Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145816
Şu anda 217 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Lukács 1 PDF Yazdır e-Posta
Makale İçeriği
Lukács 1
Politik önder ve Marksist Lukács
Gerçekçilik ve Lukács
Edebiyat ve estetik alanında
Ve Lukács'ta özeleştiri...
Tüm Sayfalar

Georg Lukács - 1

Siyasetçi, kültür ve edebiyat bilimci ve teorisyen Georg Lukács, 13 Nisan 1885'te Budapeşte'de dünyaya geldi.

Georg LukacsVarlıklı ve sonradan soyluluk ünvanını alan bir ailenin çocuğu olarak iyi bir eğitimden geçti. Babası Josef Lukács Macaristan'ın en büyük bankası "Budapester Kreditanstalt"ın müdürüydü. Annesi Adele Wertheimer Yahudi kökenliydi; aslen Viyanalı olduğundan anadili Almancaydı ve çocuklarıyla Almanca konuşuyordu. Böylelikle Lukács iki dili de konuşan bir aile içinde büyüdü.
"Abim benden bir yaş büyüktü. Okumayı öğreniyordu. Ve ben bununla çok ilgileniyordum. Masada abimin karşısına oturdum ve okumayı öğrendim, ama tersten tabii ki. Abimden daha erken öğrendim, fakat kitabın tersinden! Bu yüzden bana yasak ettiler ve bir yıl sonra okumayı normal şekilde öğrenmeme izin verdiler." (Erzsebet Vezer ve İstvan Eörsi'nin 27 Mart 1971'de yaptıkları söyleşiden.)
Lukács, ilk defa 9 yaşında Macarcaya uyarlanmış "İlyada"yı ve hemen ardından da "Son Mohikan"ı okuyarak edebiyatla tanıştığını ve bu eserlerden o dönem çok etkilendiğini anlatıyor:
"Bu şu yönden büyük öneme sahipti: Çok dürüst ve intizamlı bir insan ve banka müdürü olan babam, tabii ki doğru davranışın ölçütü olarak bir tek kriter tanıyordu: başarı. Ben ise bu kitaplardan başarının ana kriter olmadığını öğrendim. İnsan, söz konusu dava başarıyla sonuçlanmasa da doğru davranmış olabilir..." (agy)
Lukács'ın okumak için seçtiği eserlerde babasıyla ilişkisi de belirleyici oluyordu. 15 yaşındaydı ve babasının okuduğu liberal Viyana gazetesi "Neue Freie Presse"de İbsen, Tolstoi, Baudelaire, Swinburne vb.nin dekadan olmakla suçlandığını okumuştu ve babasının özelde İbsen ve Tolstoy hakkında kötü konuşmasına tanık olmuştu. Lukács derhal onların eserlerini eline geçirerek okumaya girişti.
"Tüm gençler gibi ben de İbsen veya Hauptmann gibi dramlar yazma hayalleri peşindeydim." (agy)
Georg Lukács, onyedi yaşında, lise döneminde çeşitli gazeteler için yazdığı tiyatro eleştirileriyle yazarlığa başlamıştı. Üniversiteliyken Berlin'deki "Freie Bühne"yi örnek alarak arkadaşlarıyla birlikte ilk "hür" Macar tiyatrosu "Thalia"yı kurdu ve İbsen, Hauptmann, Gorki gibi ilerici yazarların eserlerini sahneledi. Bu tiyatro bir ilk olarak işçilere perdesini açıyordu. Lukács uzun yıllar bu tiyatroda rejisör olarak çalıştı.
Budapeşte Üniversitesi'nde önce ulusal ekonomi ve hukuk okuyan Lukács, daha sonra filoloji fakültesine geçerek edebiyat, sanat tarihi ve felsefe bölümünü bitirdi. Felsefe dalında doktora yaptığı dönemde ilk büyük edebiyat eseri olan ve Macar Akademisi Bilim Ödülü'nü kazanan "Modern Dramın Gelişme Tarihi"ni yazdı.
Lukács'ın bu kitabı dramanın, özelde de trajedinin gelişiminin sınıfsal gelişimle bağlantısının kurulmasına ilişkin ilk denemesidir. Lukács Yunan trajedisi, Shakespeare ve "klasik Fransız trajedisi"nin incelenmesi temelinde sınıfsal yıkımın başladığı ve bir sınıfın ideolojisinin gerçeklikle çatıştığı dönemlerin dramatik dönemler olduğu tezini geliştiriyor ve bu tezini 19. yüzyıldaki burjuvazinin dramına uyarlıyor. Geriye dönük olarak Lukács, bu dönemde Marksizmle tanışmış olmasına karşın (özelde Shakespeare'in dramının değerlendirmesinde Marx'a dayanmaktadır) esasta Hegel'in etkisi altında olduğunu kendisi tespit etmiştir.
Lukács, Budapeşte Üniversitesi'nde doktora çalışmasını tamamladıktan hemen sonra, 1909 güzünde Berlin'e giderek orada öğrenime başladı. Bu tarihten sonra eserlerini genellikle Almanca yazdı. 1912'de Heidelberg'e yerleşti. Bu yıllarda Lukács esas olarak klasik Alman felsefesiyle (Kant, Fichte, Schelling, Hegel) ilgilendiğini söyler. "Ruh ve biçimleri" başlığını taşıyan yazıları çeşitli edebiyat dallarının (drama, lirik, öykü vb.) ortaya çıkışının tarihsel yasalarını (idealist bir temelde) incelemeye çalışmasının ürünüdür. Lukács'ın estetiğin sistematiğini ortaya çıkarma tutkusu ta bu dönemlere dayanır.
Lukács, "Marx'a Yolum" adlı özyaşam öyküsünde Georg Simmel'in kendisi üzerindeki etkisi hakkında şunları söyler:
"Georg Simmel şüphesiz modern felsefenin en önemli ve ilginç geçiş dönemi figürüdür. Bu nedenle o, felsefeye eğilimli tüm genç düşünürler nesli üzerinde öyle çekici olmuştur ki, kısa ya da uzun vadede onun sihrine kapılmamış olan tek düşünür nerdeyse kalmamıştır." (s. 30)
"Özel öğrencisi olduğum Simmel'in benim üzerimdeki etkisi, Marks'ın bana o dönemde kazandırdıklarıyla bir dünya görüşü "kurmamı" sağladı. "Edebiyat Sosyolojisi" için Simmel'in "Paranın Felsefesi" ve Max Weber'in Protestanlık Yazılarını örnek aldım. Bu anlayışta gerçi bazı Marksçı unsurlar da bulunuyordu ama iyice törpülenmiş olduklarından pek göze çapmıyorlardı. "Sosyoloji"yi Simmel örneğine göre çok soyut olarak ele alınan ekonomik temelden olabildiğince ayırırken, "sosyolojik" çözümlemede, daha sonra yapacağım gerçek bilimsel estetik araştırmanın yalnızca bir ön aşamasını görüyordum. 1907-1911 yılları arasında yayınlanmış denemelerim, bu yöntem ile gizemci öznelcilik arasında gidip gelir. (Fritz Raddatz, s.16)
Lukács bu dönemde biçimin öncelliğini savunur. Edebiyat Tarihinin Teorisi (1910) adlı yazısında edebiyat tarihini "sosyoloji ile estetiğin birliği" olarak tanımlar ve bu birlik içinde birincil olanın ne olduğu sorusuna yanıt arar. "Edebiyat tarihi biçim ve estetik değerlendirme olmaksızın düşünülebilir mi?" (Georg Lukács, Edebiyat Tarihi Teorisi Üzerine, "Text + Kritik" edebiyat dergisinin 39/40 sayısından, Almanca) Lukács'ın yanıtı "hayır"dır. O edebiyatı salt bir "ideoloji" ve ekonomik koşulların bir sonucu olarak gören "tutarlı" Marksistlerle ("tutarlı" Marksistler kavramını kullanan Lukács'tır ve "Vülger Marksizm" ya da Kaba Marksizm'le eşanlamlı kullanılmaktadır) polemik içinde sanat ve edebiyatı ayrı bir bilim kılanın estetik değerlendirme olduğunu vurgular. Biçim ile içerik, dünya görüşü ile biçim arasındaki ilişki konusunda Lukács her biçimin gerisinde her zaman bir dünya görüşünün durduğu tezini savunur: "Bütün biçimler yaşam hakkında değerlendirme ve yargıdırlar ve bu gücü derinde yatan dünya görüşünden alırlar." Yine Lukács'a göre belirli biçimlerle belirli dünya görüşleri uyuşmazlar, bazıları ise kısmen uyuşurlar.
Bu görüş bir yanda içerik ile biçimin bir birlik oluşturduğu düşüncesini içinde taşımakta aynı zamanda ama biçimi birincil görmekte, edebiyat ve sanatı biçimden yola çıkarak incelemeyi temel almaktadır. "Biçimlerin bir 'tarihi' vardır ve sürekli değişmektedirler ve bu bilimin konusu olabilecek durumdadır." (agy)
1916'da Lukács'ın "Romanın Teorisi" adlı kitabı yayınlanır. Bu kitap, Lukács'ın Marksist olmadan önce yazdığı son eserdir. 1962 yılındaki bir yeni baskısının önsözünde Lukács şunları yazar:
"O sırada, tinsel bilimler (Geisteswissenschaft) yöntemi denilen yöntem karşısındaki tavrımı hiç değiştirmeksizin Kant'tan Hegel'e geçiş süreci içinde bulunuyordum. Bu tavrım, Dilthey, Simmel ve Max Weber'in çalışmalarından edindiğim gençlik izlenimlerime dayanıyordu.
"Roman Kuramı işte bu nedenle tipik bir tinsel bilim örneğidir. Onun yöntembilim sınırlarını aşmaz. Buna rağmen, bu yapıtın başarısı -Thomas Mann ve Max Weber kitabı beğenen okurlardandır- büsbütün rastlantısal değildir.
Bildiğim kadarıyla "Roman Kuramı", Hegelci felsefenin estetik sorunlara somut olarak uygulandığı ilk tinsel bilim yapıtıdır.
Hegel'in... miraslarından biri de estetik kategorilerin tarihselleştirilmesidir. Hegel'in estetik alanında getirdiği yeniliklerin en önemli sonuçları buradadır." (Raddatz s.20)
Birinci Dünya Savaşı başladığında Lukács çevresindeki sanat ve edebiyatçıların birçoğu gibi savaşı reddeden, pasifist bir tutum aldı. 1915 yılında Budapeşte'ye döndü. Budapeşte'de sosyolog Karl Mannheim, Arnold Hauser, Ervin Szabo ve Bela Fogarasi tarafından kurulan "Tinsel Bilimler Özgür Okulu"nda ders veriyordu.