Ana Sayfa Sayılar Güney 18 Küresel dünyada “güzelliğin” bedeli ne?

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145839
Şu anda 210 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Küresel dünyada “güzelliğin” bedeli ne? PDF Yazdır e-Posta

Küresel dünyada “güzelliğin” bedeli ne?

Kâr uğ­ru­na ka­dın­la­r has­ta­lık­lı bir gü­zel­lik an­la­yı­şı­nın pe­şin­de koş­tu­rul­uyor. Em­per­ya­list met­ro­pol­ler­den bü­tün dün­ya­ya ya­yı­lan ve is­tis­na­sız bü­tün ül­ke­ler­de ve tüm sos­yal sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­da et­ki­li olan “gü­zel­lik dik­ta­-
tor­ya­sı” kül­tür em­per­ya­lizmi­nin bir baş­ka yü­zü­nü oluş­tu­ru­yor…

Rad­yo­dan ko­nu­şan spi­ker ka­dı­nın müj­de do­lu se­si­ne ku­lak ve­ri­yo­rum: “Ka­dın­lar! Son bir araş­tır­ma­ya gö­re er­kek­ler çok za­yıf ka­dın­lar­dan hoş­lan­mı­yor­lar­mış! Duy­du­nuz mu? fiim­di gi­dip ra­hat ra­hat çu­ko­la­ta­lı pas­ta­nı­zı yi­ye­bi­lir­si­niz…” Ve ar­dın­dan öy­le bir oh, öy­le bir oh çe­ki­yor ki… An­lı­yor­su­nuz he­men, za­val­lı ka­dı­nın kim­bi­lir kaç yıl­dır çek­ti­ği ız­dı­rap­la­rı… Ohhh! (ra­hat­la­ma ve nis­pet­le ka­rı­şık bir oh!) Oh çe­ki­yor, sa­de­ce ken­di­si için de­ğil… bir tür­lü “ye­te­rin­ce za­yıf” ol­ma­yı be­ce­re­me­yen(!), her ay­na­ya ba­kı­şın­da şu­ra­sın­da-bu­ra­sın­da “faz­la­lık” gö­ren, ner­edey­se “bü­tün bir ka­dın cin­si” için!
Fa­kat şan­sı yok şim­di­lik bu spi­ke­rin!… Çün­kü han­gi ka­dın ti­pi­nin re­vaç­ta ol­du­ğu­nu, ide­al vü­cut öl­çü­le­ri­ni, ne­yi giy­me­si, na­sıl süs­len­me­si ge­rek­ti­ği­ni bu­gü­ne bu­gün mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yii be­lir­li­yor!
Böy­le­ce ge­li­yo­ruz, kü­re­sel­le­şen dün­ya­da zen­gin “ba­tı­dan” bü­tün dün­ya­ya ya­yıl­ma eği­li­mi gös­te­ren ye­ni bir sal­gı­na: Za­yıf­la­ma sal­gı­nı­na!
Ka­de­rin oyu­nu­na ba­kın ki, 21. yüz­yıl­da, her tür­lü bol­lu­ğun ol­du­ğu ABD ve Av­ru­pa’da aç­lık çe­ki­yor ka­dın­lar! ‹şe ba­kın, yok­luk­tan de­ğil, hem de is­te­ye­rek çe­ki­yor­lar, ken­di ar­zu­la­rıy­la aç­lı­ğı se­çi­yor­lar! Ve ba­zı­la­rı öy­le bir ye­re var­dı­rı­yor­lar ki bu­nu, ger­çek­ten has­ta­la­nı­yor­lar ve so­nuç­ta ucun­da ölüm bi­le olan bir has­ta­lı­ğın –za­yıf­lık has­ta­lı­ğı­nın– pen­çe­si­ne dü­şü­ve­ri­yor­lar.
“Ne gü­zel in­ce­cik!” di­ye im­re­ni­yor, “za­yıf­lık has­ta­lı­ğı­na” ya­ka­lan­ma­yı be­ce­re­me­di­ği için ne­re­dey­se ha­yıf­la­nan bi­raz eti­ne dol­gun­lar… Evet za­yıf, hat­ta bir de­ri-bir ke­mik, ama gü­zel de­ğil – çün­kü has­ta! An­lı­yor mu­su­nuz? Has-ta!
Ba­tı­da ön­ce or­ta sı­nı­fın ka­dın­la­rın­da baş­gös­te­ren bu has­ta­lık gi­de­rek di­ğer kat­man­la­ra da ya­yıl­mış du­rum­da. On­yıl­lar­dır ka­dın ne­sil­le­ri­ni bit­mez tü­ken­mez di­yet prog­ram­la­rıy­la uğ­raş­tı­ran ve ne­sil­den ne­si­le gi­de­rek in­ce­len bir “ide­al ka­dın vü­cu­du” öl­çü­le­ri da­ya­tan mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yii, ‘in­ce­li­ği’ gö­tü­re­bi­le­ce­ği son nok­ta­ya ka­dar gö­tür­müş, ke­li­me­nin ger­çek an­la­mıy­la “is­ke­let mo­da­sı”na var­dır­mış du­rum­da. Özel mak­yaj­la­rıy­la da bi­linç­li ola­rak es­rar­keş­le­ri an­dı­ran, göz­le­ri çu­ku­ra kaç­mış, el­ma­cık ke­mik­le­ri dı­şa­rı fır­la­mış, ba­sen ke­mik­le­ri bel­li, ipin­ce ve uzun… tel­den bir el­bi­se as­kı­sı ka­dar in­ce ulus­la­ra­ra­sı man­ken­le­re bir gö­za­tın ye­ter… Renk­le­ri be­yaz, si­yah ya da sa­rı… Far­ket­mi­yor, hep­si bir tor­na­dan çık­mış gi­bi… On­lar, “gü­zel”in öl­çü­sü, “ide­al ka­dın vü­cu­du­nun” sim­ge­si…
Bir dü­şü­nün öl­çü­le­rin han­gi hız­la de­ğiş­ti­ği­ni… Bir za­man­la­rın seks sem­bo­lü Ma­rilyn Mon­roe’nun o vü­cut­la bu­gün Holy­wo­od’da ko­lay ko­lay şan­sı ol­maz­dı!
“25 yıl ön­ce mo­del­le­rin ağır­lı­ğı or­ta­la­ma ka­dın­la­rın ağır­lı­ğı­nın % 8 ka­dar al­tın­day­dı. Bu­gün Na­omi, Ka­te ve di­ğer­le­ri yak­la­şık % 20 ora­nın­da da­ha ha­fif çe­ki­yor­lar. Hat­ta vit­rin­de­ki yap­ma man­ken­ler da­hi in­cel­di­ler. Bun­dan 20 yıl ön­ce­si­ne gö­re kal­ça­la­rın­dan 10 san­tim ve ba­cak­la­rın­dan ise 5 san­tim in­cel­miş du­rum­da­lar. Can­lı-ger­çek genç ka­dın­lar­la kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da ise on­lar­dan 13,5 san­tim kal­ça­dan ve 10 san­tim ba­cak­la­rın­dan da­ha in­ce­ler.” (Em­ma der­gi­si, Ocak 2001)
ABD ve Av­ru­pa’da stan­dart­la­şan ‘ipin­ce ve upu­zun ka­dın gü­zel­dir’ an­la­yı­şı med­ya ara­cı­lı­ğıy­la hız­la bü­tün dün­ya­ya ya­yı­lı­yor… “Ma­rie Cla­ire”, “El­le” vb. ka­dın mo­da der­gi­le­ri Af­ri­ka’dan Uzak-As­ya’ya, dün­ya­nın her ye­ri­ne “ide­al ka­dın vü­cu­du” stan­dar­tıy­la bir­lik­te bu öl­çü­le­re va­ra­bil­me­nin “sır­la­rı”nı da ta­şı­yor: Pa­ta­tes di­ye­ti, muz di­ye­ti, “ya­rı­sı­nı ye di­ye­ti”, yağ ve ka­lo­ri ta­be­la­la­rı, fa­lan fiş­man! Ve ta­bii ki, mil­yar­lar­ca do­lar­lık bir pa­zar oluş­tu­ran özel di­yet ürün­le­ri­ni!
Mo­da her za­man var­dı de­yip ge­çe­mi­yo­ruz! Bir­ta­kım ‘ap­tal ka­dın­la­rın işi’ di­ye du­dak da bü­ke­mi­yo­ruz! Çün­kü, gi­de­rek da­ha ge­niş ke­sim­le­re ula­şan bir sal­gın söz­ko­nu­su… Yay­gın­laş­ma di­yor­sak, ta­bii ki ye­me lük­sün­den vaz­geç­me şan­sı­na sa­hip olan­lar ara­sın­da bir yay­gın­laş­ma. Bir ke­re da­ha tüm zıt­lı­ğıy­la bar­bar­lık kar­şı­mız­da sı­rı­tı­yor: Bir yan­da yok­sul­luk teh­di­diy­le sü­rek­li aç­lık­la yüz­yü­ze olan, “di­yet” yap­ma lük­sü­ne sa­hip ol­ma­yan mil­yar­lar… di­ğer yan­da bol­luk için­de baş­ka “yok­luk­lar” çe­kip has­ta­la­nan­lar…
An­cak ha­fi­fe alı­na­cak ya­nı da yok bu sal­gı­nın! Ma­sum di­yet­ler­le baş­lı­yan ye­me bo­zuk­luk­la­rı özel­lik­le genç kız­la­rı teh­dit edi­yor ve za­ma­nın­da teş­his ko­nu­lup te­da­vi edil­mez­se za­yıf­lık has­ta­lı­ğı­na (ano­rek­si) ya da ye­me-çı­kar­ma has­ta­lı­ğı­na (bu­li­mi) dö­nü­şe­bi­li­yor. Ve bun­lar in­san sağ­lı­ğı­nı ger­çek­ten teh­dit eden has­ta­lık­lar…
Ye­me bo­zuk­luk­la­rı ve bu­na bağ­lı ola­rak or­ta­ya çı­kan has­ta­lık­la­rın bo­yu­tu ve cid­di­ye­ti ABD ve Av­ru­pa’da ya­pı­lan araş­tır­ma­lar­la or­ta­ya kon­muş du­rum­da. Tür­ki­ye’de de ano­rek­si ve bu­li­mi ar­tık bi­li­nir-gö­rü­lür ol­ma­sı­na rağ­men, he­nüz bu sal­gı­nın yay­gın­laş­ma bo­yut­la­rı hak­kın­da bir araş­tır­ma ya­pıl­mış de­ğil. An­cak di­ğer ül­ke­ler­de­ki ge­liş­me­le­re ba­ka­rak hız­la yay­gın­laş­ma ola­sı­lı­ğı­nın biz­de de ol­du­ğu­nu ra­hat­lık­la söy­le­ye­bi­li­riz.
Al­man­ya’da ilk ola­rak 1984 yı­lın­da 18 ya­şın­da­ki her iki genç kız­dan bi­ri­nin “di­yet de­ne­yi­mi” ol­du­ğu tes­pit edil­miş ve so­ru­nun cid­di­ye­ti­ne dik­kat çe­kil­miş­ti. Bu­gün ise “di­yet de­ne­yi­mi” 11-13 yaş gru­bu­na in­miş du­rum­da. Ya­pı­lan bir araş­tır­ma­ya gö­re 11-19 ya­şın­da­ki kız­la­rın üç­te iki­si vü­cut öl­çü­le­rin­den mem­nun de­ğil ve “za­yıf­la­mak” is­ti­yor­lar. 7 ile 10 yaş ara­sın­da­ki her dört kız­dan bi­ri di­yet ya­pı­yor!… Akıl ala­cak gi­bi de­ğil, he­nüz oyun ya­şın­da­ki ço­cuk­lar ka­lo­ri ta­be­la­la­rı­nı ez­ber­li­yor, ne yi­yip ne ye­me­ye­cek­le­ri­ni bu­na gö­re be­lir­li­yor­lar! 15 ya­şın­dan kü­çük her iki kız­dan bi­ri ken­di­si­ni “şiş­man” bu­lu­yor; ki bun­lar as­lın­da nor­mal öl­çü­ler­de­ler ve hat­ta nor­ma­lin al­tın­da za­yıf­lar!!! 16 ya­şın er­te­sin­de ise ye­me bo­zuk­lu­ğu ger­çek bir sal­gı­na dö­nü­şü­yor:
“Kız­la­rın yüz­de 90’ı za­yıf­la­mak is­ti­yor; ka­dın­la­rın yüz­de 73’ü nor­mal vü­cut ağır­lı­ğı­nın al­tın­da bir ağır­lı­ğı da­ha at­rak­tif bu­lu­yor.” (Mü­nih Max-Planck Ens­ti­tü­sü­’nün araş­tır­ma­sı)
Ye­ti­şen her ye­ni ne­si­li da­ha er­ken yaş­ta vu­ran ve o öl­çü­de de ruh­sal ve be­den­sel ola­rak sa­kat­lan­ma ola­sı­lı­ğı­nı ar­tı­ran ger­çek bir sal­gın! Sos­yo-psi­ko­lo­jik kö­ken­li ye­me bo­zuk­luk­la­rı, ano­rek­si (za­yıf­lık has­ta­lı­ğı) ve bu­li­mi (ye­me ba­ğım­lı­lı­ğı) ar­tık çok­tan has­ta­lık ola­rak cid­di­ye alın­mak­ta ve ABD ve Av­ru­pa’da bun­la­rın te­da­vi­si için özel kli­nik­ler açıl­mak­ta­dır. Özel­lik­le ano­rek­si (za­yıf­lık has­ta­lı­ğı) te­da­vi edil­me­di­ğin­de so­nu ölüm olan bir has­ta­lık ola­rak de­ğer­len­di­ril­mek­te­dir. Her ge­çen gün bi­raz da­ha eri­yen ve be­lir­li bir nok­ta­dan iti­ba­ren ar­tık is­te­se de ye­mek yi­ye­me­yen ve mut­la­ka te­da­vi edil­mek zo­run­da olan genç ka­dın­lar… Vü­cut­la­rı­nı bi­linç­li ola­rak eri­ten bu ka­dın­lar cid­di sağ­lık so­run­la­rı ya­şı­yor­lar: De­mir ek­sik­li­ği ve kan­da faz­la ko­les­te­rin, öde­mi, kalp ra­hat­sız­lık­la­rı, bey­nin ye­ter­li bes­len­me­me­si­nin yo­laç­tı­ğı ra­hat­sız­lık­lar, hor­mon den­ge­si­nin bo­zul­ma­sı (ör­ne­ğin adet­ten ke­sil­me) ve ke­mik eri­me­si… Ki­mi­le­ri ise yıl­lar yı­lı sü­ren ye­ter­siz bes­len­me so­nu­cun­da kalp ve böb­rek yet­mez­li­ğin­den ölü­yor ve ki­mi­le­ri ağır dep­res­yon ge­çi­re­rek in­ti­har edi­yor.
Ye­me bo­zuk­lu­ğu ola­rak baş­la­yan bir di­ğer has­ta­lık bu­li­mi. Bu­li­mi, ano­rek­si ka­dar “ölüm­cül” de­ğil. Bu­li­mik­ler de az ve kont­rol­lü yi­yor­lar ve sü­rek­li di­yet ya­pı­yor­lar ama za­yıf­lık has­ta­lı­ğı­na ka­pı­lan­lar ka­dar ‘aşı­rı­lık­ta tu­tar­lı’ ola­mı­yor­lar. Bu­li­mik­ler ara­da bir kont­ro­lü kay­be­di­yor, ken­di­le­ri­ni tu­ta­ma­yıp aşı­rı yi­yor­lar ve son­ra da ka­lo­ri­ler­den kur­tul­mak için ye­dik­le­ri­ni ku­su­yor­lar… Ye­me-çı­kar­ma ola­yı­nın mi­de­yi, ye­mek bo­ru­su­nu ve diş­le­ri tah­riş et­me­si bir ya­na, her ih­ti­mal­de sağ­lık­sız bes­le­ni­yor­lar ve dep­res­yo­na eği­lim­li olu­yor­lar.
Evet, işin ba­şın­da bel­ki bi­raz baş­ka­la­rı­na özen­ti, bel­ki bi­raz da oyun olan “ma­sum” di­yet­ler özel­de ge­liş­me ça­ğın­da­ki kız­la­rın ruh ve be­den sağ­lı­ğı­nı teh­dit eder du­rum­da… Ke­mik tor­ba­sı­na dön­müş ol­ma­sı­na kar­şın ken­di­si­ni in­san içi­ne çı­ka­ma­ya­cak ka­dar şiş­man gör­dü­ğün­den oku­la da­hi git­me­yen­ler, her ye­mek son­ra­sı çı­kar­mak için tu­va­le­te ko­şan­lar, sof­ra­da ye­me­yen ama ge­ce ya­rı­sı aç­lı­ğa da­ya­na­ma­yıp buz­do­la­bın­da ne var ne yok­sa si­lip-sü­pü­ren­ler, boş za­man­la­rı­nı ken­di­si­ne ye­me­yi ya­sak­la­dı­ğı pas­ta­la­rı-tat­lı­la­rı ha­zır­la­mak­la ge­çi­rip bun­la­rı ar­ka­daş­la­rı­na ner­dey­se zor­la ye­di­ren­ler, dak­ka ba­şı ‘ha­yır gö­be­ğin yok!’, ‘ha­yır, po­pon bü­yük de­ğil!’ tü­rün­den onay bek­le­yip in­sa­nı çi­le­den çı­ka­ran­lar, uzun la­fın kı­sa­sı ye­mek ko­nu­sun­da cid­di dav­ra­nış bo­zuk­luk­la­rı için­de olan­lar…
Pe­ki bü­tün bun­lar ne­den?
Her­şe­yin ba­şın­da ka­dın cin­si­ne da­ya­tı­lan “gü­zel ol­ma­lı­sın!” em­ri ge­li­yor. Er­kek ege­men “kü­re­sel dün­ya­da” ka­dın­la­ra bü­tün araç­lar­la her­şey­den ön­ce gü­zel ol­ma­la­rı ge­rek­ti­ği an­la­tı­lı­yor… Bir ka­dın için ha­yat­ta ba­şa­rı­lı ol­ma­nın anah­ta­rı gü­zel­lik! Zen­gin bir ko­ca bu­lup bü­tün lüks­ler­den fay­da­lan­mak, gü­nü­nü­zü gün et­mek mi is­ti­yor­su­nuz? Gü­zel ol­ma­lı­sı­nız! Ha­di o ka­dar de­ğil­se de ha­li vak­ti ye­rin­de ol­sun, gü­zel bir yu­va ku­ra­lım, ço­cuk­la­rı­mı­zın ge­le­ce­ği sağ­lam ol­sun mu di­yor­su­nuz? Gü­zel ol­ma­lı­sı­nız! Ne mü­na­se­bet ben er­kek eli­ne bak­mam, ça­lış­ma ha­ya­tım­da ba­şa­rı­lı ol­mak is­ti­yo­rum mu di­yor­su­nuz? Ta­mam üni­ver­si­te bi­tir­miş­si­niz, hat­ta bir-iki-üç ya­ban­cı dil bi­li­yor­su­nuz, ken­di­ni­zi çok iyi ye­tiş­tir­miş­si­niz –çok iyi, çok iyi… Ama yet­mez! Gü­zel de ol­ma­lı­sı­nız! ‹ş dün­ya­sı er­kek­ler dün­ya­sı, be­ğe­nil­mek için her­şey­den ön­ce gü­zel ol­ma­lı­sı­nız! Sa­bah ak­şam ça­kı­la ça­kı­la bir yer­leş­ti mi bu ka­fa­nı­za… ge­ri­si ko­lay…
Gü­zel ol­ma­nın yo­lu yor­da­mı ve de be­de­li mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yi­in­den so­ru­lur! Glo­bal dün­ya­nın met­ro­pol­le­rin­de iş­le­ri-güç­le­ri ka­dın­la­rın “gü­zel­leş­ti­ril­me­si” olan, sa­bah­tan ak­şa­ma ka­dar bu­na ka­fa pat­la­tan ne de­ha­lar var! Bı­ra­kın on­lar be­lir­le­sin­ler gü­zel­li­ğin öl­çü­le­ri­ni… Eh siz de bi­raz gay­ret edin ar­tık ca­nım, bi­raz çe­ki-dü­zen ve­rin ken­di­ni­ze, mo­dern ka­dın olun, sa­lı­ver­me­yin ken­di­ni­zi bu ka­dar… Si­ze su­nu­lan bin­bir tür­lü ola­nak­tan fay­da­la­nın! ‹ş­te sa­tın ala­bi­le­ce­ği­niz di­yet ta­ri­fe­le­ri, iş­te di­yet ürün­le­ri, ka­rın-ba­cak-kal­ça kas­la­rı­nı top­la­mak için alet­ler, jim­nas­tik prog­ram­la­rı, za­yıf­la­ma ve spor stüd­yo­la­rı ve da­ha ne­ler ne­ler…
‹ra­de­niz za­yıf, nef­si­ni­zi kont­rol ede­mi­yor­su­nuz, öy­le mi? Far­ket­mez, onun da ça­re­si var… ‹ş­te es­te­tik sa­lon­la­rı! Yağ­la­rı çe­ker siz­le­ri ye­ni­den şe­kil­len­di­rir­ler… Du­dak­la­rı­nız in­ce, gö­ğüs­le­ri­niz kü­çük, kal­ça­nız yay­gın, yü­zü­nüz faz­la­ca kı­rı­şık öy­le mi? Çok şü­kür, böy­le do­laş­mak zo­run­da de­ğil­si­niz, her­şe­yin ça­re­si var, hat­ta ‘ori­ji­nal­den da­ha iyi­si­ni ya­par­lar!’ Siz pa­ra­dan bah­se­din! Ça­ğı­mı­zın en hız­lı ge­li­şen sek­tör­le­rin­den bi­ri es­te­tik de­ğil mi?!
Em­per­ya­list met­ro­pol­ler­den bü­tün dün­ya­ya ya­yı­lan ve is­tis­na­sız bü­tün ül­ke­ler­de ve tüm sos­yal sı­nıf ve ta­ba­ka­lar­da et­ki­li olan “gü­zel­lik dik­ta­tor­ya­sı” kül­tür em­per­ya­liz­mi­nin bir baş­ka yü­zü­nü oluş­tu­ru­yor. En te­mel araç­la­rı ise dün­ya­nın en üc­ra böl­ge­le­ri­ne, en kü­çük köy­le­re da­hi gi­ren te­le­viz­yon. Te­le­viz­yo­nu en faz­la iz­le­yen­ler, za­man­la­rı­nı ço­ğun­luk­la er­kek­ler­den da­ha faz­la ev­de ge­çir­dik­le­rin­den ka­dın­lar… Bu ne­den­le dün­ya­nın her ya­nın­da te­le­viz­yon­lar­da bü­tün bir öğ­le­den ön­ce prog­ram­la­rı ka­dın­la­ra yö­ne­lik pem­be di­zi­ler vb. ile do­lu. Ve bu prog­ram­la­rın bü­yük bö­lü­mü özel­de ka­dın kit­le­le­ri­nin tü­ke­tim is­tek­le­ri­ni uyar­ma­ya yö­ne­lik. Ka­dın kit­le­le­ri­ni aşk-iha­net-ent­ri­ka ma­sal­la­rıy­la avut­ma­ya/uyut­ma­ya ya­ra­yan pem­be di­zi­ler ay­nı za­man­da mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yi­inin en ye­ni ürün­le­ri­nin pa­zar­lan­dı­ğı rek­lam di­zi­le­ri iş­le­vi­ni gö­rü­yor. Çin­li iş­çi ka­dın, Hin­dis­tan­lı köy­lü ka­dın, Su­udi Ara­bis­tan­lı hem­şi­re, Tür­ki­ye­li ev ka­dı­nı, Kon­go­lu öğ­ret­men, Gü­ney Af­ri­ka­lı sa­tı­cı ka­dın vs. vs… dün­ya­nın her ye­rin­de ay­nı pem­be di­zi­le­ri iz­li­yor, ay­nı mo­da ürün­le­ri­nin tü­ke­ti­mi­ne çağ­rı­lı­yor­lar. Ve baş­ta te­le­viz­yon ol­mak üze­re bü­tün bir med­ya­nın ça­ba­sıy­la ay­nı gü­zel­lik an­la­yı­şıy­la bom­bar­dı­man edi­li­yor­lar. So­nuç­ta em­per­ya­list met­ro­pol­ler­de be­lir­le­nen gü­zel­lik stan­dar­tı dün­ya stan­dar­tı olu­ve­ri­yor: Gü­zel ol­mak de­mek, ba­tı­lı ol­mak de­mek! Bu şart­lan­dı­rıl­ma­nın akıl al­maz so­nuç­la­rı­nı ga­ze­te­ler­den oku­yo­ruz:
Çin’de her yıl yüz­bin­den faz­la ka­dın es­te­tik ame­li­ya­tı olu­yor­muş. Tek is­tek­le­ri ise ba­tı­lı­la­ra ben­ze­mek. Gö­ğüs bü­yüt­me, du­dak şi­şir­me gi­bi es­te­tik ame­li­yat­la­ra ül­ke­miz­den de alış­kı­nız. Ama öl­çü ba­tı­lı­la­ra ben­ze­mek olun­ca, Çin’de baş­ka ame­li­yat­lar gün­de­me ge­li­yor. Çin­li ka­dın­la­rın en çok baş­vur­duk­la­rı es­te­tik ame­li­ya­tı çe­kik göz­ler­den kur­tul­ma ame­li­ya­tıy­mış, son­ra da bu­run bü­yült­me ge­li­yor –çün­kü Çin­li ka­dın­la­rın bu­run­la­rı ba­tı­lı stan­dart­la­ra gö­re bi­raz kü­çük­müş… Bu­nun­la kal­sa iyi, ki­mi cilt ren­gi­ni aç­tı­rı­yor ve ki­mi ise ame­li­yat­la bo­yu­nu uzat­tı­rı­yor­muş! Çin­li es­te­tik­çi­ler ba­cak bo­yu­nu 10 san­ti­me ka­dar uza­ta­bil­dik­le­ri­ni id­dia edi­yor­lar­mış. Han­gi acı­la­ra ve han­gi pa­ra­ya mal olu­yor bu, ora­sı­nı bi­le­mi­yo­ruz… An­cak bu iş­te bü­yük pa­ra­la­rın ol­du­ğu­nu se­zen ki­mi üç­ka­ğıt­çı­nın in­san sağ­lı­ğıy­la oy­na­mak­tan bir neb­ze ol­sun çe­kin­me­di­ği­ni de ga­ze­te­le­re sı­zan es­te­tik fi­yas­ko­su ha­ber­le­rin­den iz­li­yo­ruz.
Er­kek ege­men top­lum­lar­da, ege­men gü­zel­lik an­la­yı­şı­na gö­re ka­dın­la­rın be­den ve ruh sağ­lık­la­rıy­la oy­nan­ma­sı ta­ri­hin bü­tün dö­nem­le­rin­de ola­gel­miş­tir. Kü­çük ayak­lar mak­bul ol­du­ğu için Çin­li ka­dın­la­rın ayak par­mak­la­rı­nın kı­rı­la­rak sa­rıl­dı­ğı­nı ve ka­dın­la­rın dü­pe­düz kö­tü­rüm­leş­ti­ril­di­ği­ni anım­sa­yı­nız… Ya da 19. yüz­yıl­da Av­ru­pa’da üst ta­ba­ka­da yay­gın olan ve ka­dın­la­rın iç or­gan­la­rı­nın de­for­me ol­ma­sı­na yo­la­çan kor­sa mo­da­sı­nı… Bü­tün bun­lar­la gü­nü­müz­de­ki er­kek ege­men-em­per­ya­list gü­zel­lik an­la­yı­şı­nın yön­tem­le­ri ara­sın­da öz­de bir fark yok­tur şüp­he­siz… An­cak gü­nü­müz­de ka­dın be­de­ni­nin me­ta­laş­tı­rıl­ma­sı ve sö­mür­ge­leş­ti­ril­me­si­nin bo­yut­la­rı ve yay­gın­lı­ğı gö­zö­nün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da ka­dın­la­rın ruh ve be­den sağ­lı­ğı­nın bu­gün her za­man­kin­den da­ha faz­la ve da­ha yay­gın bi­çim­de teh­dit ve teh­li­ke al­tın­da ol­du­ğu­nu söy­le­mek yan­lış ol­ma­ya­cak­tır. Es­ki­den böy­le­si adet­ler be­lir­li bir ta­ba­kay­la ve­ya be­lir­li bir böl­gey­le sı­nır­lı ka­lı­yor­du. fiim­di ama bü­tün bir dün­ya­yı ve he­men he­men tüm sı­nıf­tan ka­dın­la­rı teh­dit edi­yor. Em­per­ya­lizm bu alan­da da dün­ya­yı düz­le­me eği­li­min­de… Af­ri­ka­lı, As­ya­lı, La­tin Ame­ri­ka­lı, Av­ru­pa, Avus­tu­ral­ya, Ku­zey Ame­ri­ka­lı… çe­şit­li kı­ta­la­rın ve çe­şit­li ül­ke­le­rin ken­di­ne öz­gü ren­gi, bo­yu-po­su, ya­pı­sı, sü­süy­le gü­zel olan in­san­la­rı­nı, gü­zel olan ka­dın­la­rı­nı ken­di be­lir­le­di­ği ka­lı­ba dök­mek is­ti­yor. Ne için? Kâr ve sa­de­ce kâr için! Et­nik mo­da adı al­tın­da Af­ri­ka bon­cu­ğu, Hint hız­ma­sı, Çin ku­ma­şı vb. gi­bi şu ya da bu ak­se­su­a­rın da kul­la­nı­lır ol­ma­sı bu ger­çe­ği de­ğiş­tir­mi­yor. Çe­şit­li­lik yü­zey­sel ka­lı­yor… ‹ç­ten içe ama, bu dün­ya­nın çe­şit­li kül­tür­le­ri­nin ye­mek alış­kan­lık­la­rın­dan tu­tun, ka­dın­la­rın vü­cut bi­çim­le­ri­ne ka­dar mev­cut olan fark­lı­lık­la­rı em­per­ya­list met­ro­pol­ler­de be­lir­le­nen gü­zel­lik an­la­yı­şıy­la düz­le­ni­yor. Ve ta­bii ki, her­şey­den önem­li­si: Mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yii bi­li­nen araç­lar­la her gün ye­ni­den ve ye­ni­den ka­dın­la­rın yap­tık­la­rıy­la, dü­şün­dük­le­riy­le, söy­le­dik­le­riy­le de­ğil de, dış gö­rü­nüş­le­riy­le de­ğer­li ol­du­ğu­na da­ir er­kek ege­men an­la­yı­şı pe­kiş­ti­ri­yor.
Mo­da ve gü­zel­lik sa­na­yii ve onun ta­şı­yı­cı­sı ola­rak med­ya ve rek­lam sek­tö­rü ka­dın­la­rı uy­sal tü­ke­tim kö­le­le­ri ha­li­ne ge­tir­mek için bi­linç­li ola­rak on­la­rın öz­gü­ven­le­riy­le oy­nu­yor. Mo­del ola­rak ser­gi­le­nen ka­dın­la­rın her ge­çen gün da­ha da in­cel­me­si, or­ta­la­ma ka­dın­lar açı­sın­dan eri­şi­le­mez be­den öl­çü­le­rin­de ol­ma­la­rı da bu oyu­nun bir par­ça­sı­dır. Bu mo­del­le­rin öl­çü­le­rin­de ol­mak için ger­çek­ten de ye­me­mek ge­rek­li­dir ve on­lar da böy­le yap­tı­ğın­dan ço­ğu ano­rek­si ya da bu­li­mi has­ta­lı­ğın­dan mus­ta­rip­tir. Söz­ko­nu­su olan ka­dın­la­rın kâr uğ­ru­na has­ta­lık­lı bir gü­zel­lik an­la­yı­şı­nın pe­şin­de koş­tu­rul­ma­sı­dır. Bir de bu uğur­da har­ca­nan mu­az­zam ener­ji­yi dü­şü­nün! Ka­dın cin­si açı­sın­dan ne bü­yük ka­yıp!
GÜLFER UĞUR, 15 Ey­lül 2001