Ana Sayfa Sayılar Güney 14 Proleter enternasyonalizmi bayrağına sarılalım!

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145830
Şu anda 214 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Proleter enternasyonalizmi bayrağına sarılalım! PDF Yazdır e-Posta

1. Ser­ma­ye ken­di­ni ço­ğalt­mak için “ulu­sal sı­nırla­rı” aş­mak, “ulus­la­ra­ra­sılaş­mak” zo­run­da­dır. Kâr, da­ha faz­la kâr, en faz­la kâr dür­tü­sü ile ha­re­ket eden ser­ma­ye “ulu­sal sı­nır” ta­nı­maz. O, bü­tün dün­ya­da, han­gi ulus­tan, mil­li­yet­ten olur­sa ol­sun, han­gi dev­let sı­nır­la­rı için­de ya­şar­sa ya­şa­sın müm­kün olan en faz­la sa­yı­da iş­çi­yi, emek­çi­yi sö­mür­mek is­ter. Ulu­sal sı­nır ta­nı­ma­ma, ken­di­ni ulu­sal sı­nır­lar için­de hap­set­me­me, bü­tün dün­ya­yı ope­ras­yon ala­nı ola­rak kul­lan­ma an­la­mın­da  ser­ma­ye en­ter­nas­yo­nal­dir.
2. Ser­ma­ye so­mut ola­rak ele alın­dı­ğın­da, iş­çi­le­rin ve emek­çi­le­rin kar­şı­sın­da bir­leş­miş tek bir ser­ma­ye yok­tur. Ser­ma­ye, de­ği­şik ka­pi­ta­list­le­rin (bü­yük ser­ma­ye açı­sın­dan bu­gün esas­ta ser­ma­ye grup­la­rı­nın) elin­de bi­rik­miş de­ği­şik ser­ma­ye­ler ola­rak var­dır. Ve bu her bir ser­ma­ye, baş­ka ser­ma­ye­le­ri ken­di­ne ta­bi kıl­mak için ve “tek ser­ma­ye” ha­li­ne ge­le­bil­mek, dün­ya­da tek ege­men ola­bil­mek için di­ğer ser­ma­ye­ler­le re­ka­bet eder. Bu re­ka­bet her bi­ri güç­len­mek ve tek ege­men ha­li­ne gel­mek is­te­yen ser­ma­ye grup­la­rı­nı, di­ğer­le­ri­ne kar­şı ge­çi­ci uz­laş­ma, an­laş­ma ve evet bir­leş­me­le­re gö­tü­rür. Her bir­leş­me ken­di için­de bir ege­me­ni, bir de ege­men olu­na­nı bu­lu­nan çe­liş­me­li bir bir­lik­tir. Sü­reç için­de ya ege­men olan ege­men­li­ği­ni pe­kiş­ti­rir ve bir­leş­me­de güç­lü ola­nın güç­süz ola­nı yut­ma­sı bi­çi­min­de ger­çek bir bir­lik mey­da­na ge­lir; ya da bir­lik –ye­ri­ni ye­ni bir­lik­le­re bı­ra­ka­rak– da­ğı­lır. (Bel­li du­rum­lar­da güç­le­ri bir­bi­ri­ne ya­kın olan ser­me­ye grup­la­rı –di­ğer­le­ri­ne kar­şı da­ha güç­lü ola­bil­mek ama­cıy­la– bir­le­şe­bi­lir­ler. Böy­le bir du­rum­da da, uzun sü­re­de bu bir­leş­me­de ki­min ege­men ola­ca­ğı so­ru­su ve bu­nun kav­ga­sı mut­la­ka gün­de­me ge­lir.)
3.Ser­ma­ye onun ope­ras­yon ala­nı sözko­nu­su ol­du­ğun­da hiç­bir ulu­sal sı­nır ta­nı­ma­sa da, her ser­ma­ye gu­ru­bu ken­di çı­kar­la­rı­nı en iyi bir bi­çim­de sa­vu­na­bil­mek için ön­ce­lik­le bir dev­le­ti “ken­di dev­le­ti” ola­rak kul­la­nır. Ve ser­ma­ye ulus­la­ra­ra­sı alan­da o ser­ma­ye­nin ken­di esas ya­yıl­ma ara­cı ola­rak kul­lan­dı­ğı dev­le­tin adıy­la anı­lır. “ABD ser­ma­ye­si, Al­man ser­ma­ye­si, Fran­sız ser­ma­ye­si” vb. gi­bi.
4. Ta­ri­hi ola­rak, çı­kış nok­ta­sın­da ger­çek­ten de –bu­gün de hâ­lâ ulus dev­let­le­ri­nin adıy­la anı­lan– “ulu­sal ser­ma­ye” var­dır. Ka­pi­ta­liz­min ge­liş­me sü­re­ci için­de “ulu­sal ser­me­ye” ön­ce ken­di­ni fe­oda­liz­min par­ça­lan­mış­lı­ğı­na kar­şı  “uluslaş­tı­rır”, ken­di “ulus dev­le­ti­ni” ku­rar, “ulus dev­le­ti” sı­nır­la­rı için­de ege­men olur, bu an­lam­da “ulu­saldır”. Ulus dev­le­ti ör­güt­len­me­si, çı­kış nok­ta­sın­da ser­ma­ye­nin “ken­di ulu­sundan” iş­çi­le­ri köy­lü­le­ri sö­mür­me­si­nin ör­güt­len­me­si­nin ara­cı­dır. Ve he­nüz “ulus­laş­ma­mış” ken­di dev­le­ti­ni kur­ma­mış, bu an­lam­da ken­di ulu­sun­dan iş­çi­le­ri ve köy­lü­le­ri, ken­di iş­çi ve köy­lü­le­ri­ni ken­di­si­nin sö­mür­me­si­ni ör­güt­le­ye­me­miş “ulu­sal bur­ju­va­zi”, ken­di ulus dev­le­ti­ni kur­ma­nın mü­ca­de­le­si­ni ve­rir.
5. Fa­kat ge­liş­me sü­rer. Ge­liş­me sü­re­ci için­de bü­yü­yen, ge­li­şen ulu­sal ser­ma­ye; di­ğer “ulu­sal ser­ma­yeler­le” re­ka­bet ve ça­tış­ma için­de, ulu­sal sı­nır­la­rın dı­şı­na ta­şar, ide­al du­rum­da dün­ya ege­men­li­ği­ni he­def­ler. Ser­ma­ye ulus­la­ra­ra­sı ha­le ge­lir. Bu yal­nız­ca ulu­sal ser­ma­ye­nin ope­ras­yon ala­nı­nın ide­al du­rum­da bü­tün dün­ya ol­ma­sı an­la­mın­da de­ğil, ay­nı za­man­da bü­yü­mek için de­ği­şik “ulu­sal ser­ma­yele­rin” de içi­çe geç­me­si an­la­mın­da bir ulus­la­ra­ra­sı­laş­ma­dır. Ör­ne­ğin çı­kış nok­ta­sın­da “Al­man ser­ma­ye­si” olan Volks­wa­gen te­ke­li­nin ser­ma­ye­si, bir di­zi Ame­ri­kan, Fran­sız, Ja­pon vb. te­ke­lin­de önem­li pay­la­ra sa­hip­ken;  de­ği­şik Ame­ri­kan, Ja­pon, Fran­sız ser­ma­ye grup­la­rı vb. de Volks­wa­gen te­ke­lin­de önem­li öl­çü­de ser­ma­ye­ye sa­hip­tir. Bu Volks­wa­gen te­ke­li­nin, hâ­lâ Al­man dev­le­ti­ni esas ara­cı ola­rak kul­lan­ma­sı­nın en­ge­li de­ğil­dir. Bu an­lam­da o hâ­lâ “Al­man ser­ma­ye­sidir”. Fa­kat çı­kış nok­ta­sın­da­ki Al­man ser­ma­ye­sin­den çok de­ği­şik bir ya­pı­da­dır bu ser­ma­ye.
6. Ser­ma­ye çı­kış nok­ta­sın­da, ge­liş­me­si­nin –ege­men­lik kur­ma aşa­ma­sın­da– mil­li­yet­çi­dir. Çün­kü he­nüz “ulu­sal pa­zarda” ege­men­lik esas so­run­la­rı olan ser­ma­ye sa­hip­le­ri­nin ken­di “ulu­sal dev­let­le­ri­ne” ih­ti­ya­cı var­dır. “Ulus dev­let” ve onu kur­ma­nın ide­olo­jik araç­la­rın­dan bi­ri olan mil­li­yet­çi­lik, ka­pi­ta­liz­min “ulu­sal” dü­zey­de et­kin ol­du­ğu te­kel ön­ce­si ka­pi­ta­liz­min ürün­le­ri ve araç­la­rı­dır.
Mil­li­yet­çi­lik, “ulu­sal bur­ju­va­zinin” “ken­di” iş­çi ve köy­lü­le­ri­ni ken­di ku­man­da­sın­da fe­oda­liz­me kar­şı bir­leş­tir­mek için kal­dır­dı­ğı ide­olo­jik bay­rak, iş­çi­le­ri köy­lü­le­ri bur­ju­va­zi­nin kuy­ru­ğu­na tak­ma­nın ara­cı­dır. “Ulu­sal çı­kar­lar” de­nen şey, ka­pi­ta­lizm şart­la­rın­da ger­çek­te bur­ju­va­zi­nin çı­kar­la­rı­dır. Fa­kat emek­çi yı­ğın­la­ra san­ki bu çı­kar­lar ken­di çı­kar­la­rıy­mış gi­bi gös­te­ri­lir. Mil­li­yet­çi­lik bu ya­nılt­ma­nın ara­cı­dır.
7.Ka­pi­ta­liz­min te­kel­leş­me ve dün­ya­ya ya­yıl­ma ve ege­men ol­ma aşa­ma­sın­da, te­kel­ci ka­pi­ta­lizm (em­per­ya­lizm) aşa­ma­sın­da mil­li­yet­çi­lik bur­ju­va­zi­nin elin­de ulu­sal pa­za­rı bir­leş­tir­mek ve fe­oda­liz­mi al­te­de­rek ül­ke­de tam ege­men­li­ği­ni kur­mak için iş­çi­le­ri köy­lü­le­ri ken­di bay­ra­ğı al­tın­da top­la­ma ara­cı ol­mak­tan, ser­ma­ye­nin tüm dün­ya­ya ya­yıl­ma­sı­nın ara­cı ol­ma­ya doğ­ru ev­rim­le­nir. Dı­şa kar­şı sal­dır­gan, ya­yıl­ma­cı bir si­ya­se­tin, şo­ve­nist bir si­ya­se­tin ara­cı olur. Birçok hal­de mil­li­yet­çi­lik ırk­çı­lık­la içi­çe ge­çer. Te­kel­ci bur­ju­va­zi ken­di ül­ke­sin­de “ken­di ulu­sunun” mil­li­yet­çi­li­ği­ni ala­bil­di­ğin­ce kö­rük­ler­ken, ken­di ege­men­li­ği al­tı­na al­mak için mü­ca­de­le yü­rüt­tü­ğü alan­lar­da, ken­di ege­men­li­ği­ni teh­dit eden mil­li­yet­çi­li­ğin ge­liş­me­si­ni en­gel­le­me­ye ça­lı­şır. Ken­di ül­ke­si ve ulu­su (met­ro­pol-em­per­ya­list mer­kez­ler) için az­gın bir mil­li­yet­çi­lik sa­vu­nu­su ile ba­ğım­lı ül­ke­ler (pe­ri­fe­ri-çev­re) için mil­li­yet­çi­li­ğe kar­şı koz­mo­po­li­tiz­min sa­vu­nu­su ve ya­gın­laş­tı­rıl­ma­sı bir­bi­ri­ni ta­mam­lar. (Bu ta­bii em­per­ya­list ser­ma­ye ba­ğım­lı ül­ke­ler­de hiç bir şart al­tın­da mil­li­yet­çi­li­ğin ge­liş­me­si­ne des­tek ver­mez an­la­mı­na gel­mez. Em­per­ya­list ser­ma­ye de yek­pa­re bir bü­tün de­ğil­dir. Ba­ğım­lı ül­ke­de ege­men­lik için bir­bi­riy­le da­la­şan em­per­ya­list güç­ler­den bir bö­lü­mü –ege­men ol­ma­yan, ege­men­li­ği ele ge­çir­mek is­te­yen bö­lü­mü– ege­men em­per­ya­list gü­ce kar­şı yö­ne­len mil­li­yet­çi­li­ğe bir sü­re des­tek ve­re­bi­lir. Ya da eğer ba­ğım­lı ül­ke çok ulus­lu bir dev­let­se –ki ço­ğu böy­le­dir– ül­ke için­de ezi­len ulus ko­nu­mun­da­ki bir ulu­sun mil­li­yet­çi­li­ği­ni, ül­ke­de­ki ege­men bur­ju­va­zi­yi za­yıf­lat­mak ve ken­di­ne da­ha faz­la bağ­la­mak ama­cıy­la des­tek­le­ye­bi­lir vb.)
8. Em­per­ya­list ser­ma­ye en­ter­nas­yo­nal­dir fa­kat en­ter­nas­yo­na­list de­ğil­dir. O ken­di ül­ke­sin­de, ken­di “ulu­su” için mil­li­yet­çi-şo­ve­nist; ezi­len ül­ke­ler açı­sın­dan ise koz­mo­po­lit­tir.
Koz­mo­po­li­tizm em­per­ya­list ser­ma­ye­nin elin­de, onu san­ki ge­nel­de mil­li­yet­çi­li­ğe kar­şıymış gi­bi ve en­ter­nas­yo­na­list­miş gi­bi gös­te­ren ya­nılt­ma amaç­lı bir si­lah­tır.
Koz­mo­po­li­tiz­me kar­şı mil­li­yet­çi­lik si­la­hı­na sa­rıl­mak, ya­ban­cı ka­pi­ta­lis­te kar­şı ken­di ka­pi­ta­lis­ti­nin çı­kar­la­rı­nı sa­vun­mak an­la­mı­na ge­lir.
Ne mil­li­yet­çi­li­ğe kar­şı koz­mo­po­li­tizm, ne de koz­mo­po­li­tiz­me kar­şı mil­li­yet­çi­lik… Bun­la­rın her iki­si de ka­pi­ta­liz­min sa­vu­nu­su­dur. Bi­rin­ci­si­nin sa­vu­nul­ma­sı, em­per­ya­liz­min sa­vu­nul­ma­sı­dır. Bu ile­ri­ci­lik, de­mok­ra­tizm, en­ter­nas­yo­na­lizm vb. adı­na ya­pı­lır­sa en bü­yük sah­te­kar­lık­tır. Bi­rin­ci­si­nin sa­vu­nul­ma­sı ka­pi­ta­lin ge­nel ge­liş­me ya­sa­la­rı­na kar­şı çık­mak­tır, don­ki­şot­ça bir ta­vır­dır, si­ya­si ta­vır ola­rak em­per­ya­liz­me kar­şı çık­mak adı­na ken­di bur­ju­va­zi­si­nin kuy­ru­ğu­na ta­kıl­mak­tır.
Hem koz­mo­po­li­tiz­me ve hem de bur­ju­va mil­li­yet­çi­li­ği­ne kar­şı sa­rı­lı­na­cak bir bay­rak var­dır: Ger­çek en­ter­nas­yo­na­lizm; proleter enternasyonalizmi!
9. Em­per­ya­list ser­ma­ye en­ter­nas­yo­nal­leş­ti­ği öl­çü­de kül­tür­de de bir en­ter­nas­yo­nal­leş­me sözko­nu­su­dur. Bu en bü­yük em­per­ya­list güç­le­rin ken­di kül­tür­le­ri­ni dün­ya ça­pın­da yay­gın­laş­tır­ma­sı, ege­men kıl­ma­sı an­la­mın­da bir en­ter­nas­yo­nal­leş­me­dir. Bu­gün em­per­ya­list güç­ler için­de en güç­lü olan­lar ken­di kül­tür­le­ri­ni bü­tün dün­ya­ya in­san­lı­ğın de­mok­ra­tik, öz­gür­lük­çü or­tak kül­tü­rü ola­rak da­yat­mak­ta­dır. Bu kül­tü­rün her ala­nın­da ya­şa­nan bir ol­gu­dur. Bu bir ya­nıy­la ulu­sal kül­tür­ler/do­la­yı­sıy­la ulus­lar ara­sın­da­ki fark­lı­lık­la­rın gi­de­rek azal­ma­sı­nı be­ra­be­rin­de ge­tir­mek­te, ger­çek an­lam­da emek­çi­ler ara­sın­da­ki en­ter­nas­yo­na­liz­min ob­jek­tif ko­şul­la­rı­nı da­ha ol­gun ha­le ge­tir­mek­te­dir. Di­ğer ya­nıy­la kül­tür­de­ki zen­gin­li­ği-çe­şit­li­li­ği düz­le­mek­te, bu­nu da ezi­len ulus­la­rın kül­tür­le­ri­ni eze­rek yap­mak­ta­dır.  
Ör­ne­ğin dil ala­nın­da gü­nün en güç­lü em­per­ya­list ül­ke­si ABD’nin di­li, bü­tün dün­ya dil­le­ri­ne gir­mek­te, pek çok kav­ram, he­men her dil­de Ame­ri­kan ak­san­lı ‹n­gi­liz­ce ile ifa­de edil­mek­te­dir.
Ör­ne­ğin ye­mek kül­tü­rü bağ­la­mın­da “fast fo­od” kül­tü­rü bü­tün ül­ke­ler­de hız­la ge­liş­mek­te­dir.
Ör­ne­ğin gi­yin­me kül­tü­rü bağ­la­mın­da, dün­ya­nın he­men her ye­rin­de bel­li kı­ya­fet­ler ade­ta üni­for­ma ha­li­ne gel­mek­te, özel­lik­le genç­ler ara­sın­da mar­ka ba­ğım­lı­lı­ğı gü­ne dam­ga­sı­nı vur­mak­ta­dır.
10. Em­per­ya­list kül­tür bu­gü­nün dün­ya­sı­nın ege­men kül­tü­rü­dür. Bu kül­tür tek tek ül­ke­ler­de, o ül­ke­le­rin “ulu­sal” kül­tü­rü­nü ken­di­ne ba­ğım­lı kıl­mak­ta, ken­di­ne uy­dur­mak­ta, erit­mek­te­dir. “Ulu­sal kül­tür”ler­den ken­di kul­la­na­bi­le­ce­ği, za­rar­lı ol­ma­yan öge­le­ri alıp bun­la­rı da “en­ter­nas­yo­nal­leş­tir­mek­te” ken­di kül­tü­rü­nün par­ça­sı ha­li­ne ge­tir­mek­te­dir.
‹n­san­lı­ğın kül­tür zen­gin­li­ği­ni yok eden em­per­ya­list kül­tü­rün ege­men­li­ği­ne kar­şı mü­ca­de­le ge­rek­li ve zo­run­lu­dur. Bu mü­ca­de­le, em­per­ya­list kül­tü­rün ege­men­li­ği­nin, empe­rya­liz­min ege­men­li­ği­nin so­nu­cu ol­du­ğu­nun bi­lin­ciy­le, bir bü­tün ola­rak em­per­ya­list sis­te­mi yık­ma mü­ca­de­le­si­nin bir par­ça­sı ola­rak kav­ra­nıp yü­rü­tül­mek zo­run­da­dır.
Bu mü­ca­de­le mil­li­yet­çi bir ba­kış açı­sıy­la ve ge­ri­ye dö­nük bir öz­lem­le yü­rü­tül­dü­ğün­de, em­per­ya­liz­me kar­şı çık­mak adı­na yü­rü­tül­se bi­le ge­ri­ci bir mü­ca­de­le olur.
Em­per­ya­liz­me kar­şı mil­li­yet­çi (ya­ni ken­di ulu­sal bur­ju­va­zi­si­nin ege­men­li­ği, ken­di “öz kül­tü­rünün” ege­men­li­ği vb.) te­mel­de bir mü­ca­de­le, ta­ri­hin ge­liş­me çiz­gi­si­nin kar­şı­sın­da don­ki­şot­ça bir mü­ca­de­le­dir. Böy­le bir mü­ca­de­le kuş­ku­suz em­per­ya­liz­me kar­şı di­ren­di­ği öl­çü­de, için­de doğ­ru bir yan ba­rın­dır­mak­ta­dır. Em­per­ya­liz­min ki­mi kö­tü­lük­le­ri­ne kar­şı çık­mak­ta­dır. Fa­kat ona ge­tir­di­ği al­ter­na­tif so­nuç­ta em­per­ya­lizm ön­ce­si­ne dön­me al­ter­na­ti­fi­dir, “ulu­sal dev­let” sı­nır­la­rı için­de ka­pi­ta­liz­me dön­me al­ter­na­ti­fi­dir. Ol­maz­lı­ğı öte­sin­de ge­ri­ci bir al­ter­na­tif­tir. (Bu em­per­ya­liz­min ile­ri­ci ol­du­ğu vb. an­la­mın­da okun­ma­sın!!! Em­per­ya­lizm ge­ri­ci­li­ğin “mo­dern”, “gün­cel” ola­nı­dır!)
Kül­tür ala­nın­da ör­ne­ğin;
* Her dil­de bu­gün ka­çı­nıl­maz ola­rak var olan ve yi­ne ka­çı­nıl­maz ola­rak yay­gın­la­şan ‹n­gi­liz­ce de­yim­le­ri (ve baş­ka ya­ban­cı dil­de­ki te­rim­le­ri) “di­li­miz bo­zu­lu­yor” ge­rek­çe­siy­le te­miz­le­me kam­pan­ya­la­rı, dil­de “öz dil” kam­pan­ya­la­rı aç­mak, dil­de en­ter­nas­yo­nal­leş­me­nin hem ka­çı­nıl­maz ol­du­ğu­nu kav­ra­ma­mak, hem de dil­de en­ter­nas­yo­nal­leş­me­nin  doğ­ru ele alın­dı­ğın­da in­san­la­rı bir­bi­ri­ne yak­laş­tır­dı­ğı­nı, on­la­rın an­laş­ma­la­rı­nı ko­lay­laş­tır­dı­ğı­nı gör­me­mek an­la­mı­na ge­lir.
Dil in­san­la­rın bir­bi­riy­le an­laş­ma­sı için bir araç­tır. Bü­tün dün­ya­da­ki in­san­la­rın or­tak kul­la­na­ca­ğı, hep­si­nin an­la­ya­ca­ğı bir dil enin­de so­nun­da ge­le­cek­tir ve bu esas­ta kö­tü de­ğil, iyi bir şey­dir. So­run em­per­ya­liz­min bu “en­ter­nas­yo­nal­leş­me­yi” na­sıl ve han­gi amaç­la ger­çek­leş­tir­di­ği so­ru­nu­dur ve ­kar­şı çı­kı­lıp teş­hir edil­me­si ge­re­ken bun­lar­dır.
* Ör­ne­ğin “fast fo­od”un ge­liş­me­si­ne ve yay­gın­laş­ma­sı­na, “ken­di öz ye­mek kül­tü­rü­müz kay­bo­lu­yor” ge­rek­çe­siy­le kar­şı çık­mak, hem yi­ne ye­mek kül­tü­rün­de de en­ter­nas­yo­nal­leş­me­nin ka­çı­nıl­maz bir ge­liş­me ol­du­ğu­nu kav­ra­ma­mak, hem de doğ­ru ele alın­dı­ğın­da “fast fo­od”un olum­lu­luk­la­rı­nı gör­me­me an­la­mı­na ge­lir. “Fast fo­od”un ba­zı te­mel özel­lik­le­ri ger­çek­te kul­la­nı­la­bi­lir ve “ev işinin” “ye­mek yap­ma” bö­lü­mü­nün top­lum­sal­laş­tı­rıl­ma­sı için kul­la­nı­la­bi­lir özel­lik­ler­dir. Ne­dir bu kul­la­nı­la­bi­lir özel­lik­ler:
“Fast fo­od”un en te­mel özel­lik­le­rin­den bi­ri, onun kit­le­sel ye­mek ih­ti­ya­cı­nı kı­sa sü­re­de çöz­me­si, kit­le­ye yö­ne­lik, kol­lek­tif ye­mek ye­ni­len alan­lar ya­rat­ma­sı­dır.
Bur­da gö­re­ce ola­rak ucuz bir bi­çim­de kit­le­sel ola­rak do­yum sağ­la­na­bil­mek­te­dir. “Fast fo­od” alan­la­rı ade­ta top­lum­sal mut­fak ve ye­mek­ha­ne­ler ola­rak iş­lev gör­mek­te­dir.
Ev işi­nin bü­tü­nüy­le top­lum­sal­laş­tı­rıl­ma­sın­da, ye­mek işi­nin “ev işi” ol­mak­tan çı­ka­rıl­ma­sı, top­lum­sal mut­fak ve ye­mek­ha­ne­le­rin ku­rul­ma­sı ge­rek­li­dir. Kuş­ku­suz bu mut­fak ve ye­mek­ha­ne­ler mak­si­mum kâr ama­cı­na de­ğil, emek­çi­le­rin ih­ti­yaç­la­rı­nı en iyi bi­çim­de gi­der­mek ama­cı­na hiz­met ede­cek­le­rin­den, bu­gün­kü “fast fo­od” ola­yın­dan çok de­ği­şik ola­cak, on­la­rın sun­duk­la­rı ye­mek­ler çok da­ha çe­şit­li, çok da­ha te­miz (ve he­nüz pa­ra iliş­ki­si sür­dük­çe çok da­ha ucuz) ola­cak­tır. Ve ta­bii bu top­lum­sal mut­fak ve ye­mek­ha­ne­ler, bu­gün­kü “fast fo­od” te­kel­le­ri­nin ter­si­ne, üre­tim­le­ri­ni do­ğa­yı mah­vet­me, in­sa­nı ve do­ğa­yı aş­ırı de­re­ce­de sö­mür­me üze­ri­ne kur­ma­ya­cak­tır. Bu­gün­kü “fast fo­od” ola­yın­da red­de­dil­me­si ge­re­ken tam da bun­lar­dır. “Fast fo­od”la­ra kar­şı çı­kı­lır­ken, on­la­rın  top­lum­sal mut­fak ve ye­mek­ha­ne iş­lev­le­ri­ni red­det­mek, on­la­ra mil­li­yet­çi (“Bi­zim ulu­sal ye­mek­le­ri­miz…”) ve ge­ri­ye dö­nük bi­rey­ci (“Evi­miz­de yap­tı­ğı­mız da­ha iyi, hem de ah es­ki­den ne gü­zel­di!” vb.)  ge­rek­çe­ler­le kar­şı çık­mak yan­lış­tır.
Di­ğer bü­tün alan­lar­da da bur­da ver­di­ği­miz ör­nek­le­re ben­zer ör­nek­ler ve­ri­le­bi­lir.
11. Em­per­ya­list kül­tü­rün ege­men­li­ği­ne kar­şı mü­ca­de­le bu­gü­nün ve dü­nün ba­kış açı­sıy­la de­ğil, ya­rı­nın, ge­le­ce­ğin ba­kış açı­sıy­la, sos­ya­list ba­kış açı­sıy­la yü­rü­tül­mek zo­run­da­dır.
Em­per­ya­list kül­tü­rün ger­çek al­ter­na­ti­fi “ulu­sal kül­tür” vb. de­ğil, pro­le­tar­ya­nın en­ter­nas­yo­na­list, de­mok­ra­tik-sos­ya­list kül­tü­rü­dür.
Bu sos­ya­list kül­tür ken­di için­de in­san­lı­ğın şim­di­ye ka­dar ya­rat­tı­ğı tüm kül­tür de­ğer­le­ri­ni, on­la­rı eleş­ti­ri­ci bir şe­kil­de de­ğer­len­di­re­rek ba­rın­dı­rır. O ge­ri­ci ola­nı eleş­ti­rir, red­de­der; ile­ri­ci ola­nı alır, eleş­ti­rir, ge­liş­ti­rir, ken­di kül­tü­rü­nün ay­rıl­maz par­ça­sı ha­li­ne ge­ti­rir.