11 Ağustos 1950, günlerden Cuma... Robby ve Michael öğleden önce evde yalnız başınalar.
New York'un Lower East Side semtinde, Knockerbocker Village'daki daracık iki odalı
evde annelerini bekliyorlar. Robby üç yaşında, Michael yedi. Anneleri Ethel'in
mahkemede duruşması var. Saat 13.15'te mahkeme binasından ayrılırken tutuklanacak. Ethel çocuklarını ancak bir yıl sonra, Sing Sing Hapishanesi'nin
"Ölüm Evi"nde
Ğidam mahkûmlarına ayrılmış bölümünde- yeniden görebilecek. Robby ve Michael'ın
babası Julius, daha 17 Temmuz 1950'de atom casusluğu iddiasıyla tutuklanmıştır.
Bir ay önce 19 Haziran 1953'te anne ve babası elektrikli sandalyede idam edildiğinde, Robby 6, Michael ise 10 yaşındadır.
İdamlarından birkaç ay önce Julius Rosenberg, eşi Ethel'e bir mektubunda şöyle
yazıyor:
"Olup bitenlere bizim gibi duyarlı bir gözle bakanlar, Washington'daki yeni hükümetin
ilk döneminin sağa doğru hissedilir bir kayma getirmiş olduğunu görmemezlik edemezler.
Hükümetimizin denetiminde bir dizi polis devleti önlemleri uygulamaya kondu. McCarthy
ayarındaki faşistlerin onayıyla hükümet tüm ülkeye korku hayaleti saldı. Adalet
de buna uydu ve tüm yurttaşların hürriyetini ve temel anayasal haklarını tehdit
ediyor. Bu yüzden kendimi bizim davamızla ilgili hayallere kaptırmıyorum, çünkü
biliyorum ki ancak halkın örgütlü baskısı bizi kurtarabilir ve iki masum insanın
öldürülmesine yol açacak korkunç siyasi suçu açığa çıkarabilir. Biz gerçekte herhangi
bir suç işlemediğimiz için, bu rezil komploya alet olmaya ve sırf ülkemizdeki
savaş isterisi tırmandırılıp dünya barışı perspektifleri kötüleştirilsin diye
başka masum ilerici insanlara karşı yalancı şahitlik yapmaya yanaşmayacağız."
(Ölüm Evinden Mektuplar, s. 193)
Ethel ve Julius'un Yaşam Yolu
"Hayat yaşanmaya değer"
(Ethel Rosenberg, idam edildiği gün çocuklarına yazdığı elveda mektubundan)
* * * Ethel * * *
Ethel Rosenberg 28 Eylül 1915'te, ABD'nin en yoksul semtlerinden birinde, Manhattan'ın
Lower East Side semtinde doğar. Burası doğudan gelen Yahudi göçmenlerin semtidir.
Sağlık ve konut koşulları tam bir felakettir. Rusya göçmeni babası ve Avusturya
göçmeni annesi, ikisi de ortodoks Yahudidir. Ethel ailenin en büyük çocuğudur,
üç ya da iki (kaynaklarda bu konuda farklı veriler var) erkek kardeşi daha vardır,
Samuel, Bernard ve David. Ethel yetenekli bir öğrenciydi ve liseye (highschool)
devam edebildi. Öğrencilik dönemi boyunca iyi bir oyunculuk yeteneğine sahip olduğu
görüldü. Kolej eğitimi almayı umuyordu, fakat 30'lu yıllardaki ağır ekonomik buhran
ve anne-babasının yoksulluğu bunu imkânsız kıldı. Bir yandan iş ararken, bir amatör
tiyatro grubuna girip şarkı söylemeye başladı.
Ethel iş bulamayınca, muhasebe ve sekreterlik kursuna kaydolur. Kursu bitirdikten
sonra National Packing and Shipping Company'de yarım günlük bir iş bulur. Burada
ilk kez komünist ve devrimci kadın ve erkek işçilerle karşılaşacaktır. Ekonomik
krizin yolaçtığı müthiş yoksulluk, faşist eğilimlerin yaygınlaşmasına karşı direniş
ve sosyalist Sovyetler Birliği'nin kazanımları, bu dönemde ABD'de komünist hareketi
güçlendirir. ABD Komünist Partisi'nin 1930'da 7500 üyesi varken, bu sayı 1939'da
yaklaşık 100 000'e çıkar.
Ethel, işinin yanı sıra şan dersleri alır ve şarkı yarışmalarına katılıp, bunların
çoğunu kazanır.
Erwin Piscator'un proleter tiyatrosundan etkilenen "Lavanburg Players" adlı tiyatro
grubunda sosyalist teori ve programlarla daha da çok uğraşır.
Ağustos 1936'da, onun çalıştığı işyeri de sermayeye karşı işçi mücadelelerine
sahne olur. Bir yılı aşkın süredir sendika üyesi olan Ethel, grev komitesine seçilir.
Talepler haftada 35 saatlik çalışma, haftada beş iş günü ve altı gün yıllık tatildir.
Kapitalistler mücadeleyi kırmak için her yola başvurur. Grev kırıcılar işe alınır.
Grev komitesi kadın işçilerle bir direniş eylemi planlayıp uygular. Aralarında
Ethel'in de olduğu kadın işçiler, mal getiren ve götüren arabaları engellemek
için yola yatarlar.
Grev komitesi üyeleri, bir oturumdan sonra evlerine dönerken demir çubuklarla
silahlanmış saldırganların baskınına uğrar. Grev bir uzlaşmayla sona erer. Ethel,
grevin elebaşlarından biri olarak firmada her türlü baskının hedefi haline gelir.
Sonra da ihbarsız olarak ve tazminat verilmeksizin işine son verilir. Ethel işine
son verilmesine karşı dava açar, firma onu yeniden işe almak zorunda kalır. Sanatsal
yeteneğini, şarkı söylemeyi, sosyal ve siyasi angajmanıyla birleştirmeye başlar.
Ohrbachs alışveriş mağazası önünde grev gözcüleri için, ayrıca Cumhuriyetçi İspanya
lehine yapılan mitinglerde de şarkı söyler. 1936 noelinde Ethel ve Julius, Uluslararası
Gemi Tayfaları Birliği'nin bir toplantısında birbirine aşık olurlar. 1939'da Yahudi
göreneğine göre evlenirler. Ethel çalışmaya devam eder. Dostları Stella ve Marcus
Pogarsky çifti ile birlikte dört odalı bir eve taşınırlar. Dördü de canlı bir
siyasi yaşam içindedirler.
Ethel 1940'ta Komünist Partisi'nin bir seçim çağrısını imzalar; bu imza daha sonra
onun davasında büyük bir öneme sahip olacaktır. FBI'ın uzun zamandır sürdürdüğü
anti-komünist cadı avında salt bir imza için bile imzacılar hakkında dosya açılır.
Tabii Ethel de dosyalanır! Dosyasına ikinci "mim", İstatistik Dairesi'ne sırf
kızlık soyadıyla işyeri başvurusunda bulunduğu için konur. Evli kadınların o zamanlar
bir iş bulma konusunda nerdeyse hiçbir şansı yoktur.
Ethel çok derin antifaşist yaklaşıma sahipti. Kırklı yıllarda, faşizmin saldırısına
uğrayanları desteklemek için çeşitli komitelerde çalıştı. 1943'te ilk çocuğu,
Michael doğdu, 1947'de de Robby.
1945'te Julius, Komünist Partisi'ne üyelikten dolayı işsiz kalır. Rosenberglerin
maddi durumu dramatik bir şekilde kötüleşir. Ethel de iş bulamaz. Julius'un ailesinin
yanında Ethel kendini çok emin ellerde ve mutlu hisseder. Kendi ailesiyle çok
gevşek ve sadece örf ve âdetin gerektirdiği bir temas içindedir. Annesi zaten
hiçbir zaman onunla yakından ilgilenmemiştir. Tüm gururu, iyice şımarttığı, küçük
yaşta ufaktan ufaktan kriminal bir kariyer yapmaya başlayan oğlu David'dir. Ethel
ev işleriyle ve çok ciddiye aldığı çocuklarının eğitimiyle uğraşır. Çocuklarıyla
otoriter değil, dostluğa dayalı bir ilişki geliştirmeye çalışır. Bu, o zamanki
koşullar için olağanüstü birşeydir. Michael'ın bazı psikolojik zorlukları vardır
ve terapiye giderken annesi de ona eşlik eder.
* * * Julius * * *
Beş kardeşin en küçüğü Julius Rosenberg, 12 Mayıs 1918'de doğdu. Babası Harry
ve annesi Sophie Çarlık Rusyasından göçmüşlerdi. Julius'un anne-babası da ortodoks
Yahudilerdi ve çocuklarını da buna göre yetiştirdiler. Julius çok başarılı bir
öğrenciydi ve New York City College'a devam edip, mühendislik bilimleri okudu.
Üniversitede "Genç Komünistler Birliği" ile temasa geldi ve bu birliğe üye oldu.
Avrupa'daki faşizm ve Yahudi takibatları onun siyasi çalışması üstünde güçlü bir
etki ve ağırlığa sahip oldular. Bunun yanında ABD'deki güncel baskı ve sömürü
de onun çok hassas adalet duygusuyla büyük bir karşıtlık içinde bulunuyordu.
"Bir gün Delancey Street'teki bir sokak toplantısında durup konuşmacıyı dinledim.
Düzmece bir iddiayla hapse atılmış olan işçi lideri Tom Mooney'nin kurtarılması
kampanyasından söz ediyordu. Konuşmacıdan satın aldığım, davanın ayrıntılarının
anlatıldığı broşürü o gece okuyup bitirdim. Ertesi gün gidip, 50 cent bağışta
bulundum. Ardından broşürleri dağıtmaya ve Mooney'nin mahkûm edilmesine karşı
bir protesto mektubu için okul arkadaşlarımdan ve komşulardan imza toplamaya başladım."
İşte böyle anlatıyor Julius da siyasi bilinçlenmesinde rol oynayan pek çok olaydan
birini (22 Aralık 1952 tarihli mektup).
Sanayi sendikasında örgütlü olan Julius, 1939'da Komünist Partisi üyesi olur ve
kendi semtindeki bir seksiyonda çalışır. İlkönce özel bir firmada çalışma imkânı
elde eder, sonra da kamu sektöründe. Cadı avcılarının komünistlere karşı ağlarını
genişlettikleri zamandır. Julius 1941'de iki kez "sadakat testi"nden geçmek zorunda
kalır. Komünist Partisi'ne üye olup olmadığını sorarlar, hayır, diye yanıt verir.
Komünist avcılarının ana karargâhı FBI, 1945'te Komünist Partisi'ne üyelikten
işine son verdirinceye kadar, ona bir türlü rahat vermez. O birçok kurbandan biriydi.
Komünistlere ve ilerici insanlara karşı cadı avında 6000 FBI elemanı, 1800 Adalet
Bakanlığı memuru, Amerikan silahlı kuvvetlerinin 22 000 güvenlik elemanı, 16 000
Maliye Bakanlığı memuru ve diğer hükümet kurumlarının 7000 güvenlik elemanı kullanılır.
Binlerce kadın ve erkek yurttaş siyasi düşüncelerinden dolayı mahkûm olur, hapishaneye
girmek ve işlerini yitirmek zorunda kalır ve iş bulamazlar. ABD Komünist Partisi Politbürosu'nun 12 üyesi tutuklanır, bunlardan 10'u 5 yıl ağır hapis ve yüksek
para cezalarına çarptırılır. Ethel Rosenberg 1951'de hapishanede bu olayları şöyle
değerlendirir:
"Sevgili kocacığım,
Legal olarak kurulmuş bir Amerikan partisine [ABD Komünist Partisi ĞÇN] yapılan
bu haksız saldırıdan o kadar korkuyorum, o kadar kaygıyla doluyum, o kadar sarsıldım
ve o kadar kızgınlık duyuyorum ki, bu alçaklık ve rezalete duyduğum hisleri herhangi
bir şekilde dile getirmek zorundayım. Güzel yurdum, başın eğik, özgürlük güneşi
battı, halkın yas tutuyor! Faşizm tehlikesi dev gibi ve tehditkâr bir şekilde
üstünde yükseliyor, toplama kampları şimdiden hazırlanıyor! Ah, kız ve erkek kardeşlerim,
altında yaşamak zorunda kaldığınız bu korkunç tehlikeyi kaçınız kavrayacak; kaçınız
korkuyla haykıracak: 'Mahvolduk!'. Kaçınız birleşik öfkeyle ayaklanıp bu haksızlığı
telafi edeceksiniz." (Ölüm Evinden Mektuplar)
İşsizlik yüzünden Rosenberglerin mali durumu dramatik bir şekilde kötüleştikten
sonra, Julius, Ethel'in en küçük erkek kardeşi, kayınbiraderi David Greenglass
ile birlikte küçük bir tamirhane açar. Firma işlemez ve iflas eder. David, birlikte
yapmış oldukları yatırımları ondan geri ister.
Julius, siyasi eylemlere ve kampanyalara katılmaya devam eder.
İşte 17 Temmuz 1950'de Julius tutuklanıncaya kadar Ethel ve Julius Rosenberg'in
yaşamı böyle geçmişti.
Komplo
"Korkunç gerçek şu ki, bizim davamız
ilerici insanları felç etmek için
bahane olarak kullanılıyor..."
(Julius Rosenberg)
Amerika 1950: Soğuk savaşın Amerikasıdır; komünist avcısı McCarthy'nin Amerikası,
sosyalist Sovyetler Birliği'ne karşı kışkırtmaların Amerikası, Kore Savaşı'nın
(1950-1953) Amerikası, aşırı silahlanma, ırkçılık, faşistleşme ve tüm çizgi boyunca
gericiliğin Amerikasıdır.
ABD'nin sosyalist kampa karşı esas tehdit aracı, atom bombası tekelidir. 1945
Ağustos'unda ABD, Hiroşima ve Nagazaki'ye attığı atom bombalarıyla bu silahın
korkunçluğunu göstermiştir. Atom bombası tekeli, dünya jandarması ABD'nin elinde
Demokles'in kılıcıdır. Fakat Eylül 1949'da Sovyetler Birliği ilk atom bombası
yeraltı denemesini yapınca, bu tekel kırılır ve bu baskı kılıcı Amerikan kurtlarının
elinden alınır. Bu "teknolojik yenilgi"yi örtbas etmek ve soğuk savaşı daha da
kızıştırmak için, büyük bir komplo kurmak gerekecektir. Sovyet atom araştırmalarının
temeli, sosyalist bilginlerin başarıları değil, olsa olsa ancak casusluk ve ABD'deki
araştırma sırlarının ele verilmesi olabilirdi! Fizikçi E. Gordon, ta 1946'da, Şikago atom bilginlerinin bülteninde şu uyarıda bulunmuştu:
"Bazı kişiler, doğa
yasalarının sadece bize ait olduğuna inanır gibi görünüyor. Başka ülkeler bir
atom bombası yapar yapmaz, bu kişiler bilginlerimizi ihanetle suçlayacaktır, çünkü
Amerikalıların yardımı olmadan başka bir ülkenin bombayı yapabileceğini onların
aklı hayali almıyor." Başkanı Hoover ile birlikte FBI'ın sevk ve idaresi altında,
McCarthy ve tüm devlet aygıtının en aktif desteğiyle, korkunç bir oyun sahnelenmeye
başlar. ABD'nin canevinde bir Rus casusluk ağı olmalıydı. Bu yoksa bile yaratılmalı
ve gösterilmeliydi.
Komplo kelimesi çoğunlukla çok enflasyonist bir şekilde kullanılıyor, ağırlığı
ve gerçek içeriği boşaltılıyor. Fakat bu somut durumda, Rosenberglerin durumunda,
sözkonusu olan, büyük çaplı ve baştan sona planlanmış bir komplodan başka birşey
değildi.
FBI kendine üç şahit buldu, birkaç (bugünkü bakış açısından) komik suçlayıcı malzeme
yaratıp Rosenbergler için ölüm kararı anlamına gelecek olan bir casusluk iddiası
uydurdu. Esas şahit, Ethel Rosenberg'in kardeşi David Greenglass idi, bir başka
satılık şahit ise, David'in karısı Ruth idi. David Greenglass, gençliğinde, ABD
Komünist Partisi'nin Gençlik Örgütü üyesiydi. Askerlik hizmeti sırasında, atom
bombasının gizlice üretildiği yer olan Los Alamos'ta işleme makineleri fabrikasında
çalışmıştı. Terhis edilirken, uranyum ve bazı aletler çaldı... ve yakalandı. Böylece
FBI'ın şantajlarına müthiş uygun bir duruma gelmişti. Onu casusluk zannıyla tutukladılar
ve Harry Gold ile arasında bir ilişki uydurdular. Bu Harry Gold, iddia makamlarının
"profesyonel baş şahidi" idi ve kendi kendini casusluktan suçlu ilan etmişti.
İkisi Tombs cezaevinde yanyana iki hücreye kondular. 8 ay boyunca -daha sonra
anlaşılacağı üzere- atom bombası yapımı üzerine kitaplar inceleyip, ifadelerinde
neler söyleyecekleri hakkında anlaşma ve savcıyla birlikte Rosenbergler ve Julius'un
üniversiteden arkadaşı Morton Sobell aleyhine iddianame uydurma olanağına sahip
oldular. "Times"a göre, Rosenberg-Sobell davasındaki savcı İrving H. Saypol
"önde
gelen komünistlerin hukuki avcıları arasında bir numara" idi.
David Greenglass ve karısı, davada Rosenberglerle doğrudan ilişki içinde bulunan
biricik şahitleri idi. Savcının gösterdiği şahitler arasında onlar dışında hiçbiri,
Rosenberglerle hiçbir zaman doğrudan temasa gelmemişlerdi.
Yargılama ve Hüküm
"Bizi zindana attılar, fakat yüreğimizi ve ruhumuzu
hiçbir zaman zincire vuramayacaklar, ölüm dışında..."
(Julius Rosenberg)
Usta casus(!) Julius Rosenberg'i ve "itaatkâr karısı"nı çoktan peşinen mahkûm
etmiş olan tüm birleşik kapitalist basının şiddetli saldırıları altında 8 Mart
1951'de başlayan, tüm dikkatleri üzerine çeken bir yargılama sonunda Ethel ve
Julius Rosenberg ölüme mahkûm edildiler. Hâkim Kaufmann'ın gerekçeli kararı nefretin
dilini, soğuk savaşın ve tam bir hukuksuzluğun dilini konuşuyor. Rosenberglerin
sözümona suçu için elle tutulur tek bir kanıt yoktur. Daha kasıtlısı yapılamayacak
bir biçimde yürütülen bir yargılamada, hukuk adına karar verecek olan hâkim, Julius'u
peşinen komünist olarak damgalayıp jüriyi kışkırtır. Julius ve Ethel lehine sonuçlanan
tüm sorgularda hâkim, yorumlarıyla soğuk savaşın siyasi-ideolojik değerlendirmesini
geçerli kılar. Ek olarak yayınladığımız "Venona Dosyaları"nın da gösterdiği gibi,
Rosenbergler aleyhine, Amerikan sermayesinin ve onun hükümetinin Sovyetler Birliği'nin
atom bombasını geliştirmesinin "suçluları"nı ortaya sunma sonsuz güdüsü dışında
hiçbir şey yoktur. Gerek savcılar ve gerekse hâkim Kaufmann ve daha sonraki davanın
tüm yeniden görülme girişimlerindeki tüm diğer hâkimler gerçekte Washington tarafından
yönlendirilmiştir. Şimdiye kadar yayınlanmasına izin verilen 200 000'den fazla
sayfayı kapsayan FBI dosyaları, CIA notları, dava belgeleri ve kopyalar bunu açıkça
kanıtlıyor. Aleyhte "esas kanıt", güya bombanın mekanizmasını gösteren çocuksu
bir kroki idi. Amerikalı atom fizikçisi ve Nobel ödülü sahibi Prof. Urey'nin ABD
Başkanına telgrafında bu konuda şöyle deniyor: "Rosenberglere karşı dava her türlü
mantığa ve adalete aykırıdır... Greenglass gibi bir kişi, atom bombasının
fiziğini, kimyasını ve matematiğini herhangi bir kimseye kesinlikle
veremeyecek durumdadır."
29 Mart'ta Rosenbergler jüri tarafından "suçlu" bulundular ve 5 Nisan'da hâkim
Kaufmann tarafından ölüme mahkûm edildiler. Morton Sobell "suç ortağı" olarak
30 yıl hapse mahkûm edildi. Aleyhte esas tanık olan David Greenglass 15 yıla mahkûm
oldu, erken tahliye edildi ve kendisine yeni bir kimlik verildi. Casusluk faaliyetinde
bulunduğunu ikrar eden karısı Ruth hakkında dava bile açılmadı.
Hâkim Kaufmann, davayı şu "teşekkürname" ile kapattı: "FBI ve Bay Hoover'a
duyduğum saygının ne kadar büyük olduğunu bir kez daha vurgulamak
istiyorum. Bu davada mükemmel bir çalışma sergilediler." Onyıllar sonra yayınlanacak olan belgeler
tam da bunu acı bir şekilde tanıtladılar. Herşey baştan sona FBI ve devlet tarafından
planlanmış, kotarılmış ve uygulanmıştı.
11 Nisan'da Ethel, idam edilinceye kadar bir daha terketmeyeceği Sing Sing cezaevinin
idamlıklar kanadına kondu. Daha sonra Julius da buraya "nakledilecek"ti.
Bir anda "normal" yaşamlarından koparılıp alınan, zindana atılan (her biri için
konulan 100 000 dolarlık kefaleti tabii ki bulamadılar) ve tam bir yalanlar ve
iftiralar ağıyla karşı karşıya kalan Ethel ve Julius, bu davada masumiyetlerini
kanıtlamak için muazzam bir güç gösterdiler. Sendika avukatı Emanuel "Manny" Bloch,
bu konuda onların dostu ve avukatı haline geldi. Sonraki birkaç yılda tüm enerjisini
ve çalışmasını Rosenberglerin savunmasına ayırdı.
"Kendimizi kanıtladığımızı düşünüyorum, çünkü, masum olmamıza rağmen vahşice mahkûm
edildiğimiz caniyane bir yargılamadan cesurca çıktık. Bilgisi olmayan ya da duygusuz
insanlar için, bizim direnme azmimizi kavramak çok zor. Tüm eğitimimiz, yaşamımızın
tüm anlamı, bizim için özgürlük, kültür ve insan saygınlığı anlamına gelen Amerikan
ve Yahudi mirasımızın gerçek bir kaynaşımına dayanır, ve bizi biz yapan işte budur.
Bu tuhaf komplonun tüm pislikleri, yalanları ve iftiraları bizi korkutamaz, bilakis
ancak teşvik edebilir, ta ki suçsuzluğumuz tamamen kanıtlanana kadar." (Julius,
Ölüm Evinden Mektuplar, 10.4.1951)
Davaya, karara ve daha sonraki temyiz davalarının reddedilmesine damgasını vuran,
sadece kudurgan anti-komünizm değildi. Ethel ve Julius'un çabucak kavradıkları
gibi, anti-Semitizm de merkezi bir rol oynadı. Hâkim Kaufmann'ın kendisi de Yahudi
olmasına rağmen (fakat anti-komünizmini pekçok kez kanıtlamıştı), jürinin tek
bir üyesi bile Yahudi kökenli değildi. Bu güya nesnelliğe halel getirirdi! 16
Nisan 1952'de Julius şöyle yazıyor:
"Davanın etrafını saran anti-Semitizmle mücadele etmek gerektiği az rol oynamıyor.
Burada şu olguyu düşünüyorum: Masum olduğumuz için, yasaya aykırı olmasına rağmen,
bir bahaneyle mahkûm edilmemizde ısrar ediliyor ve şöyle deniyor: 'Bak, Yahudiler
suçlu'."
Şubat 1953'te şu saptamayı yapıyor:
"Şimdi bunun, bu adalet cinayetini teşhir eden protesto dalgasını durdurmak için
düşmanlarımızın ümitsizce yeni bir çabası olduğu açıktır... Elbette bu, komünist
düşmanlığını ve anti-Semitizmi birbiriyle buluşturan şimdiki kışkırtma kampanyasına
çok iyi uyuyor, ve şimdi Rosenbergleri de buna dahil ediyorlar."
Şantaj
"... içinde yaşayamayacağım ve ölemeyeceğim bir anıtkabir dikmek..."
(Ethel Rosenberg)
Julius ve Ethel, mahkûmiyetlerinden sonra da pes etmediler. Hukuku incelediler,
yargılama usulü sorunlarında uzman haline geldiler ve avukatlarıyla birlikte sürekli
yeni dava dilekçeleri hazırladılar. Amerikan yargıtayı, davanın yeniden incelenmesini
tam beş kez reddetti! Yani yeni bir mahkeme daha yoktu ve daha yüksek hiçbir adli
merci de kararı incelemiyordu. Çok sayıda usûl hatası en titiz bir şekilde kanıtlanmış
olmasına, onları aklayan yeni kanıtlar sunulmasına rağmen, Amerikan adaleti, devletin
sadık emireri olmaya devam etti.
İdam hukuken dört kez ertelendi. Bu gaddar oyuna 18 Haziran'a kadar devam edildi.
İdamdan bir gün önce, bir hakimin idamın ertelenmesi kararı üzerine yine bir ümit
ışığı doğdu, fakat bu karar bir başka mahkeme tarafından derhal iptal edildi.
"Sevgili Manny,
Mahkemeler, sorduğumuz soruları okuma ve inceleme zahmetine bile girmiyorlar!
En azından biçimsel olarak bizi kanunlar uyarınca ele almak için gerekli adımları
attıkları görünümünü bile vermiyorlar. Bana öyle geliyor ki, bizim davamız sözkonusu
olduğu müddetçe kanun yok sanki. Mahkemeler, otokratik bir polis gücünün basit
uzantıları haline gelecek kadar alçaldılar ve siyasi davalarda suçlananların anayasal
savunma ve korunma haklarına artık riayet edilmiyor. Bunlar çıplak olgular. Düşünüyorum
da, mahkemeye sunduğumuz yazıların tek tek her birini binlerce nüsha basıp, mümkün
olduğunca çok sayıda insana dağıtmak gerekirdi ki, bu işlerin burada da olabileceğini
tüm Amerika öğrensin. Her zamanki gibi, Julie".
Bu mektubu Julius, idam edilmelerinden bir ay önce yazdı. Rosenbergler, sadece
davanın yeniden görülmesi için ellerinden geleni yapmakla uğraşmadılar. Tekrar
tekrar, Amerikan adalet ve devlet temsilcilerinin bir pazarlığa yanaşma yönündeki
baskı ve çabalarına da direndiler. Özellikle Ethel, ek olarak bir de annesi Tessie
Greenglass'in, ifade verip kendisini ve özellikle de kardeşini "kurtarması" yönündeki
manevi şantajlarına maruz kaldı. Annesi onu hapishanede sadece iki kez ziyaret
etti, her ikisinde de FBI ile anlaşmalı biçimde ve onun rejisi altında yapıldı
bu ziyaretler.
Rosenbergler idamlarından kısa süre öncesine kadar tekrar tekrar şantajlara maruz
kaldılar. İfade vermelerine karşılık yaşamları bağışlanacaktı. Teklif buydu. 8
Haziran'da (yani idamlarından 11 gün önce) hükümet adına bir aracı, Mr. Bennett,
Sing Sing hapishanesine gönderildi. Görüşme (cezaevi nizamnamelerinin aksine)
hiçbir şahit olmadan yapıldı. Bu ziyaret hükümet tarafından resmen yalanlanacak,
fakat daha sonra yayınlanan belgelerde kanıtlanacaktı. Ethel ve Julius, görüşme
hakkında avukatlarına detaylı bilgi verdiler:
"Bennett: 'Hükümetle işbirliği yapmaya hazır olursanız, elde af için bir
gerekçe olurdu.' Ethel ona şöyle yanıt verdi: 'Elektrikli sandalyede idam edilme tehdidiyle
ne sizin saygınlığınızı kurtaracak kadar gözümüzü korkutabilirsiniz, ne de biz
yurttaşlar olarak hakkımız olan adaleti talep etmek yerine çirkin, kirli bir pazarlık
yaparak gittikçe daha sık uygulanır hale gelen antidemokratik polis devleti yöntemlerine
ortak oluruz. Bu Hitler Almanya'sında geçerli olabilir, ama özgürlük ülkesinde
değil. Gerçekten büyük ve gerçekten onurlu bir ulusun görevi, haksızlığı gidermektir,
haksızlığa uğramış olanlardan, istemeye istemeye hayatlarını bağışlamak için haraç
talep etmek değil." (Ölüm Evinden Mektuplar)
Ethel
"Tavrın ve cesaretin beni nasıl etkiledi"
(Julius Rosenberg)
Ethel Rosenberg, "olağan" zamanlarda olağanüstü bir kadındı. Zaten onu Amerikan
egemenlerinin gerici ve pederşahi politikasının özel hedef tahtalarından biri
haline getiren de buydu. Onun kişiliğinin müthiş gücünü anlamak için, darkafalı
ellili yılların ağırbaşlı ve çekingen ev kadını resmini göz önüne getirmek gerekir.
Ethel, kocasından üç yaş büyüktü. Tek başına bu bile çok olağandışıydı, üstelik
politikayla ilgileniyor ve bizzat aktif politika yapıyordu. FBI stratejistleri,
kurdukları kötü niyetli senaryoda ona başlangıçta pek büyük bir rol biçmemişlerdi.
Fakat Ethel, kocasının tutuklanmasının ertesi günü iki odalık evinde bir basın
konferansı yapınca, derhal komünist avcılarının ateş alanı içine girdi. Kendini
savunan, kocasını, yani atom casusunu(!) savunan bir kadın! Onu tehlikeli bir
baş casus ilan etmek gerekirdi! Dosyası açılıp, kirli işlere başlandı. FBI onu
ilkönce kocasına karşı baskı ve şantaj unsuru olarak kullanmayı denedi. Her ikisinin
de aleyhine tanıklık eden kardeşi olduğu için, ifade vererek kardeşinin de yardımına
koşması yönünde baskı altına alındı. En azından teknik eğitimine istinaden daha
inanılır bir şekilde suç faili olarak gösterilebilecek Julius'a kıyasla, Ethel
aleyhine daha da az sahte delil vardı. Ona fiilen yüklenen suç, David Greenglass'in
karısına da olduğu gibi, David'in elindeki gizli bilgileri Julius için daktilo
etmekti.
Ethel metanetini korudu, jürinin ve mahkemenin önüne başı dik çıktı. Soğukkanlı,
cesur ve rahattı. Bu yüzden de kendisine özellikle gaddarca davranılıp yerildi,
kötülendi. Basın ona kin kustu, iki çocuğunu sokak ortasında bırakan "hain" diye
saldırdı. Sing Sing'de tabi tutulduğu cezaevi koşulları, kocasınınkilerle kıyaslanmayacak
kadar sertti. İdamlıklar bölümündeki tek kadındı ve iki yıl hücre hapsinde tutuldu.
Gerekçeli kararda hâkim Kaufmann ona bir paragraf ayırdı: "Yine de, karısı Ethel
Rosenberg'in bu konuda oynadığı rol konusunda yanılmamalıyız. Onu rezil planını
izlemekten alıkoymak yerine, yüreklendirip destekledi. O olgun bir kadındı - kocasından
nerdeyse üç yaş ... büyüktü." Ne ilkellik, aralarındaki "olağandışı" üç yaş fark
bile, herhangi bir delil olmadan verilen ölüm kararını erkek şovenisti bir biçimde
gerekçelendirmek için gerekçe yerine geçiyordu. Rosenberglerin affedilmesini reddeden
ABD Başkanı Eisenhower de yaptığı bir açıklamada, Ethel'in "irade bakımından daha
güçlü ve besbelli ki elebaşı" olduğunu vurguluyordu. FBI'ın bir soru listesi hazırlayıp,
idam edilmesinden kısa süre önce Julius'un önüne bu sorularla çıkacak olması olgusu,
FBI'ın bile Ethel'in masumiyetinden yola çıktığını kanıtlıyor. Elektrikli sandalyeye
götürülürken, FBI ajanları tarafından son bir kez ifade vermeye ve hükümetle işbirliği
yapmaya çağrılıyordu. İşbirliğine hazır olduğunu açıklasaydı, listedeki ikinci
soru şu olacaktı: "Faaliyetinizden karınızın haberi var mıydı?"
Tutuklanmasının hemen ardından 12 Ağustos'ta Ethel kocasına şöyle yazmıştı: "Sevgilim,
birbirimize yabancılaşmamalı ya da çocuklarımızla teması yitirmemeliyiz,
kendi kendimizi yadsımamalıyız." Ethel kendini yadsımadı. Yaşamda gerçekleştirmek istediği
herşeyin ardında durdu, doğruluğu, dürüstlüğü, sağlamlığı savundu. Ta idam sehpasına
kadar! "Kadın ve anne olarak" onu "esirgeme" "teklifi"ne 9 Şubat 1953'te şu yanıtı
verdi:
"Sevgili Manny,
Son haftalarda çok çirkin birşey gelişti. Yavaş yavaş, kocam elektrikli sandalyede
can verirken, kadın ve anne olarak benim için ölüm cezasının, insani kaygılardan
ötürü müebbet hapse çevrileceği söylentisi yayıldı. Buna bağlı olarak, bu durumda
'casusluk sırrı'mın benimle birlikte ölmeyeceği ve benim olası bir yalanlama yapma
ihtimalimin olacağı ümit ediliyor. Ve son olarak, kocamın yaşamı hakkında kararın
sorumluluğu benim üstüme yıkılacak ve 'onu kendi tarafıma' çekmeyi açıkça reddedersem
elimi onun kanına bulamış olacakmışım! Yani şimdi kocamın canına karşılık kendi
canım söz konusuymuş. Kadınları eve ve ocak başına hapsetmek isteyen bu kahramanların
bana uzattığı ipe sarılmalı ve arkama bakmadan onu suda boğulmaya terketmeliymişim.
Ne biçim şeytanlık, ne biçim gaddarlık, ne kadar baştan sona pislik, ahlaksızlık.
Ancak şeytanlar ve sapıklar inançlı bir kadına böyle iğrenç, böyle aşağılayıcı
bir öneride bulunabilirler! Sınırsız bir hiddet duyuyorum ve iğrenmekten kusacağım
geliyor, çünkü bu sahte vakarlı kurtarıcılar, bu iğrenç domuzlar gerçekten de
bana, içinde yaşayamayacağım ve ölemeyeceğim korkunç bir anıtkabir dikmemi
öneriyorlar...
Ya çocuklarımızın hali ne olacak? Taparcasına sevdikleri babalarını öldüren ve
evine bağlı annelerini sonsuz bir hiçliğe mahkûm eden ne biçim bir merhamet bu!
Böyle bir 'alicenaplık' sayesinde rezillik içinde yaşamaktansa, kocamla birlikte
ölmeyi tercih ederim!"
Dayanışma
"...ve Atlantik Okyanusu ötesindeki uyuyanları uyandır!"
(Ethel Rosenberg)
Rosenberglere karşı davanın ve kararın, sahibinin sesi Amerikan basınındaki yansıması,
nerdeyse tek bir günün bile kışkırtıcı bir makale yayınlanmadan geçmemesi şeklinde
oldu. Tüm mizansenin amacı da zaten buydu. Amerikan kamuoyunu, halkını Sovyetler
Birliği'ne karşı kışkırtmak, ülkede anti-komünist pogrom havasını kaynama noktasına
getirmek ve Kore savaşını komünizme karşı intikam seferi olarak satmak Ğ amaç
buydu. Ve Amerikan medyası, gazeteleri ve radyo istasyonları bu işe asıldılar.
Rosenberglere karşı cıvık, kışkırtıcı makaleler yayınlamakta birbiriyle yarıştılar.
Ethel ve Julius'un yorulmak bilmez avukatı Emanuel Bloch, çok geçmeden, eğer herhangi
birşey adaletin değirmen taşlarını durdurabilecekse, bunun Rosenberg davası hakkındaki
gerçeğin mutlaka yaygınlaştırılması gerektiği olduğunu kavradı. Arayışlara koyuldu.
Sadece gerçeği, Julius ve Ethel'in ifadelerini, davanın gözden geçirilmesine yönelik
hukuki dilekçeleri basan gazeteleri aradı. Ağustos 1951'de, 58 000 tirajlı solcu
bir gazete olan "National Guardian" gazetesinin yazıkurulunu ziyaret etti. "National
Guardian", anti-komünist dümensuyunda yüzmeyen çok az sayıda gazeteden biriydi.
Gazetenin imtiyaz sahipleri, Cedric Belfrage adlı bir İngiliz ile iki Amerikalıdır
(Cedric Belfrage 1953 yılında McCarthy komisyonunca sorgulanır, 1955'te ABD'den
yurtdışı edilir). Bunlar doğrunun yolunda ilk adımı atarlar ve "Amerika'nın Dreyfus
Olayı" başlıklı ilk makaleyi yayınlarlar. Bu, W. Reuben'in yaptığı, kin ve iftira
örtüsünü kaldıran ilk röportajdır. Tüm dünyada yankı bulan bir kampanyanın ilk
itilimini verir. Kasımda New York'ta, Rosenberglerin bir komşusunun oturma odasında,
"Rosenberglere Adalet için Ulusal Komite" oluşturulur. Birçok kentte şubeleri
kurulur. Julius'un kardeşleri tüm güçlerini komiteleri geliştirmeye verirler.
İlk büyük açık toplantı 12 Mart 1952'de New York'ta Pythian Temple'da yapılır.
Gösterilen ilgi, dayanışma, Julius ve Ethel için çok muazzam öneme sahiptir. Tüm
mektuplarında, bu dayanışmanın kendilerine yeniden yeniden cesaret toplamada ne
denli yardımcı olduğu görülebilir.
"Şu konuda gayet açık olmalıyız ki, biricik umudumuz halktadır. Bizi tehdit eden
idam kararının çıplak terörü bunda hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece halk, bu legal
linç cinayetini engelleyebilir... Davamızı kamuoyu önüne getirecek olan kampanyanın
şu son dakikada güç kazanacağını umarım..."
diye yazar Julius 2 Mart 1953'te. Kampanya
güç kazandı, fakat idam kararının infazını engelleyemedi.
Sosyalist devletler, komünist, devrimci ve ilerici dünya hareketi sesini yükseltti.
Ethel ve Julius'u kurtarmak için dünya çapında bir protesto ve uluslararası dayanışma
kuşağı oluştu. "National Guardian", Ethel ve Julius'un "Ölüm Evinden Mektuplar"ını
yayınlamaya başladı. Beyaz Saray'a üç milyonu aşkın telgraf ulaştı. Thomas Mann'dan
Albert Einstein'e, Jean Paul Sartre'dan Anna Seghers'e ilerici kültürün ve bilimin
önde gelen şahsiyetleri seslerini yükseltti.
Kimi emperyalist devletlerin hükümetleri, örneğin Fransa ve İtalya, hatta hatta
Katolik kilisesinin başı papa bile, ABD hükümetine Rosenbergleri affetme çağrısı
yaptılar. Kararın linççi karakteri çok açıktı. Ayrıca bununla, Avrupa'nın güçlenmesine
hizmet eden burjuva bir anti-Amerikancılık da geliştirilebiliyordu (örneğin Sartre'ın
tavrı).
Bırakalım tüm demokratlar ve ilerici insanlar adına bir insan konuşsun. Amerikan
emperyalizmi hakkında tarihi deneyim sahibi Vincenzina Vanzetti konuşsun - 1927'de Sacco ile birlikte idam edilen Bartolomeo Vanzetti'nin kızkardeşi konuşsun:
"Rosenberg
davası hakkında okuduklarımda, Sacco ve Vanzetti davası ile pekçok benzerlikler
görüyorum. Sizden rica ediyorum, Bay Başkan, Rosenberglerin idam edilmesine izin
vermeyin..."
Ocak 1953'te Julius, büyüyen protestoya karşı adaletin ve hükümetin siyasi reaksiyonunu
yorumlar:
"Sevgili Manny,
'En iyi komünistler ve sempatizanlar, ölü komünistler ve
sempatizanlardır' şeklinde
özetlenebilecek olan hâkim Kaufmann'ın parolasının propaganda amacıyla kasten
uydurulduğu apaçıktır. Birincisi, Dışişleri Bakanlığı, bu korkunç sahtekârlığa
ve insanlığın vicdanını sarsıp uyandıran insanlıkdışı karara karşı yurtdışında
gelişen artan infiali zayıflatmak istiyor, ikincisi, kuduzca bir basın ve radyo
kampanyası geliştiren Adalet Bakanlığı'nın kışkırtmasıyla, ülke içindeki büyüyen
protesto hareketi durdurulup, tüm halkın dikkati, Rosenberg davasının korkunç
bir adalet cinayeti olduğu olgusundan başka yöne çelinmek isteniyor."
Hollanda'nın Rotterdam kentinde genç bir Hollandalı anne, bayan van Haren, yeni
doğan kızına Ethel Julia adını verdi. Ethel bunu genç kadının ve bebeğinin resminin
de yer aldığı bir gazete haberinden öğrenir. Mektubunda ona şöyle teşekkür eder:
"Bayan van Haaren için.
Sing Sing'den Hollanda'ya! Binlerce mil uzaklık, binlerce mil su, binlerce insan
ayırıyor bizi Ğ akan kanlarla ve kölelikle, durmak bilmez çalışma ve zahmetle
dolu koca bir dünyanın yarısı. Yine de insan kalbinin aşamayacağı hiçbir uzaklık,
yeni yaşamın sevinçli çığlığının yeniden cesaret ve yeniden umut veremeyeceği
hiçbir zorlu mücadele yok... Sevgili sıcak yürekli kızkardeşim, fiziken benim çocuğum
olmasa da, adını sevginin koyduğu talihsizliğimin bu çocuğunu sizinle birlikte
paylaşabilir miyim? O halde cesurca şarkını söyle, Ethel Julia, kardeşlerin Michael
ve Robert sana sevinçle hoşgeldin diyor ve senin yumuşacık yüzüne dokunmaya can
atıyorlar. Cesurca şarkını söyle, güçlü Hollandalı kızcığım, ve büyük Atlas Okyanusu'nun
öbür yakasında oradaki uyuyanları uyandır. Cani deniz, tehlikelerle dolu dalgalarını
her kumsala çarptırıyor." (18 Mayıs 1953)
Bayan van Haaren'in yanıtını Ethel hiçbir zaman okuyamayacaktı. Yanıt geldiğinde,
o katledilmişti.
Devrimci Cesaret, Sevgi ve Acı
"... demir parmaklıkların arasından seni yeniden
görünceye kadar, sana öpücükler, öpücükler"
(Ethel Rosenberg)
Ethel ve Julius tutuklandıklarında, çocukları 3 ve 7 yaşındadır. Çocuklar resmi
makamlar tarafından tüyler ürpertici bir bakımevine yerleştirilirler. Julius'un
ailesi çocukları oradan alır ve çocuklar sırayla ailenin çeşitli üyelerinin yanına
konur. Uzunca bir müddet, Julius'un yaşlı ve elden ayaktan düşmüş annesinin yanında
yaşarlar. Daha sonra dostları Bach'lar çocukları yanlarına alırlar. Ölüm Evinden
Mektuplar, aynı zamanda Ethel ve Julius'un çocukları hakkında duyduğu korku, kaygı
ve sorumluluğun belgesidir.
"Bir mektubun içinde, çocukların çok güzel iki fotoğrafı elime geçti. Biz yanlarında
olmasak da büyüdüklerini bilmeme rağmen, şaşılacak derecede olgun yüzlerini görmek
bana acı veriyor. Ve aklımdan hiçbir zaman tam olarak çıkaramayacağım, belki hiçbir
zaman yeniden onların yanında olamayacağımız düşüncesi, bu korkunç düşünce beni
hiç rahat bırakmıyor. Bunu düşününce, yüreğim duracak gibi oluyor." (Ethel, 6
Haziran 1951)
Bu sırada çocuklarını tam bir yıldır görmemişti. Annelerini ziyaret
etmelerine ancak Ağustos 1951'de izin verilecekti.
Oğullarına durumu "katlanılır" ve anlaşılır kılma çabası insanı derinden sarsıyor.
Yeniden yeniden, onların durumunu hissetmeye çalışıyorlar. Anne-babalarının ölüme
mahkûm olduğunu ve belki de idam edileceklerini bilen bu çocukların kafalarında
neler olup bitiyor? Birinci ziyaretten önce Ethel Julius'a şöyle yazıyor:
"Sevgili Julie'm, bugün sabahleyin çok heyecanlıydım, önümüzdeki hafta çocuklarımızın
ziyareti sırasında karşılaşacağımız sorunlara değinemedim. En önemlisi: Her soruyu
nihai bir kesinlikle yanıtlamamızın mümkün olmadığı ve bu ziyaretin, arkasının
getirilmesi gereken birşeyin başlangıcı olduğu noktasında birleşmemiz gerekiyor.
Onlara itidalimizi kaybetmediğimiz izlenimini verebilirsek, bunun doğru ön koşullarını
yaratabiliriz. Şimdi, yapabileceğimiz sohbet için bir nevi örnek olarak ne düşündüklerimi
bir dinle. Bunu bir monolog şeklinde yazıyorum: 'Ölüm cezasını bilmek ve bu konuda
bazen kaygılanmamak kolay değil elbette. Fakat herşey, insanın buna nasıl baktığına
bağlı. Bir otonun bizi ezip öldürebileceğini biliyoruz, fakat bu, sürekli olarak
araba kazası korkusuyla yaşamamız anlamına gelemez. Görüyorsunuz, sizden ayrı
bir çatı altında yaşamak dışında, her zaman olduğumuz insanlarız. Sizden ayırılmış
olmamıza çok üzgünüz, fakat suçlu olmadığımızı ve insanların, kendi canlarını
kurtarmak için bizim hakkımızda yalan söylemiş olan insanların bize haksızlık
yaptığını da biliyoruz. Bu insanlar hakkında istediğinizi düşünebilirsiniz, fakat
buna üzülmeyin.' Elbette onlarla tam bu kelimelerle konuşmayız, fakat ben
sadece, olgunlaşmamış da olsa bu konudaki düşüncelerimi seninle
paylaşmak istedim. Seni seviyorum!"
Ve 29 Temmuz'da:
"İnan bana, çocuklar, anne-babalarının onları yaptığı şeydir.
Hakkımızda niyetlenilen idam düşüncesine korkusuz katlanabilirsek, onlar da katlanacaktır.
Elbette hiçbirimiz bu konu üzerinde gereksizce uzun boylu durmayacağız. Fakat
biz korkmazsak, onlar da korkmayacaklardır." (Ethel)
Ne büyük bir nefse hakimiyet ve özverili bir sevgiyle çocuklarına yardım etmeye
çalışıyorlar. Üstlerine tekrar tekrar kurşun gibi bir ümitsizlik çöküyor: "Çocukların
ziyareti içimdeki herşeyi altüst etti - içim adeta baştan sona tek bir yara. Sanki
tüm vücudum son zerresine kadar acıyla kıvranıyor. Her zaman olduğu gibi, senin
Ethel". (24 Eylül 1951)
3 Ocak 1953'te Julius avukatı Manny'ye yazıyor:
"Bugün sevgili çocuklarımız geldi... Michael'a onunla satranç oynayacağıma söz verdim.
Umarım bir gün. Sonra gitme zamanı geldiğinde, Michael'a paltosunu giydirirken
aniden bana sarıldı ve başı önünde kesik kesik mırıldandı: 'Artık eve gelmelisin.
Her gün içime birşeyler oluyor, yatarken bile.' Onu aceleyle öptüm, çünkü 'Herşey
yoluna girecek' demekten başka birşey söyleyecek durumda değildim. Hücremin yalnızlığında
yeniden tek başıma kalıp, kapı çat diye kapanınca kendimden geçtim ve oğlanların
çektiği ızdıraba bir çocuk gibi ağladım. Sırtımı parmaklıklara dayayıp etrafımı
her yandan çeviren beton duvarlara baktım ve içimi yiyen ızdırabı sel gibi akan
gözyaşlarımla akıttım."
Ethel ve Julius, çocukların yüreğinde açılan yaralardan ümitsizliğe düşmek üzereyken,
birbirlerine yeniden yeniden metanet aşıladılar.
Küçük oğlan Robert, "New York Times"ın yaptığı bir röportajda, anne-babasının
-idam edildikleri gün yazdığı- son mektubu ezbere okuyor:
"Tatlı, sevgili çocuklarım,
Bu sabah yeniden, sanki tekrar birlikte olabilecekmişiz gibi göründü. Fakat bu
artık olamayacağına göre, tüm öğrendiklerimi size aktarmak en büyük arzum. Ne
yazık ki size sadece birkaç kelime yazabileceğim. Geri kalanını size hayatınız
öğretmeli, aynen bana benim hayatımın öğrettiği gibi.
Başlangıçta arkamızdan üzülüşünüz sizin için çok acılı olacak, fakat üzülen sadece
siz olmayacaksınız. Bizi teselli eden bu, ve bu son tahlilde sizi de teselli etmelidir.
Sonunda siz de yaşamın yaşamaya değer olduğu inancına varmak zorundasınız. Şimdi
önüne geçilmez biçimde yaklaşan ölüm karşısında bile bunu bilmenin cellatları
yeneceğinden kesinlikle emin oluşumuz size bir teselli olsun.
Aynı şekilde, yaşamınız size, iyinin kötünün ortasında gelişip serpilemeyeceğini,
özgürlüğün ve yaşamı gerçekten güzel ve yaşamaya değer kılan herşeyin bazen çok
pahalıya ödenmek zorunda olduğunu öğretmelidir. O zaman, sakin olduğumuzu ve uygarlığın
henüz yaşamın artık yaşam uğruna kurban edilmek zorunda kalmayacağı noktaya henüz
ulaşmamış olduğunu yürekten kavramış olduğumuzu bilmeniz size bir teselli olacaktır.
Ve bizim yerimize başkalarının mücadeleyi sürdüreceklerinden emin olduğumuz için
biz teselli buluyoruz.
Yaşamımızı sizinle birlikte sonuna kadar yaşayabilme büyük sevinci ve mutluluğunun
bize nasip olmasını dilerdik. Babanız size şunu söylemek istiyor: Tüm kalbi ve
tüm sevgisi sevgili oğullarına aittir. Suçsuz olduğumuzu ve vicdanımıza aykırı
hareket edemeyeceğimizi hiçbir zaman unutmayın.
Sizi bağrımıza basıyor ve hararetle öpüyoruz.
Sevgiyle,
Baba ve Anne
Julie Ethel"
Ethel ve Julius iki yıl aynı cezaevinde, bir koridorla ayrılmış kaldılar, birbirlerini
haftada sadece bir kez iki saatliğine görebildiler. İki ayrı demir kafes içinde,
birbiriyle konuşabilirlerdi, fakat birbirine dokunmaları yasaktı. Sadece idamlarından
kısa süre önce birbirlerini bir kez daha kucaklayabildiler.
Birbirlerine duydukları derin ilgi, sevgi ve saygı, cezaevi hücresinin yalnızlığı
ve mahkeme kararlarının bir öyle, bir böyle şekillenmesi karşısında -ve her an
idam edilme perspektifiyle Ğ onların tutunacak dalı oldu. Mektuplar yer yer onların
ümitsizlik, korku, çaresizlik anlarını da belgeliyor. Fakat tam da aralarında
gelişkin bir hak eşitliğine dayalı olan karşılıklı ilişkileri onları tekrar tekrar
ayakları üstüne dikiyor. Kâh Ethel derin ümitsizliğe düşüyor, Julius onu teselli
ediyor, kâh Julius ümitsizliğe düşüyor, Ethel onu ayakları üstüne dikiyor.
"Herşeyden çok sevdiğim sevgilim,
Bugün bu binanın dayanılmaz yalnızlığı ta iliğime kadar işlemiş gibi geliyor.
Puslu ve yağmurlu hava da üstüne tuz biber ekiyor, zaten sonsuz gibi gelen saatleri
daha da sonsuzlaştırıyor. Fakat cesaretimi yitirmiş ve güvenim sarsılmış gibi
görünmemesi için, beni ve benimkileri yoketmek isteyenler bilsin ki, başım dik
ve maneviyatım kırılmadan sonuna kadar dayanacağım!
Oh, şimdi biraz ferahladım. No pasaran! ("Faşizme geçit yok!" İspanyol özgürlük
savaşçılarının cumhuriyeti savunurkenki şiarı / BN)" (Ethel, 30 Haziran 1951)
"Sevgilim,
... Seni gördüğümden beri, sanki çok uzun bir zaman geçmiş gibi geliyor ve herşey
çok garip ve uzak. Bu satırları okuduğunda, pratikte yaşamam son bulduğundan beri
bir yıl geçmiş olacak." (Julius, 15 Temmuz 1951)
"Ve bir kez daha sevgilim, bil ki, seni tüm varlığımın her zerresiyle seviyorum.
Korkunç durumumuzdan tabii ki mutlu değilim, fakat göstermiş olduğumuz ilkeli
tutumdan ve masumiyetimizi kanıtlamak için yürüttüğümüz sıkı mücadeleden dolayı
seviniyorum. Sana duyduğum duygu derin ve fevkalade güzel ve senden ayrı olmak
benim için en büyük özveri." (Julius, 8 Mart 1953)
Rosenberg Davası
"Amerikan faşizminin ilk kurbanlarıyız"
(Ethel Rosenberg)
"... davamıza ilişkin olguların yaygınlaştırılması, tarihe
hakikate uygun şekilde geçeceğinin teminatı demektir"
(Julius Rosenberg)
Ethel ve Julius 19 Haziran 1953'te elektrikli sandalyede idam edildiler. Avukat Emanuel Bloch, çocuklar Michael ve Robby'nin sorumluluğunu üstlendi. İlerici çift
Anne ve Abbe Meeropol tarafından evlatlık edinilmelerine aracılık etti.
Ethel ve Julius komünist liderler değildi, savaşımda sınanmış ileri, deneyimli
kadrolar ya da devrimciler değildi. Ethel ve Julius, büyük komünizm davasının
sıra neferleriydi. İnsanlığın kurtuluşu davasına meyilli ve bağlıydılar. İkisi
de Yahudi geleneğine ve kültürüne derin köklerle bağlıydı ve dindardı. Nazi faşizminin
Avrupalı Yahudiler üzerindeki soykırımı onlara damgasını vurdu. Julius ve Ethel
mektuplarında kendilerinden sık sık "sade insanlar" diye bahsettiler. Onlar sade
insanlardı, tarihi yapan sade insanlar. Ethel ve Julius, barbarlıktan gerçek uygarlığa
geçişin cisimleşmesidir. Onlar emperyalizmden ve onun kültüründen dünyalar kadar
ilerideydi, çünkü onlar kanaatlerini, insanlığı ve ideallerini savundular. Mektuplarında
kendilerini ölüme koşarak giden kahramanlar olarak stilize etmediler. Hayır, mektupları
kendi kendileriyle nasıl mücadele ettiklerini, yaşama nasıl bağlı olduklarını
ve ilkelerine ihanet etme karşılığı yaşama aldanmasına kendilerini asla kaptırmadıklarını
belgeliyor. Ethel ve Julius yaşamı seviyorlardı. Fakat özsaygıya ve inançlarına
bağlılığa daha da büyük değer biçtiler.
"Barış, ekmek ve gül için savaşta, celladı
sakin bir onurla, güvenle ve geleceğe bakarak bekliyoruz. İnancımızı yitirmeyeceğiz.
Her zaman olduğu gibi, Julius". (Julius'un avukatına son mektubu, 18 Haziran 1953)
Rosenberglerin çocukları Michael ve Robert, anne-babalarının vasiyetine sadık
kaldılar. Çocukluklarında yaşadıkları travmatik deneyimler, günlük yaşamlarında
onlara hâlâ eşlik ediyor. Davanın yeniden görülmesi ve onların masumiyetinin ispatı
için mücadele ediyorlar. Robert Meeropol, Çocuklar için Rosenberg Fonu'nu kurdu.
Avukatlık mesleğini bıraktı, bu vakfı yaşamının amacı yaptı. Kapitalist dünyanın,
siyasi tutukluların ve takibata uğrayanların, mültecilerin ve sendika liderlerinin
çocuklarında açtığı yaraları sarmakta onlara destek oluyor.
Fon Robert'e, annesinin oğullarına en son mektubunda yer alan vasiyeti yerine
getirme olanağını da açtı... "başkalarının mücadeleyi sürdüreceklerinden emin
olduğumuz için teselli buluyoruz."
Robert şöyle diyor:
"Rosenberg Fund for Children, benden sonra başkalarının mücadeleye
devam etmesine benim katkımdır".