hot gay men
real milfs
hentai porn tube
Ana Sayfa Sayılar Güney 39 Orhan Pamuk, Nobel Ödülü ve romanları
Orhan Pamuk, Nobel Ödülü ve romanları PDF Print E-mail
Article Index
Orhan Pamuk, Nobel Ödülü ve romanları
Orhan Pamuk’u “dünya okunası buluyor”, ben niye okuyamıyorum?
All Pages

12 Ekim 2006’da İsveç Akademisi Nobel Edebiyat Ödülünü Orhan Pamuk’a verdiğini resmen açıkladı ve bu seçimini yazarın, İstanbul adlı romanıyla “Kentinin melankolik ruhunun izlerini sürerken kültürlerin birbiriyle çatışması ve örülmesi için yeni simgeler” bulmasıyla gerekçelendirdi.

Orhan PamukYazar Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine yaptığı “Mademki kimse söylemiyor, ben söyleyeyim. Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü” açıklamasından beri şoven-milliyetçi kesimin saldırganlıklarının hedefi haline gelmişti. Yazarın Nobel Ödülü’nü kazanması bu kesimleri iyice öfkelendirdi ve daha da çamurlaşmalarına yol açtı. Emin Çölaşan, Erol Manisalı gibi bir dizi azılı Türk şovenisti Orhan Pamuk’un Batı Dünyası tarafından “Türklüğü aşağıladığı” için ödüllendirildiğini ileri sürdüler:   
Türkler bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt kesti” sözlerini o arkadaş boşuna söylememişti. Ödülü kapmak için bu ve benzer sözleri söylemek, romanlarında durup dururken Atatürk’ü aşağılamak gerekiyordu.” (Emin Çölaşan) Yine aynı cephenin yazarları, Fransız Parlamentosunun “Ermeni Soykırımının reddini cezalandıran” yasanın çıkış tarihinin Orhan Pamuk’a Nobel Ödülü verildiğinin açıklamasıyla çakışmasının da “rastlantı” olamayacağı yönünde dedikodular saldılar ortaya...
Esasen gülüp geçesi geliyor insanın. Ancak, maalesef hiç de komik değil, mesele çok ciddi. Söz konusu olan gerçekten de çirkin bir kampanya ve sinsi bir demagojidir. Ve acı gerçek şu ki, bunların önemsenecek derecede etkisi olmaktadır.  Nobel ödülü almanın “Türklüğe küfret ve ödülü kap” basitliğinde olmadığını/olamayacağını bu satırları yazanlar bilmiyor mu? Bal gibi biliyorlar! Biliyorlar ve gayet bilinçli olarak bu demagojilere başvuruyorlar. Bu tür sözlerle birincisi Orhan Pamuk’un bir yazar olarak emeğine saygısızlık edilmektedir ve ikincisi yazarlar, sanatçılar, aydınlar Türk şovenisti baskı ve saldırılarla sindirilmeye, susturulmaya çalışılmaktadır.
Esasen olan-bitene fazla şaşmamak da gerek. Türkiye’de resmi devlet politikasına ve resmi düşüncelere az-buçuk aykırı düşmüş hemen her yazarın, sanatçının, aydının başına gelen aynı şey olmamış mıdır? Nazım Hikmet  “vatan hainliği” ile damgalanmış, hapislerde çürütülmüştür... Ömrünün önemli bir bölümünü hapislerde geçiren Aziz Nesin, kimi zaman kazandığı ödülleri teslim alma törenlerine bile gidememiş, postayla gönderilen ödüller karşılaştığı zorluklar sonucu gümrük ambarlarında sürünürken, bunları almaya gittiğinde kendisinden bir de üstüne üstlük para talep edilmiştir. Nerde davetler, törenler, nerde onurlu karşılamalar! Ona maalesef sadece ve sadece sineye çekmek zorunda kaldığı acı ve acıklı durumları mizahıyla okurlarıyla paylaşmaktan başka çare kalmamıştır. Sinemasıyla halkın gönlünde taht kuran Yılmaz Güney de hapislerde süründürülen, “yasaklı” sanatçılardandır. Bunlar ilk akla gelenler ve bu listenin daha epeyce kabarık olduğu bilinen bir gerçek.
Ve T.C. tarihine dönüp bakacak olursak Orhan Pamuk bir yerde “şanslı” bile sayılabilir. Bugün ona medyada daha büyük bir kesim sahip çıkıyor.  En azından Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasının ertesinde, medyada ona sahip çıkanların sayısı onu yerenlerden, küçümseyenlerden fazlaydı. Bunda şüphesiz onun  “resmi ideolojinin hassas noktaları”yla ters düşse de, sistemi sorgulama sınırının bir burjuva liberal demokratınki kadar olması da rol oynuyor. Diğer taraftan ama iflah olmaz azgın Türk şovenisti çevreyi bir kenara bırakırsak, diğerleri biraz da geçmişteki gaflardan öğreniyor ve soruna pragmatik yaklaşılmasını talep ediyor. “Dünyanın beğenip ödüllendirdiğine, biz niye sahip çıkmıyoruz” anlayışı yaygınlaşmaya başlıyor.  
Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü kazanması da bir dizisi tarafından bu çerçevede ele alındı. Dünyanın en saygın ödülünün bir “Türk”e verilmesinin ve bunun bütün dünya haber ajanslarında günün haberi olarak verilmesinin ne kadar önemli olduğu üzerinde duruldu. Bunun Türkçe dilindeki edebiyata ve yazarlara ilginin artması anlamına geleceği söylendi vs. Ve bu doğrudur da. Orhan Pamuk’un kitapları 45 dünya diline çevrilmiş durumda, şimdi daha çok dile çevrilecek, daha çok yayılacak ve dünyada okunacak. Bunun diğer Türkçe dilli edebiyatçılara da ilginin artması bağlamında faydası olabilir. Türk şovenisti kesimin saldırılarına karşı Orhan Pamuk’a destek veren kesimin genişlemesi, bu kesimin Orhan Pamuk’un “sözlerimin ardında duruyorum” dediği açıklamalarla hemfikir olduğu falan anlamına gelmiyor, milliyetçi yaklaşımlardan uzaklaştıkları anlamına hiç gelmiyor... Bu kesim ‘bırakın siyasi açıklamalarını, edebiyata ve ödüle bakın’ türünden bir yaklaşım içindeler...
Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü töreninde yapmış olduğu ve siyasetten bilinçli biçimde uzak duran “babamın bavulu” konuşması da bu kesimi son derece rahatlatmış oldu. Doğrusu, “ülkemde sevilmek istiyorum” diyen Orhan Pamuk’un ‘taktiği’  gayet zekiceydi, ilgi çekici bir konuşmaydı ve çıkış noktası olarak kendisini ve yazarlık dürtülerini konu aldığı ölçüde de gayet samimiydi. Hakkında Edebiyat Nobel Ödülü tarihinde siyasi olmayan konuşma yapmış ilk kişi değerlendirmesi yapılan Orhan Pamuk neden böyle bir konuşmaya gerek duyduğunu şöyle açıklıyor:
“Nobel Ödülü almam benim 32 yıllık çabamın sonucudur. Son birkaç ayda siyasi bir açıklama yapmaktan kaçınmamın nedeni, söyleyeceğim en küçük politik lafın abartılarak büyütülmesi tehlikesiydi. 32 yıllık çabama saygısızlık etmemek için bunu yapmadım. Bu saygısızlığı yapmaya çalışan pek çok kişi var.” (Milliyet, 12 Aralık 2006)
Eh, bu tavır da uyar...
Siyasetten kaçmadığını söyleyen Orhan Pamuk’un siyasetle ilgisi bugüne dek esasen Avrupa tipi burjuva-demokrasisinin özgürlüklerine duyduğu özlem kadar olmuştur. Nobel Ödülü konuşmasında da yinelediği gibi, onun esas ilgisi kendi yazarlığınadır.