Ana Sayfa Sayılar Güney 26 Dün­ya Prob­lem­le­ri Karşısın­da Fel­se­fe

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145848
Şu anda 205 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Dün­ya Prob­lem­le­ri Karşısın­da Fel­se­fe PDF Yazdır e-Posta

“Dün­ya Prob­lem­le­ri Karşısın­da Fel­se­fe”
21. Dün­ya Fel­se­fe Kong­re­si, İs­tan­bul 10-17 Ağus­tos
Fel­se­fe, dün­ya so­run­la­rı­nın çok uza­ğın­dan, sön­müş bir yıl­dız gi­bi geç­ti…

Felsefe KongresiFel­se­fe en ge­nel an­lam­da; ger­çek­li­ği bil­me, açık­la­ma, an­lam­lan­dır­ma ve de­ğiş­tir­me bil­gi­si­dir. Bu yö­nüy­le fel­se­fi bil­gi, için­de ya­şa­dı­ğı­mız dün­ya­ya, va­ro­lu­şu­mu­za da­ir hem bil­gi su­nar hem de an­lam üre­te­rek, ta­vır ve ko­num ka­zan­ma­mı­zı sağ­lar.Yön ve­ri­ci ve kim­lik­len­di­ri­ci bir iş­le­ve de sa­hip­tir. Ger­çek­li­ğe da­ir doğ­ru bil­gi üre­te­me­yen fel­se­fe, yön gös­ter­me­de de ya­nı­la­cak­tır ve hat­ta ger­çek­li­ğin çok öte­si­ne dü­şe­cek, ha­ya­tın de­vam­lı­lı­ğı için­de öne­mi­ni ko­ru­ya­ma­ya­cak ve öz­nel ya­nıl­sa­ma­lar yı­ğı­nı, an­lam­sız söz­ler top­la­mı ola­rak de­ğer­siz­le­şe­cek­tir.
21. Dün­ya Fel­se­fe Kong­re­si’nin ko­nu­su “Dün­ya Prob­lem­le­ri Kar­şı­sın­da Fel­se­fe” idi. Bu kong­re­de fel­se­fe­ci­ler­den bek­le­nen, dün­ya so­run­la­rı kar­şı­sın­da han­gi bil­gi­le­re da­ya­na­rak han­gi açık­la­ma­la­rı ge­tir­dik­le­ri ve bir çö­züm yön­tem­le­ri var ise bu so­run­la­ra na­sıl bir çö­züm ara­yı­şı için­de ol­duk­la­rı, bir bi­rey ola­rak bu so­run­la­ra ta­vır­la­rı, ve bu so­run­lar kar­şı­sın­da han­gi tür ta­vır­la­rın doğ­ru ol­du­ğu­na da­ir yar­gı­la­rıy­dı.
Dün­ya Fel­se­fe Kong­re­si­ne, 83 ül­ke­den 1100 fel­se­fe­ci da­vet edil­di. Al­tı­yüz ka­dar fel­se­fe­ci kong­re­ye ka­tıl­dı. 12 ay­rı sa­lon­da ya­pı­lan ana otu­rum­lar­da; “Fel­se­fe­nin ro­lü: Ay­dın­lan­ma, post­mo­dern dü­şün­ce ve di­ğer pers­pek­tif­ler”, “Bi­lim ve tek­no­lo­ji­de­ki ye­ni ge­liş­me­ler­de kar­şı­la­şı­lan etik ve fel­se­fi so­run­lar”, “Glo­bal­leş­me ve kül­tü­rel kim­lik, in­san hak­la­rı, dev­let ve ulus­la­ra­ra­sı dü­zen” baş­lık­la­rın­da tar­tış­ma­lar dü­zen­len­di.
Sem­poz­yum­lar ise: “Eşit­siz­lik, yok­sul­luk ve ge­liş­me: Fel­se­fi pers­pek­tif­ler”, “Şid­det, sa­vaş ve ba­rış”, “De­mok­ra­si ve ge­le­ce­ği: Yurt­taş­lık ve si­vil top­lum”, “İn­san hak­la­rı: Kav­ram­lar, prob­lem­ler ve bek­len­ti­ler”, “Tür­ki­ye'de fel­se­fe” baş­lık­la­rı­nı ta­şı­yor­du. Ay­rı­ca 1600 ka­dar bil­di­ri su­nul­du. Dil fel­se­fe­sin­den ma­te­ma­tik fel­se­fe­si­ne, Marx’tan Sart­re’a, Or­ta­çağ fel­se­fe­sin­den Af­ri­ka fel­se­fe­si­ne ka­dar bir çok ko­nu­da otu­rum­lar dü­zen­len­di. Ayr­ca öğ­ren­ci­ler için dü­zen­le­nen otu­rum­lar­da genç­ler, post­mo­dern çağ­da si­ya­sal ey­lem, in­san hak­la­rı, ya­ban­cı düş­man­lı­ğı ve öte­ki so­ru­nu gi­bi baş­lık­lar­da tar­tış­tı­lar.
“Eşit­siz­lik, yok­sul­luk, şid­det, sa­vaş” bu­gün için­de bu­lun­du­ğu­muz dün­ya­nın ol­gu­la­rı­dır. Bu ol­gu­la­rı ele alan otu­rum ve sem­poz­yum­lar­da bun­la­rı or­ta­ya çı­ka­ran ne­den­ler ve ön­len­me­si için ya­pıl­ma­sı ge­re­ken­ler ko­nu­sun­da di­lek ve te­me­ni­nin öte­sin­de ger­çek­ten doğ­ru ola­nın, ol­ma­sı ge­re­ke­nin, iz­len­me­si ge­re­ken yö­ne­lim ve tav­rın or­tak ira­de­ye dö­nüş­tü­rül­me­si yo­lun­da ne bir eği­lim ne de bir ça­ba var­dı. Ge­nel ola­rak kong­re­yi iz­le­yen­ler­de, fel­se­fe­ci­ler­den hem bir açık­la­ma hem de bir ta­vır koy­ma bek­len­ti­si var­dı. “Eşit­siz­lik, yok­sul­luk, şid­det, sa­vaş” di­ye be­lir­le­nen ana ko­nu­lar­da hiç bir or­tak dek­le­ras­yon çık­ma­dı. Hat­ta bu ko­nu­lar­da ol­duk­ça muğ­lak, be­lir­siz, net ol­ma­yan ifa­de­ler kul­lan­dı­lar. Bu ko­nu­la­rı ger­çek dün­ya so­ru­nu ola­rak ele al­mak­tan da uzak, yal­nız­ca kav­ram­lar ola­rak ta­nım­la­dı­lar ve bu kav­ram­la­ra geç­miş­te fel­se­fe­ci­ler na­sıl yak­laş­mış­tır yö­ne­li­mi için­de, okul öde­vi tar­zın­da­ki aka­de­mik açık­la­ma­la­ra boğ­du­lar. Çün­kü on­lar bel­li bir eği­tim pro­se­dü­rü için­de bel­li tarz­dan yo­rum­lar edin­miş­ler­di ve bu yo­rum­lar da ço­ğun­luk­la Kant’ın, He­ideg­ger’in, Jas­pers’in etik yak­la­şım­lar­mın bir tek­ra­rı idi. Ör­ne­ğin “te­rör” kav­ra­mı­nı ele alır­ken Kant’ın etik il­ke­le­ri ışı­ğın­da ABD baş­ka­nı Bush’un­ pers­pek­ti­fi onay­lan­dı. Hat­ta ABD’nin sal­dır­mak­la teh­dit et­ti­ği ve he­def­ gös­ter­di­ği ül­ke­ler, te­rör ey­lem­le­ri­nin mer­ke­zi ola­rak ta­nım­lan­dı. ABD­ müt­te­fi­ki İs­ra­il’in ise te­rör kap­sa­mın­da adı da­hi geç­me­di. Kong­re­nin en ­ta­nın­mış fel­se­fe­ci­le­rin­den, 1968 genç­lik ha­re­ke­ti­nin ru­ha­ni li­de­ri ola­rak ­tak­dim edi­len ve kong­re­de ABD’ye kar­şı bel­ki de bir iki söz ede­bi­le­cek­ si­ma­lar­dan bi­ri ola­rak gö­rü­len Jür­gen Ha­ber­mas, ABD em­per­ya­liz­mi­ne ­bı­ra­ka­lım kar­şı ge­le­cek tarz­da bir ifa­de­yi, çok do­lay­lı bir ima ile “he­ge­mon­ya-ABD” söz­cük­le­ri­ni yan­ya­na ku­ll­ana­rak mu­ha­le­fet et­ti iz­le­ni­mi ve­ren bir­ su­num yap­tı. Ha­ber­mas’ın dün­ya so­run­la­rı­nı “ile­ti­şim eti­ği­ne” in­dir­ge­yen, ile­ti­şim­sel etik yak­la­şı­mı üze­rin­den açık­la­ma ya­pa­ca­ğı­nı ve bu çer­çe­ve­nin­ dı­şı­na çık­ma­ya­ca­ğı­nı tah­min et­mek as­lın­da zor de­ğil­di. Kül­tü­rel ço­ğul­cu­lu­ğun, bir ile­ti­şim so­ru­nu ol­du­ğu­nu ve iyi ile­ti­şim­le iyi top­lum­sal sis­tem ­ku­ru­lur­muş gi­bi, ile­ti­şim­le ha­ya­ta ge­çe­cek etik il­ke­le­rin, kül­tü­rel ço­ğul­cu­ top­lu­mun il­ke­le­ri ola­bi­le­ce­ği­ni sa­vun­du. “De­mok­ra­si de­yin­ce ge­nel ve ­ka­mu­sal bir ile­ti­şi­min ku­rum­sal ola­rak gü­ven­ce­len­miş bi­çim­le­ri­ni­ an­la­ya­ca­ğız, bu ile­ti­şim in­san­la­rın, son­suz ge­niş­le­til­miş kul­la­nım güç­le­ri­ni­nin ­nes­nel ko­şul­la­rın­da na­sıl ya­şa­ya­bi­le­cek­le­ri ve na­sıl ya­şa­mak is­te­me­siy­le ­il­gi­len­mek­te­dir.” şek­lin­de­ki yak­la­şı­mıy­la de­mok­ra­si­den yal­nız­ca “söz hak­kı”nı an­la­dı­ğı­nı söy­le­miş ol­du. “İde­olo­ji Ol­arak Tek­nik ve Bi­lim” ad­lı ki­ta­bın­da­ da Ha­ber­mas bu ko­nu­yu açık­la­mış ve Marx’ın “bir­le­şik mad­di ve dü­şün­sel ü­re­ti­ci güç­le­rin, öz­gür­leş­miş bir top­lu­mun ya­ra­rı­na ve bu top­lu­mu­n öz­gür­lü­ğü için üre­tim­de bu­lun­ma­sı­na öz­gür­lü­ğün as­ga­ri ko­şu­lu ola­rak” ­bak­ma­sı­nı eleş­tir­miş­ti. Ha­ber­mas’a gö­re de­mok­ra­si; top­lum­sal eşit­li­k an­la­mı­na gel­me­di­ği gi­bi, si­ya­sal eşit­lik an­la­mı­nın da ge­ri­sin­de, yal­nız­ca “söz ­hak­kı” te­me­lin­de ile­ti­şi­me gü­ven­ce el­de et­me­dir.
Kong­re­de dik­kat çe­ken ta­nın­mış dü­şün in­san­la­rın­dan bi­ri de Şey­la Ben­ha­bi­b i­di. Ben­ha­bib, Al­man­ya’da Ha­ber­mas’ın öğ­ren­ci­si ola­rak fel­se­fi ka­ri­ye­ri­ni ­ta­mam­la­dı. O da Ha­ber­mas gi­bi Al­man fi­lo­zo­fu Kant’ın fel­se­fe­si­ni ken­di­ne­ çı­kış te­me­li ya­pan ve top­lum­sal iliş­ki­ler sis­te­mi­ni; üre­tim iliş­ki­le­ri te­me­lin­de­n u­zak­ta, ah­la­ki de­ğer­ler, etik il­ke­ler te­me­lin­de çö­züm­le­yen ti­pik bir Kant­çı. Ah­la­ki bağ­la­rı, mo­dern ha­ya­tın hu­kuk sis­te­mi­nin te­me­li ya­pa­bil­me ve böy­le­ce sis­te­mi ah­la­ken de onay­la­na­bi­lir bir sis­tem ha­li­ne dö­nüş­tür­me onum fel­se­fi p­ro­je­si­ni oluş­tu­ru­yor. Ör­ne­ğin “mo­dern top­lu­mun yar­gıç­la­rı­nın ver­di­ği ka­ra­rlar ah­la­ken ona­yla­na­bi­lir ka­rar­lar mı­dır?”, “hu­kuk­sal ka­rar­lar ve­ren ulus­la­ra­ra­sı­ or­gan­la­rın bu ka­ra­ra­la­rı etik ola­rak ne den­li onay­la­na­bi­lir?” gi­bi so­ru­lar­la ­Ben­ha­bib, ev­ren­sel­leş­ti­ri­le­bi­lir, ge­nel­le­şti­ri­le­bi­lir etik il­ke­ler­le; “öte­ki” di­ye­ ad­lan­dı­rı­lan, ço­ğun­luk ol­du­ğu hal­de ma­rji­nal­leş­ti­ril­miş, sis­te­min dış­ına ­atıl­mış ve ken­di­le­ri­ni ifa­de et­mek­ten im­ti­na et­ti­ril­miş ke­sim­le­ri ifa­de ede­cek ­ve on­la­rı da sis­te­min kap­sam ala­nı­na so­ka­cak, sis­tem de­ğer­le­riy­le ­bü­tün­leş­ti­re­cek bir pro­je pe­şin­de­dir. Ge­nel­leş­ti­ri­le­bi­lir bir il­ke ile dün­ya­yı ­dü­ze­ne sok­ma­ya ge­lin­ce, bu yak­la­şım Kant’ın “ev­ren­sel bir il­ke ol­ma­sı­nı is­te­ye­bi­le­ce­ğin bir ku­ra­la gö­re ey­lem­de bu­lun” te­zi üs­tü­ne şe­kil­len­mi­ş a­ra­yış­lar­dır. He­gel’in de­di­ği gi­bi, bu gö­rüş en iyi ih­ti­mal­le tu­tar­sız, en kö­tü ­ih­ti­mal­le bey­hu­de­dir. As­lın­da ol­up bi­te­nin ak­li bir il­ke­ye da­yan­dı­rıl­ma­sı, yal­nız­ca olan bi­te­ne, ya­ni kong­re­nin ko­nu­su da olan “sa­vaş, eşit­siz­lik, yok­sul­luk, aç­lık” gi­bi so­run­la­ra “ak­lın ona­yı-ras­yo­nel rı­za” sağ­la­ma­ya­cak mı? İçin­de ya­şa­dı­ğı­mız ko­şul­la­ra akıl yo­luy­la il­ke tar­zın­da bir onay üret­mek, bu­ du­ru­ma po­li­tik bir meş­ru­iyet de ya­rat­mış ol­ma­ya­cak mı? Bush’un Ira­k iş­ga­li­ne “sı­nır­sız öz­gür­lük”, in­san­la­rı ya­ka­rak öl­dü­re­n ce­za­ev­le­ri o­pe­ras­yo­nu­na dev­le­tin “ha­ya­ta dö­nüş” adı­nı ver­me­si bu ey­lem­le­re ras­yo­nel ­bir onay ya­rat­ma ve bu yol­la po­li­tik meş­ru­iyet üret­me kay­gı­sın­dan ­kay­nak­lan­mı­yor muy­du? “Öte­ki­lik” du­ru­mu­nu or­ta­dan kal­dır­mak için, ev­ren­sel il­ke­ler or­ta­ya at­ma­nın çö­züm ola­bi­le­ce­ği­ni zan­net­mek ve sis­te­min­ her ge­çen gün da­ha da yok­sun­laş­tır­dı­ğı kit­le­le­ri bir söz bağ­la­mı için­de ­kur­ta­rıl­mış­lar say­mak, top­lum­sal ya­pı­ya hiç mü­da­ha­le et­me­den, kav­ram­la­rın ­içe­rik­le­ri­ni de­ğiş­ti­rin­ce ger­çek­li­ğin ken­di­si de de­ğiş­ti zan­net­mek; bu ne­ bü­yük bir sko­las­tik, bu ne bü­yük bir dog­ma­tizm!
Bir ko­nu­da il­ke be­lir­le­nin­ce, bu ko­nuy­la il­gi­li ko­nu­la­rın bu il­ke­ye gö­re çö­zü­le­ce­ği­ni zan­net­mek ve bu ­yüz­den de sa­vaş­lar ol­ma­ma­lı­dır il­ke­siy­le, ba­rı­şı gü­ven­ce­ye al­mak; il­ke­le­rin ­gü­cü­nü ne­re­den al­dığ­ına bağ­lı­dır. Kant, “Hiç bir dev­let, baş­ka bi­r dev­le­tin a­na­ya­sa­sı­na ya da hü­kü­me­ti­ne zor kul­la­na­rak ka­rış­ma­ma­lı­dır.” de­di di­ye ­sa­vaş­lar en­gel­len­me­di. Sa­va­şın kay­na­ğı uz­laş­maz çe­liş­ki­ler­dir. Çı­kar­la­rın ­kar­şıt­lı­ğı­dır. Yü­rür­lük­te olan il­ke­ler, top­lum­sal güç­le­rin bir­bir­le­ri­ne kar­şı p­ra­tik­te­ki güç­le­ri­nin ko­nu­mu­nu gös­te­rir. Güç­le­nen ke­sim­ler, ye­ni il­ke­le­r or­ta­ya ko­yar­lar. Bu ba­kım­dan il­ke­le­rin ken­di ba­şı­na bir gü­cü var­mış gi­bi, il­ke­le­re de­ğer at­fet­mek ye­ri­ne, bir il­ke­nin ar­dın­da­ki gü­cün so­mut ni­te­liğ­ine ­bak­mak ge­re­kir. Kong­re­de di­le ge­ti­ri­len “Bir­leş­miş Mil­let­ler ör­gü­tü­nün da­ha fonk­si­yo­nel ol­ma­sı ve ABD’nin gü­cü­nü sı­nır­la­ma­sı” be­kl­en­ti­si de san­ki ­ha­yal e­di­len bir gü­cün ol­ay­la­ra mü­da­ha­le et­me­si şek­lin­de ta­sa­rl­ana­rak ­kur­gu­la­na­maz. Tam ter­si, BM gü­cü, dün­ya­da­ki em­per­ya­list güç blok­la­rı ­üze­ri­ne ku­rul­muş bir den­ge­dir. Ger­çek var­lığ­ının öte­sin­de BM or­ga­ni­zas­yo­nu­na il­ke­sel bir değ­er at­fet­mek bir çö­züm üret­mek de­ğil, yi­ne­ ege­men güç un­sur­la­rı­na el aç­mak an­la­mı­na ge­li­yor. Bu­nu Kant­çı an­lam­da­ sa­vu­nu­yo­rum de­mek­le de bir çö­züm ara­yış­ına gi­ril­miş ol­mu­yor. ABD iş­ga­li­ne ­kar­şı te­miz bir “ha­yır” te­laf­fuz et­mek da­hi bir ta­vır idi ama bu pa­sif ta­vır da­hi, bo­ğaz­ına di­zi­lin­ce, BM-he­ge­mon­ya gi­bi kav­ram­la­rın et­ra­fın­da çır­pı­nıp du­rul­du.
Ha­ber­mas’ın he­ge­mon­ya-ABD iliş­ki­si üze­ri­ne muğ­lak tes­pi­tl­eri­ne inat bir iki­ net ko­nu­şan fel­se­fe­ci var­dı ve Mar­xizm adı­na çık­mış bir çok fel­se­fe­ci­den çok­ da­ha net ifa­de­ler­le ol­gu­yu özet­le­yi­ver­di. ABD’de ya­yın­la­nan Fel­se­fe Fo­ru­mu ­der­gis­inin ya­yın­cı­sı Les­nor, ABD’de­ki ra­di­kal hris­ti­yan-ya­hu­di si­ya­set ve­ ser­ma­ye ke­sim­le­ri­ni ele al­dı. ABD’de ege­men Bush ka­bi­ne­si­ni eleş­tir­di ve­ bu ka­bi­ne­nin güç ka­zan­mış bir kök­ten­din­ci­lik akı­mı ol­du­ğu­nu ve bun­la­rı­n İs­ra­il’e ko­şul­suz des­tek su­nan bir ka­bi­ne ol­du­ğu­nu be­lirt­ti. “Kök­ten­din­ci­ akım­lar” di­ye gös­te­ri­len teh­li­ke­nin as­lın­da Ame­ri­kan ege­men­li­ği­ni, sal­dı­rı­sı­nı ­meş­ru­laş­tır­mak için üret­ti­ği bir mas­ke ol­du­ğu tes­pit­le­ri ol­duk­ça ye­rin­de ­tes­pit­ler­di.
“Ame­ri­ka, her za­man din­dar bir top­lum ol­muş­tur. Son dö­nem­de­ kök­ten­din­ci eği­lim­ler Baş­kan­lık dü­ze­yin­de güç ka­zan­dı. Baş­kan’ın di­ni­ me­saj­lar ver­me­si ya­dır­ga­nı­yor. Ken­di par­ti­si için­de bi­le tep­ki var.
Kök­ten­din­ci­ler İs­ra­il dev­le­ti­ni ko­şul­suz des­tek­li­yor. Ya­hu­di­ler, Fi­lis­tin’in kont­ro­lü­nü ele ge­çi­rir ve kut­sal ta­pı­nak ye­ni­den in­şa edi­lir­se, İsa’nın ge­ri­ dö­ne­ce­ği­ne ina­nı­yor­lar.
Hris­ti­yan sağ bu ar­gü­ma­nı kul­la­nı­yor. Ar­ka­la­rın­da Si­yo­nist­le­rin mad­di ­des­te­ği ol­du­ğu ke­sin. Bu H­ris­ti­yan Si­yo­nis­tl­er­le, Ya­hu­di Si­yo­nist it­ti­fa­kı.
Si­ya­si sis­te­min tek meş­ru sa­vun­ma­sı, de­mok­ra­si ve öz­gür­lük id­di­ası. De­mok­ra­si kav­ra­mı­nı or­ta­dan kal­dı­ra­maz­lar, ama içi­ni bo­şal­tı­yor­lar. Şim­di­ler­de öz­gür­lük­ler kı­sıt­la­nı­yor. İn­san­lar bun­dan ra­hat­sız…”
Doğ­ru­su bu ­tes­pit­ler, ol­gu­la­rın do­lay­sız bir oku­ma­sı idi.
Tür­ki­ye’den bir çok fel­se­fe­ci kong­re­ye ­da­vet edil­me­miş ol­mak­tan şi­ka­yet­çi idi. Hat­ta bir çok teb­li­ğin kong­re­ye­ alın­ma­mış ol­ma­sı da kong­re­nin onay­la­dı­ğı gö­rüş­le­re açık ol­du­ğu­nu ­gös­te­ri­yor­du. Ke­nan Gün­gör’ün Şu­bat Ba­sım ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nan “The ­fu­tu­re­less of Ca­pi­ta­lism and the Phi­lo­sophy of Un­cer­ta­inty” (Ka­pi­ta­liz­min­ Ge­le­cek­siz­li­ği ve  Be­lir­siz­lik Fel­se­fe­si) ad­lı teb­li­ği kong­re­ye ka­bul e­dil­me­miş­ti. Ge­rek­çe­si ise Ke­nan Gün­gör’ün ha­pis­te olu­şu idi. Bu­nun üze­ri­ne­ Ke­nan Gün­gör’ün teb­li­ği­ni yi­ne fel­se­fe ile il­gi­le­nen ve F ti­pi­ne kar­şı ölü­m o­ru­cu ey­le­min­den son­ra tah­li­ye ol­muş ar­ka­da­şı Ba­rış Gö­nü­lşen kong­re­de sun­muş ve son­ra da teb­li­ğin ya­za­rı­nı açık­la­mış­tı. Edir­ne F ti­pi­ ce­za­evin­de olan Ke­nan Gün­gör, teb­liğ­le il­gi­li Ra­di­kal ve Cum­hu­ri­yet­ ga­ze­te­sin­de­ki ha­ber­ler­den son­ra ce­za­evi yö­ne­ti­min­ce sor­gu­lan­mış­tı.
Ka­zak fel­se­fe­ci A. Zha­ba­ikan’ın di­ya­lek­tik ma­ter­ya­lizm içe­rik­li, Ku­an­tum ­ve gö­re­li­lik üze­ri­ne bil­gi fel­se­fe­si ala­nın­da yap­tı­ğı su­num en ba­şa­rı­lı­ ça­lış­ma­lar­dan bi­ri idi. Etik alan­da sos­ya­list de­ğer­le­ri di­rilt­me, ruh­suz dü­ze­ne­ ruh bul­ma ara­yış­la­rın­dan ay­rı­lan, bi­lim­ler ala­nın­da di­ya­lek­tik ma­ter­ya­liz­mi ­bil­me yön­te­mi ve bir bil­gi ol­arak iş­le­di.
Ko­ngren­in en bü­yük ek­sik­li­ği top­lum­sal ala­n ile il­gi­li ça­lış­ma­lar­da mar­xist­ pers­pek­tif sun­ma­da­ki ye­ter­siz­lik­ti. Bu so­ru­nu yal­nız­ca kong­re­nin so­ru­nu de­ğil, ­ge­nel ola­rak gü­nü­müz fel­se­fe­si­nin bir so­ru­nu ol­arak gör­mek ge­re­kir.
Ol­ma­sı ge­re­ken dün­ya ile olan dün­ya ara­sın­da­ki çe­liş­ki va­rol­duk­ça, in­san­lı­ğı­n a­ra­yı­şı sü­re­cek­tir. Onay­la­ma­dı­ğı­nız, meş­ru bul­ma­dı­ğı­nız bir dün­ya­da va­rol­mak­tan da­ha ge­ri­lim­li, da­ha çe­liş­ki­li ne ola­bi­lir?! Eşit­li­ğin ol­ma­dı­ğı bir­ dün­ya­da ada­le­ti ara­ya­ma­yız. De­ğiş­me­si ge­re­ken bir dün­ya ile yüz­yü­ze­yiz ve ­ne de­ğiş­me­si ge­re­ken bir dün­ya­da ol­du­ğu­muz, ne ­de na­sıl de­ğiş­ti­re­ce­ği­mi­ze­ da­ir bir ay­dın­lan­ma ya­şa­ma­dık bu kong­re­de. Fel­se­fe Kong­re­si, ay­dın­la­tan ve ­ısı­tan bir yıl­dız gi­bi geç­me­di. Sön­müş bir yıl­dız gi­bi, gök­ta­şı gi­bi kay­dı git­ti­ ve kong­re bit­me­den et­ki­si si­lin­di. Hat­ta bir­çok fel­se­fe­ci­nin öğ­le­yin söy­le­di­ği ­ak­şa­ma unu­tul­du. Dün­ya ise ken­di ger­çek­li­ği ile dö­nü­yor ve de­ği­şim yi­ne ­ken­din­den ge­le­cek; ken­di­si kı­zıl bir ışık olup yi­ne ken­di­ni ışı­tı­p ay­dın­la­ta­cak.

EMİ­NE ŞA­HİN