|
Sayfa 1 / 2 Proletarya kültürü (işçi sınıfı kültürü) nedir? – Bu konferansta amacımız, proletarya kültürü nedir; bu alanda şimdiye kadar neler yapılmıştır, bizim proleter devrimci sanat-edebiyat-kültür emekçileri olarak proletarya kültürünün üretilmesinde ne katkılarımız olabilir soruları üzerine tartışmaktır.
Biz Güney kültür-sanat-edebiyat dergisi olarak 1998 yılında düzenlediğimiz “Hangi Kültür Mirasına Sahip Çıkıyoruz” konulu kültür konferansımızda, “proleter devrimci kültür çizgisi” konusunda Marksizm-Leninizm’in klasiklerinin soruna nasıl yaklaştıklarını, “proleter devrimci kültür çizgisinin” çıkış noktalarının ne olduğunu ortaya koymuş, ayrıca somut olarak da Sovyetler Birliği deneyiminde öne çıkan kimi noktalar üzerine tartışma yürütmüştük. Savunduğumuz görüşleri bir dosya olarak yayınlamıştık. (Bkz. Güney Sayı 5) Bu konferansta amacımız orada söylenmiş olanları tekrarlamak değil. Şimdiki tartışmada yapmak istediğimiz daha çok –proleter kültürün, sanat ötesindeki unsurları, her şeyden önce de insani ilişkiler bağlamındaki özelliklerini bilince çıkarıp bunlar üzerine tartışmaktır. – Proleter Kültürden söz ederken önce kültür tanımı üzerinde durmamız gerekir. Kültür, insan topluluklarının tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yarattığı bütün maddi ve manevi değerler; bu değerlerin yaratılmasında kullanılan araçların tümüdür. Üretim araçları, bu araçların sahipliği ve kullanımı, üretim ve üleşimin biçimi, üretim ve üleşimde insanlar arası ilişkilerin tümü; bu ilişkilerin düşünsel alandaki yansımaları, yasama, yargılama, yürütmedeki ilişkiler; ilişkilerin sanatsal alandaki yansımaları… bütün bunlar kültürün içeriğidir. İnsan toplumlarına ait her şey (–yalnızca olumlu olanlar, olumlu olarak değerlendirdiğimiz şeyler değil, olumsuz olarak değerlendirdiklerimiz de– örneğin kadınlara karşı cinsel şiddet erkek egemen tüm toplumların kültürünün değişmez bir parçasıdır; örneğin çocuklara karşı şiddet de erkek egemen toplumların tümünün ortak paydalarından biridir; örneğin fuhuş kurumu, erkek egemen toplumların kültürünün olmazsa olmaz parçasıdır vb. vb.) sözkonusu toplumların kültürüne aittir, onun kültürünün bir parçasıdır. Kültürden sözettiğimizde bilince çıkarmamız gereken belli noktalar vardır: En başta geleni kültürün tarihsel / toplumsal bir görüngü olmasıdır. Bu tespitten türeyen kimi sonuçlar şunlardır: – Toplumların tarih içinde gelişmesine bağlı olarak kültür de değişikliğe uğramakta, gelişmektedir. Nasıl ki toplumlar durağan-kalıcı değilse, toplumlarda değişiklik sürekli ise, kültürde de bu böyledir. – İnsanlık, değişik coğrafi ve tarihi koşullar altında, –birbiriyle benzerlikler gösterse de– birbirinden değişik olan topluluklar, toplumlar biçiminde bölünmüştür. Her insan toplumunun son çözümlemede içinde yaşadığı objektif koşullar tarafından belirlenen ve diğer insan topluluklarından değişik olan bir yaşamı, kendine özgü bir kültürü vardır. – Ancak değişik insan topluluklarının kendine özgü bu kültürleri bütünüyle kendi içine kapalı değildir. İnsan topluluklarının birbiriyle ilişkileri içinde –bu ilişkiler ne kadar sık ve ne kadar sıkı olursa o ölçüde– bu “kendine özgü” kültürler birbirinden etkilenir, birbirlerini etkilerler, yer yer içiçe geçerler. – Tek tek insan topluluklarının kültürlerinin tümü insanlığın genel kültürünü oluşturur. İnsanlığın genel kültürü içinde bütün kültürler yer alırlar. Fakat belirleyici olan gelişmenin geldiği son noktada egemen olan kültürdür. – İnsanlığın toplumsal-tarihi gelişmesi içinde üretimde en ileri araçlarla üretim yapanlar, en yeni teknikleri en yoğun kullananlar, yani üretimde “en ileri” olanlar, eğer kültürler arasında bir hiyerarşi kurulacaksa –“en ileri”– kültürün de temsilcisi konumundadırlar. Bu kültür kültürler arası ilişkide kendini diğerlerine dayatır, sonuçta, direnişlere rağmen kabul ettirir. – İnsanlık yalnızca değişik coğrafi, tarihi toplumsal şartlarda yaşayan birbirinden ayrı insan topluluklarına değil, aynı zamanda bu insan toplulukları içinde de değişik sınıf ve katmanlara ayrılmış “sınıflı toplum”larda yaşamaktadır. Sınıflı toplumlarda her sınıf ve katmanın üretim içindeki yeri, üretim araçlarıyla ilişkisi, buna bağlı olarak toplumsal zenginlikten aldığı pay, buna bağlı olarak yaşam şartları, tarzı değişiktir. Her sınıflı toplumda bu anlamda birden fazla kültür sözkonusudur. En başta ezen-sömüren-egemen azınlığın kültürü ile; ezilen-sömürülen-baskı altında yaşayan çoğunluğun kültürü (halk kültürü) birbirinden değişiktir. Fakat her sınıflı toplumda egemen olan, o toplumun kültürü olarak tanınan, o toplumun kültürüne damgasını vuran kültür, egemenlerin kültürüdür. Onlar kendi kültürlerini ellerindeki egemenlik araçlarıyla ezilenlerin içinde de egemen kültür haline getirirler. Ezilenlerin esasta egemenlerin düzenini değişmez gördüğü, kendi gücünü küçümsediği “yanlış” bir bilinçlenme durumu çıkar ortaya. – Toplumların gelişmesi içinde gelinen son noktada esasta (ve hâlâ) uluslar / milliyetler biçiminde örgütlenen insan topluluklarının kendine özgü, diğerlerinden değişik ulusal kültürleri vardır. (Henüz uluslaşma sürecine girmemiş, veya bu süreci tamamlamamış insan topluluklarında yer yer klanların kültürleri, derebeyliklerin kültürleri vb. yaşanılmaktadır.) “Bu ulusal” kültürler tabii ki “saf” değildirler. Diğer “ulusal kültür”lerden etkilenirler, diğerlerini etkilerler. Yine de her “ulusal” kültürü, diğer ulusların / milliyetlerin kültürlerinden ayıran kimi özellikleri vardır. Her ulusal kültür, kendi içinde ulusu oluşturan tüm sınıf ve katmanların kültürlerinin izlerini kendi içinde taşır. Ancak her ulusal kültürde egemen olan, ona damgasını vuran, o ulusun egemen güçlerinin kültürüdür. Ulusal kültür sonuçta sözkonusu ulusun burjuvazisinin kültürüdür. – Emperyalizm çağında, sermayenin enternasyonalleşmesine bağlı olarak, ulusal kültürlerin egemen emperyalist bir kültür içinde eritilmesi süreci yaşanmaktadır. Ancak bu gelişmeye karşı direnişler de vardır. Emperyalist kültürün egemenliğine, ulusal kültürleri eritmesi, silikleştirmesi, giderek yoketmesine karşı mücadele, ulusal burjuvazinin kültürü olan ulusal kültürün savunusu temelinde değil, geleceğin kültürü olan proletaryanın kültürünü savunma temelinde yürütülmelidir. (Bu bağlamda bkz.: “Proleter Enternasyonalizmi Bayrağına Sarılalım!” Güney sayı 14, sayfa 16-19) – Sınıflı toplumlarda kültür yalnızca egemenlerin kültürü / ezilenlerin kültürü biçiminde değil, aynı zamanda egemenlerin çeşitli katmanlarının; ezilenler içinde de değişik sınıfların / katmanların değişik kültürleri biçiminde farklılıklar gösterir. Örneğin egemen işbirlikçi burjuvazinin hâlâ toprakla doğrudan bağı olan kesimleri ile, toprakla hiç bir bağı kalmamış kesimleri; tüccar / tefeci kesimleri ile sanayici kesimleri arasında vb. yaşam tarzları, yaşama yaklaşımları, görüşleri, estetik yaklaşımları vb. konusunda farklılıklar, kültür farklılıkları vardır. Örneğin köylü kültürü ile proleter kültür arasında, bunların ikisi de ezilenlerin kültürü kategorisi (halk kültürü) içinde yer almasına karşın, köklü farklılıklar vardır. Aynı biçimde şehir küçükburjuvazisinin kültürü ile, köylü kültürü ve işçi kültürü arasında, bunların üçü de halk kültürü içinde yer almasına rağmen, derin farklılıklar vardır. Halk kültürü bağlamında bilinmesi gereken şey, bunun çok önemli ölçüde egemenlerin kültürünün etkisi altında olduğu gerçeğidir, bu bir; ikincisi, halk kültürü halkın bütün kesimlerinin kültürlerinin bir karmaşası olmasına rağmen, sınıfsal yapılanmada halkın çoğunluğunu oluşturan sınıf ve katmanların damgasını taşıyan kültürdür. Örneğin ülkemizde halk kültürü esasta küçükburjuva / köylü nitelikte bir kültürdür. – İşçi sınıfı (proletarya) modern kapitalist toplumda, “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan” sonuna dek devrimci tek sınıftır. Proletarya sınıf olarak kurtuluşunu ancak bütün insanlığın sınıflara ayrılmış olma durumunu ortadan kaldırmakla; sınıfsız toplumu yaratmakla, dolayısıyla kendisini de sınıf olarak ortadan kaldırmakla gerçekleştirebilir. Kapitalizmi bütünü ile tasfiye etmek; insanın insan tarafından sömürüldüğü şartları ortadan kaldırmak; insanın doğaya egemenlik iddiasından vazgeçtiği, doğa yasalarının bilgisi temelinde doğayla uyum içinde işleyen bir üretim tarzını geliştirmek; sonal hedef olarak toplumun her bireyinin, hiç bir dışsal baskı olmaksızın ve çalışmak zorunluluğu olmadığı halde, topluma emeğiyle yapabileceği en fazla katkıyı kendiliğinden yaptığı ve herkesin toplumun hep birlikte yaratılan zenginliklerinden –yine hiç bir dış kontrol, baskı vb. olmaksızın– kendi tarafından belirlenen ihtiyacı kadar aldığı, özgür bireylerin özgür birlikteliği temelinde oluşmuş toplumunu, sınıfsal-ulusal-dinsel-cinsel zıtlıkları, kavgaları aşmış geleceğin komünist toplumunu kurmak proletaryanın tarihi görevidir. – Kuşkusuz bu görev bugünün kapitalist toplumunun insanı ile, ekonomik düşünen, kendi bireysel çıkarını –en iyi halde en yakın çevresinin, ailesinin, ulusunun vb. çıkarını– ediminin merkezine koyan insanı ile (homo economicus) gerçekleştirilemez. Bugünün insanı için yabancılaştırılmış “iş” esasta para kazanmak ve yaşayabilmek, mümkünse zenginleşebilmek, daha iyi yaşayabilmek için bir “yük”tür. Zenginleşebilmek daha iyi yaşayabilmenin tek yoludur. Bu ise ancak toplumdaki diğer insanların aleyhine gerçekleştirilebilir. Birilerinin zenginliği, diğerlerinin yoksulluğu demektir. İş bölümüne kölece bağlılık bugünün kapitalist toplumunun temel gerçeklerinden biridir. Bugünün insanını belirleyen temel ekonomik gerçekliklerden biridir. Kafa ile kol emeği arasındaki ayrılık; kafa emeğinin kol emeğinden üstün tutulması; eğitimin esasta parası olanlara açık olması, bugünün insanını belirleyen bir başka temel gerçekliktir. Bugünün toplumunda zenginliklerin dağılımı ihtiyaca göre değil, tek tek bireylerin elinde olan para sermayeye göre gerçekleşmektedir. Para sermayenin ise kaynağı ödenmemiş emektir. Toplumsal zenginliğin gerçek tüketicileri üretim araçları sahibi olan varsıl sınıf, burjuvazidir. Toplumun çok büyük kesimi için “yarın” garantisi olmadığı gibi, bugün de hastalandığında, sakat kaldığında, yani artı değer üretimine katılamaz duruma, patronlar için kâr üretemez, yani işe yaramaz duruma geldiğinde, suyu sıkılmış bir limon gibi bir kenara atılma tehdidi sürekli gündemdedir. Halin böyle olduğu bir durumda, bugünün insanı –emekçisi de– yaşayabilmeyi ancak kendi dışındaki tüm insanlarla rekabet için bir savaş olarak görme durumundadır. Bu insanlar yabancılaşmamış işi, emeği pratikte tanımamaktadır. Kendini parçası olduğu toplum içinde özgür birey olarak gören, kendi bireysel zenginliğini ancak hep birlikte zenginleşen toplumun zenginliği içinde gören ve hiç bir baskı olmaksızın kendi toplumu olarak gördüğü toplum için –dolayısıyla kendisi için de– çalışan, hiç bir dış zorlama olmadan topluma yapabileceği en fazla katkıyı yapan insan, kapitalist toplumda mümkün değildir. Aynı şekilde bütün toplumsal zenginliğin, toplumun tüm bireylerine sınırsız açık olduğu halde, tek tek bireylerin ancak kendileri tarafından belirlenen –ihtiyaçları kadar aldığı– daha fazlasını alma imkânı olduğu halde, bunu yapmadığı bir toplum düzeni, bugünün insanıyla mümkün değildir. Bu yepyeni, bugünün toplumuyla her alanda çok yönlü köklü kopuşu gerektiren yeni toplum, komünist toplum, bugünün insanından çok değişik insanlara, yeni insana ihtiyaç duyar. O ancak yeni insan tarafından inşa edilip, yaşatılabilir. – Peki ama bu “yeni insan” nereden gelecektir. Nasıl oluşacaktır? Yeni insan, sömürü toplumuna, onun bütün kalıntılarına karşı kesintisiz devrim süreci içinde, bir yandan yeni insanın ortaya çıkabileceği maddi şartların yaratılması için devrim kesintisiz olarak sürdürülürken, diğer yandan da bilinçlerde köklü değişik ve dönüşümleri sağlamak için kesintisiz bir kültür devrimi –yani insanların eğitilmesi / bilinçlerinin yükseltilmesi için sürekli mücadele– sürecinde tedricen ortaya çıkacaktır. – Kapitalist toplum içinde komünist yeni insan, en iyi halde komünistlerin kendi yoldaşlık ilişkilerinde sınırlı olarak yaşanabilir ve komünistler halk içinde bu ilişkilerin genelleştirilmesi için örnek biçimde yaşayarak mücadele ederler. Proletaryanın, işçi sınıfının kültürü, “işçi kültürü” işte bu tarihi göreve sahip olan sınıfın, bu tarihi göreve hizmet edecek olan kültürüdür. Proletarya kültürü, yeni insanın, komünist insanın kültürüdür. Ve komünist insanın yaratılması mücadelesinde –buna hizmet edecek olan, eden kültürdür. Durağan değil, sürekli ilerleyen, mükemmeleşen bir kültürdür bu. Geleceğin kültürü, geleceğin insanının kültürüdür.
|