışmalar olur. En sonunda, Captain Miller elinde tek
tabanca üzerine doğru gelen tanka karşı son kurşunlarını sıkarken, iyiler (yani
Amerikan ordusu) kelimenin gerçek anlamında son saniyede, alçak uçuş yapan ve
Almanları bombalayan uçakların şahsında yetişir. Captain Miller, son nefesini,
kurtarmak için geldiği er Ryan'ın kollarında verir. Er Ryan'ın 1944'deki yaşlı
gözünden, 1998'deki ihtiyarlamış Ryan'ın yaşlı gözüne atlar kamera. Ve başlangıçtaki
sahneye, güne döneriz. Ve son sahnede nazlı nazlı dalgalanan Amerikan bayrağı
kapatır filmi.
Ağlamak zamanıdır! Gözü yaşlanmayanın yüreği taştır.
SAVAŞ KARŞITI FİLM Mİ?
Burjuva eleştirmenler, bu filmin savaş karşıtı bir film olduğunu söylerken çeşitli
gerekçeler getiriyorlar. Bu filmin her türlü savaşın kötülüğünü gösterdiği; bir
dizi askeri emrin saçmalığını (bir eri kurtarmak için, başka onlarca eri/askeri
öldürme anlamına gelen kararlar vermek) gösterdiği; İkinci Dünya Savaşı gibi,
müttefik güçler açısından amaçları iyi olan bir savaşın bile savunulamazlığını
gösterdiği vb. söyleniyor. Savaş karşıtı bir savaş filmi... Bu nasıl olur? Bunun
için önce filmin ilk yirmi dakikası tanık gösteriliyor.
Filmin ilk yirmi dakikası, aslında onun
"savaş karşıtı" bir filmmiş gibi görülmesinin
de temel dayanağı ve çıkış noktası. Birçok film eleştirmeni bu bölümü şimdiye
kadar çekilmiş "en gerçekçi" savaş görüntüleri olarak değerlendiriyor. Bu resimleri
görenlerin savaş isteyemeyeceği, bu görüntülerin kendiliğinden savaş karşıtı olduğu
vb. iddia ediliyor. Bu bağlamda söylenmesi gereken şu: Birincisi; aslında şiddetin
dolaysız gösterimi insanları şiddetten nefret ettirecek, şiddete karşı yöneltecek
olsaydı, işler çok kolay olurdu. Şiddetin resimde, filmde dolaysız gösterimi,
birçok halde "alıştırma" işlevini görüyor. Çok gerçekçi olduğu söylenen, savaşı
birebir gösterdiğini iddia eden resimler, savaşın mümkünlüğünü, onun olağanlığını
da gösteren resimler aynı zamanda. İkincisi; bütün teknik mükemmelliğine rağmen,
Normandiya çıkarmasının tam da bu filmde görüldüğü gibi olduğu iddiası, gerçeğin
hoş, kabul edilebilir görülmesine hizmet etmektedir. Burada evet korkunç görüntüler
vardır. Fakat bu nihayet 20 dakikada, rahat koltuklarda, görerek, duyarak, duyumsayarak
yaşanan bir sahte gerçekliktir. Normandiya çıkarması gerçekte 10 saatlik bir ölüm/kalım
pazarıdır.
Diğer yandan Captain Miller'in Ryan'ı arayan grubuyla Alman askerlerinin karşı
karşıya geldiği ve birbirlerini öldürdüğü; fakat iki tarafın da sanki neden bunu
yaptıklarının belli olmadığı, insanların "neden" sorusunu sormak zorunda kaldığı
sahneler var. Fakat bu sahnelerde de kötüler ve iyiler neden böyle olduğu açıklanmaksızın
bellidir. Seyirci Captain Miller ve grubunun, ABD ordusunun safındadır. O kadar
ki, örneğin çıkarma sırasında ölüm kusan makineli tüfek koruganlarının havaya
uçurulması, içerdekilerin yakılması, teslim olan Alman askerlerinin oracıkta kurşuna
dizilmesi (kurallara uyulup da serbest bırakılan bir Alman askeri, sonradan köprüye
saldırı sırasında kendini serbest bırakanlar içinde yeralan bir askeri hunharca
öldürür. Korkak aydın da bu cinayeti izler!) vb. seyirci açısından "oh olsun"
tepkisiyle karşılanacak biçimde anlatılan olaylardır. Tam da bu sahneler, bu filmi
"savaş karşıtı" görüp gösteren birçok eleştirmenin kendine dayanak yapmaya çalıştığı
sahnelerdir. Bunlara film, "tarafsız bir gözlemci" olarak, ABD ordusunun da kimi
zaman kuralsız işler yaptığını gösterecek kadar cesurdur! Savaşın insanları insanlıktan
çıkardığını göstermektedir... vs. Burda bu eleştiricilerin gözden kaçırdığı, filmin
hangi perspektiften anlatıldığı ve "insanlıktan çıkmanın" sonuçta seyirci açısından
affedilip edilmediğidir.
Bu film savaş karşıtı bir film değildir.
Aslında
"Ryan", iyiler ve kötülerin çok net olarak belli olduğu; fakat kötülerin
neden kötü olduklarının hiçbir yerde açıklanmadığı, sonuçta iyilerin son saniyede
kazandığı bir savaş filmidir.
İyiler, her halükârda Amerikan ordusudur. Bu haliyle film Amerikan ordusunun,
Amerika'nın yürüttüğü savaşların, Amerikan usulü yaşamanın propaganda filmidir.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI
AMERİKAN YURTSEVERLİĞİ PROPAGANDASI İÇİN BİR KULİS
Filmin ideolojik açıdan en tehlikeli yanı şudur. Film gerçekte İkinci Dünya Savaşı
tarihinden bir kesit üzerinden İkinci Dünya Savaşını anlatmaktadır. Fakat öyle
bir anlatmaktadır ki, İkinci Dünya Savaşının gerçek niteliği gözlerden gizlenmekte,
İkinci Dünya Savaşı da, iyi Amerika'nın kötülere karşı yürüttüğü herhangi bir
savaş olarak gösterilmektedir.
Önce anlatılan kesimde, anlatılan hikâyede, savaşan iki taraf vardır: Amerikan
ordusu ve Alman ordusu. Halbuki Normandiya çıkarması Batılı üç müttefik gücün
(ABD"İngiltere"Fransa) birlikte yaptıkları; içte Fransız direnişi tarafından güçlü
bir şekilde desteklenen bir askeri operasyondur. Bu askeri operasyon yapılırken
sosyalist Sovyetler Birliği ordusu, Doğu cephesinde hâlâ savaşın esas yükünü taşımaktadır.
Ve Normandiya çıkarması, Sovyetlerin Batıda ikinci cephe açılması yönündeki ısrarları
sonucu gündeme gelmiştir. Filmde bırakalım Sovyetler Birliği, ABD, İngiltere,
Fransa ittifakını, Batılı müttefiklerden bile eser yoktur, savaşanlar yalnızca
kahraman Amerikan ordusu mensuplarıdır. Filmde Fransız direnişinden en küçük bir
eser yoktur. Halbuki o dönemde Fransız direnişi en güçlü dönemini yaşıyor, cephe
gerisinde Alman ordusuna büyük darbeler vuruyordu. Filmde sivil halk da yoktur.
Sanki savaş iki ordu arasında boş arazide yürütülmektedir. Sivil halktan üç Fransız,
yalnızca bir sahnede, o da bir yıkıntı içinde kahraman askerlere çocuklarını vermek
istedikleri bir ortamda görülür. Ve sonunda çocuğu kurtarma adına bir Amerikan
askeri keskin nişancı bir Alman askerinin kurbanı olur. Yani Fransız halkı Amerikan
ordusuna yalnızca ayakbağı olmuştur!
İkinci olarak film dili açısından gayet dramatik sahneleri nedeniyle İkinci Dünya
Savaşı anlatılırken önemli bir olay olan Normandiya çıkarması, sanki savaşın kaderi
burada değişmiş gibi göstermek için kullanılmaktadır. Bunun tarihi gerçeklerle
ilgisi yoktur. Savaşın kaderi Rusya'da, Sovyet kızılordusunun ve partizanların
yiğit mücadelesiyle belirlenmiş, eğer bir dönüm noktası aranacaksa, Stalingrad
savaşları Nazi Almanyası için sonun başlangıcı olmuştur. Normandiya çıkarması,
İkinci Dünya Savaşı tarihi açısından belirleyici rol oynamayan ve Batılı müttefik
güçlerin çok geç giriştiği bir askeri operasyondur. Fakat bu film sayesinde şimdi
ona mistik bir anlam kazandırılmaktadır.
Üçüncüsü "ki en önemlisi de budur" İkinci Dünya Savaşında, savaşın bir tarafında
haksız; diğer tarafında haklı bir cephe vardır. Haksız yanda faşizm cephesi, haklı
yanda başta sosyalist Sovyetler Birliği olmak üzere, Nazizme karşı olan bütün
güçler vardır. Naziler yalnızca dünyaya ekonomik olarak egemen olma adına değil,
bir ırkın üstünlüğü adına, insanların bir bölümünü ırkları"milliyetleri nedeniyle
yoketme, bir bölümünü esir etme programıyla bir savaş yürütmüşlerdir. Filmde İkinci
Dünya Savaşının bu gerçek niteliği konusunda en küçük bir işaret, en küçük bir
açıklama yoktur. Alman işgalinin, örneğin Fransa'daki Yahudiler açısından ulusça
yokedilmek anlamına geldiği vb. bu filmde yoktur! Alman ordusu da, aynı Amerikan
ordusu gibi bir ordudur! Yalnızca Amerikalılar zaten kendiliklerinden "iyi" oldukları
için, Almanlar bu filmin "kötü çocuğu"durlar! Yarın ABD'ye karşı savaşan başka
kim olursa o kötü çocuk olacaktır!
Spielberg bu filmde İkinci Dünya Savaşını Amerikan kahramanlığına övgü düzmek
için, Amerikan yurtseverliğinin propagandası için kulis olarak kullanmaktadır.
ANNE OLARAK KADIN...
ONUN İÇİN ÖLMEYE DEĞER!
Burjuvazinin savaşlarında kadına biçilen rol neyse Ryan filminde de o. Burjuva
savaş filmlerinde kadın genelde ya askerdeki oğlunun, eşinin, sevgilisinin yolunu
bekleyen anne, eş, sevgili; ya Mata Hari tipi casus; ya da hemşire vb. rollerde
ikinci planda kalır. Spielberg bu filmde kadını fedakâr anne rolünde gösteriyor.
Amerikan idealindeki kadın bu. Aslında film bir yanıyla savaş için oğul doğurup
yetiştiren tüm Amerikan analarına bir anıt aynı zamanda. Abraham Lincoln'ün savaşta
beş çocuk kaybetmiş bir anaya yazdığı mektubun okunması, bu tarihi"ideolojik bakış
açısını formüle ediyor. Bayan Ryan, küçük çiftlik evinin kapısında üç oğlunun
ölüm haberini aldığında sarsılıyor. Fakat o da, bütün Amerikan yurtseverleri de
bu "kurban"ın verilmesini görev olarak kavrıyorlar. Anavatana dört oğlan doğurmuş,
üçünü kurban vermiş bu "yiğit ana"nın bu fedakârlığı karşısında, onun dördüncü
oğlunun bulunması için yeni kurbanların göze alınması gereklidir, doğrudur. Dördüncü
oğul yaşamalı ve ailenin, çiftliğin devamını sağlamalıdır. Böylece en modern teknikle
ve mükemmel bir sinema diliyle ailenin en yüce değer olduğu, kadınların esas görevinin
vatana hayırlı evlatlar vermek olduğu vb. düşünceleri aktarılıyor. Hiçbir kadın
"sakın ha!" analıktan daha yüce bir değer olabileceğini düşünmesin. "Er Ryanı
Kurtarmak" kadına erkekçe yaklaşan bir film de aynı zamanda!
SONUÇ
Bu film, ABD'nin kurulduğundan bu yana yürüttüğü savaşlardan birinin anlatımı
içinde, gerçekte ABD'nin yürüttüğü bütün savaşları da aklayan bir yiğitlik anıtı.
Spielberg, ideolojik olarak hep iyinin temsilcisi gördüğü ABD'nin tüm savaşlarını
haklı göstermek için iyi bir seçim yapmış, İkinci Dünya Savaşından bir episodu
anlatmıştır. İkinci Dünya Savaşı, ABD'nin yürüttüğü diğer savaşların tersine,
ABD'nin ilk defa doğru bir yanda savaşa katıldığı, faşist barbarlığa karşı yürüyen
bir savaştır. Şimdi bu savaştaki bir yiğitlik öyküsü temelinde Amerikan yurtseverliği
körüklenmekte, ABD'nin yürüttüğü onlarca haksız savaş da unutturulmaya çalışılmaktadır.
Bugün de dünyanın her yanında savaşa hazır ABD ordusu İkinci Dünya Savaşının bu
kahramanlık hikâyesi temelinde "ufak tefek insani zaaflara rağmen!" cilalanmakta,
"Amerikan yurtseverliğinin" gerçek taşıyıcısı olarak kutsanmaktadır. "Er Ryan'ı
Kurtarmak" bir burjuva savaş filmidir. Bu film, her ülkede burjuva orduları için,
"vatan, millet" uğruna savaşın nasıl doğru olduğunun propagandasına da yarayacak
olan bir filmdir.
Spielberg'in hakkı Spielberg'e: Film, dili, tekniği açısından mükemmeldir. Gerçekten
bir başyapıttır. Ve onu olduğundan tehlikeli kılan da budur.