Ana Sayfa Sayılar Güney 26 İşçi Kültürü Konferansı İçin Tez­ler – I

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145849
Şu anda 202 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



İşçi Kültürü Konferansı İçin Tez­ler – I PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
İşçi Kültürü Konferansı İçin Tez­ler – I
Pro­le­ter kül­tü­rün / iş­çi kül­tü­rü­nün te­mel özel­lik­le­ri ne­ler­dir?
Tüm Sayfalar

Pro­le­tar­ya kül­tü­rü (iş­çi sı­nı­fı kül­tü­rü) ne­dir?
– Bu kon­fe­rans­ta ama­cı­mız, pro­le­tar­ya kül­tü­rü ne­dir; bu alan­da şim­di­ye ka­dar ne­ler ya­pıl­mış­tır, bi­zim pro­le­ter dev­rim­ci sa­nat-ede­bi­yat-kül­tür emek­çi­le­ri ola­rak pro­le­tar­ya kül­tü­rü­nün üre­til­me­sin­de ne kat­kı­la­rı­mız ola­bi­lir so­ru­la­rı üze­ri­ne tar­tış­mak­tır. Biz Gü­ney kül­tür-sa­nat-ede­bi­yat der­gi­si ola­rak 1998 yı­lın­da dü­zen­le­di­ği­miz “Han­gi Kül­tür Mi­ra­sı­na Sa­hip Çı­kı­yo­ruz” ko­nu­lu kül­tür kon­fe­ran­sı­mız­da, “pro­le­ter dev­rim­ci kül­tür çizg­isi” ko­nu­sun­da Mark­sizm-Le­ni­nizm’in kla­sik­le­ri­nin so­ru­na na­sıl yak­laş­tık­la­rı­nı, “pro­le­ter dev­rim­ci kül­tür çiz­gi­si­nin” çı­kış nok­ta­la­rı­nın ne ol­du­ğu­nu or­ta­ya koy­muş, ay­rı­ca so­mut ol­a­rak da Sov­yet­ler Bir­li­ği de­ne­yi­min­de öne çı­kan ki­mi nok­ta­lar üze­ri­ne tar­tış­ma yü­rüt­müş­tük. Sa­vun­du­ğu­muz gö­rüş­le­ri bir dos­ya ola­rak ya­yın­la­mış­tık. (Bkz. Gü­ney Sa­yı 5)
Bu kon­fe­rans­ta ama­cı­mız or­ada söy­len­miş olan­la­rı tek­rar­la­mak de­ğil. Şim­di­ki tar­tış­ma­da yap­mak is­tediği­miz da­ha çok –pro­le­ter kül­tü­rün, sa­nat öte­sin­de­ki un­sur­la­rı, her şey­den ön­ce de in­sa­ni iliş­ki­ler bağ­la­mın­da­ki özel­lik­le­ri­ni bi­lin­ce çı­ka­rıp bun­lar üze­ri­ne tar­tış­mak­tır.
– Pro­le­ter Kül­türden söz eder­ken ön­ce kül­tür ta­nı­mı üze­rin­de dur­ma­mız ge­re­kir.
Kül­tür, in­san top­lu­luk­la­rı­nın ta­rih­sel ve top­lum­sal ge­liş­me sü­re­ci için­de ya­rat­tı­ğı bü­tün mad­di ve ma­ne­vi de­ğer­ler; bu de­ğer­le­rin ya­ra­tıl­ma­sın­da kul­la­nı­lan araç­la­rın tü­mü­dür. Üre­tim araç­la­rı, bu araç­la­rın sa­hip­li­ği ve kul­la­nı­mı, üre­tim ve üle­şi­min bi­çi­mi, üre­tim ve üle­şim­de in­san­lar ara­sı iliş­ki­le­rin tü­mü; bu iliş­ki­le­rin dü­şün­sel alan­da­ki yan­sı­ma­la­rı, ya­sa­ma, yar­gı­la­ma, yü­rüt­me­de­ki iliş­ki­ler; iliş­ki­le­rin sa­nat­sal alan­da­ki yan­sı­ma­la­rı… bü­tün bun­lar kül­tü­rün içe­ri­ği­dir.
İn­san top­lum­la­rı­na ait her şey (–yal­nız­ca olum­lu olan­lar, olum­lu ola­rak de­ğer­len­dir­di­ği­miz şey­ler de­ğil, olum­suz ola­rak de­ğe­rle­ndir­dik­le­ri­miz de– ör­ne­ğin ka­dın­la­ra kar­şı cin­sel şid­det er­kek ege­men tüm top­lum­la­rın kül­tü­rü­nün de­ğiş­mez bir par­ça­sı­dır; ör­ne­ğin ço­cuk­la­ra kar­şı şid­det de er­kek ege­men top­lum­la­rın tü­mü­nün or­tak pay­da­la­rın­dan bi­ri­dir; ör­ne­ğin fu­huş ku­ru­mu, er­kek ege­men top­lum­la­rın kül­tü­rü­nün ol­maz­sa ol­maz par­ça­sı­dır vb. vb.) sözko­nu­su top­lum­la­rın kül­tü­rü­ne ait­tir, onun kül­tü­rü­nün bir par­ça­sı­dır.
Kül­tür­den sözet­ti­ği­miz­de bi­lin­ce çı­kar­ma­mız ge­re­ken bel­li nok­ta­lar var­dır:
En baş­ta ge­leni kül­tü­rün ta­rih­sel / top­lum­sal bir gö­rün­gü ol­ma­sı­dır.
Bu tes­pit­ten tü­re­yen ki­mi so­nuç­lar şun­lar­dır:
– Top­lum­la­rın ta­rih için­de ge­liş­me­si­ne bağ­lı ola­rak kül­tür de de­ği­şik­li­ğe uğ­ra­mak­ta, ge­liş­mek­te­dir. Na­sıl ki top­lum­lar du­ra­ğan-ka­lı­cı de­ğil­se, top­lum­lar­da de­ği­şik­lik sü­rek­li ise, kül­tür­de de bu böy­le­dir.
– İn­san­lık, de­ği­şik coğ­ra­fi ve ta­ri­hi ko­şul­lar al­tın­da, –bir­bi­riy­le ben­zer­lik­ler gös­ter­se de– bir­bi­rin­den de­ği­şik olan top­lu­luk­lar, top­lum­lar bi­çi­min­de bö­lün­müş­tür. Her in­san top­lu­mu­nun son çö­züm­le­me­de için­de ya­şa­dı­ğı ob­jek­tif ko­şul­lar ta­ra­fın­dan be­lir­le­nen ve di­ğer in­san top­lu­luk­la­rın­dan de­ği­şik olan bir ya­şa­mı, ken­di­ne öz­gü bir kül­tü­rü var­dır.
– An­cak de­ği­şik in­san top­lu­luk­la­rı­nın ken­di­ne öz­gü bu kül­tür­le­ri bü­tü­nüy­le ken­di içi­ne ka­pa­lı de­ğil­dir. İn­san top­lu­luk­la­rı­nın bir­bi­riy­le iliş­ki­le­ri için­de –bu iliş­ki­ler ne ka­dar sık ve ne ka­dar sı­kı olur­sa o öl­çü­de– bu “ken­di­ne öz­gü” kül­tür­ler bir­bi­rin­den et­ki­le­nir, bir­bir­le­ri­ni et­ki­ler­ler, yer yer içi­çe ge­çer­ler.
– Tek tek in­san top­lu­luk­la­rı­nın kül­tür­le­ri­nin tü­mü in­san­lı­ğın ge­nel kül­tü­rü­nü oluş­tu­rur.
İn­san­lı­ğın ge­nel kül­tü­rü için­de bü­tün kül­tür­ler yer alır­lar. Fa­kat be­lir­le­yi­ci olan ge­liş­me­nin gel­di­ği son nok­ta­da ege­men olan kül­tür­dür.
– İn­san­lı­ğın top­lum­sal-ta­ri­hi ge­liş­me­si için­de üre­tim­de en ile­ri araç­lar­la üre­tim ya­pan­lar, en ye­ni tek­nik­le­ri en yo­ğun kul­la­nan­lar, ya­ni üre­tim­de “en ile­ri” olan­lar, eğer kül­tür­ler ara­sın­da bir hi­ye­rar­şi ku­ru­la­cak­sa  –“en ile­ri”–  kül­tü­rün de tem­sil­ci­si ko­nu­mun­da­dır­lar.
Bu kül­tür kül­tür­ler ara­sı iliş­ki­de ken­di­ni di­ğer­le­ri­ne da­ya­tır, so­nuç­ta, di­re­niş­le­re rağ­men ka­bul et­ti­rir.
– İn­san­lık yal­nız­ca de­ği­şik coğ­ra­fi, ta­ri­hi top­lum­sal şart­lar­da ya­şa­yan bir­bi­rin­den ay­rı in­san top­lu­luk­la­rı­na de­ğil, ay­nı za­man­da bu in­san top­lu­luk­la­rı için­de de de­ği­şik sı­nıf ve kat­man­la­ra ay­rıl­mış “sı­nıf­lı top­lum”lar­da ya­şa­mak­ta­dır.
Sı­nıf­lı top­lum­lar­da her sı­nıf ve kat­ma­nın üre­tim için­de­ki ye­ri, üre­tim araç­la­rıy­la iliş­ki­si, bu­na bağ­lı ola­rak top­lum­sal zen­gin­lik­ten al­dı­ğı pay, bu­na bağ­lı ola­rak ya­şam şart­la­rı, tar­zı de­ği­şi­k­tir. Her sı­nıf­lı top­lum­da bu an­lam­da bir­den faz­la kül­tür sözko­nu­su­dur.
En baş­ta ezen-sö­mü­ren-ege­men azın­lı­ğın kül­tü­rü ile; ezi­len-sö­mü­rü­len-bas­kı al­tın­da ya­şa­yan ço­ğun­lu­ğun kül­tü­rü (halk kül­tü­rü) bir­bi­rin­den de­ği­şik­tir.
Fa­kat her sı­nıf­lı top­lum­da ege­men olan, o top­lu­mun kül­tü­rü ola­rak ta­nı­nan, o top­lu­mun kül­tü­rü­ne dam­ga­sı­nı vu­ran kül­tür, ege­men­le­rin kül­tü­rü­dür. On­lar ken­di kül­tür­le­ri­ni el­le­rin­de­ki ege­men­lik araç­la­rıy­la ezi­len­le­rin için­de de ege­men kül­tür ha­li­ne ge­ti­rir­ler. Ezi­len­le­rin esas­ta ege­men­le­rin dü­ze­ni­ni de­ğiş­mez gör­dü­ğü, ken­di gü­cü­nü kü­çüm­se­di­ği “yan­lış” bir bi­linç­len­me du­ru­mu çı­kar or­ta­ya.
– Top­lum­la­rın ge­liş­me­si için­de ge­li­nen son nok­ta­da esas­ta (ve hâ­lâ) ulus­lar / mil­li­yet­ler bi­çi­min­de ör­güt­le­nen in­san top­lu­luk­la­rı­nın ken­di­ne öz­gü, di­ğer­le­rin­den de­ği­şik ulu­sal kül­tür­le­ri var­dır. (He­nüz ulus­laş­ma sü­re­ci­ne gir­me­miş, ve­ya bu sü­re­ci ta­mam­la­ma­mış in­san top­lu­luk­la­rın­da yer yer klan­la­rın kül­tür­le­ri, de­re­bey­lik­le­rin kül­tür­le­ri vb. ya­şa­nıl­mak­ta­dır.) “Bu ulu­sal” kül­tür­ler ta­bii ki “saf” de­ğil­dir­ler. Di­ğer “ulu­sal kül­tür”ler­den et­ki­le­nir­ler, di­ğer­le­ri­ni et­ki­ler­ler. Yi­ne de her “ulu­sal” kül­tü­rü, di­ğer ulus­la­rın / mil­li­yet­le­rin kül­tür­le­rin­den ayı­ran ki­mi özel­lik­le­ri var­dır.
Her ulu­sal kül­tür, ken­di için­de ulu­su oluş­tu­ran tüm sı­nıf ve kat­man­la­rın kül­tür­le­ri­nin iz­le­ri­ni ken­di için­de ta­şır. An­cak her ulu­sal kül­tür­de ege­men olan, ona dam­ga­sı­nı vu­ran, o ulu­sun ege­men güç­le­ri­nin kül­tü­rü­dür. Ulu­sal kül­tür so­nuç­ta sözko­nu­su ulu­sun bur­ju­va­zi­si­nin kül­tü­rü­dür.
– Em­per­ya­lizm ça­ğın­da, ser­ma­ye­nin en­ter­nas­yo­nal­leş­me­si­ne bağ­lı ola­rak, ulu­sal kül­tür­le­rin ege­men em­per­ya­list bir kül­tür için­de eri­til­me­si sü­re­ci ya­şan­mak­ta­dır.
An­cak bu ge­liş­me­ye kar­şı di­re­niş­ler de var­dır.
Em­per­ya­list kül­tü­rün ege­men­li­ği­ne, ulu­sal kül­tür­le­ri erit­me­si, si­lik­leş­tir­me­si, gi­de­rek yoket­me­si­ne kar­şı mü­ca­de­le, ulu­sal bur­ju­va­zi­nin kü­l­tü­rü olan ulu­sal kül­tü­rün sa­vu­nu­su te­me­lin­de de­ğil, ge­le­ce­ğin kül­tü­rü olan pro­le­tar­ya­nın kül­tü­rü­nü sa­vun­ma te­me­lin­de yü­rü­tül­me­li­dir.
(Bu bağ­lam­da bkz.: “Pro­le­ter En­ter­nas­yo­na­liz­mi Bay­ra­ğı­na Sa­rı­la­lım!” Gü­ney sa­yı 14, say­fa 16-19)
– Sı­nıf­lı top­lum­lar­da kül­tür yal­nız­ca ege­men­le­rin kül­tü­rü / ezi­len­le­rin kül­tü­rü bi­çi­min­de de­ğil, ay­nı za­man­da ege­men­le­rin çe­şit­li kat­man­la­rı­nın; ezi­len­ler için­de de de­ği­şik sı­nıf­la­rın / kat­man­la­rın de­ği­şik kül­tür­le­ri bi­çi­min­de fark­lı­lık­lar gös­te­rir.
Ör­ne­ğin ege­men iş­bir­lik­çi bur­ju­va­zi­nin hâ­lâ top­rak­la doğ­ru­dan ba­ğı olan ke­sim­le­ri ile, top­rak­la hiç bir ba­ğı kal­ma­mış ke­sim­le­ri; tüc­car / te­fe­ci ke­sim­le­ri ile sa­na­yi­ci ke­sim­le­ri ara­sın­da vb. ya­şam tarz­la­rı, ya­şa­ma yak­la­şım­la­rı, gö­rüş­le­ri, es­te­tik yak­la­şım­la­rı vb. ko­nu­sun­da fark­lı­lık­lar, kül­tür fark­lı­lık­la­rı var­dır.
Ör­ne­ğin köy­lü kül­tü­rü ile pro­le­ter kül­tür ara­sın­da, bun­la­rın iki­si de ezi­len­le­rin kül­tü­rü ka­te­go­ri­si (halk kül­tü­rü) için­de yer al­ma­sı­na kar­şın, kök­lü fark­lı­lık­lar var­dır. Ay­nı bi­çim­de şe­hir kü­çükbur­ju­va­zi­si­nin kül­tü­rü ile, köy­lü kül­tü­rü ve iş­çi kül­tü­rü ara­sın­da, bun­la­rın üçü de halk kül­tü­rü için­de yer al­ma­sı­na rağ­men, de­rin fark­lı­lık­lar var­dır.
Halk kül­tü­rü bağ­la­mın­da bi­lin­me­si ge­re­ken şey, bu­nun çok önem­li öl­çü­de ege­men­le­rin kül­tü­rü­nün et­ki­si al­tın­da ol­du­ğu ger­çe­ği­dir, bu bir; ikin­ci­si, halk kül­tü­rü hal­kın bü­tün ke­sim­le­ri­nin kül­tür­le­ri­nin bir kar­ma­şa­sı ol­ma­sı­na rağ­men, sı­nıf­sal ya­pı­lan­ma­da hal­kın ço­ğun­lu­ğu­nu oluş­tu­ran sı­nıf ve kat­man­la­rın dam­ga­sı­nı ta­şı­yan kül­tür­dür.
Ör­ne­ğin ül­ke­miz­de halk kül­tü­rü esas­ta kü­çükbur­ju­va / köy­lü ni­te­lik­te bir kül­tür­dür.
– İş­çi sı­nı­fı (pro­le­tar­ya) mo­dern ka­pi­ta­list top­lum­da, “zin­cir­le­rin­den baş­ka kay­be­de­cek bir şe­yi ol­ma­yan” so­nu­na dek dev­rim­ci tek sı­nı­f­tır. Pro­le­tar­ya sı­nıf ola­rak kur­tu­lu­şu­nu an­cak bü­tün in­san­lı­ğın sı­nıf­la­ra ay­rıl­mış ol­ma du­ru­mu­nu or­ta­dan kal­dır­mak­la; sı­nıf­sız top­lu­mu ya­rat­mak­la, do­la­yı­sıyla ken­di­si­ni de sı­nıf ola­rak or­ta­dan kal­dır­mak­la ger­çek­leş­ti­re­bi­lir.
Ka­pi­ta­liz­mi bü­tü­nü ile tas­fi­ye et­mek; in­sa­nın in­san ta­ra­fın­dan sö­mü­rül­dü­ğü şart­la­rı or­ta­dan kal­dır­mak; in­sa­nın do­ğa­ya ege­men­lik id­di­asın­dan vazgeç­ti­ği, do­ğa ya­sa­la­rı­nın bil­gi­si te­me­lin­de do­ğay­la uyum için­de iş­le­yen bir üre­tim tar­zı­nı ge­liş­tir­mek; so­nal he­def ola­rak top­lu­mun her bi­re­yi­nin, hiç bir dış­sal bas­kı ol­mak­sı­zın ve ça­lış­mak zo­run­lu­lu­ğu ol­ma­dı­ğı hal­de, top­lu­ma eme­ğiy­le ya­pa­bi­le­ce­ği en faz­la kat­kı­yı ken­di­li­ğin­den yap­tı­ğı ve her­ke­sin top­lu­mun hep bir­lik­te ya­ra­tı­lan zen­gin­lik­le­rin­den –yi­ne hiç bir dış kont­rol, bas­kı vb. ol­mak­sı­zın– ken­di ta­ra­fın­dan be­lir­le­nen ih­ti­ya­cı ka­dar al­dı­ğı, öz­gür bi­rey­le­rin öz­gür bir­lik­te­li­ği te­me­lin­de oluş­muş top­lu­mu­nu, sı­nıf­sal-ulu­sal-din­sel-cin­sel zıt­lık­la­rı, kav­ga­la­rı aş­mış ge­le­ce­ğin ko­mü­nist top­lu­mu­nu kur­mak pro­le­tar­ya­nın ta­ri­hi gö­re­vi­dir.
– Kuş­ku­suz bu gö­rev bu­gü­nün ka­pi­ta­list top­lu­mu­nun in­sa­nı ile, eko­no­mik dü­şü­nen, ken­di bi­rey­sel çı­ka­rı­nı –en iyi hal­de en ya­kın çev­re­si­nin, ai­le­si­nin, ulu­su­nun vb. çı­ka­rı­nı– edi­mi­nin mer­ke­zi­ne ko­yan in­sa­nı ile (ho­mo eco­no­mi­cus) ger­çek­leş­ti­ri­le­mez.
Bu­gü­nün in­sa­nı için ya­ban­cı­laş­tı­rıl­mış “iş” esas­ta pa­ra ka­zan­mak ve ya­şa­ya­bil­mek, müm­kün­se zen­gin­le­şe­bil­mek, da­ha iyi ya­şa­ya­bil­mek için bir “yük”tür. Zen­gin­le­şe­bil­mek da­ha iyi ya­şa­ya­bil­me­nin tek yo­lu­dur. Bu ise an­cak top­lum­da­ki di­ğer in­san­la­rın aley­hi­ne ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­lir. Bi­ri­le­ri­nin zen­gin­li­ği, di­ğer­le­ri­nin yok­sul­lu­ğu de­mek­tir.
İş bö­lü­mü­ne kö­le­ce bağ­lı­lık bu­gü­nün ka­pi­ta­list top­lu­mu­nun te­mel ger­çek­le­rin­den bi­ri­dir. Bu­gü­nün in­sa­nı­nı be­lir­le­yen te­mel eko­no­mik ger­çek­lik­ler­den bi­ri­dir.
Ka­fa ile kol eme­ği ara­sın­da­ki ay­rı­lık; ka­fa eme­ği­nin kol eme­ğin­den üs­tün tu­tul­ma­sı; eği­ti­min esas­ta pa­ra­sı olan­la­ra açık ol­ma­sı, bu­gü­nün in­sa­nı­nı be­lir­le­yen bir baş­ka te­mel ger­çek­lik­tir.
Bu­gü­nün top­lu­mun­da zen­gin­lik­le­rin da­ğı­lı­mı ih­ti­ya­ca gö­re de­ğil, tek tek bi­rey­le­ri­n elin­de olan pa­ra ser­ma­ye­ye gö­re ger­çek­leş­mek­te­dir. Pa­ra ser­ma­ye­nin ise kay­na­ğı öden­me­miş emek­tir. Top­lum­sal zen­gin­li­ğin ger­çek tü­ke­ti­ci­le­ri üre­tim araç­la­rı sa­hi­bi olan var­sıl sı­nıf, bur­ju­va­zi­dir.
Top­lu­mun çok bü­yük ke­si­mi için “ya­rın” ga­ran­ti­si ol­ma­dı­ğı gi­bi, bu­gün de has­ta­lan­dı­ğın­da, sa­kat kal­dı­ğın­da, ya­ni ar­tı de­ğer üre­ti­mi­ne ka­tı­la­maz du­ru­ma, pat­ron­lar için kâr üre­te­mez, ya­ni işe ya­ra­maz du­ru­ma gel­di­ğin­de, su­yu sı­kıl­mış bir li­mon gi­bi bir ke­na­ra atıl­ma teh­di­di sü­rek­li gün­dem­de­dir.
Halin böy­le ol­du­ğu bir du­rum­da, bu­gü­nün in­sa­nı  –emek­çi­si de– ya­şa­ya­bil­me­yi an­cak ken­di dı­şın­da­ki tüm in­san­lar­la re­ka­bet için bir sa­vaş ola­rak gör­me du­ru­mun­da­dır.
Bu in­san­lar ya­ban­cı­laş­ma­mış işi, eme­ği pra­tik­te ta­nı­ma­mak­ta­dır. Ken­di­ni par­ça­sı ol­du­ğu top­lum için­de öz­gür bi­rey ola­rak gö­ren, ken­di bi­rey­sel zen­gin­li­ği­ni an­cak hep bir­lik­te zen­gin­le­şen top­lu­mun zen­gin­li­ği için­de gö­ren ve hiç bir bas­kı ol­mak­sı­zın ken­di top­lu­mu ola­rak gör­dü­ğü top­lum için –do­la­yı­sıyla ken­di­si için de– ça­lı­şan, hiç bir dış zor­la­ma ol­ma­dan top­lu­ma ya­pa­bi­le­ce­ği en faz­la kat­kı­yı ya­pan in­san, ka­pi­ta­list top­lum­da müm­kün de­ğil­dir.
Ay­nı şe­kil­de bü­tün top­lum­sal zen­gin­li­ğin, top­lu­mun tüm bi­rey­le­ri­ne sı­nır­sız açık ol­du­ğu hal­de, tek tek bi­rey­le­rin an­cak ken­di­le­ri ta­ra­fın­dan be­lir­le­nen –ih­ti­yaç­la­rı ka­dar al­dı­ğı– da­ha faz­la­sı­nı al­ma im­kâ­nı ol­du­ğu hal­de, bu­nu yap­ma­dı­ğı bir top­lum dü­ze­ni, bu­gü­nün in­sa­nıy­la müm­kün de­ğil­dir.
Bu yep­ye­ni, bu­gü­nün top­lu­muy­la her alan­da çok yön­lü kök­lü ko­pu­şu ge­rek­ti­ren ye­ni top­lum, ko­mü­nist top­lum, bu­gü­nün in­sa­nın­dan çok de­ği­şik in­san­la­ra, ye­ni in­sa­na ih­ti­yaç du­yar. O an­cak ye­ni in­san ta­ra­fın­dan in­şa edi­lip, ya­şa­tı­la­bi­lir.
– Pe­ki ama bu “ye­ni in­san” ne­re­den ge­le­cek­tir. Na­sıl olu­şa­cak­tır?
Ye­ni in­san, sö­mü­rü top­lu­mu­na, onun bü­tün ka­lın­tı­la­rı­na kar­şı ke­sin­ti­siz dev­rim sü­re­ci için­de, bir yan­dan ye­ni in­sa­nın or­ta­ya çı­ka­bi­le­ce­ği mad­di şart­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı için dev­rim ke­sin­ti­siz ola­rak sür­dü­rü­lür­ken, di­ğer yan­dan da bi­linç­ler­de kök­lü de­ği­şik ve dö­nü­şüm­le­ri sağ­la­mak için ke­sin­ti­siz bir kül­tür dev­ri­mi –ya­ni in­san­la­rın eği­til­me­si / bi­linç­le­ri­nin yük­sel­til­me­si için sü­rek­li mü­ca­de­le– sü­re­cin­de ted­ri­cen or­ta­ya çı­ka­cak­tır.
– Ka­pi­ta­list top­lum için­de ko­mü­nist ye­ni in­san, en iyi hal­de ko­mü­nist­le­rin ken­di yol­daş­lık iliş­ki­le­rin­de sı­nır­lı ola­rak ya­şa­na­bi­lir ve ko­mü­nist­ler halk için­de bu iliş­ki­le­rin ge­nel­leş­ti­ril­me­si için ör­nek bi­çim­de ya­şa­ya­rak mü­ca­de­le eder­ler.
Pro­le­tar­ya­nın, iş­çi sı­nı­fı­nın kül­tü­rü, “iş­çi kül­tü­rü” iş­te bu ta­ri­hi gö­re­ve sa­hip olan sı­nı­fın, bu ta­ri­hi gö­re­ve hiz­met ede­cek olan kül­tü­rü­dür. Pro­le­tar­ya kül­tü­rü, ye­ni in­sa­nın, ko­mü­nist in­sa­nın kül­tü­rü­dür. Ve ko­mü­nist in­sa­nın ya­ra­tıl­ma­sı mü­ca­de­le­sin­de –bu­na hiz­met ede­cek olan, eden kül­tür­dür. Du­ra­ğan de­ğil, sü­rek­li iler­le­yen, mü­kem­me­le­şen bir kül­tür­dür bu. Ge­le­ce­ğin kül­tü­rü, ge­le­ce­ğin in­sa­nı­nın kül­tür­üdü­r.