İçerik Tıklama Görünümü : 3145852
Şu anda 203 konuk çevrimiçi
|
|
Cigerxwîn üzerine düşünceler... |
|
|
|
|
Sayfa 1 / 16 İçinde bulunduğumuz 2003 yılı bazı çevrelerce “Cigerxwîn Yılı” ilan edildi. Eğer yaşamış olsaydı bu yıl 100 yaşında olacaktı Cigerxwîn.
Bu vesile ile bir dizi etkinlik yapıldı, yapılıyor. Şu ana kadar pek çok yazı yayınlandı; değişik içerik ve kapsamda farklı etkinliklerle anılmaya çalışıldı. Yemekli toplantılardan ses yarışmasına kadar gerçekleşen etkinlik ve anmalardan bazıları şunlardır: Batman’da Bahar Kültür Merkezi tarafından anma etkinlikleri çerçevesinde “Desen Yarışması” düzenlendi. BEKSAV, “Sanat ve Edebiyat Yarışması” düzenledi. Adana’da Akdeniz Kültür ve Sanat Merkezi ve Küçükdikili Belediyesi “Çukurova Kürtçe Ses Yarışması” organize etti. Almanya’da KOMKAR tarafından “Cigerxwîn 1. Kürt Kitap Fuarı” yapıldı. Ankara’da Emek Gençliği “Doğumunun 100. Yılında Kürt Ozanı Cigerxwîn Anısına Kardeşlik Şenliği” yaptı. Evrensel Basım Yayın Cigerxwîn’in “Jînenîgariya Min” kitabını Türkçe diline çevirdi ve kitabın tanıtımı ve de anma amacı ile toplantı-kokteyl gerçekleştirdi. Oğlu Keyo Hessen ile söyleşiler yapıldı. Kısaca her çevre kendi bakış açısı doğrultusunda bir sahiplenme içine girdi. Hal böyle olunca farklı türden anmaların, anmaları gerçekleştirenlerin değişik ihtiyaçlarından kaynaklandığı da ortaya çıktı. Hatta kimileri açısından bu fırsat Kürt ulusal meselesinde kendilerinin referans kabul edilmeleri eğilimlerini de dışa vurdu. Bir bakıma fırsattan istifade etme durumu bir kez daha yaşandı. Küçükburjuva ve ulusalcı çevreler Cigerxwîn üzerine bir genel değerlendirme yapma görevinden kaçındılar. Gerçekten ideolojik-siyasi ve sanatsal kişiliği üzerine etraflı bir değerlendirmeye ihtiyacın duyulduğu durumda böyle bir çalışma yapmadan hatırlama çerçevesinde anmalarla yetinme tutumu doğru değildir. Böyle bir yaklaşım Cigerxwîn’in anımsanmasından öte anlam ifade etmez-etmiyor da. Ayrıca, bilinen yine tekrarlandı ve bir kez daha hep pozitif vurgular, “çok büyük” olduğu söylemleri anmalara damgasını vurdu. Ölenlerin ardından methiyeler dizme kuralı bu anmaların da merkezinde yer aldı. Öyle ki en küçük bir hata, eksiklik ve kusuruna değinilmedi. Kuşkusuz küçükburjuva devrimcileri ve ulusalcı iddiasında olanlar bu çerçevede anmalar yapabilirler ve bunda şaşılacak bir şey de yoktur. Mesele bu içerikteki anmaları düzenleyenlerin bir çırpıda kendilerini gerçek Cigerxwîn savunucusu olarak göstermelerindedir. Her halükârda şu ana kadar gerçekleşen anmalara bakıldığında anmaların genellikle yüzeysel kaldığı rahatlıkla söylenebilir. Halbuki (hiç olmazsa böyle bir fırsatta) Cigerxwîn’in kişiliği bütünüyle ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmayı bekliyor. İstenilen anlamda bir tanınma durumunun olmadığı dikkate alındığında araştırmalar bu yönde derinleştirilmeliyken tersi bir davranış hakim oldu. Ulaşabildiğim yazı-belge vb. ölçüsünde diyebilirim ki kendi kuşağındaki ve düzeyindeki diğer büyük şairlerle kıyaslandığında Cigerxwîn hakkında devrimci ve sol çevrede yoğunlaşma eksik ve yetersizdir. Bu eksikliği, yetersizliği bir ölçüde 100. doğum yıldönümü vesilesi ile azaltmak mümkün iken işin yalnızca anma boyutuna takılmak ve bu noktada yoğunlaşmak besbelliki önemli bir eksikliktir. Belirtilen eleştirilerin bilincinde olarak, herşeye rağmen sömürgecilerin Kürt ulusuna ait ne kadar değer varsa yok etmeye çalıştıkları ve inkâr politikalarını her alanda uyguladıkları bir durumda Cigerxwîn’i kültürel boyutta da kalsa sahiplenme ve yaşatma pratiği elbette iyidir. Kürt ulusalcı çevrelerin milliyetçi temeldeki yaklaşımlarına rağmen yaptıkları anmalar ozanın belli çerçevede de olsa tanınmasına hizmet etmiştir. Aynı şekilde kimi yayınlarda Cigerxwîn üzerine yazıların çıkması da tanınmasına hizmet etti. Bu makalede, genel bir değerlendirmeye giriş anlamında düşüncelerimi, bir ölçüde araştırmamın sonuçlarını tezler halinde ortaya koymaya çalışacağım. Öncelikle Türkçeye kazandırılmış şiirlerini ve hayatını kaleme aldığı çalışmasını kaynak alma durumundayım. Eserlerinin hepsine ulaşma durumum olmadı. Bilindiği gibi yazdıklarının çok az bir bölümü Türkçe’ye kazandırılmış; yayınlanmış ürünleri içinde ise yine az bir kesimi temin edilebilme durumunda. Dahası yazdıklarının önemli bir bölümü henüz basılmış bile değil. Bu koşullarda çok kapsamlı bir değerlendirme yapma şansı olmadığı gibi, kesin sonuçlar koymak da hayli zor. Varolan, ulaşılabilen eserleri çerçevesinde bir değerlendirme yapmakla kendimi sınırlama durumundayım. Kaynak Yayınlarının Gani Bozarslan’ın çevirisiyle bastığı Kürtçe-Türkçe “Lenin Şafağı” kitabı ve Evrensel Basım Yayın’ın çıkardığı “Hayat Hikâyem” kitabına dayanmak durumundayım. Bunun dışındaki başka bazı çalışmalarında da (Diwana Yekan, Sewra Azadi, Salar û Mîdya, Jînenîgariya Min, Hawar dergisi, dönemin Kürt aydınlarının anıları vb.) yararlanmaya çalışacağım. Öncelikle biyografik temelde yaşamı üzerine bir tanıtım yapmak, olan-biteni objektif olarak ortaya koymak gerektiğine inanıyorum. Güney dergisinin 25. sayısında buna ilişkin yazdığım için bu yazıda bazı konularda ve kimi şiirleri özgülünde de olsa şiiri hakkında bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.
|
|