Ana Sayfa Sayılar Güney 17 Denetim toplumuna doğru...

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145837
Şu anda 212 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Denetim toplumuna doğru... PDF Yazdır e-Posta

Biri Bi­zi Gö­zet­li­yor…Ora­da Ne­ler Olu­yor?

Bir ya­rış­ma ti­pi… “Big Brot­her”, “Girls­camp”, “Ho­use of Lo­ve”, “to club”, “In­sel­du­ell”, “Ex­pe­di­ti­on Ro­bin­son”, “Bus”, “Loft Story”… gi­bi fark­lı isim­ler­le, ki­mi nü­ans fark­lı­lık­la­rıy­la ama öz­de bir­bir­le­ri­ne çok ben­ze­yen; ABD’de, Al­man­ya, Fran­sa, Hol­lan­da ve da­ha bir­çok Av­ru­pa ül­ke­sin­de ol­du­ğu gi­bi ül­ke­miz­de de ha­tı­rı sa­yı­lır oran­da bir se­yir­ci kit­le­si­ni ek­ran­la­rın kar­şı­sı­na çi­vi­li­yor.

Denetim ToplumuBiz­de­ki­ “Bi­ri Bi­zi Gö­zet­li­yor”, adıy­la baş­la­dı­ğı ya­yın se­rü­ve­ni­ni “Ora­da Ne­ler Olu­yor” ile –şim­di­lik– ta­mam­la­dı.
İs­mi ne olur­sa ol­sun, ya­rış­ma –de­ği­şik sa­yı­da­ki– ka­tı­lım­cı­nın top­lum­dan be­lir­li bir sü­re için –ör­ne­ğin 100 gün, 300 gün vs. gi­bi– so­yut­la­na­rak ya­şam­la­rı­nı kon­tey­ner­den boz­ma ha­zır­la­nan ev­ler­de, ya­rış­ma­cı­lar dı­şın­da kim­se­nin kal­ma­dı­ğı “ıs­sız” ada­da, ba­zen ha­re­ket ha­lin­de­ki bir “oto­büs­te” vs. “nor­mal” bir bi­çim­de sür­dür­me­le­ri; ama bu ya­şan­tı­nın on­lar­ca ka­me­ra ta­ra­fın­dan çe­ki­le­rek te­le­viz­yon­dan –ve­ya İn­ter­net üze­rin­den– ya­yın­lan­ma­sı esa­sı­na da­ya­nı­yor. Ya­ni ka­tı­lım­cı­lar her­şe­yiy­le özel ya­şan­tı­la­rı­nı göz­ler önü­ne se­ri­yor­lar. Pe­ki ne için? Her ya­rış­ma­nın ol­du­ğu gi­bi bu ya­rış­ma­nın da bir ga­li­bi var; ele­me sis­te­miy­le so­na ka­lan ya­rış­ma­cı or­ta­ya ko­nu­lan bir mik­tar pa­ra­nın –ör­ne­ğin “Big Brot­her”in ödü­lü 250 bin mark– sa­hi­bi olu­yor. Bu ara­da ya­rış­ma­ya ka­tı­lan­la­rın “ün­lü­ler” sı­nı­fı­na da­hil ol­ma “ödü­lü” de ca­ba­sı…
İn­san­la­rın ha­ya­tı­nı bir prog­ram gi­bi te­le­viz­yon ek­ran­la­rı­na ta­şı­mak fik­ri­nin ya­ra­tı­cı­sı olan John De Mol; ki­şi­le­rin özel ya­şan­tı­la­rı­nı, di­kiz­ci­lik me­ra­kı­nı dik­ka­te ala­rak ya­pı­lan ki­mi film­ler­den –“Tru­man Show”, “Ed TV” gi­bi– esin­len­miş. Pro­je ilk kez Ey­lül 1999’da Hol­lan­da’da ger­çek­leş­ti­ri­lir. Da­ha son­ra ka­za­nı­lan ba­şa­rı üze­ri­ne prog­ram Al­man­ya’ya ta­şı­nır.  De Mol’ün sa­hi­bi ol­du­ğu “En­de­mol” isim­li şir­ket “Big Brot­her”ı ha­zır­la­yıp Şu­bat 2000’de ya­yın­la­ma­ya baş­lar. Prog­ra­mın is­mi­nin “Big Brot­her” (“Bü­yük Bi­ra­der”) ol­ma­sı da te­sa­dü­fi de­ğil: Ge­org Or­well “1984” isim­li ki­ta­bın­da de­ne­tim top­lu­mu­nu an­la­tır­ken kul­lan­dı­ğı “Big Brot­her is watc­hing you!” (“Bü­yük bi­ra­der se­ni göz­lü­yor!”) cüm­le­sin­de­ki “Big Brot­her” di­kiz­le­me  esa­sı­na da­ya­nan prog­ra­mın da “iro­nik” adı olu­yor…
***
Bu “ya­rış­ma prog­ra­mı” as­lın­da te­le­viz­yo­nun ken­di bi­çim­len­dir­di­ği se­yir­ci­nin bü­tün ih­ti­yaç­la­rı­na ce­vap ve­ren bir prog­ram for­ma­tın­da­dır.
Ör­ne­ğin prog­ram her gün ya­yın­la­nan, ka­tı­lım­cı­la­rın git­tik­çe ge­li­şen in­sa­ni iliş­ki­le­ri­ni yan­sı­tan; kav­ga­la­rın, se­vinç­le­rin, de­di­ko­du­nun, ka­ra­la­ma­nın, ka­zan­ma­nın, kay­bet­me­nin, da­rıl­ma­nın, ba­rış­ma­nın… kı­sa­ca ka­tı­lım­cı­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­ler yu­ma­ğı­nın ak­ta­rıl­dı­ğı bir “gün­lük di­zi”­dir.
Bu prog­ram for­ma­tın­da “ya­rış­ma” var­dır. Her­kes bir ara­da ya­şa­mak­ta­dır fa­kat bu­nun bir ama­cı var­dır; her­kes ka­zan­mak için ora­da­dır; bu­nun için kar­şı­sın­da­ki her bir ka­tı­lım­cı bir ra­kip­tir. Ya­rış­ma yö­nüy­le di­ğer ya­rış­ma prog­ram­la­rın­dan öz­de bir fark­lı­lı­ğı yok­tur. Her­kes ya­rış­ma so­nun­da ve­ri­le­cek ödü­lün pe­şin­de­dir. Da­ha da ol­ma­dı, bu prog­ra­mın aça­ca­ğı “şans ka­pı­la­rın­dan” na­sip­le­nip, ün ka­zan­mak, bu­nu da so­nuç­ta pa­ra­ya, “ka­ri­ye­re” tah­vil et­mek amaç­tır.
Bu “ya­rış­ma prog­ra­mı” bir ya­nıy­la mil­li pi­yan­go, to­to, lo­to gi­bi şans oyun­la­rıy­la da bü­yük bir ben­zer­lik gös­ter­mek­te­dir. Çün­kü bu prog­ra­ma ka­tıl­mak için baş­vu­ran aday­la­rın sa­yı­sı yüz­bin­ler­le ifa­de edi­lir­ken ka­tı­lım­cı olan­la­rın sa­yı­sı on­beş-yir­mi­yi geç­me­mek­te­dir. Ka­tı­lım­cı ol­ma­ya hak ka­za­nan ki­şi “mil­li pi­yan­go­da bü­yük ik­ra­mi­ye­ler­den bi­ri­si­nin ken­di­si­ne çık­ma ola­sı­lı­ğı ka­dar bir şans el­de et­miş­tir.”
Prog­ram yer yer bir talk-show ni­te­li­ğin­de­dir de… Ya­rış­ma­cı­lar çe­şit­li ko­nu­lar –ki tar­tı­şı­lan ko­nu­lar su­ya sa­bu­na do­kun­ma­yan, ço­ğun­luk­la ki­şi­sel özel­lik­le­re yö­ne­lik ko­nu­lar­dır; ço­ğu za­man de­di­ko­du te­me­lin­de tar­tış­ma­lar yü­rü­tü­lür–  üze­ri­ne tar­tış­mak­ta, gö­rüş­le­ri­ni or­ta­ya koy­mak­ta­dır­lar. Bu ha­liy­le te­le­viz­yon­la­rın son yıl­lar­da se­yir­ci­ye ver­miş ol­du­ğu “talk-show kül­tü­rü” bu prog­ram üze­rin­den de sür­dü­rül­mek­te­dir.
Prog­ra­mın özel­lik­le­rin­den bi­ri­si se­yir­ci­yi ak­tif ola­rak ya­rış­ma­ya kat­ma­sı­dır. Bu, se­yir­ci­nin iz­le­di­ği ki­şi­ler hak­kın­da­ki de­ğer­len­dir­me­si­nin bir ifa­de­si ola­rak te­le­fon­la pu­an­la­ma­ya ka­tıl­ma­sı şek­lin­de ol­mak­ta­dır. Ya­rış­ma­dan elen­me­si­ni is­te­di­ği ve­ya ya­rış­ma­yı ka­zan­ma­sı­nı is­te­di­ği ki­şi le­hi­ne te­le­fo­na sa­rı­lan iz­le­yi­ci bu “ka­tı­lım­la” “be­lir­le­yi­ci” bir fonk­si­yon­da­dır. Her ne ka­dar “seç­me” dı­şın­da her­han­gi baş­ka bir ka­tı­lım sağ­la­ma­sa da iz­le­yi­ci­ye bu bi­le “yet­mek­te”; iz­le­yi­ci ken­di­si­ni ya­rış­ma­nın bir par­ça­sı ko­nu­mun­da his­set­mek­te­dir.
Bu ya­rış­ma­da seks, di­kiz­ci­lik/rönt­gen­ci­lik var­dır. Ya­rış­ma­ya ka­tı­lan­lar ara­sın­da bir flör­tün ya­şan­ma­sı merakla bek­le­nir, yer yer bu poh­poh­la­nır, çöp­ça­tan­lık ya­pı­lır; bu çift­le­rin se­viş­me­le­ri iz­le­nir. Ge­nel­le­me ya­pıl­dı­ğın­da tü­müy­le di­kiz­ci­lik/rönt­gen­ci­lik üze­ri­ne ku­ru­lu olan prog­ram­da ki­min, na­sıl, ne ka­dar so­yun­du­ğu, duş ya­par­ken vü­cu­dun­da ne­re­le­ri­ni ne ka­dar gös­ter­di­ği iz­le­yi­ci için “me­rak” ko­nu­su­dur!
Ka­tı­lım­cı­lar ara­sın­da olu­şan de­di­ko­du­cu­luk bu “me­ra­kı” kö­rük­le­yi­ci bir un­sur ol­mak­ta­dır. Bi­ra­ra­da ya­şa­dı­ğı ki­şi­le­rin ele­nme­si –ve bu­nun so­nu­cun­da ka­zan­ma– yön­te­mi­ne da­ya­lı bir ya­rış­ma prog­ra­mın­da, sev­me­di­ği, is­te­me­di­ği ki­şi ya da ki­şi­ler hak­kın­da de­di­ko­du üret­mek –ta­bii “de­ğer­len­dir­me yap­ma” adı­na– prog­ra­mın do­ğal ku­ra­lı gi­bi­dir.
Ya­rış­ma­yı iz­le­yen­le­rin az da ol­sa bir bö­lü­mü­nün ya­rış­ma­yı “sı­kı­cı” bul­du­ğu­nu, böy­le “hiç­bir özel­li­ği ol­ma­yan bir prog­ra­mı sey­ret­me­nin özel bir ya­nı ol­ma­dı­ğı” vs. tü­rün­den laf­lar­la sık sık kar­şı­la­şıl­mış­tır. Bu bir olum­suz­la­ma ol­mak­la bir­lik­te iz­le­yi­ci­ye, “As­lın­da hiç­bir özel­li­ği ol­ma­yan böy­le­si bir ya­rış­ma­da ben de ola­bi­li­rim, ben de ya­pa­bi­li­rim” de­me fır­sa­tı da ve­rmek­te­dir. Böy­le­ce ya­rış­ma iz­le­yi­ci­yi bu yol­la da “tav­la­yıp” “bu­nu da ken­di ha­ne­si­ne po­zi­tif bir yan ola­rak ya­zmak­ta­dır.
Bu prog­ram for­ma­tı, yu­ka­rı­da da de­ğin­di­ği­miz gi­bi mil­yon­lar­ca ki­şi­ye ken­di­si­ni iz­let­me “ba­şa­rı­sı­nı” gös­ter­miş­tir. Bu yö­nüy­le “iyi ka­za­nan” bir prog­ram­dır. Ör­ne­ğin “Big Brot­her” prog­ra­mı­nın ya­pım­cı­sı De Mol prog­ra­mın ya­yın hak­kı­nı RTL2 te­le­viz­yo­nu­na 18 mil­yon mar­ka sat­mış­tır. Prog­ra­mın iz­len­me­si­ne pa­ra­lel ola­rak ge­tir­di­ği rek­lam ge­lir­le­ri, spon­sor fir­ma­la­rın öde­di­ği üc­ret­ler ya­yın hak­kı için öde­nen bu pa­ra­dan kat be kat faz­la­dır. Yi­ne bu tür prog­ram­lar, “Art Ho­mes­hop­ping-Show” prog­ram­la­rı ara­sın­da yer­le­ri­ni al­mış­lar­dır: Bu prog­ram­la­rın adı, lo­go­su, slo­ga­nı vs. ile hav­lu­dan kah­ve ta­sı­na, şap­ka­dan nev­re­si­me ka­dar üre­ti­len çe­şit­li ürün­ler epey­ce re­vaç­ta­dır.
***
“Im­me­di­ast Bil­dir­ge”de (Med­ya­nın dev­let ve şir­ket­le­rin elin­den alı­na­rak hal­kın de­ne­ti­mi­ne geç­me­si­ni is­te­yen ve bu­nun için mü­ca­de­le yü­rü­ten “İm­me­di­ast” gru­bu­nun amaç­la­rı­nı ilan et­ti­ği bil­dir­ge) Ti­mothy Le­ary’den ya­pı­lan bir alın­tı­da şun­lar söy­le­nir:
“21. yüz­yıl­da, ek­ra­nı kont­rol eden ki­şi bi­lin­ci, bil­gi­len­me­yi ve dü­şün­ce­yi de kont­rol eder. Ek­ran zih­ni­mi­zin ay­na­sı­dır. Ek­ra­nı edil­gin bir bi­çim­de sey­re­di­yor­sa­nız, prog­ram­lan­mış­sı­nız de­mek­tir. Ken­di ek­ra­nı­nı­zı dü­zel­ti­yor­sa­nız, ak­lı­nı­zın de­ne­ti­min­de­si­niz.
Ame­ri­ka­lı­lar gün­de ye­di sa­at yüz­le­ri­ni gö­nül­lü bir şe­kil­de ek­ra­na ya­pış­tı­rır ve Big Brot­her’ın ora­ya koy­du­ğu bil­gi­yi sor­gu­suz emer­ler. Ame­ri­ka­lı­lar ai­le ve dost­la­rı­nın göz­le­ri­ne bak­tık­la­rın­da da­ha faz­la za­ma­nı mo­ni­tör­le­re ba­ka­rak ge­çi­rir­ler” (Med­ya De­ne­ti­mi – Im­me­di­ast Bil­dir­ge­si, No­am Chomsky, tüm­za­man­lar ya­yın­cı­lık, Ekim 1993, say­fa 26)
Evet; “Big Brot­her” şim­di bi­linç­le­rin esir alın­ma­sı uğ­ra­şın­da “Big Brot­her”, “Girls­camp”, “In­sel­du­ell”, “Bi­ri Bi­zi Gö­zet­li­yor”… gi­bi prog­ram­la­rı iz­le­yi­ci için “uy­gun bu­lu­yor”. Pe­ki, bu prog­ram­lar­la ve­ri­len bi­linç ne? Söz­ko­nu­su et­ti­ği­miz bu prog­ram­la­rın salt “ma­sum” bi­rer “ya­rış­ma prog­ra­mı” ol­ma özel­li­ği mi var? Bu prog­ram­la­rın iş­le­vi ne?
Bu tür ya­rış­ma prog­ra­mla­rı ide­olo­jik ve top­lum­sal ola­rak bir iş­lev gö­rü­yor. Tam kont­rol­lü bir top­lum ya­rat­ma ça­ba­la­rı­nın bir par­ça­sı ola­rak bu prog­ram­lar top­lum­da gö­zet­le­me ve gö­zet­len­me­yi ga­yet “nor­mal”, “kazandırıcı”, öykünecek bir şey ola­rak yer­leş­tir­me­ye ça­lı­şı­yor, ha­kim sı­nıf­la­rın ik­ti­da­rı­nın ve on­la­rın dev­le­ti­nin tam de­ne­tim­li bir top­lum oluş­tu­ra­rak ken­di öm­rü­nü uzat­ma is­te­mi­ne ide­olo­jik mal­ze­me ta­şı­yor; böy­le bir top­lu­mun oluş­ma­sı­na kat­kı­da bu­lun­uyor. Her anı de­net­le­ne­bi­len, kö­le­leş­ti­ril­miş, uyuş­tu­rul­muş, sü­rü bi­rey­le­rin ağır­lık­ta ol­du­ğu bir top­lum­da, sö­mü­rü sis­te­mi­ni da­ha uy­gun ko­şul­lar­da, “teh­li­ke­siz” bir şe­kil­de de­vam et­tir­mek is­te­yen ha­kim sı­nıf­la­r; ge­le­ce­ğin tam de­ne­tim­li böy­le­si top­lu­mu­ oluş­tur­ma yö­nün­de­ki ça­ba­la­rı­nı bu­gün bi­linç­le­re düş­le­dik­le­ri top­lu­mun ka­lıp­la­rı­nı, kli­şe­le­ri­ni, sem­bol­le­ri­ni bu tür ya­rış­ma prog­ram­la­rıy­la da yer­leş­tir­erek sür­dür­mek­te­dir­ler.
Tam de­ne­tim­li top­lu­mun en önem­li aya­ğı­nı “zi­hin­le­rin de­ne­ti­mi” oluş­tur­mak­ta­dır. Bu­nu ger­çek­leş­tir­me yö­nün­de em­per­ya­list­le­rin ve on­la­rın iş­bir­lik­çi­le­ri­nin ne den­li bir ça­ba içe­ri­sin­de ol­duk­la­rı da “ar­tık” sır de­ğil­dir. Yu­ka­rı­da sö­zü­nü et­ti­ği­miz ki­tap­ta ak­ta­rı­lan bir CIA bel­ge­si bu ko­nu­da yü­rü­tü­len ça­ba­nın açık bir ör­ne­ği­ni göz­ler önü­ne ser­mek­te­dir. CIA’nın yaz­dı­ğı ve Ni­ka­ra­gua’da­ki Kont­ra­la­ra da­ğıt­tı­ğı psi­ko­lo­jik el ki­ta­bın­dan şun­lar ak­ta­rıl­mak­ta­dır:
“As­lın­da si­ya­sal bir sa­vaş­ta, in­san as­lî he­def ola­rak dü­şü­nül­me­li­dir. Ge­ril­la sa­va­şı­nın as­ke­ri he­de­fi ola­rak al­gı­la­nan in­sa­nın en kri­tik nok­ta­sı zih­ni­dir. Zih­ni­ne bir kez ula­şıl­dı mı, “si­ya­sal hay­van”, mer­mi­le­re ge­rek  bi­le kal­ma­dan ye­nil­gi­ye uğ­ra­tı­la­bi­lir…
Ge­ril­la sa­va­şı­nın si­ya­sal sa­vaş ola­rak kav­ran­ma­sı, Psi­ko­lo­jik Ope­ras­yon­la­rı so­nuç al­ma­da en be­lir­le­yi­ci et­ke­ne dö­nüş­tü­rür. O za­man he­def hal­kın, bü­tün hal­kın zih­ni olur: Bi­zim bir­lik­le­ri­miz, düş­man bir­lik­le­ri ve si­vil halk…” (age, say­fa 12)
Yu­ka­rı­da de­ğin­di­ği­miz gi­bi, te­le­viz­yon­lar­da iz­le­di­ği­miz “Bi­ri Bi­zi Gö­zet­li­yor”, “Ora­da Ne­ler Olu­yor”, “Big Brot­her”, “Loft Story” vb. tü­rün­den ya­rış­ma prog­ram­la­rı tam da bi­linç­le­rin de­ne­tim alın­ma­sı­na hiz­met et­mek­te, bu yol­la ha­kim sı­nıf­la­rın tam de­ne­tim­li top­lum ide­ali­ne kat­kı­da bu­lu­nan te­le­viz­yon for­ma­tı ola­rak özel­lik­le ide­olo­jik te­mel­de iş­lev gör­mek­te­dir. Bu prog­ram­lar bir bi­linç ya­rat­mak­ta­dır: “De­ne­ti­me açık ol! Ken­di­ni de­net­let­tir! Böylece ün ve para kazanırsın!” Prog­ram­la­rın söy­le­di­ği bu­dur.
Bir çok ül­ke­de pı­tı­rak gi­bi bu tür ya­rış­ma prog­ram­la­rı­nın or­ta­ya çık­ma­sı ve yay­gın ola­rak iz­len­me­si ne tür bir teh­li­ke için­de bu­lu­nul­du­ğu­nun açık bir ifa­de­si­dir. Bu teh­li­ke bu tür prog­ram­la­rın he­def kit­le­si  de (14-49 yaş ara­sı grup) dik­ka­te alın­dı­ğın­da da­ha da va­him ha­le gel­mek­te­dir. Top­lu­mun en ak­tif ke­si­mi bu prog­ram­lar üze­rin­den de “de­ne­tim top­lu­mu­nun üye­le­ri” ol­ma yö­nün­de eği­til­mek­te­dir.
Çe­şit­li in­te­rak­tif araç­lar bu tür bir prog­ram­la pa­ra­lel bi­çim­de; ay­nı he­de­fe hiz­met eden bir te­mel­de iş­lev yü­rüt­mek­te­dir. İn­ter­net­te pa­ra kar­şı­lı­ğın­da ken­di ya­şa­mı­nı teş­hir eden­ler, söz­ko­nu­su prog­ram­la­rın in­ter­net üze­rin­den de yir­mi­dört sa­at iz­le­ne­bi­lir ol­ma­sı –ve ol­duk­ça il­gi top­la­ma­sı– bu­na iki ör­nek­tir.
Tüm bu nok­ta­lar­dan son­ra ki­mi­le­ri­nin “öz­gür bir top­lum­da ya­şa­dı­ğı­mı­zı” ge­rek­çe gös­te­re­rek bu tür bir prog­ram­da da in­san­la­rın ken­di­le­ri­ni teş­hir ede­bi­le­cek­le­ri­ni, bu­na kar­şı çı­kıl­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni ile­ri sü­re­bi­lir; bu tür bir kar­şı çı­kı­şın il­kel­lik ol­du­ğu yön­lü iti­raz­lar­da bu­lu­na­bi­lir. Bu bağ­lam­da bir­kaç şe­yi be­lirt­mek ge­rek­li… El­bet­te ki­mi­le­ri ken­di­si­ni gös­ter­mek is­ti­yor ola­bi­lir; “teş­hir­ci” ola­bi­lir vs. vs. Bu­na ka­rı­şı­la­maz. İs­te­yen bu­nu yap­sın, ya­pı­yor… Bu­ra­da prob­lem kitle iletişim araçlarında ve bunlar üzerinden yapılan teşhircilik ya da bunun nasıl kullanıldığı, ya­pı­lan işin na­sıl bir bi­linç ve­rdi­ği­dir. Tar­tış­tı­ğı­mız bu­dur… Kim­se­nin özel ya­şan­tı­sı­nı na­sıl göz­ler önü­ne ser­di­ği­nin he­sa­bı­nı tut­mak, mu­ha­fa­za­kâr bir ta­vır­la ni­ye böy­le bir dav­ra­nış içi­ne gir­di­ği­ni tar­tış­mak ve kar­şı çık­mak vs. de­ğil…
Bi­zim so­ru­nu­muz, de­ne­tim top­lu­mu­nun oluş­tu­rul­ma­sı ça­ba­sı­na dik­kat çek­mek, in­san­la­rı böy­le­si bir teh­li­ke­ye kar­şı uyar­mak ve uy­sal kö­le­ler de­ğil, dü­şü­nen, kar­şı çı­kan, sor­gu­la­yan, doğ­ru­la­rı bu­lan; in­sa­nı te­mel alan ye­ni top­lu­mu ya­rat­ma yö­nün­de ça­ba har­ca­yan in­san­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı­na bu nok­ta­da da kat­kı­da bu­lun­mak…
***
Biz­de­ki­ “Bi­ri Bi­zi Gö­zet­li­yor”, adıy­la baş­la­dı ya­yın se­rü­ve­ni­ne…  Prog­ram Tür­ki­ye’de Rad­yo Te­le­viz­yon Üst Ku­ru­lu ta­ra­fın­dan ya­sak­lan­mış­tır. Ya­sak­lan­ma ge­rek­çe­si­nin, –bi­zim yu­ka­rı­da dik­kat çek­ti­ği­miz– bu prog­ra­mın de­net­le­me top­lu­mu ya­rat­ma­ya yö­ne­lik ol­ma­sı özel­li­ği­ne kar­şı çık­mak vs. ol­du­ğu dü­şü­nül­me­sin. Ha­yır, RTÜK bu­nu dü­şün­mü­yor bi­le… Onun ge­rek­çe­si RTÜK’e göre çok daha yenilikçi ve modern olan “Biri Bizi Gözetliyor”cular karşısında çok da­ha “ge­ri”: Prog­ra­mın Türk ai­le ya­pı­sı­na, örf ve âdet­le­ri­ne ters düş­me­si… Bu­ra­dan yo­la çı­kıp RTÜK’ün –ve onun sa­vun­du­ğu Türk örf ve âdet­le­ri­nin– prog­ra­ma kar­şı ile­ri­yi tem­sil et­ti­ği vs. dü­şü­nül­me­sin. Ha­yır, kar­şı çı­kış çok da­ha il­kel ge­rek­çe­le­re da­yan­mak­ta­dır. Ör­ne­ğin prog­ram­da­ki öpüş­me-se­viş­me sah­ne­le­ri­ne kar­şı çık­mak­ta­dır RTÜK… Öy­le ya, Türk örf ve âdet­le­rin­de se­viş­mek yok­tur! Ame­ri­kan di­zi­le­rin­de, film­le­rin­de vs. seks iz­le­ne­bi­lir, ama Türk ka­dı­nı ve er­ke­ği bir prog­ram­da mil­le­tin gö­zü önün­de, “rol yap­ma­dan” öpü­şür ve­ya se­vi­şir­se bu Türk örf ve âdet­le­ri­ne ay­kı­rı bir du­rum oluş­tu­rur. Kar­şı çı­kış bu ka­dar il­kel bir ne­de­ne da­yan­mak­ta­dır.
RTÜK’ün­ ya­sa­ğı son­ra­sın­da me­kâ­nı­nı ve is­mi­ni de­ğiş­ti­re­rek kon­tey­ner­den çı­kıp Ege sa­hil­le­rin­de ya­yı­na de­vam et­ti. Bu kez adı, “Ora­da Ne­ler Olu­yor” ol­muş­tu. On­beş ki­şi­lik ka­tı­lım­cı 2 Ha­zi­ran 2001 ta­ri­hin­de ken­di ara­la­rın­da bir fi­nal dü­zen­le­ye­rek oy­la­may­la bi­rin­ci­yi tes­pit et­ti­ler. Bi­rin­ci­li­ği ka­za­nan ödül ola­rak bir ara­ba­nın da sa­hi­bi ol­du.
Şim­di­lik bu ya­rış­ma prog­ra­mı­nın Tür­ki­ye se­rü­ve­ni “bit­ti”… An­cak bu önü­müz­de­ki dö­nem­de bu tür­den bir prog­ra­mın –RTÜK ya­sa­ğı­nı del­mek için bel­ki ki­mi ye­ni dü­zen­le­me­ler­le– ye­ni­den ha­zır­lan­ma­ya­ca­ğı an­la­mı­na gel­mez… Ha­kim ide­olo­ji­nin is­te­di­ği top­lum­sal for­ma­tın olu­şu­mu­na/ge­li­şi­mi­ne kat­kı­da bu­lun­du­ğu ve bu top­lum­da bi­rey­le­rin bi­linç­le­ri­ni “esir al­dı­ğı” sü­re­ce bu tür prog­ram­lar –ki­mi yan­lar tör­pü­le­ne­rek, ya da bir baş­ka de­yiş­le da­ha da “Tür­ki­ye­li­leş­ti­ri­le­rek”– ya­yın­la­na­cak­tır. Em­per­ya­liz­min / ka­pi­ta­liz­min ide­olo­jik alan­da­ki pro­je­le­ri ara­sın­da ye­ra­lan, ya­yın­lan­dı­ğı ül­ke­ler­de ka­zan­dı­ğı “ba­şa­rıy­la” bu ide­olo­ji­ye kat­kı su­na­rak rüş­tü­nü is­pat­la­yan böy­le bir prog­ram for­ma­tı­na Tür­ki­ye da­ha ne ka­dar il­kel ge­rek­çe­ler­le kar­şı çı­ka­bi­le­cek­tir?
Bu­nu ile­ri­de gö­re­ce­ğiz…

Derya Gümüş