Ana Sayfa Sayılar Güney 10 Deprem! Düzen! Devlet!

Ziyaretçi Defterinden

Üye Özel Menüsü

İçerik Tıklama Görünümü : 3145812
Şu anda 214 konuk çevrimiçi

Giriş Yap



Deprem! Düzen! Devlet! PDF Yazdır e-Posta

Bu ya­zı­da yu­kar­ıda­ki baş­lı­ğa uy­gun ola­rak bu üç “D”yi içi­çe ele alıp in­ce­le­me­ye ça­ba sarf ede­ce­ğim.
17-18 Ağus­tos1999’dan bu­gü­ne ka­dar bu üç “D” ile il­gi­li ola­rak çok şey­ler ya­zıl­dı, söy­len­di ve gö­rün­tü­len­di.

Tür­ki­ye 17 Ağus­tos’ta DEP­REM’le sar­sıl­dı, ölü sa­yı­sı­nın on­bin­le­ri aş­ma­sı­nın, yüz­bin­le­re va­ran ya­ra­lı sa­yı­sı­nın, mil­yar­lar­ca do­lar mad­di kay­bın te­me­lin­de DÜ­ZEN’de­ki bo­zuk­luk yat­mak­tay­dı. O bü­yük ve güç­lü gös­te­ri­len DEV­LET, bu fe­la­ket­te tüm ku­rum­la­rı ile kof ol­du­ğu­nu ka­nıt­la­dı.
DEP­REM ne­dir? Bu ko­nu­da iki te­mel zıt yak­la­şım var­dır. Bi­rin­ci te­mel yak­la­şı­ma gö­re; tan­rı­nın in­san­la­rı ce­za­lan­dır­ma­sı­dır. Bun­lar için tüm fe­la­ket­le­rin hep­si böy­le­dir.
Mi­to­lo­ji­de, tan­rı­lar­dan ate­şi ça­lan Pro­me­te­us’a tan­rı­la­rın öf­ke­si­ni He­si­odos şöy­le di­le ge­ti­rir;
“Fa­kat Ze­us giz­le­di ge­çi­mi öf­ke­le­nin­ce yü­re­ği
Al­dat­tı­ğı için onu Pro­me­te­us’un dü­ze­ni
Bu yüz­den in­san­lar için acı­lar ta­sa­lar bul­du
Şöy­le de­di öf­key­le bu­lut top­la­yı­cı Ze­us ona:
İa­pe­tes oğ­lu, çok bil­miş­lik­te ol­ma­yan eşi.
Se­vi­ni­yor­sun ate­şi çal­dı­ğı­na, al­dat­tı­ğı­na be­ni
Fa­kat bü­yük dert aça­ca­ğım ge­le­cek­te­ki
in­san­la­rın ba­şı­na
On­la­ra ben ateş ye­ri­ne bir afet yol­la­ya­ca­ğım, hep­si
Hep­si ne­şe­le­ne­cek yü­rek­ten
ok­şa­yıp se­ve­rek afet­le­ri­ni.”

(Or­han Han­çer­li­oğ­lu, Dü­şün­ce Ta­ri­hi, sf. 37)
Tan­rı­la­rın ce­za­sı ola­rak ka­bul gö­ren afet­ler kar­şı­sın­da, bin­ler­ce yıl­dır, tan­rı ve­ya tan­rı­la­ra ya­ka­rı­la­rak te­sel­li bu­lun­mak­ta, bu an­lam­da bi­le­rek ve­ya bil­me­ye­rek in­san­lar ça­re ara­ya­cak­la­rı­na, afet­le­ri­ni yü­rek­ten ok­şa­yıp sev­mek­te­dir­ler. Yi­ne mi­to­lo­ji­de ye­rin sar­sın­tı­sı Po­se­ido­nun işi ola­rak gö­rü­lür. Bu an­la­yı­şa gö­re İn­san­la­rın ka­de­ri ön­ce­den ya­zıl­mış­tır, bun­dan sap­mak müm­kün de­ğil­dir. Bü­yük ozan Ho­me­ros Odys­se­ia’da, “Son­ra ne ge­le­cek­se ba­şı­na gel­sin, ka­der ip­li­ği­ni bü­ken güç­lü tan­rı­lar ona ana­sı­nın kar­nın­da doğ­du­ğu gün han­gi ku­ma­şı do­ku­muş­lar­sa onu giy­sin” der­ken 4 bin yıl ön­ce bu te­mel yak­la­şı­mı di­le ge­tir­miş, kor­ku ve ta­pın­ma­nın bu ce­za­lan­dır­ma­da in­san­la­rı ko­ru­ya­ca­ğı dü­şün­ce­si o gün­ler­den bu­gü­ne de­rin iz­ler sa­la­rak yer­leş­miş­tir.
DEP­REM son­ra­sın­da in­san­lar­la tan­rı ara­sı­na gir­me­ye ça­lı­şan ve fe­la­ke­te uğ­ra­mış, za­rar gör­müş in­san­la­rın duy­gu ve inanç­la­rı­nı sö­mür­me­de bu do­ğa ola­yı­nı kul­la­nan bir di­zi be­zir­gan, bu do­ğa ola­yın­dan pay el­de et­me aşa­ğı­lık-köh­ne dav­ra­nı­şın­da bu­lu­na­rak ka­der­ci­li­ğin sür­me­sin­de el­le­rin­den ge­le­ni ard­la­rı­na koy­ma­mış­lar­dır.
Bu or­ta­çağ fet­va­cı­la­rı, dav­ra­nış­la­rı ile; “Bal­lan­dır­ma ba­na ölü­mü, şan­lı Odys­se­us, bü­tün geç­miş göç­müş ölü­le­re kral ola­ca­ğı­ma el ka­pı­sın­da kul­luk edey­dim keş­ke, var­lık­sız, yok­sul bir çift­çi­nin ya­nın­da ır­gat olay­dım” di­yen an­tik çağ oza­nı Ho­me­ros’un da ge­ri­sin­de dur­mak­ta­dır­lar. Kit­le­le­re “ölü­mü ve yı­kı­mı bal­lan­dır­mak­ta­dır­lar”. El­bet­te bü­yük ozan Ho­me­ros’un in­san­la­rın bir­bi­ri­ne kö­le­li­ği­ni de­ğiş­mez say­ma­sı­nı bu­gün ka­bul ede­me­yiz. Ama bu­gün bi­ze fe­la­ket­le­ri tan­rı­nın ce­za­sı ola­rak yut­tur­ma­ya ça­lı­şan bu an­la­yı­şın te­me­lin­de ya­tan me­ta­fi­zik te­ori ve pra­ti­ği red­det­mek ve bu­na kar­şı her alan­da mü­ca­de­le et­mek zo­run­da­yız.
Bu zo­run­lu­lu­ğu açık­la­ma­dan ön­ce; DEP­REM ne­dir so­ru­su­na ve­ri­len ikin­ci ce­va­bı, bi­lim­sel yak­la­şı­mı bi­raz ir­de­le­mek is­ti­yo­ruz.
Bi­lim­sel ola­rak DEP­REM ne­dir?
İlk etap­ta bir do­ğa ola­yı­dır. Na­sıl ki bir in­sa­nın do­ğu­mu, bü­yü­me­si, yaş­lan­ma­sı ve öl­me­si bir do­ğa ola­yı ise, DEP­REM de böy­le bir olay­dır. Bu­gün­kü araş­tır­ma ve ve­ri­le­rin or­ta­ya çı­kar­dı­ğı, en kı­sa ta­nı­mı ile, yer ka­bu­ğu tit­re­şim ve sar­sın­tı­la­rı­na DEP­REM de­nir.
Bü­yük küt­le­ler ha­lin­de­ki yer­yü­zü ka­bu­ğu sü­rek­li ha­re­ket ha­lin­de­dir. Ye­rin di­bi­ne doğ­ru de­rin­lik art­tık­ça sı­cak­lık­ da ar­tar. Ye­rin de­rin­lik­le­rin­de bü­yük bo­yut­lu ısı akım­la­rı var­dır. Bu akım­lar yer­yü­zü­nü kap­la­yan ka­tı ve kı­rıl­gan ka­buk par­ça­la­rı­nın, lev­ha­la­rın (bu­na fay hat­tı da de­nir) ha­re­ket et­me­si­ne ne­den ol­mak­ta­dır. Bu ha­re­ket sı­ra­sın­da lev­ha­lar bir­bir­le­rin­den ko­par­lar, bir­bir­le­ri­ni sı­yı­rır­lar ve­ya bir­bir­le­ri­ne çar­par­lar. Bu kop­ma­lar, sı­yır­ma­lar ve çarp­ma­lar “DEP­REM ku­şak­la­rı” ola­rak ad­lan­dı­rı­lır. Ya­ni, ye­ral­tın­da­ki bu ha­re­ket­ler, bir ta­raf­tan tah­ri­bat ve fe­la­ket­le­re yol açar­ken, di­ğer ta­raf­tan ise; mil­yar­lar­ca in­san, tüm hay­van­lar ve bit­ki­ler sö­zün kı­sa­sı tüm can­lı­lar, dep­rem­ler sa­ye­sin­de ya­şa­mak­ta­dır. Çün­kü, ya­şam için çe­şit­li gaz­la­rın ya­nı sı­ra, kar­bon ga­zı­na ih­ti­yaç var­dır. Bu ve di­ğer gaz­lar dün­ya de­rin­lik­le­rin­de ye­ter­li mik­tar­da bu­lun­mak­dır.
Ya­nar­dağ­lar­dan püs­kü­ren bu gaz­lar at­mos­fer­de bi­ri­kip ge­ze­gen yü­zü­ne dü­şen gü­neş ışın­la­rı­nı hap­se­der­se (se­ra et­ki­si) o ge­ze­gen­de bir ce­hen­nem sı­ca­ğı olu­şur ve ya­şa­mın oluş­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. Ve­nüs ge­ze­ge­nin­de de du­rum bu­dur. Eğer at­mos­fer­de ye­ter­li kar­bon ol­maz ise, bu de­fa ya­şam için ye­ter­li ısı­nın oluş­ma­sı müm­kün ol­maz, gü­neş ışı­ğı­nın sü­zül­me­si sağ­lan­maz, buz­lar ül­ke­si Mars’ta du­rum bu­dur.
Dün­ya­mız­da ise, lev­ha de­nen bu ka­buk par­ça­la­rı­nın ha­re­ke­ti, ge­rek du­yu­lan gaz­la­rı uy­gun öl­çü­de tut­ma­yı sağ­lar. Bi­ri­ken gaz­lar, baş­ka lev­ha­la­rın al­tı­na da­lan ka­buk par­ça­la­rı ile ye­ni­den dün­ya­nın sı­cak man­to­su­na dö­ner. Ok­ya­nus dip­le­rin­de ye­ni olu­şan ka­buk ile ih­ti­yaç olan gaz­lar yer­yü­zü­ne çı­kar. Bir bü­tün ola­rak bu dön­gü, ya­şam için ge­rek­li olan ılı­man bir ik­li­min oluş­ma­sı­nı sağ­lar. Bu lev­ha­lar öy­le güç­lü­ler ki, kı­ta ve ok­ya­nus­la­rı sırt­la­rın­da ta­şı­mak­ta­dır­lar.
On­la­rın her ha­re­ke­ti (do­ğal olan dep­rem­ler) bir ta­raf­tan mil­yon­lar­ca yıl­dır yer­yü­zün­de­ki can­lı­la­rın ya­şa­mı­nı de­vam et­ti­rir­ken, di­ğer ta­raf­tan fe­la­ket­le­re de yol aça­bil­mek­te­dir.

Dün­ya­da her yıl, Rich­ter Öl­çe­ği­ne (dep­rem­le­rin öl­çül­me­sin­de kul­la­nı­lır, bu is­mi­ni, Ame­ri­ka­lı Je­ofi­zik­çi-Sis­mo­log Char­les F. Rich­ter’den alır. 1900-1985 yıl­la­rı ara­sın­da ya­şa­mış­tır.) gö­re bin­ler­ce DEP­REM kay­de­di­lir.;
Rich­ter Öl­çe­ği­ne gö­re;
8 ve yu­ka­rı şid­det­te­ki dep­rem yıl­da 1 kez olur,
7- 7,9 şid­det­te­ki dep­rem yıl­da 18 kez olur,
6 - 6,9 şid­det­te­ki dep­rem yıl­da 120 kez olur,
5- 5,9 şid­det­te­ki dep­rem yıl­da 800 kez olur,
4-4,9 şid­det­te­ki dep­rem    yıl­da 6200 kez olur,
3 - 3,9 şid­det­te­ki dep­rem yıl­da 49.000 kez olur,
2- 2,9 şid­det­te­ki dep­rem gün­de 1000 kez olur,
1- 1,9 şid­det­te­ki dep­rem gün­de 8000 kez olur.    

(Kay­nak: Hür­ri­yet 18.08.99)    
Şim­di de ta­ri­he ge­çen en şid­det­li bir kaç dep­rem ör­nek­le­ri­ne ba­ka­lım:

Yer ve Şid­de­ti (Rich­ter Öl­çe­ği) Yıl Tak­ri­bi Ölü Sa­yı­sı
Gi­rit (Yu­nan Ada­sı) Bi­lin­mi­yor 365 50.000
An­tak­ya(Ana­do­lu) Bi­lin­mi­yor 526 250.000
Dam­gan/İran Bi­lin­mi­yor 856 200.000
Yu­ka­rı Mı­sır Bi­lin­mi­yor 1201 1.000.000
Şan­si/Çin 11* 1556 830.000
Cal­ku­ta/Hin­dis­tan Bi­lin­mi­yor 1737 300.000
Liz­bon/Por­te­kiz 9* 1755 40.000
Gan­su/Çin 8,5 1920 200.000
Tok­yo/Ja­pon­ya 8,3 1923 99.000
Er­zin­can 8,0 1939 39.000
Ku­zey Pe­ru 7,8 1970 70.000
Tang­şan/Çin 7,8 1976 700.000
Me­çi­co City 8,1 1985 10.000
Ku­zey­ba­tı İran 7,7 1990 50.000
Fi­li­pin­ler 7,7 1990 6000
Ko­be/Ja­pon­ya 7,2 1995 6400
Sa­ka­lin Ada­sı/Rus­ya 7,5 1995 1840
Ba­tı Ko­lom­bi­ya 6,1 1999 1170
Mar­ma­ra 7,4 1999 (tah­mi­ni) 50.000

(*) Ola­ğan dı­şı na­dir rast­la­nan öl­çek­te.
Yu­ka­rı­da­ki bü­yük oran­da­ki ölü sa­yı­la­rı tak­ri­bi­dir.
Kay­nak: Hür­ri­yet 18.08.1999 ve Bü­yük La­ro­us­se Ansk.

Ra­kam­lar, yıl­lar ve ör­nek ola­rak al­dı­ğımz ül­ke­ler açık dil ko­nuş­mak­ta­dır.
Ya­ni sö­zün özü, in­san­lık ve tüm can­lı­lar DEP­REM­LE ya­şa­mak zo­run­da­dır. Bü­tün can­lı­lar mil­yon­lar­ca yıl dep­rem­ler­le içi­çe ya­şa­dı, ya­şı­yor. Do­ğa güç­lü ol­du­ğu gi­bi, afe­ti de güç­lü­dür. Bu nok­ta üze­rin­de da­ha faz­la dur­mak is­te­mi­yo­ruz. Bu­ra­da ver­mek is­te­di­ği­miz me­saj, bu zo­run­lu­lu­ğun kav­ran­ma­sı­dır. İş­te bu zo­run­lu­luk kav­ran­ma­dı­ğı öl­çü­de kör­lü­ğe yol açar. Kör­lü­ğün be­ra­be­rin­de ge­tir­di­ği zin­ci­rin di­ğer hal­ka­sı ise ted­bir­siz­lik ve el­bet­te onun da de­va­mı fe­la­ket ol­mak­ta­dır. Bu an­lam­da da, DEP­RE­Mİ ve her tür­lü fe­la­ke­ti tan­rı­nın in­san­la­rı ce­za­lan­dır­ma­sı ola­rak in­san­la­ra ka­bul et­tir­me­ye ça­lı­şan, il­kel ve il­kel ol­du­ğu oran­da da çağ­dı­şı bu dü­şün­ce ve an­la­yış red­de­dil­mek zo­run­da­dır. Çün­kü, bu al­dat­ma­cı dü­şün­ce­nin te­me­lin­de, so­rum­lu­luk­tan ka­çış ve ger­çe­ği kav­ra­ma­ma yat­mak­ta­dır. Ar­tık in­san­lı­ğın bu tür al­dat­ma­ca­la­ra faz­la rağ­bet gös­ter­me­me­si­ne rağ­men, kör­lü­ğe ne­den olan baş­ka se­bep­ler­de ken­di­ni da­yat­mak­ta­dır. İler­de bu da­yat­ma­la­rın ne­ler ol­du­ğu­nu DÜ­ZEN ve DEV­LET bağ­la­mın­da tek tek ele ala­ca­ğız.
Şim­di önem­li bir so­ru­ya da­ha ce­vap ara­ma­ya ça­lı­şa­lım. Ma­dem bi­lim­sel ola­rak DEP­REM açık­la­na­bi­li­yor, ne­den ha­la bü­yük öl­çek­li ola­nı ön­ce­den tes­bit edi­le­mi­yor? Her­şey­den ön­ce, dep­rem ko­nu­sun­da in­san­lı­ğın yap­tı­ğı araş­tır­ma ve in­ce­le­me­ler de­vam edi­yor. Bu araş­tır­ma ve in­ce­le­me­ler de­vam et­tik­çe, bu­gün­ki ve­ri­le­rin mut­la­ka de­ği­şik­li­ğe uğ­ra­ya­rak ye­ni ve­ri ve bil­gi­le­rin el­de edi­le­ce­ği ga­yet açık­tır. Na­sıl ki, uzay araş­tır­ma­la­rı, in­san­lı­ğı hep ye­ni bil­gi­ler ile do­na­tı­yor ise, dep­rem ko­nu­sun­da da ye­ni bil­gi­ler es­ki­le­rin ye­ri­ni ala­cak ve da­ha faz­la iler­le­me sağ­la­na­cak­tır.
Her do­ğa ola­yı­nın açık­lan­ma­sı ve bi­lin­me­si için epey za­man geç­miş­tir ve ge­çe­cek­tir. İn­san­lık bir do­ğa ola­yı­nı tüm yön­le­riy­le ta­nı­ma­dan, o do­ğa ola­yı­na kar­şı ye­ter­li ted­bi­ri ala­maz. Yal­nız bu so­ru, ül­ke­si dep­rem ku­şak­la­rın­da yer al­ma­yan Al­man­ya gi­bi Or­ta ve Ku­zey Av­ru­pa gi­bi ül­ke­le­ri şim­di­ye ka­dar pek il­gi­len­dir­me­miş­tir. Bi­lim ve tek­ni­ğin ge­liş­me­sin­de bu dün­ya böl­ge­si­nin ön ayak ro­lü oy­na­dı­ğı­nı dik­ka­te al­dı­ğı­mız­da, bu­nun bir tek se­be­bi var­dır. O da bu işin pek kâr ge­ti­ren ve ge­ti­re­cek olan bir iş ol­ma­ma­sı­dır. Bu ül­ke­ler­de­ki (yö­ne­tim­de olan­lar açı­sın­dan) esas an­la­yış, ken­di­le­ri­ne uzak alan­lar­da mey­da­na ge­len DEP­REM olay­la­rı­na in­sa­ni yar­dı­mı(!) ye­ter­li gör­mek­tir.
El­bet­te er­ken uya­rı sis­te­mi (yük­sek öl­çek­te­ki dep­rem­le­ri) bir­kaç gün ön­ce­den ha­ber ver­me­si­ni ge­rek­ti­ren bir sis­tem ol­mak zo­run­da­dır. Yok­sa, bir­kaç ay ve yıl ön­ce­den ha­ber ver­me sis­tem­le­ri mil­yon­lar­ca in­sa­nın ba­rın­ma­sı ve pa­nik vb. so­ru­nu­nu da gün­de­me ge­ti­re­ce­ğin­den, pek ya­rar­lı ola­cak bir ge­liş­me ola­maz. Er­ken uya­rı için şim­di­ye ka­dar en faz­la ya­tı­rım ya­pan Ja­pon­ya’da, (yıl­da 150 mil­yon do­la­ra va­ran bir har­ca­ma) Ko­be dep­re­mi ile, ön­ce­den ha­ber ver­me­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı dü­şün­ce­le­ri ağır­lık ka­zan­mış­tır. ABD ve Rus­ya’nın bir­lik­te yü­rüt­tü­ğü bir di­zi araş­tır­ma­da bu iş için ya­pı­la­cak pa­ra­sal ya­tı­rım­ ger­çe­ği ken­di­ni da­yat­mış du­rum­da­dır. Eğer in­san­lık bu so­ru­nu or­tak so­ru­nu ola­rak kav­ra­yıp ona gö­re or­tak ha­re­ket et­miş ol­say­dı ve ay­nı za­man­da aza­mi kâr hır­sı de­ğil­ de, in­sa­na ya­pı­la­cak ya­tı­rı­ma ön­ce­lik ve­ril­sey­di, bu so­run­da, şim­di­ye ka­dar alın­mış yol­dan çok da­ha faz­la yol alın­mış olur­du. Bir Pat­ri­ot fü­ze­si için 1 mil­yon do­lar ya­tı­ran­lar, el­bet­te kâr­lı iş pe­şin­de koş­tuk­la­rı­nı ken­di­le­ri da­ha iyi bil­mek­te­dir­ler. DEP­REM­LER­DE esas za­rar gö­ren­ler ‘sı­ra­dan’ in­san­lar ol­du­ğu için, bu ko­nu­da­ki vur­dum­duy­maz­lık an­la­şı­lır bir­şey­dir. Ga­rip ve aşa­ğı­lık ola­nı; ka­der­ci­le­rin bu du­ru­mu ken­di an­la­yış ve dü­şün­ce­le­ri­nin ge­liş­me­si­ne mas­ke et­me­le­ri­dir. El­bet­te bu mas­ke et­me iş­le­mi de, aza­mi kâr hır­sı ile bi­lim­sel so­ru­na yak­la­şan­la­rın ek­me­ği­ne ye­ter­li ya­ğı sür­mek­te­dir. An­cak in­san­lık bu so­ru­nu da kı­sa bir ge­le­cek­te çö­ze­cek, fa­kat bun­dan en son ya­rar­la­nan­lar yi­ne ge­ri ül­ke­ler ola­cak­tır. Çün­kü DÜ­ZEN onu ge­rek­tir­mek­te­dir.
Şim­di DÜ­ZE­NİN, bü­yük öl­çek­te­ki bir DEP­RE­MİN aç­tı­ğı za­rar, yı­kım ve fe­la­ket bo­yut­la­rın­da oy­na­dı­ğı ro­le göz ata­bi­li­riz.
So­ru­nun bo­yut­la­rı­nı ele al­ma­dan ön­ce DÜ­ZEN ne­dir so­ru­su­na ce­vap ara­ya­lım…
DÜ­ZEN en kı­sa ta­nı­mı ile; bir top­lum­da si­ya­sal, eko­no­mik, ya­sal ve yö­net­sel vb. açı­lar­dan bü­tü­nü oluş­tu­ran ya­sa ve ku­ral­la­rın tü­mü­dür. Top­lu­mun tüm öge­le­ri-sı­nıf­la­rı ara­sın­da­ki ‘uyum’dur. Bu, en öz de­yim ile; üre­tim iliş­ki­le­ri ile üre­tim güç­le­ri ara­sın­da­ki iliş­ki­nin top­lum­sal ge­liş­me­ye yan­sı­ma­sı­dır. Sı­nıf­lı top­lum­lar­da böy­le bir uyu­mun var ol­ma­sı ha­yal­dir. Böy­le bir uyu­mun ol­ma­dı­ğı top­lum­lar­da dü­zen­siz­lik söz­ko­nu­su­dur. He­le he­le öge­ler-sı­nıf­lar ara­sın­da den­ge­siz­lik uçu­rum­sal nok­ta­la­ra eriş­miş ise; bah­si ge­çen uyum ve DÜ­ZEN da­ha da ber­bat bir gö­rü­nüm arz eder. Rüş­vet, yol­suz­luk, hır­sız­lık, sah­te­kar­lık, ta­lan, kor­ku, yoz­laş­ma, so­rum­suz­luk, ted­bir­siz­lik, çev­re ve do­ğa ile uyum­suz­luk, fu­huş vb. her tür­lü in­sa­ni kö­tü­lü­ğün yay­gın­laş­ma­sı da­ha da el­ve­riş­li or­tam bu­la­rak ge­li­şir ve top­lu­mu yı­kım­la­ra gö­tü­rür. İn­sa­ni de­ğer­ler ayak­lar al­tı­na alı­nır. El­bet­te böy­le bir du­rum bu­gün­den ya­rı­na mey­da­na ge­len bir du­rum de­ğil­dir, yıl­la­rın bir­ki­mi­ni için­de ba­rın­dı­rır. DÜ­ZEN­Lİ top­lum­lar­da top­lu­mun bi­rey­le­ri so­rum­lu­luk ve gö­rev­le­ri bil­mek ve ken­din­den son­ra­ki­le­ri ona gö­re eğit­mek zo­run­da­dır. DÜ­ZEN­Lİ top­lum­lar­da in­san ve do­ğa uyum için­de ya­şa­mak zo­run­da­dır. İn­san ve do­ğa sev­gi­si iti­ci güç­tür.
Bu ve ben­ze­ri ko­nu­lar­da, ton­lar­ca ya­zı ya­zıl­mış­tır. Biz yal­nız­ca in­san­lı­ğın 4000-5000 yıl ön­ce­sin­den bir kaç ör­nek ver­mek is­ti­yo­ruz.
İsa Ön­ce­si 2000 yıl­la­rın­da, ya­ni gü­nü­müz­den tam 4000 yıl ön­ce­si Me­zo­po­tam­ya’da ku­ru­lan uy­gar­lı­ğın gü­nü­mü­ze ka­dar yan­sı­yan, tan­rı­la­ra ka­fa tu­tan Uruk As­la­nı Gıl­ga­meş des­ta­nın­da­ki aşa­ğı­da­ki söz­ler bu­gü­ne ne ka­dar da uyu­yor;
“Kor­ku­yu yen­me­nin iki tür­lü yön­te­mi var­dı, oğul: ya ce­sa­ret, ya da se­vinç (sev­gi) ile, As­lan­la bo­ğu­şup ona ga­lip gel­din mi?”
“Ha­yır, gül­dü ba­na, sa­de­ce gül­dü”
“Ger­çek­ten de çok az ölüm­lü­nün yü­zü­ne gü­len ta­lih. Ve sa­na önem­li ders­ler çı­ka­ra­bi­le­ce­ğin işa­ret­ler ve­ri­yor. Kor­kuy­la na­sıl ba­şa çık­man ge­rek­ti­ği­ni her za­man dü­şün Gıl­ga­meş. Ha­re­ket­siz kıl­ma­dı­ğı ve çıl­dırt­ma­dı­ğı müd­det­çe, kor­ku iyi­dir. (DÜ­ZEN­Lİ bir top­lum­da ku­ral­la­ra uy­mak / BN). İn­san ce­sa­ret­le kor­ku­yu ye­ne­bi­lir, fa­kat bu ara­da kalp­siz­le­şir, (Top­lu­mun di­ğer fert­le­ri­nin hak­la­rı­nı gör­mez ve on­la­rı gasp et­me­ye yel­te­nir. / BN) çün­kü ce­sa­ret, sı­nır­sız ola­bil­mek için tüm di­ğer duy­gu­la­rı yok eder. Sa­de­ce se­vinç (sev­gi / BN) ce­sa­ret­ten da­ha kud­ret­li­dir; bil­di­ği­miz en bü­yük güç­tür. Se­vinç (sev­gi / BN) ce­sa­re­ti de kap­sar, ce­sa­ret se­vin­cin bir par­ça­sı­dır. Se­vin­cin (sev­gi­nin / BN) ol­du­ğu yer­de kor­ku­ya yer yok­tur. Bu se­vin­ci ko­ru­ma­ya ça­lış Gıl­ga­meş ve onu ken­di­ne ya­kın olan­lar­la pay­laş. Göz­le­rin­de­ki kır­mı­zı as­la­nın gü­lü­şü­nü ko­ru.” (Uruk As­la­nı Gıl­ga­meş, Yurt Ki­tap Ya­yın, sf. 30-31)
Bir baş­ka in­sa­ni de­ğer ba­ğın­tı­sın­da söy­le­nen; “Kim ki sah­te ağır­lık­lar ve bo­zuk bir te­ra­zi kul­la­nır­sa, top­lum­dan dış­la­nır ve tüm has­ta­lık­la­rı ken­di­si­ne çe­ker. Bu­nu ya­pan ki­şi sa­de­ce baş­ka­la­rı­nı de­ğil, ken­di­si­ni de al­da­tır.” (age, sf. 139)
Dü­ze­nin bo­zuk ve ko­kuş­muş ol­du­ğu top­lum­lar­da, yu­ka­rı­da söy­le­nen­ler her­gün bin­ler­ce kez tek­rar­la­nan gün­lük olay­lar­dır. Bir bi­na­nın ya­pı­mın­da kul­la­nı­lan maz­le­me­den ça­lı­nan­la­rın han­gi tür has­ta­lık­la­rı için­de ba­rın­dır­dı­ğı­nı Mar­ma­ra dep­re­min­de çok açık ya­şa­dık, ya­şı­yo­ruz ve ya­şa­ya­ca­ğız..
Yu­kar­da do­ğa­nın gü­cü­nü ve in­san­la­rın do­ğal olay­lar­la iç içe ya­şa­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni bi­lim­sel ola­rak açık­la­ma­ya ça­lış­tık. Bu ba­ğın­tı­da ay­nı eser­de yer alan Gıl­ga­meş ve top­ra­ğın oğ­lu En­ki­du ara­sın­da­ki tar­tış­ma, gü­nü­mü­ze çok iyi ışık tut­tu­ğu için bu­ra­ya ak­tar­mak is­ti­yo­ruz.
En­ki­du bir kez da­ha sö­ze baş­lar;
“Hum­ba­ba’dan (or­ma­nı bek­le­yen-ko­ru­yan de­vin is­mi / BN) nef­ret et­me­ni ve onun­la be­ra­ber tüm kö­tü­lük­le­ri yok et­mek is­te­me­ni an­la­yış­la kar­şı­lı­yo­rum. Bu üze­rin­de tar­tı­şı­la­bil­cek bir ko­nu. Fa­kat öbür me­se­le­yi an­la­ya­mı­yo­rum: Ne­den ağaç­la­rın en bü­yü­ğü olan ko­nu­şa­bi­len se­di­ri kes­mek is­ti­yor­sun? Ne­den il­le de o or­ma­nın ağaç­la­rı­nı is­ti­yor­sun? Ağaç­la­rın bir ül­ke­nin zen­gin­li­ği ol­du­ğu­nu bil­mi­yor­mu­sun? Ne­den zen­gin­li­ği azalt­mak is­ti­yor­sun”
Gıl­ga­meş ce­vap ve­rir; “Tah­ta ma­sa­lar ve san­del­ye­ler, En­ki­du, tah­ta bir taht ve tah­ta­dan de­ğer­li ka­pı­lar… Gü­zel­lik ge­le­cek şeh­ri­mi­ze, … göz­le­rin ho­şu­na gi­de­cek (do­ğa­ya uy­ma­yan bir sü­rü gü­zel ya­pı­lar yer­le bir olun­ca ne de çir­kin olu­yor / BN) ve ru­hu se­vin­di­re­cek gü­zel nes­ne­ler ve gü­zel ya­şam (do­ğa ya­sa­sı­na ay­kı­rı ha­re­ket­ler ruh­lar­da ve zi­hin­ler­de yıl­lar­ca ne ka­dar ezi­yet çek­ti­ri­yor in­san­la­ra, özel­lik­le hiç­bir gü­na­hı ol­ma­yan ço­cuk­la­ra / BN). Ta uzak­lar­da hiç kim­se­ye bir fay­da­sı do­kun­ma­dan du­ran or­man­dan ba­na ne? Ağaç­lar tek­rar bü­yür, fa­kat bi­zim on­la­ra bu­ra­da ih­ti­ya­cı­mız var.”
En­ki­du ce­vap ve­rir; “Söy­le­dik­le­rin ku­la­ğa da hoş ge­li­yor doğ­ru­su. Yi­ne de içim­de coş­kuy­la sa­na ka­tıl­ma­mı en­gel­len bir şey­ler var. Bel­ki de şim­di söy­le­ye­cek­le­ri­mi ap­tal­ca bu­la­cak­sın, bu yüz­den bir bar­ba­rın his­le­ri­ne gül­me sa­kın. Fa­kat boz­kır­da öğ­ren­di­ğim bir­şey var: İn­san as­la gü­ne­şin mer­ke­zi­ne de­ğil, bi­raz­cık ya­nı­na bak­ma­lı, yok­sa kör ol­mak iş­ten bi­le de­ğil­dir. Bu şe­hir, Uruk ve bu­ra­da­ki ya­şam, pı­rıl pı­rıl par­la­yan göz ka­maş­tı­rı­cı nes­ne­ler­le do­lu gü­ne­şin ta ken­di­si. Fa­kat bu göz ka­maş­tı­rı­cı nes­ne­le­rin pa­rıl­tı­sı ar­tık­ça, in­sa­nın iç gö­zü de o de­re­ce kör­le­şir” (age, sf. 162)
İş­te top­ra­ğın oğ­lu En­ki­du’nun 4000 yıl ön­ce te­laf­fuz et­ti­ği du­rum, gü­nü­mü­ze de ga­yet iyi ya­kış­mak­ta, in­san­lar göz­ka­maş­tı­rı­cı nes­ne­le­rin pa­rıl­tı­sın­dan ger­çek­le­ri gör­me­de ku­sur iş­le­mek­te­dir­ler. İn­sa­ni kö­tü­lük­le­ri için­de ba­rın­dı­ran mev­cut DÜ­ZEN­LER de bu ku­sur­la­rın sü­rek­li kı­lın­ma­sın­da esas fak­tör­dür.
4000 yıl ön­ce, Gıl­ga­meş top­ra­ğın oğ­lu En­ki­du’yu kay­bet­tik­ten son­ra ölüm­süz­lü­ğü ara­yıp bu­la­ma­dı­ğı za­man, O’nun söz­le­ri­ni şöy­le de­ğer­len­di­rir; “En­ki­du’yu kay­bet­tim… Keş­ke uya­rı­la­rı­na ku­lak ver­sey­dim! Ağaç­la­rın bir ül­ke­nin zen­gin­li­ği ol­du­ğu­nu bil­mi­yor mu­sun?… bu söz­le­ri as­la unut­ma­ya­ca­ğım. Ya­şa­yan do­ğa­nın bi­ze sun­du­ğu bu mu­az­zam zen­gin­li­ği bir da­ha as­la yok et­me­ye­ce­ğim, ak­si­ne onu her za­man ko­ru­yup kol­la­ya­ca­ğım… Biz, tıp­kı ağaç­lar gi­bi do­ğa­nın bir par­ça­sı­yız, onun­la be­ra­ber ya­şa­ya­bi­li­riz.” (age. sf. 482)
Bu­gün yu­ka­rı­da ak­tar­dı­ğı­mız an­la­yış yer­leş­miş ol­say­dı, ya­ni DEP­REM­LER­LE ya­şa­ma­yı öğ­ren­miş ol­say­dık, do­ğa ile içi­çe ya­şa­say­dık, ona uyum sağ­la­ya­rak ha­ya­tı kur­say­dık, DEP­REM­LE­RİN aç­tı­ğı ya­ra­lar ve fe­la­ket­le­rin bo­yu­tu bun­ca ge­niş ola­maz­dı. İn­san­lık do­ğa­yı ken­di­ne uy­du­ra­ma­ya­ca­ğı­na gö­re, ken­di­si onun­la uyum­lu­luk için­de ya­şa­ma­yı öğ­ren­mek zo­run­da­dır. DÜ­ZEN­LE­RİN bu uyu­ma ne ka­dar uy­mak­ta ol­du­ğu­na geç­me­den ön­ce, bi­raz­da DEV­LET­TEN bah­se­de­lim.
Biz­le­re yıl­lar­ca “ba­ba” di­ye an­la­tı­lan bu ko­ru­ma un­su­ru ne­dir?
Dev­let her­şey­den ön­ce bir güç, erk­tir. Yok­sul­luk ve acı çe­ken in­san yı­ğın­la­rı­na öğüt ve na­si­hat­lar yet­me­yin­ce, on­la­rı bas­kı al­tın­da tu­ta­cak, baş­kal­dır­ma­la­rı­nı ön­le­ye­cek güç ola­rak or­ta­ya çık­mış­tır. An­tik ça­ğın kö­le­ci dev­let­le­ri böy­le pey­dah ol­muş­tur. Bu ça­ğın bü­yük dü­şü­nü­rü Pla­ton’a gö­re; “çöm­lek­çi (üre­ten / BN) zen­gin ol­ma­ma­lı, zen­gin olur­sa, çöm­lek­çi­li­ği bı­ra­kır, çöm­lek­siz ne ya­pa­rız.”
Bu­nun için de (ün­lü ya­pı­tı Dev­let’te) Pla­ton’un dev­le­ti üç sı­nıf­tan olu­şur: Yar­gıç­lar, as­ker­ler ve çöm­lek­çi­ler (çift­çi­ler, za­na­at­kar­lar, halk). Yar­gıç­lar yö­ne­te­cek, as­ker­ler ko­ru­ya­cak, çöm­lek­çi­ler de dev­le­ti bes­le­ye­cek.
Ya­ni, bes­le­yi­ci üre­ten halk, yi­yi­ci zen­gin yö­ne­ten. Bu an­lam­da güç de zen­gin­de. Aç to­kun ha­lin­den an­la­ya­ma­ya­ca­ğı için, bu DÜ­ZE­NİN hep böy­le de­vam et­me­si yö­ne­ten­le­rin işi­ne gel­di­ği için de; an­tik ça­ğın kö­le­ci dev­let­le­ri, özün­de hiç­bir de­ği­şik­lik ol­ma­dan, yü­zey­de­ki bir di­zi de­ği­şik­lik­ler­le gü­nü­mü­zün mo­dern cum­hur­i­yet­le­ri­ne dö­nüş­müş­tür. Bo­ru­yu ya­pan ay­nı, bo­ru­yu öt­tü­ren ay­nı. Bir ül­ke­de do­ğal zen­gin­lik ne ka­dar bol ve tek­nik ge­liş­me ne ka­dar ile­ri ise, alt­ta­ki­ler­ de on­dan o ka­dar se­bep­le­ne­bil­mek­te­dir. Ama esas kay­mak üs­tte­ki­le­rin­dir. Bu an­tik ça­ğın Ati­na­sı, Mı­sı­rı ve Asur­lu­la­rın­da böy­ley­di, bu fe­odal de­re­bey­lik dev­let­le­rin de böy­le ol­du, bu gü­nü­mü­zün en mo­dern­le­ri olan Al­man­ya, İs­veç, ABD vs. dev­let­le­rin­de de böy­le­dir. Do­ğal zen­gin­li­ğin faz­la ol­ma­dı­ğı, tek­ni­ğin ge­liş­me­di­ği dev­let­ler­de üre­ti­ci­le­rin du­ru­mu, ya­şa­mın tüm alan­la­rın­da da­ha da ber­bat gö­rü­nüm arz eder. Bu­ra­lar­da in­san ya­şa­mı­na da­ha az de­ğer ve­ri­lir, do­ğal afet­le­re kar­şı ted­bir, ko­run­ma vb. so­run­lar faz­la önem ta­şı­maz. Bu tür so­run­la­ra gün­lük yak­la­şı­lır.
Dev­le­tin “ba­ba” ro­lü­ne dö­ner­sek, or­ta­ya çı­kan ger­çek; yö­ne­ten­le­rin hep ken­di­le­ri­ni sı­nıf­lar üs­tü gös­ter­me al­dat­ma­ca­sı bu dü­şün­ce­nin yer­leş­me­si­ne se­bep ol­muş­tur. Alt­ta­ki­le­rin her­han­gi bir afet­te, ken­di­le­ri­nin “ba­ba­sı” ola­rak gör­dük­le­ri (as­lın­da öy­le gös­te­ril­mek­te) dev­let­ten yar­dım eli bek­le­me­le­ri ga­yet nor­mal­dir. Nor­mal ol­ma­yan ger­çe­ğin doğ­ru dü­rüst kav­ran­ma­ma­sı­dır. Top­la­nan ver­gi­le­rin bü­yük bir bö­lü­mü­nün yö­ne­tim gi­der­le­ri­ne, mev­cut ya­pı­nın ko­run­ma­sı­na har­can­dı­ğı ger­çe­ği kav­ran­dı­ğı oran­da, kör­lük­ten kur­tu­lu­nur ve in­san­lar ken­di ted­bir­le­ri­ni ken­di­le­ri alır­lar ve­ya ‘yö­ne­ten­le­ri’ bu nok­ta­lar­da zor­lar­lar. Gü­nü­mü­zün te­orik, tek­nik ve bi­lim­sel ge­liş­me­si, ger­çek­te dep­rem gi­bi ‘do­ğal afet­le­re’ kar­şı ye­ter­li ted­bir alın­ma­sı­nın im­kan­la­rı­nı ya­rat­mış du­rum­da­dır. Biz­ler bu­ra­da ol­ma­ma­sı ge­re­ke­ni açık­la­mak­la ye­ti­ne­ce­ğiz. Na­sıl ol­ma­ma­sı ge­rek­ti­ği dü­şün­ce­si, na­sıl ol­ma­sı ge­re­ke­ne ışık tu­tar sa­nı­yo­ruz.
DÜ­ZEN ve DEV­LET bağ­la­mın­da be­lir­le­di­ği­miz kıs­tas­la­rı, biz­le­ri in­san ola­rak de­rin­den et­ki­le­yen, on­bin­le­rin can kay­bı­na, on­bin­le­rin ya­ra­lan­ma­sı­na ve kor­kunç bo­yut­ta­ki mad­di de­ğe­rin yok ol­ma­sı­na se­bep olan, 17 Ağus­tos1999 Mar­ma­ra DEP­RE­Mİ­NİN or­ta­ya çı­kar­dı­ğı re­sim ile kar­şı­laş­tır­ma­ya ça­lı­şa­lım.
Gün­ler­den Sa­lı, sa­at 03.02, ta­rih 17 Ağus­tos 1999, yer: Ana­do­lu­’nun Mar­ma­ra böl­ge­si… Yıl­lar­ca be­yin­ler­de izi ka­la­cak bir ta­rih. Ye­rin de­rin­lik­le­rin­de lev­ha­lar kay­mış (fay hat­la­rı) baş­ka lev­ha­lar­la çar­pış­mış ve ye­rin yü­zün­de 7,4 öl­çe­ğin­de bir sar­sın­tı. Ki­mi ev­ler ka­ğıt­tan ku­le­ler gi­bi ye­re ya­pış­mış, ki­mi­le­ri or­ta, ki­mi­le­ri az ha­sar­lı. Ki­mi­le­ri­ne bir­şey ol­ma­mış. Yer­le bir olan­la­rın al­tın­da ge­ce­nin de­rin uy­ku­su­na dal­mış can­lı­lar var. He­men dün­ya­ya göz­le­ri­ni ka­pa­ma dar­be­si al­ma­yan in­san­lar, ya­şam di­re­ni­şi sab­rı ile en­kaz al­tın­dan kur­ta­rıl­ma­yı bek­li­yor. Za­ma­nın­da ted­bi­ri­ni ala­ma­mış, ama sar­sın­tı­dan kur­tu­lan­lar, yer al­tın­da ka­lan­la­rı­na yar­dı­ma ko­şu­yor, çıp­lak el­le­ri ile… İlk TV can­lı gö­rün­tü­le­ri sar­sın­tı­dan 20 da­ki­ka son­ra, ne ka­dar da hız­lı. Ama sar­sın­tı­nın bı­ra­ka­lım ön­ce­den bil­di­ril­me­si­ni, öl­çe­ği­nin tes­bi­ti o ka­dar da ya­vaş. Kan­dil­li Ra­sat­ha­ne­si­’nin ilk be­lir­le­me­le­ri­ne gö­re DEP­REM 6,7 şid­de­tin­de. Bir­kaç gün son­ra di­ğer ül­ke­ler­de­ki mes­lek­taş­la­rı­nın uya­rı­la­rı, biz­de­ki bu iş­le uğ­ra­şan pro­fe­sör kı­lık­lı­la­ra, 7,4 şid­de­tin­de­ki öl­çe­ği ka­bul et­ti­rir. Her tür­lü DÜ­ZEN al­lak bul­lak. El­bet­te hız­lı gö­rün­tü ka­ra ha­be­ri çok ça­buk du­yur­du. Ama hâ­lâ uyu­yan­lar var, on­lar ­da DÜ­ZE­Nİ elin­de tu­tan bir ço­ğu­na gö­re ko­ru­yu­cu “ba­ba” DEV­LET ay­gı­tı­nı yö­ne­ten in­san­lar(!).
Dü­ne ka­dar Tür­ki­ye’de “ko­mü­ni­kas­yon dev­ri­min­den” bah­se­den dev­le­tin ba­şı De­mi­rel 4,5 sa­at hiç­bir yer­le ile­ti­şim ku­ra­ma­dı­ğın­dan bah­se­di­yor. Dü­ze­ni iyi yö­net­mek id­di­asın­da­ki Baş­ba­kan Ece­vit, ba­kan­la­rı ile an­cak TV ka­me­ra­la­rı ara­cı­lı­ğıy­la ha­ber­le­şe­bi­li­yor. Sağ­lık Ba­ka­nı “ka­na ih­ti­ya­cı­mız yok” der­ken, TV ek­ran­la­rı­nın al­tın­da­ki bant­tan acil ka­na ih­ti­yaç var anons­la­rı ge­çi­yor.
Cu­di da­ğı­na 5 sa­at­te 50.000 as­ker in­dir­mek­le övü­nen dev­le­tin en kut­sal ko­ru­ma un­su­ru as­ke­ri­ye, ken­di­si Göl­cük’te dep­rem yı­kı­mı­nın al­tın­da, ken­di­si ile uğ­raş­mak­ta.
Du­rum 60 yıl ön­ce­si Er­zin­can dep­re­min­den, 30 yıl ön­ce­si Var­to dep­re­min­den pek fark­lı de­ğil.
Yı­kım kor­kunç, gö­rün­tü yü­rek­le­ri par­ça­lı­yor. Do­ğa­nın ga­za­bı­na uğ­ra­mış halk­tan in­san­lar tek yum­ruk ol­muş, fe­la­ke­tin bo­yu­tu­nu da­ralt­ma­ya ça­lı­şı­yor.
Tüm Tür­ki­ye dep­rem­le sar­sıl­mış ve ya­sa bo­ğul­muş. Ga­ze­te­ler baş­lık at­mış bir gün son­ra… 18 Ağus­tos 1999…
“KA­TİL­LER, yi­ne çü­rük in­şa­at. Yi­ne hır­sız ve vic­dan­sız mü­te­ah­hit­ler… Ağ­lı­yo­ruz, 6,7 şid­de­tin­de­ki dep­rem 45 sa­ni­ye sür­dü… Yi­ne ner­de­sin dev­let… İz­mit, Ada­pa­za­rı, Göl­cük, Ka­ra­mür­sel, Ya­lo­va, İs­tan­bul Av­cı­lar, Düz­ce de­ki Dep­rem 6,7 şid­de­tin­de”, (Hür­ri­yet)
“Acı­mız bü­yük… Göl­cük’te en­kaz al­tın­da Ami­ral­ler­ de var.” (Tür­ki­ye)
“Aman Al­lah’ım! Yi­ne ye­nil­dik… De­mi­rel: ‘Ya­ra­lar en kı­sa za­man­da sa­rı­la­cak’… İs­tan­bul ucuz at­lat­tı…” (Sa­bah)
4 gün son­ra ga­ze­te­ler baş­lık at­mış. Ta­rih 21 Ağus­tos 1999…
“Dep­rem böl­ge­si­ne çığ gi­bi yar­dım ya­ğı­yor, an­cak ko­or­di­nas­yon ha­la sağ­la­na­ma­dı… Tür­ki­ye ça­re arı­yor… Ölü sa­yı­sı 10.009, ya­ra­lı 34.338… Kan­dil­li Ra­sat­ha­ne­si bi­li­mi kan­dil­le mi ya­pı­yor?… Si­ya­set Dep­re­mi sa­de­ce ko­nuş­tu… Dep­rem­le dev­let de sar­sıl­dı… İmar Ya­sa­sı de­ğiş­ti­ril­sin… Ka­mu ku­rum­la­rı iş­lev­siz kal­dı” (Cum­hu­ri­yet)
“En­kaz al­tın­da 35 bin ki­şi var… Bin­ler­ce ce­set çık­tı, 35 bin in­san çı­ka­rıl­ma­yı bek­li­yor… Tür­ki­ye, dep­re­min ina­nıl­maz bi­lan­ço­su­nu Bir­leş­miş Mil­let­le­r’e bil­dir­di… Ek­mek de­ğil su… Ek­mek­ten çok su, ça­dır, bat­ta­ni­ye ve ila­ca ih­ti­yaç var… İş­te kom­şu­luk bu… Yu­nan hal­kı, dep­rem­ze­de­le­re yar­dım için se­fer­ber ol­du… Ken­di­mi­ze ev de­ğil me­zar yap­tır­mı­şız… Bu ka­dar geç ka­lın­ma­ma­lıy­dı… Su, top­rak ve ha­va ce­set ko­ku­yor… Ve­li Gö­çer in­şa­at­lar­da de­niz ku­mu kul­lan­mış..” (Sa­bah)
“40 bin ölü de­ni­yor… Va­tan­daş öl­dü, dev­let si­tem edi­yor… Dep­re­min za­ra­rı 20 mil­yar do­lar… Akıl­la­rı baş­la­rı­na gel­di, si­vil sa­vun­ma ya­sa­sı için ha­zır­lık…” (Ye­ni Asır)
“ Ölü sa­yı­sı her­gün kat­la­na­rak ar­tı­yor… 10.059 Ölü, 45.017 ya­ra­lı… Halk­ta da­ya­nış­ma ve yar­dım­laş­ma ru­hu… Evet uyum var! Ama Dev­let yok… Ta­bii de­ğil, bek­le­nen afet! Kriz mer­ke­zi felç, Baş­ba­kan­lık Kriz Ko­or­di­nas­yon Ku­ru­lu, tam bir ko­or­di­nas­yon­suz­luk için­de… Cum­hur­baş­ka­nı: Tak­dir-i ila­hi… Er­ba­kan: İla­hi ih­tar, ders çı­ka­ra­lım… Ka­çak ge­ce­kon­du­la­ra 10 kez imar af­fı çık­tı… Dün­ya­da yar­dım kuy­ru­ğu…” (Mil­li­yet)
“Tek yum­ruk… Yüz­yı­lın fe­la­ke­ti­nin ya­ra­la­rı­nı sar­mak için tek yü­rek ha­lin­de dep­rem böl­ge­si­ne ko­şan bin­ler­ce gö­nül­lü, göz­ya­şar­tan müt­hiş bir uğ­raş ve­ri­yor… Za­rar çok bü­yük, gün­ler­ce alev alev ya­nan Tür­ki­ye­’nin en bü­yük ra­fi­ne­ri­si Tüp­raş­’ta teh­li­ke geç­ti… 51 ül­ke­den yar­dım… Ce­set tor­ba­sı ih­ti­ya­cı faz­la… Ölü 10 bi­ni aş­tı, 40 bin ola­bi­lir… Gö­çen dev­let ay­gı­tı­dır…” (Hür­ri­yet)
“Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı, gö­nül­lü­le­re dil uzat­tı: SUS ve ÇA­LIŞ… Sal­gın ris­ki var, ka­ran­ti­na baş­la­dı… Ne olur da­ha hız­lı… As­ker ne­den geç kal­dı… Sev­gi­nin Rich­ter öl­çe­ği, ül­ke­ye dep­rem­le bir­lik­te bir sev­gi se­li ya­yıl­dı. Dev­le­tin ye­ter­siz kal­dı­ğı her alan­da halk, bir­lik olup, ken­di ba­şı­nın ça­re­si­ne ba­kı­yor, hırs­lar unu­tul­du. İn­san­lar­da sev­gi ve umut var… De­niz sa­hil­den in­ti­kam al­dı, De­ğir­men­de­re sa­hi­lin­de de­niz dol­du­ru­la­rak ka­za­nı­lan 150 met­re­lik alan dep­rem­le tek­rar su­ya dö­nüş­tü… Ke­sin­lik­le ek­sik mal­ze­me… Ka­çak ya­pı­la­rın te­me­li­ni atan dev­let yö­ne­ti­ci­le­ri… Ece­vit ilk iki gün ya­şa­nan ula­şım ve ile­ti­şim zor­luk­la­rı­nın an­la­yış­la kar­şı­lan­ma­sı­nı’ is­te­di..” (Ra­di­kal)
“Ce­set­le­re ça­kal da­dan­dı…” (Star 22.08.99)
“Dep­rem sa­de­ce ve­si­le ol­du. Zih­ni­yet kat­let­ti” (Nok­ta 22-28.08.99)
“Na­sıl sa­rı­la­cak ruh­lar­da­ki ya­ra­lar… Afet İş­le­ri, dep­re­min al­tın­dan kal­ka­bi­le­cek mi? Şim­di her­şe­yi sor­gu­la­ma­nın za­ma­nı… Çün­kü dev­let, ku­rum­la­rıy­la bir­lik­te en­kaz al­tın­da kal­mış gi­bi gö­rü­nü­yor… Beş yıl­dır sı­ra­da bek­li­yor­du. Si­vil Sa­vun­ma ya­sa­sı ge­li­yor, Dep­rem fe­la­ke­ti, Tür­ki­ye’de­ki si­vil sa­vun­ma hiz­met­le­ri­nin aciz­li­ği­ni, tüm çıp­lak­lı­ğı ile göz­ler önü­ne ser­di. Si­vil sa­vun­ma Mü­dür­lü­ğü’nden sa­de­ce 120 ki­şi­lik eki­bin ça­lış­ma­la­ra ka­tıl­ma­sı, bü­yük tep­ki top­la­dı… Uzay ve tek­no­lo­ji ça­ğı ola­rak ad­lan­dı­rı­lan 21. Yüz­yı­la bir ka­la, Baş­ba­kan Ece­vit’in CNN mu­ha­bi­ri­ne ver­di­ği rö­por­taj­da da be­lirt­ti­ği gi­bi, ‘dep­re­min ilk 2 gü­nün­de fel­ce uğ­ra­yan elekt­rik ve ha­ber­leş­me sis­te­mi ne­de­niy­le, fe­la­ke­te mü­da­ha­le ça­lış­ma­la­rı sek­te­ye uğ­ra­dı’… 131 yıl­lık ku­ru­luş, fe­la­ke­te uy­ku­da ya­ka­lan­dı, Kı­zı­lay’a ‘çök­tü’ ra­po­ru… Ka­nal 6’da ‘san­sür’ dep­re­mi” (Nok­ta 29.08-04.09.99)
“Asıl üs­tü­müz çü­rük. Ya­lan sü­rü­yor! İlk beş gün­de tek tek kur­tar­ma ya­pı­lır­ken bi­le ölü sa­yı­sı iki­şer-üçer­bin ar­tar­ken, kep­çe­le­rin ça­lış­ma­ya baş­la­dı­ğı dep­re­min al­tın­cı-ye­din­ci gü­nün­de hep ay­nı ra­kam açık­la­nı­yor. 12 bin… Er­ken uya­rı sis­te­mi fa­ci­aya ye­ti­şe­me­di… Ka­der ve umut, sa­at­ler geç­ti, sa­at­ler geç­ti, sa­at­ler geç­ti. Şaş­kın­lık ve kar­ga­şa bit­mi­yor­du. Bir dü­zen ku­ru­la­mı­yor­du. Yüz­ler­ce yıl­lık ya­lan zır­hı acı­lar­la de­li­ni­yor­du. Dev­let di­ye ya­rat­tı­ğı­mız de­ko­run ar­ka­sı­na bak­tı­ğı­mız­da, dep­rem ka­dar kor­kunç bir baş­ka ger­çe­ği, boş­lu­ğu gör­dük. Ar­dın­dan, ‘dün­ya­nın bi­ze düş­man ol­du­ğu’ ya­la­nı çök­tü. Acı, bi­zi ger­çek ha­ya­tın ger­çek in­san­la­rı yap­tı. Ger­çe­ği o ka­dar pa­ha­lı­ya sa­tın al­dık ki, ar­tık bir da­ha onu kim­se­ye ucu­za ver­me­yiz. Bun­ca ke­de­rin için­den be­ni böy­le­si­ne umut­lu ya­pan da bu iş­te. (Ah­met Al­tan)…
Ya­şa­yan­lar ölen­ler­den de acı­na­cak du­rum­da, bü­yük Av­ru­pa met­ro­po­lü, İs­tan­bul en ba­sit şek­liy­le bir or­ta­çağ ken­ti­ni an­dı­rı­yor.” (Ak­tü­el 26.08-01.09.99)
“Kı­zı­lay, olay­dan an­cak 3-4 gün son­ra, üs­te­lik ya­rım ya­ma­lak dep­rem böl­ge­si­ne gi­de­bil­di… Dev­let­le top­lum ara­sın­da fay hat­tı var… De­lil­ler yok edi­li­yor… Do­ğa di­ye­ti­ni alı­yor…” (Tem­po 02-08.09.99)
“17 Agus­tos Zih­ni­yet Dev­ri­mi: Top­lum ha­ya­tın­da­ki bü­yük al­tüst oluş­la­rın top­lum bi­lin­cin­de de dö­nü­şüm­le­re yol aç­tı­ğı bi­li­ni­yor. Tür­ki­ye’­nin ya­şa­dı­ğı bü­yük dep­rem fe­la­ke­ti­nin ne tür so­nuç­lar do­ğu­ra­ca­ğı tar­tı­şı­lı­yor şim­di. İlk so­nuç: En bü­yük dar­be­yi ‘dev­le­tin güç­lü ol­du­ğu’ inan­cı ile ‘Tür­kün Türk­ten baş­ka dos­tu yok’ mil­li­yet­çi­li­ği al­dı… 45 sa­ni­ye­de, top­lum­sal de­ği­şi­min ve da­ya­nış­ma­nın sim­ge­si ol­du­lar. Kır­mı­zı umut AKUT…” (Ak­tü­el 02-08.09.99)
Şim­di bir­çok oku­yu­cu­muz ne­den bu ka­dar faz­la ga­ze­te-der­gi alın­tı­sı yap­tık di­ye ha­yıf­la­na­cak­lar. Bi­le­rek yap­tık, man­za­ra­yı en kı­sa ha­li ile ver­mek­te­ler. Ay­rı­ca, yu­kar­da ak­tar­dık­la­rı­mı­zın bü­yük bir bö­lü­mü bun­dan ön­ce­ki fe­la­ket­ler­de de yer yer ay­nı ke­li­me­ler, yer yer de de­ği­şik ifa­de­ler­le ay­nı şe­kil­de tek­rar­lan­mış­tı. Te­mel­de de­ği­şen bir­şey ol­ma­mış­tı. Mev­cut dü­zen ve mev­cut dev­let güç ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dür­dü­ğü müd­det­çe, yi­ne te­mel­de faz­la bir de­ği­şik­lik ol­ma­ya­cak­tır. El­bet­te ay­kı­rı bir ta­kım an­la­yış­lar or­ta­ya çı­ka­cak, bir di­zi te­me­le iliş­kin de­ği­şik­lik­ler ta­lep ede­cek­tir. Ama bu­nun­la ye­ti­nil­di­ği oran­da, bu iyi ni­yet­li ça­ba­lar da so­nu­cu et­ki­le­me­ye­cek. 30 yıl son­ra da ay­nı man­za­ra­lar­la yi­ne kar­şı­la­şa­ca­ğız. Bi­lin­sin ki, biz bu­ra­da sı­ca­ğı sı­ca­ğı­na ya­zıl­mış­la­rı alın­tı­la­dık. Bir­kaç ay son­ra hiç­bir şey ol­ma­ya­ca­ğı gi­bi, söy­le­nen-ya­zı­lan bü­yük de­yiş­le­rin ye­rin­de yel­ler ese­cek­tir. Gö­nül is­ter ki öy­le ol­ma­sın. Ama na­fi­le, bu is­te­ğe bağ­lı bir so­run de­ğil­dir. Ne­de­ni­ni her­kes ken­di­ne sor­mak zo­run­da­dır.
Ya­zı­ma at­tı­ğım baş­lı­ğı bo­şu­na at­ma­dım ve dik­kat edil­diy­se; be­lir­li bir man­tık sis­te­mi için­de, olay­la­rın va­ro­lan ile iliş­ki­si­ni göz­den ka­çır­ma­ma­ya gay­ret gös­ter­me­ye ça­lış­tım.
Şim­di yu­kar­da alın­tı­la­dı­ğım ga­ze­te ku­pür­le­rin­de öne çı­kan ba­zı nok­ta­lar­la il­gi­li dü­şün­ce­le­ri­me ge­çe­bi­li­riz:
21Ağus­tos’99 ta­rih­li Mil­li­yet ga­ze­te­sin­den ak­tar­dı­ğı­mız; hem dev­le­tin ba­şı Cum­hur­baş­ka­nı De­mi­rel’in “tak­dir-i ila­hi” ve hem de Er­ba­kan’ın “Tak­dir-i ih­tar” an­la­yış­la­rı­nın al­tın­da ya­tan ne­dir? Bu so­ru­ya biz­ler yu­kar­da, “dep­rem ne­dir?” so­ru­su­na ve­ri­len ce­vap­ta, bir­bi­ri­ne iki zıt dü­şün­ce­yi açık­lar­ken ver­miş­tik. Hem De­mi­rel ve hem­ de Er­ba­kan’ın yak­la­şı­mı; so­ru­nu tan­rı­ya ha­va­le eden, ka­der­ci yak­la­şım­lar­dır. Zo­run­lu­lu­ğun kav­ran­ma­ma­sı için, kör­lü­ğü öner­mek­te­dir­ler. Ay­nı za­man­da te­mel­de ya­tan, ken­di so­rum­lu­luk­la­rın­dan ka­çış­tır.
Ay­nen, 1509 yı­lın­da­ki İs­tan­bul dep­re­mi sı­ra­sın­da kor­ku so­nu­cu sa­ra­yı­nı İs­tan­bul’dan Edir­ne’ye ta­şı­yan 2. Ba­ye­zid, ay­nı yıl Edir­ne’de de dep­rem olun­ca; hid­det­le­nip; “Bu zel­ze­le­ler zu­lüm ve fe­sa­dı­nız­dan maz­lum­lar ahı­nın se­bep ol­du­ğu ga­zab-ı ila­hi­dir” (Ak­tü­el, 9-12.09.99, sf. 50) der­ken de dep­re­mi tan­rı­nın ga­za­bı ola­rak açık­lar. Şim­di in­sa­na so­rar­lar, 1509 ile 1999 ara­sın­da hiç mi fark yok! 4000 yıl ön­ce­si ile şim­di za­man ara­sın­da far­kı gör­mek is­te­me­yen­ler için, 490 yıl­lık far­kın el­bet­te kıy­met-i har­bi­ye­si ola­maz! Hem De­mi­rel ve hem de Er­ba­kan vb. ne ka­dar da “çağ at­la­dık” der­se de­sin­ler, hâ­lâ ça­ğın ge­ri­sin­de­ler. Öy­le de ka­la­cak­lar.
Bu ba­ğın­tı­da baş­ka bir­şey da­ha var: İk­ti­da­rın ni­met­le­ri­nin üleş­ti­ril­me­si için yü­rü­yen da­laş­ta, din­ci ke­sim­den Fa­zi­let Par­ti­si Ada­pa­za­rı Mil­let­ve­ki­li Ne­zir Ay­dın, or­du için söy­le­di­ği; “Dep­rem, Göl­cük’te­ki ka­fir ko­mu­tan­lar İs­ra­il­li su­bay­lar­la iç­ki iç­tik­le­ri için ol­du. Al­lah on­la­rı ce­zan­lan­dır­dı” (Hür­ri­yet, 04.09.99) söz­le­rle dep­re­mi, or­du ile ara­la­rın­da yü­rü­yen ça­tış­ma­da, ina­nan­la­rı ya­nı­na çek­mek için mal­ze­me yap­mış­tır. Bu tür da­laş­lar­da böy­le du­rum­la­rın nor­mal ol­du­ğu­na de­ği­nip, ge­çip, kal­dı­ğı­mız yer­den de­vam ede­lim.
De­mi­rel bun­dan 30 yıl ön­ce Var­to dep­re­min­de de Baş­ba­kan ola­rak ay­nı şey­le­ri söy­le­miş­ti. Öm­rü ye­ter­se bun­dan son­ra­ki­ler de de ay­nı­sı­nı söy­le­ye­cek­tir. Çün­kü bun­la­rın mis­yo­nu bu­nu ge­rek­ti­ri­yor. Ama bu tür zır­va­la­ra ina­nan­la­rın sa­yı­sı­nın azal­dı­ğı­nı gör­mek de gü­zel bir­şey.
Bir de De­mi­rel’in 18.08.99 ta­ri­hin­de Sa­bah ga­ze­te­sin­de­ki “ya­ra­lar sa­rı­la­cak­tır” şek­lin­de­ki be­ya­na­tın tı­pa tıp ay­nı­sı­nı 30 yıl ön­ce Var­to dep­re­min­de Baş­ba­kan sı­fa­tı ile söy­le­di­ği­ni, sa­rı­la­nın ne ol­du­ğu­nu eğer bir Var­to’lu­ya rast­lar so­rar­sa­nız çok iyi olur. Ay­nı za­man­da Star ga­ze­te­si­nin 22.08,99 ta­rih­li “ce­set­le­re ça­kal da­dan­dı…” ha­be­ri, ya­ra­la­rın na­sıl sa­rıl­dı­ğı­na ve sa­rı­la­ca­ğı­na iyi bir ce­vap­tır de­yip ge­çe­lim.
Fe­la­ket­te ölen can­lar, ya­ra­la­nan­lar, yı­kı­lan bi­na­lar ve ra­kam­lar­da ya­pı­lan tah­ri­fat­lar üze­ri­ne;
Yu­kar­da alın­tı­la­dı­ğı­mız ra­kam­lar ne de­re­ce doğ­ru? He­men be­lir­te­lim, biz­le­rin bun­la­rı de­net­le­me im­ka­nı yok ve ol­ma­ya­cak da, dev­let is­ta­tis­tik­le­ri­ne, yi­ne dev­let yö­ne­ten­le­ri­nin ka­bul et­ti­ği sa­yı­lar gi­re­cek­tir. Dev­let sa­yı­lar­la oy­na­mış­tır. 4 gün on­bin­ler­ce ölü te­la­fuz edi­lir­ken ve en­kaz al­tın­da 35-40 bin in­sa­nın da­ha ol­du­ğu dil­ler­de do­la­şır­ken, ne­den 6.-7. gün­ler ölü sa­yı­sı bir­den 12 bin­le­re düş­tü? Bir-iki ge­ce­de ölen­ler di­ril­di ­mi? Ger­çi bun­lar onu­da ya­par­lar!!! Ama ger­çek­ler inat­çı­dır.
Ge­lin bir­lik­te bir he­sap ya­pıp, son­ra de­vam ede­lim… 31.08.99 ta­rih­li Hür­ri­yet ga­ze­te­si Baş­ba­kan­lık Kriz Yö­ne­tim Mer­ke­zi­’nin açık­la­dı­ğı sa­yı­la­rı ya­yın­la­dı. Bu­na gö­re bi­na ha­sar du­ru­mu şöy­le­dir:

İli Yı­kık*
Ağır Or­ta Az Top­lam
Ko­ca­eli 9430 12.688 37 22.155
Ya­lo­va 8782 ----** 23 8805
Sa­kar­ya 4337 4330 --- 8667
Bo­lu 2214 1426 --- 5167
İs­tan­bul 628 11.075 14.934 26.637
Bur­sa 85 215 263 563
Es­ki­şe­hir 61 44 255 360
Zon­gul­dak 7 45 4 56
Te­kir­dağ --- 2 --- 2


(*) Yı­kık/ağır ne an­la­ma gel­di­ği­ni kes­tir­mek müm­kün de­ğil, biz yer­le bir ol­muş­tan ha­re­ke­te ede­ce­ğiz. Or­ta­dan an­la­dı­ğı­mız ise; otu­ru­la­maz hal­de olan (**) or­ta ha­sar­lı da ne­den sa­yı ol­ma­dı­ğı ya da açık­lan­ma­dı­ğı için, an­cak he­nüz sa­yım­lar bit­me­di­ği­ni dü­şü­ne­bi­li­riz. Az ha­sar­lı­nın ve yı­kık/ağır ha­sar­lı­nın bit­me­si­ne rağ­men or­ta ha­sar­lı­da sa­yı ve­ril­me­miş ol­ma­sı çok ko­mik gel­di. İs­tan­bul ön­ce­si ve­ri­len ra­kam­la­rın gü­ve­ni­lir ol­ma­dı­ğı­na, key­fi de­ğer­len­dir­me­le­rin yer al­dı­ğı­na dik­kat çe­kip, ge­çe­lim.
25.544 yı­kık/ağır ha­sar­lı bi­na­yı en iyim­ser ha­li ile 3 kat­lı he­sap­lar­sak, or­ta­ya 76.632 kat ya­par. Yi­ne en iyim­ser ha­li ile her ka­ta 3 da­ire yer­leş­tir­di­ği­miz­de; 229.896 da­ire eder ki, her da­ire­de 2 ki­şi­nin otur­du­ğu var­sa­yı­mın­dan ha­re­ket eder­sek 459.792 in­san en azın­dan yı­kık/ağır ha­sar­lı bi­na­lar­dan et­ki­len­miş­tir.
Böy­le bir du­rum­da ya­ra­lı ve ölü sa­yı­la­rı­nın açık­la­nan­lar­la uyum­lu­luk gös­ter­me­di­ği­ni ma­te­ma­tik­ten bi­raz an­la­yan her­kes he­sap­la­ya­bi­lir. Son ge­li­nen yer­de res­mi ra­kam­la­ra gö­re ölü sa­yı­sı 15 bi­nin bi­raz üs­tü, ya­ra­lı sa­yı­sı 24.08.99’da 42.442 iken 04.09.99 da bu sa­yı 24.024’e in­miş­tir. Eh bu gi­diş­le bir yıl son­ra hiç ya­ra­lı kal­ma­ya­cak, ama sa­kat­lar­dan bah­se­de­bi­le­cek­ler­dir. Öy­le ya has­ta­ha­ne­den her ta­bur­cu edi­len, ar­tık ya­ra­lı de­ğil­dir. O za­man in­sa­nın so­ra­ca­ğı ge­li­yor. Bun­ca ya­pı­lan sağ­lık mal­ze­me­si yar­dım­la­rı ne­re­ye git­ti? Yok­sa on­lar ye­ni­den pa­ket­le­nip, pi­ya­sa­ya, büt­çe açı­ğı­nı ka­pat­mak için mi sü­rü­le­cek?! Yok­sa bu yol­la ye­ni zen­gin­ler mi ya­ra­tı­la­cak?! Biz­ce ölü sa­yı­sı en iyim­ser ra­kam­lar­la 50.000 ci­va­rın­da­dır. Ya­ra­lı sa­yı­sı 100.000’e ya­kın­dır.
Sa­yı­lar­la oy­na­ma­nın al­tın­da ya­tan esas fak­tör; fe­la­ke­tin bo­yut­la­rı­nı dar­alt­mak, in­san­la­rın en faz­la tep­ki­si­ni top­la­ya­cak olan, can­lı­ya ge­len az za­ra­rın ken­di so­rum­lu­luk­la­rı­nı azal­ta­ca­ğı te­mel dü­şün­ce­sin­de yat­mak­ta­dır. Geç­miş­te de bu ko­nu­da yer­ter­li ör­ne­ğin ol­du­ğu­nu be­lir­tip ge­çe­lim.
18.08.99 ta­ri­hin­de Hür­ri­yet ve Mil­li­yet ga­ze­te­le­ri­nin “Ka­til­ler” baş­lı­ğı at­ma­la­rı­nın se­be­bi ne idi?! Evet bu dep­rem­de, gö­rün­tü­ler ve re­sim­ler ara­cı­lı­ğı ile, he­pi­mi­zin gör­dü­ğü, ki­mi bi­na­la­rın ka­ğıt­tan kul­e­ler gi­bi yer­le­bir ol­muş ha­li, ki­mi­le­ri­nin yan yat­mış ve ki­mi­le­ri­nin sa­pa­sağ­lam dur­ma hal­le­ri, “çü­rük in­şa­at, hır­sız ve vic­dan­sız mü­te­ah­hit­le­ri” her dep­rem­de ol­du­ğu gi­bi ye­ni­den gün­de­me ge­tir­miş­tir. En son 1998 de­ki Ada­na-Cey­han dep­re­min­de de bu baş­lık­la­rın ve ben­zer­le­ri­nin atıl­dı­ğı ha­fı­za­mız­da hâ­lâ sı­cak­lı­ğı­nı ko­ru­mak­ta­dır. Ga­ze­te­ler­de­ki bu baş­lık­la­rın al­tın­da­ki ya­zı­lar okun­du­ğun­da; “ka­til­le­rin, hır­sız ve vic­dan­sız­la­rın” mü­te­ah­hit­ler­le sı­nır­lan­dı­ğı­nı ko­lay tes­bit ede­riz. El­bet­te bu gü­nah ke­çi­le­ri­nin bu so­rum­lu­luk­ta­ki pay­la­rı yan­dı­sı­na­maz. Ama en baş­ta bi­lin­me­si ge­rek­li olan Ve­li Gö­çer gi­bi­le­ri­nin ya­ra­tı­cı­sı DÜ­ZEN­DİR, onun ya­rat­tı­ğı kı­sa yol­dan işi­ni bil­me ve kö­şe dön­me zih­ni­ye­ti­dir. Bu zih­ni­ye­tin ko­ru­yu­cu­su da DEV­LET­TİR, onun ya­sa­la­rı­dır.
El­bet­te bu ül­ke­de dep­rem bi­li­mi ile uğ­ra­şan­la­rın ol­du­ğu gi­bi, in­şa­at, mü­hen­dis­lik-mi­mar­lı­ğı­nın fa­kül­te­le­ri de var. Dep­rem son­ra­sı, İTÜ’lü ho­ca­la­rın bil­gi­le­ri­ne da­ya­nı­la­rak mad­de mad­de bi­na­la­rın yı­kıl­ma ne­den­le­ri bi­lim­sel ola­rak ba­sın­da açık­lan­mak­ta, te­le­viz­yon­lar­da gö­rün­tü­lü bir şe­kil­de gös­te­ril­mek­te­dir. Yer yer li­be­ral­le­rin, çü­rük ya­pı­la­rın ve ya­pı­lar­da­ki hır­sız­lık­la­rın ucu­nun dev­le­te ka­dar uzan­dı­ğı, “ka­çak ya­pı­la­rın te­me­li­ni atan dev­let yö­ne­ti­ci­le­rin­den” bah­se­tti­ği be­yan­la­rı­na da rast­la­nır. Ama ne­den­se bu tür açık­la­ma­lar, gö­rün­tü­ler ve rast­lan­tı­lar hep fe­la­ket ön­ce­si de­ğil, son­ra­sı ol­mak­ta­dır. Bi­lim­sel yön­tem­ler iz­le­nil­di­ğin­de ve is­te­nil­di­ğin­de, dep­re­me da­ya­nık­lı bi­na­la­rın ya­pıl­ma­sı­nın müm­kün ol­du­ğu­nu, hem bu dep­rem­de gör­dük ya­şa­dık, hem ­de çağ­lar ön­ce­si in­san­lı­ğın ya­rat­mış ol­du­ğu eser­le­rin gü­nü­mü­ze ka­dar ayak­ta kal­mış ol­ma­sı ile ya­şı­yo­ruz. 5 bin yıl­lık Mı­sır pi­ra­mit­le­ri­nin var­lı­ğı en iyi ör­nek­ler­den bi­ri­dir.
MS 532-537 yıl­la­rı ara­sın­da ya­pı­lan bu­gün­kü Aya­sof­ya Mü­ze­si­ne 1506 yı­lın­da ek­le­nen İn­ce Mi­na­re, yi­ne İkin­ci Ba­ye­zid dö­ne­min­de 1509 İs­tan­bul’da 7,9 öl­çe­ğin­de­ki dep­rem­le yı­kıl­mış, ana bi­na­ya hiç­bir şey ol­ma­mış­tır.
De­mek ki, fe­la­ke­tin bo­yut­la­rı­nı da­ralt­mak in­san­la­rın ken­di el­le­rin­de­dir.
Her ye­ni fe­la­ket­te, ye­ni gü­nah ke­çi­le­ri ara­na­ca­ğı­na, ge­rek­li ted­bir­ler za­ma­nın­da alın­sa ve ha­zır­lık­lar ona gö­re ya­pıl­sa, “acı­mız bü­yük” ol­ma­ya­cak. “Ken­di­mi­ze ev de­ğil me­zar yap­tır­mı­şız” dü­şün­ce­le­ri ile su­çu hal­kın sır­tı­na at­ma­ya ih­ti­yaç duy­ma­ya­ca­ğız. Bi­zi bu ba­ğın­tı­da se­vin­di­ren ye­gâ­ne şey; ar­tık top­lu­mun bu hen­gâ­me­de da­ha faz­la şey­ler öğ­ren­miş ol­ma­sı ve tep­ki gös­ter­me­si­dir. En önem­li kay­gı­mız ise; bu öğ­re­ni­len­le­rin ça­buk unu­tul­ma­sı ve gös­te­ri­len tep­ki­le­rin sü­rek­li­li­ği­nin sağ­lan­ma­ma­sı­dır.
Şim­di zin­ci­rin di­ğer bir hal­ka­sı olan en­kaz­lar ve on­la­rın al­tın­da ka­lan in­san­la­rın kur­ta­rıl­ma bek­len­ti­si ve bu yön­de­ki fa­li­yet­le­re ge­çe­bi­li­riz…
Ön­ce­lik­le be­lir­til­me­si ge­re­ken bu de­fa en­kaz al­tın­da ka­la­nın Mar­ma­ra böl­ge­si ol­ma­sı 60 yıl ön­ce­si Er­zin­can ve 30 yıl ön­ce­si Var­to ve ön­ce­ki yıl­ki Ada­na dep­re­min­den fark­lı bir du­ru­mu or­ta­ya çı­ka­rı­yor­du. Mar­ma­ra böl­ge­si Tür­ki­ye’­nin en ge­liş­miş, sa­na­yi­nin kal­bi, in­san­la­rın kül­tür dü­ze­yi­nin en ile­ri ol­du­ğu vs. bir böl­ge ol­du­ğu için gü­rül­tü­sü de el­bet­te faz­la ola­cak­tı. Ol­du da ni­te­kim! Can­lı ya­yın­la­rın dep­rem­den he­men 20 da­ki­ka son­ra ve­ril­me­ye baş­lan­ma­sı, ba­sın ve ya­yı­nın 3 gün bü­tün top­lu­mu yön­len­dir­me­si­nin te­me­lin­de ya­tan da, dep­re­min bu böl­ge­de ol­ma­sıy­dı. Eğer bu dep­rem do­ğu ve­ya gü­ney­do­ğu­muz­da ol­muş ol­say­dı, vur­dum­duy­maz­lı­ğın bo­yu­tu çok da­ha faz­la ola­cak­tı.
Bu­na rağ­men, te­le­viz­yon gö­rün­tü­le­rin­de­ki yı­kı­mın kor­kunç­lu­ğu, in­sa­ni duy­gu­la­ra sa­hip her­ke­si de­rin­den et­ki­le­di. He­le bir de, bu gö­rün­tü­le­ri doğ­ru­dan ya­şa­mak, in­sa­nı in­san ol­mak­tan utan­dı­ran duy­gu­la­ra ve­si­le ol­du. Bi­r an ken­di­mi­zi 5-6 kat­lı bir bi­na­nın yı­ğın­la­rı al­tın­da, zi­fi­ri ka­ran­lık­ta ve kı­pır­da­ya­ma­ya­cak bir hal­de can­lı ola­rak dü­şü­ne­lim. Tas­vir et­mek bi­le güç! Biz dü­şü­ne­du­ra­lım, in­san­la­rı­mız bu­nu ya­şa­dı­lar. Bu an­lam­da ölüm­ler­den ölüm seç­mek zo­run­da kal­dı­lar. Bir gün, iki gün ve­ya üç gün, ta­mı ta­mı­na yet­mi­şi­ki sa­at, di­le ko­lay o du­rum­da ha­yat­ta kal­mak müm­kün mü? Bak­ma­yın siz bir di­zi ola­ğan dı­şı dör­dün­cü ve­ya be­şin­ci gün kur­tu­lan­la­ra. Bi­lim­sel ola­rak ikin­ci ve üçün­cü gün be­lir­le­yi­ci olan­dır. Eğer ye­ter­li ha­zır­lı­ğın var­sa üçün­cü gün­de kur­tar­dın, kur­tar­dın, ge­ri­de ka­lan acın­dır. Biz­de de ha­zır­lık ol­ma­dı­ğı için, çıp­lak el­ler­le, il­kel yön­tem­ler­le, ge­rek­li bil­gi­den ve “dev­let ba­ba­nın” ko­ru­yu­cu­lu­ğun­dan yok­sun ola­rak, gö­nül­lü­le­rin ça­ba­la­rı ile en­kaz al­tın­dan çı­ka­rı­lan­lar ve ya­şa­ma ye­ni­den dön­dü­rü­len­ler, çok şans­lı olan­lar­dı.
Yı­kı­cı özel­li­ğe sa­hip bü­yük öl­çek­li dep­rem­le­rin de­fa­lar­ca ya­şan­mış ol­ma­sı­na rağ­men; ör­güt­len­me­si ya­pıl­mış, eği­til­miş kur­tar­ma ekip­le­ri­nin ol­ma­ma­sı, ge­rek­li araç-ge­re­cin ha­zır du­rum­da bu­lun­du­rul­ma­ma­sı, ge­rek­li ça­buk­luk­ta fe­la­ket alan­la­rı­na ula­şa­ma­ma­nın ne­le­re mal ol­du­ğu­nu bir kez da­ha ya­şa­mış bu­lun­mak­ta­yız. Ta­bii nor­mal gün­ler­de ha­zır­lı­ğı­nı yap­maz isen, fe­la­ket gün­le­rin­de ahu vah et­men, pek ya­rar ge­tir­mez. İş­te tam da bu nok­ta­da yö­ne­ti­ci ka­de­me­le­re esas iş düş­mek­te­dir. Dü­ze­ni bo­zuk, her tür­lü in­sa­ni kö­tü­lü­ğün sal­gın has­ta­lık gi­bi yay­gın­laş­tı­ğı bir top­lum­da ve o top­lu­mu yö­ne­ten­ler­den bu tür ha­zır­lık­la­rı bek­le­mek, bir an­lam­da abes­le iş­ti­gal­dir. Her yıl dep­rem tat­bi­kat­la­rı­nın ya­pıl­dı­ğı Ja­pon­ya’da in­san­lar bu işi jim­nas­tik ol­sun di­ye yap­mı­yor­lar. İl­ko­kul­dan iti­ba­ren ço­cuk­la­rı­na dep­rem eği­ti­mi ve­ren­ler, so­ru­nu cid­di­ye al­dık­la­rı­nın bi­lin­cin­de­ler. Biz­de 75 yıl­dır, bı­ra­ka­lım dep­rem eği­ti­mi­ni, Mil­li Eği­tim müf­re­dat­la­rın­da, fe­la­ke­tin hiç­bir tür­lü­sü ile il­gi­li eği­ti­ci ders ve ki­ta­ba rast­la­mak müm­kün de­ğil­dir. Bi­zim en­kaz kal­dır­ma için araç ge­reç­ten çok, si­la­ha ih­ti­ya­cı­mız ol­du! Bi­zim 830.000 ki­şi­lik as­ke­ri­miz var ama; bu as­ke­ri­miz dep­re­min ilk gün­le­ri ken­di yı­kın­tı­sı ile uğ­ra­şır du­rum­day­dı. “Vic­dan­sız mü­he­ah­hit­ler” as­ke­ri bi­na­lar­dan da çal­mış­lar! Ne ce­sa­ret!!! Sa­yı­ca faz­la as­ke­rin ol­ma­sı da bir­şe­ye ya­ra­maz, sen o as­ke­ri­ne fe­la­ket­ler ko­nu­sun­da eği­tim ver­mez­sen, o gel­se bi­le, bil­di­ği­nin öte­sin­de, işe ya­ra­ma­ya­cak­tır! Ne­den 75 yıl­dır Tür­ki­ye büt­çe­si­nin bü­yük bir bö­lü­mü­nün sa­vun­ma(!) har­ca­ma­la­rı­na git­ti­ği­ni, şim­di da­ha iyi an­la­ya­bi­li­yo­ruz.
İs­ter­se­niz so­ru­nun da­ha iyi kav­ran­ma­sı için ba­zı sa­yı­lar ve­re­lim. Dün­ya­da son 10 yıl­da top 10 si­lah alı­cı ve sa­tı­cı ül­ke­ler şöy­le sı­ra­la­nır:

Si­lah sa­tın alan­lar

Mil­li­yet­çi Çin    13,3 Mil­yar $
S. Ara­bis­tan    9,7 Mil­yar $
Tür­ki­ye    6,6 Mil­yar $
Mı­sır    5,8 Mil­yar $
Gü­ney Ko­re    5,1 Mil­yar $
Yu­na­nis­tan    4,7 Mil­yar $
Hin­dis­tan    4,1 Mil­yar $
Ja­pon­ya    4,09 Mil­yar $    
Bir­le­şik Arap Emir­li­ği     3,2 Mil­yar $
Tay­land    3,1 Mil­yar $    

Si­lah Sa­tan­lar

ABD    53,8 Mil­yar $
Rus­ya    12,2 Mil­yar $
Fran­sa    10,5 Mil­yar $
İn­gil­te­re     8,9 Mil­yar $
Al­man­ya     7,2 Mil­yar $
Çin    2,8 Mil­yar $
Hol­lan­da     2,3 Mil­yar $
İtal­ya    1,7 Mil­yar $    
Uk­ran­ya     1,5 Mil­yar $
Ka­na­da    1,3 Mil­yar $

(Kay­nak; Das Jahr­buch Nr. 1 Ak­tu­ell 2000, Ha­ren­berg, s.424)

Gö­rül­dü­ğü gi­bi si­lah alı­cı­la­rı ara­sın­da ilk üçe gir­miş du­rum­da­yız. Dış bor­cu­muz olan 79 mil­yar 789 mil­yon do­lar ile yi­ne dün­ya­da ilk 10 da se­ki­zin­ci sı­ra­da­yız. So­rar­lar­sa si­lah al­mak için ne­re­den bu­lu­nu­yor bu pa­ra­lar? El­bet­te halk­tan alı­nan ver­gi­ler­den… Ne için ge­rek­li bu si­lah­lar? Hep dört ya­nı­mız ‘düş­man’la çev­ri­li ya onun için… Ama dep­rem­de gör­dük ki, pek de bi­ze yut­tur­duk­la­rı gi­bi, özel­lik­le halk­lar bağ­la­mın­da dört ya­nı­mız düş­man­la çev­ri­li de­ğil, düş­man gör­dük­le­ri­miz bi­ze bi­zim­ki­ler­den da­ha da ya­kın­mış… Son 10 yıl­da si­la­ha ya­tı­rı­lan pa­ra­nın yal­nız­ca bir bö­lü­mü bi­le fe­la­ket­le­re kar­şı ted­bir için ay­rıl­sa ve ha­zır­lık ya­pıl­say­dı, bi­zim de en­kaz al­tın­da ko­ku ala­cak kö­pek­le­ri­miz olur­du. Bi­zim de en­kaz kal­dır­mak için ha­va yas­tık­la­rı­mız olur­du. Da­ha ne­le­ri­miz olur­du, bel­ki on­lar­la bir­çok can da­ha kur­ta­rır­dık. Ama biz­de­ki dü­zen bu­na mü­sa­it de­ğil­di ve de­ğil de.
Biz­de dev­let gi­der­le­ri­nin; % 3’ü sağ­lı­ğa, % 10’u sa­vun­ma­ya (bur­da Tür­k or­du­su­nun elin­de­ki sa­na­yi, uçak, sa­vaş için yan ürün­ler üre­ten ku­ru­luş­la­rın dış­ta tu­tul­du­ğu­nu sa­de­ce ha­tır­la­ta­lım) %12’si eği­ti­me gi­der­ken (Kay­nak Fisc­her Wel­tal­ma­nach sf. 46), büt­çe­de fe­la­ket­ler için ay­rı­lan her­han­gi bir ka­le­min ol­ma­dı­ğı­nı bi­li­yor­ mu­su­nuz? Ama rüş­vet ve yi­yi­ci­lik ya­rı­şın­da da dün­ya­da yi­ne ilk on­da se­ki­zin­ci ol­du­ğu­mu­zu da bi­li­yor mu­su­nuz?! Dep­rem için Kı­zı­la­y’ın ayır­dı­ğı büt­çe 3-5 Al­man mar­kı­dır. Yan­lış oku­ma­dı­nız ay­nen böy­le. Bu gü­lünç ra­kam, ül­ke­miz­de­ki DÜ­ZE­NİN na­sı­lı­na çok iyi ce­vap ver­mek­te­dir. Ama Kı­zı­lay’ın ida­re bi­na­sı­nın in­şa­sı, dö­şe­me­si için har­ca­nan pa­ra ise; 17 mil­yon do­lar­dır.
Ya­ra­tı­lan de­ğer­le­ri çar­çur eden­ler­den en­kaz al­tın­da in­san kur­tar­ma­sı­nı bek­le­mek ye­ri­ne “göl­ge et­me­yin baş­ka ih­san is­te­mez” de­mek da­ha doğ­ru olur­du. Kur­tar­ma ça­lış­ma­la­rın­da bu ger­çe­ği de ya­şa­dık. Bir ta­raf­tan televizyonlarda bant­tan “acil ka­na” ih­ti­yaç var ya­zı­la­rı ge­çer­ken, di­ğer ta­raf­tan “sağ­lık­sız” Sağ­lık Ba­ka­nı “ka­na ih­ti­ya­cı­mız yok” di­ye­bi­li­yor­du.
Bi­lin­di­ği gi­bi ül­ke­miz­de ya­ra­tı­lan de­ğer­le­rin bü­yük bir bö­lü­mü, hep biz­le­re yut­tu­rul­ma­ya ça­lı­şı­lan dış düş­man­lar­dan bi­zi “ko­ru­mak” için si­la­ha ya­tı­rıl­mış­tı. Bu ya­tı­rım­lar sı­ra­sın­da kim­le­rin ne ka­dar vur­gun vur­du­ğu­nu bir ke­na­ra bı­ra­kır­sak, bu tür ya­tı­rım­la­rın, özel­lik­le Yu­nan­lı­la­ra kar­şı ya­pıl­dı­ğı­nı (on­lar­da da du­rum fark­lı de­ğil, tam ter­si) sa­yı­lar­la is­pat­la­mak çok ko­lay. Za­ten “Tür­kün Türk­ten baş­ka dos­tu yok­tur” an­la­yı­şı da bu­nun için ge­rek­li. Ama çir­kin­lik­ler ara­sın­da bir gü­zel­lik­te, en­kaz al­tın­da 51 ül­ke­nin ya­nısı­ra, bi­ze uza­nan el­ler­den bi­ri­nin de Yu­nan hal­kın­dan in­san­la­rın el­le­ri­nin ol­ma­sıy­dı…
Aşa­ğı­da bu ko­nu­da olum­lu bul­du­ğu­muz Can Dün­dar’ın bir ya­zı­sı­nı ol­du­ğu gi­bi ak­tar­ma­yı ge­rek­li gör­dük, hep bir­lik­te oku­ya­lım;
“Kar­de­şim Ni­cos!
Bu­gün 30 Ağus­tos… Bü­yük ta­ar­ru­zun yıl­dö­nü­mü… Nor­mal­de bu­gün te­le­viz­yon­la­rı­mız bi­ze, ta­rih bo­yu her ka­pış­ma­da si­zin­ki­le­ri na­sıl un ufak et­ti­ği­mi­zi an­la­tan film­ler gös­te­rir­ler­di. Ha­ni şu bi­zim kah­ra­man de­li­kan­lı­nın, si­zin gü­zel Ele­ni'yi tav­la­yıp ga­vur hat­tı­nı ya­ra­rak cüm­le küf­fa­ra bal­ta sal­la­ma­sı ile baş­la­yan ve za­fer bo­ru­la­rı ça­lı­nır­ken Ele­ni'nin (ye­ni adıy­la Emi­ne) sec­de et­me­siy­le so­nuç­la­nan o ço­cuk­su şah­la­nış film­le­rin­den…
Mut­la­ka ay­nı fil­min “Yu­nan de­li­kan­lı-Türk Kız” ver­si­yo­nu­nu sen de de­faet­le iz­le­miş­sin­dir.
Ama bu yıl pek rağ­bet gör­me­di bu tür­den kah­ra­man­lık des­tan­la­rı…
İki ne­den­le:
Bi­rin­ci­si “bi­zim kah­ra­man” bal­ta­yı Mar­ma­ra'da ta­şa vur­du; pek or­ta­ya çı­ka­cak hal­de de­ğil­di.
İkin­ci­si sen Ni­cos, sen, uzat­tı­ğın yar­dım elin­de yal­nız kız­la­rı­mı­zı oğul­la­rı­mı­zı de­ğil, yüz yıl­lık bir ön­yar­gı­yı da çe­kip al­dın top­rak al­tın­dan…
“Kar­de­şim Meh­met, bu­ra­da­yım” di­yen se­si­ni duy­duk ye­rin ye­di kat di­bin­de ölüm­le ce­bel­le­şir­ken… Yıl­lar son­ra bir­bi­ri­ni bul­muş iki kar­deş gi­biy­dik. Pa­zar ayi­nin­de tep­si do­laş­tı­rıl­dı­ğı­nı gör­dük, ki­li­se­ler­de, “ya­ra­lı kom­şu için…”
Bo­şu­na de­me­miş­ler, “Ev al­ma, kom­şu al” di­ye… Yı­kıl­dı evi­miz, ye­tiş­ti kom­şu­muz… Akın akın kan ver­me­ye koş­ma­sı­na ta­nık ol­duk “ka­ra gün dost­la­rı­mız"”n… Kan­lı düş­man­lar­dık bir gün ön­ce; kan kar­deş ol­duk dep­rem er­te­sin­de…
Der­ken, 15 Yu­nan­lı hem­şi­re koş­tu ya­ra­la­rı­mı­zı sar­ma­ya… 58 ki­şi­lik kur­tar­ma eki­bi­ni Av­cı­lar'da kü­çük Gü­venç’i 97. sa­atin so­nun­da en­kaz al­tın­dan çı­ka­rır­ken gör­düm. Sa­rı­lıp ağ­la­şı­yor­lar­dı Gü­venç'in ai­le­siy­le…
Ço­ğu­muz ilk kez bu fa­cia sa­ye­sin­de öğ­ren­di se­nin, biz­den bil­di­ği­miz, ba­kan de­di­ği­miz adam­dan da­ha ya­kın ol­du­ğu­nu… Dost­lu­ğun di­li­nin, di­ni­nin ol­ma­dı­ğı­nı gör­dü ilk kez… Kim Gü­venç'in ai­le­si­ne “On­lar düş­man” de­dir­te­bi­lir ki ar­tık…
Yu­nan sis­mog­raf Prof. Pa­pa­za­hos’a gö­re son dep­rem­de­ki top­rak kay­ma­sı, Tür­ki­ye'yi Yu­na­nis­tan'a doğ­ru 2 met­re yak­laş­tır­mış.
Ben­ce da­ha faz­la Ni­cos… ben­ce da­ha faz­la!..
***
Bil­mem far­kın­da mı­sın, şu bed­baht asır­da her fe­la­ke­tin ar­dın­dan bi­raz da­ha so­kul­duk bir­bi­ri­mi­ze…
Harp et­tik yıl­lar­ca/ Ve­ni­ze­los, Ga­zi'yi No­bel'e aday gös­ter­di son­ra…
Kıb­rıs mü­da­ha­le­si, si­zin dar­be­ci ge­ne­ral­le­rin ku­yu­su­nu kaz­dı.
Son­ra bi­zim ge­ne­ral­le­rin dar­be­si, si­zi NA­TO'ya üye yaz­dı.
Şim­di dep­rem, Av­ru­pa Bir­li­ği'nin ma­li des­te­ği­ne çe­kin­ce­le­ri­ni­zin kalk­ma­sıy­la so­nuç­la­na­cak bel­ki de…
Ya­rı­lan top­rak, ka­lı­cı bir dost­lu­ğa yol açı­yor ade­ta…
Her gö­çü­ğün al­tın­dan acı­la­ra bu­la­na­rak, dost­lu­ğa su­sa­ya­rak çı­kı­yo­ruz.
Biz bu dep­rem­de bir kez da­ha gör­dük ça­re­siz­li­ği­mi­zi, yok­sul­lu­ğu­mu­zu… Bir ge­ce ya­rı­sı ho­mur­tuy­la ba­şı­mı­za çö­ken, yal­nız­ca çü­rük ev­le­ri­miz de­ğil, bun­ca za­man ba­ba bil­di­ği­miz dev­le­tin iti­ba­rıy­dı da ay­nı za­man­da… Bir ça­dır bi­le bu­la­ma­dık sı­ğı­na­cak… En­kaz­dan kur­tar­dı­ğı­mız can­la­rı, ti­fo­ya kur­ban ver­dik.
Çün­kü eli­miz­de­ki­ni avu­cu­muz­da­ki­ni uçak­la, si­la­ha ya­tır­mış­tık Ni­cos…
Si­ze kar­şı… si­zin gi­bi…
Öle­si­ye har­ca­dık, öl­dü­resi­ye si­lah­lan­mak için… Ağ­zı­mız açık, hay­ran hay­ran ba­kar­ken jet­le­ri­mi­zin gü­rül­tü­sü­ne, ak­lı­mı­za gel­me­di dö­nüp bak­mak ev­le­ri­mi­zin dö­kün­tü­sü­ne…
Şim­di te­pe­den tır­na­ğa si­la­hız, la­kin yok­sul ve açız iş­te…
Le­opar tan­kın­dan çok, ko­ku alan bir kö­pe­ğe ih­ti­ya­cı­mız var­dı ge­çen haf­ta…
Bir F-16 pa­ra­sıy­la kaç sey­yar has­ta­ne alı­nır­dı aca­ba Ni­cos? Kaç ça­dır ör­ter­di üs­tü­mü­zü, kaç bat­ta­ni­ye sa­rar­dı?
Kaç okul yap­tı­rı­lır­dı, kaç ço­cuk kur­ta­rı­lır­dı bir fü­ze­nin pa­ra­sıy­la?..
Aş de­mek­tir ba­rış, Ni­cos… Bu­nu an­la­dık ar­tık;
… dost­lu­ğu­muz, ek­me­ği­miz­dir.
***
Şim­di Ege'de iş­ler dü­ze­li­yor gi­bi… ama kan­ma­mak ge­rek.
Bil­mez mi­sin, te­pe­de­ki­ler te­piş­me­miz­den alır­lar güç­le­ri­ni… Bu­gün ba­rış çu­bu­ğu ya­kar, iki gün son­ra sa­vaş bal­ta­la­rı­nı çı­ka­rır­lar top­rak­tan…
Kan­ma­yın bun­la­ra!..
Dep­rem­de bi­zim­ki­ler or­ta­dan kay­bo­lun­ca si­zin ga­ze­te­ler­den bi­ri “Bi­zim iş­çi­ler teh­li­ke­de ol­du­ğu za­man da Si­mi­tis or­ta­da gö­rün­mez” di­ye yaz­mış­tı.
Tam da o es­ki şar­kı­da­ki gi­bi:
“Bo­ğaz­da bir kö­şe­de/ Gün ba­tar­ken Yan­nis ağ­lı­yor/ Ya­nın­da Meh­met/ içip tür­kü söy­lü­yor:/ ‘Ben Tür­küm, sen­se Rum,/ Ben de hal­kım sen de…/ Sen İsa der­sin, ben Al­lah/ La­kin her iki­miz de ah ile vah”.
Gel ar­tık, on­la­ra bı­rak­ma­ya­lım dost­lu­ğun bay­ra­ğı­nı…
Ta­bip­le­ri­miz, ta­le­be­le­ri­miz, ya­zar­la­rı­mız, ozan­la­rı­mız kur­sun köp­rü­yü… Yar­dım ekip­le­ri­miz, işa­dam­la­rı­mız, halk­la­rı­mız kur­sun… ki yı­kıl­ma­sın ko­lay ko­lay…
Ege'nin ba­lı­ğı­na ro­ka­yı ka­tık edip ra­kı içe­lim, de­niz ve gü­neş­le bir­lik­te ek­me­ği üle­şe­lim ve Rit­sos'tan di­ze­ler oku­ya­lım bir­bi­ri­mi­ze:
“Yal­nız de­ği­liz. On­lar bu­nu bil­mi­yor/ Sen at ilk adı­mı, bu­lu­şa­cak­sı­nız/ Ba­rı­şın bo­ru­la­rı çal­sın!../ Baş­la­sın ge­nel se­fer­ber­li­ği ba­şak­la­rın, gül­le­rin…/ Kim­se bir ba­şı­na ola­maz/ Ver eli­ni kar­de­şim.” (Can Dün­dar 30.08.99 /Sa­bah)
Ne gü­zel de yaz­mış de­ğil­mi?! Yo­ru­ma hiç ge­rek yok.
Şim­di bi­raz­da el­de­ki im­kan­la­rın ne­den doğ­ru dü­rüst ku­la­nı­la­ma­dı­ğı­na de­ği­ne­lim. Tür­ki­ye’de po­tan­si­ye­lin güç­lü ol­du­ğu­nu her­kes bi­lir, sağ­lık­lı bir vü­cut is­ti­yor­sak ön­ce­lik­le sağ­lık­lı bir be­yi­ne ih­ti­yaç var­dır. An­cak sağ­lık­lı bir be­yin, vü­cu­dun ha­re­ket­le­ri­ni doğ­ru ko­or­di­ne edip, kont­rol al­tın­da tu­ta­bi­lir. Ter­si du­rum­lar­da, bir ayak baş­ka yö­ne, di­ğe­ri baş­ka yö­ne, göv­de baş­ka yö­ne yö­ne­lir. Dı­şar­dan ge­le­cek za­rar­lı et­ki­le­re kar­şı top ye­kün vü­cut tep­ki­si gös­te­ri­le­mez.
İş­te biz­de­ki mev­cut dü­ze­nin ba­şı dev­let­te du­rum bun­dan iba­ret­ti. Sağ­lık­lı be­yin­ler biz­le­ri ida­re et­me­di­ği için, el­le­ri ayak­la­rı he­men bir­bi­ri­ne do­laş­tı.
Bu­nun so­nu­cu De­mi­rel “4,5 sa­at hiç­bir yer­le ile­ti­şim ku­ru­la­ma­dı­ğın­dan” dem vu­ra­bil­di. Bu­nun için Baş­ba­kan Ece­vit, “TV ka­me­ra­la­rı ara­cı­lı­ğı ile ha­ber­leş­me­ye” ça­lış­tı. Bu­nun için son dö­nem­de her der­de de­va olan “Kriz Ma­sa­la­rı” kri­zin ken­di­si ol­du. Ko­mü­ni­kas­yon­da­ki bu re­za­le­tin te­me­li­ne çok ba­sit bir ör­nek ve­relim… 17.09.99 ta­rih­li Hür­ri­yet’te şöy­le bir ha­ber ge­çti: “Tel­siz Ge­nel Mü­dür Yar­dım­cı­sı Yü­cel Ku­ru, ‘1980’e ka­dar sant­ral­lar için özel bi­na­lar zo­run­lu iken, bu zo­run­lu­luk 80 son­ra­sın­da kal­dı­rıl­dı’ de­di. 80 son­ra­sın­da po­li­ti­ka de­ği­şik­li­ği ile bu ka­rar­dan vaz­ge­çil­di­ği­ni bil­di­ren Ku­ru, ‘Bu ta­rih­ten son­ra ha­ber­leş­me ci­haz­la­rı­mız için özel ya­pı­lar ara­mak­tan vaz­geç­tik. Her­tür­lü bi­na­nın içi­ne yer­leş­ti­ril­di. Bu ne­den­le son dep­rem­de de tüm ci­haz­la­rı­mız en­kaz al­tın­da kal­dı.’
Ku­ru özel­lik­le kriz ma­sa­sın­da­ki yet­ki­li­le­rin ha­ber­leş­me­si için 27 adet uy­du bağ­lan­tı­lı (İri­di­um-te­le­fon, her şart al­tın­da çe­ker, mev­cut hat­la­ra bağ­lı de­ğil­dir, on­lar­dan et­ki­len­mez. / BN) cep tel­efo­nu da­ğıt­tık­la­rı­nı da be­lir­te­rek, ‘bu te­le­fon­lar açık ha­va­da kul­la­nı­lır. Bu te­le­fon­la­rı ku­tu­sun­dan da­hi çı­kar­ma­yan gö­rev­li­ler var. Ha­ber­leş­me için böl­ge­ye gön­der­di­ği­miz ci­haz­la­rın bir kıs­mı va­li­lik­le­rin ve kay­ma­kam­lık­la­rın özel oda­sın­da ku­tu için­de du­ru­yor’ de­di.”
İş­te bu ba­sit ör­nek­ de gös­te­ri­yor ki, biz­le­ri ida­re eden­ler bu ka­dar “sağ­lık­lı” be­yin­le­re sa­hip­ler. So­run bir­kaç va­li ve­ya kay­ma­kam so­ru­nu da de­ğil… Ba­lık baş­tan kok­mak­ta!
Fa­kat hâlâ hal­k çığlık atıyor: “Ner­de­sin dev­let?”.
Ner­ede ola­cak, ola­ca­ğı yer­de… O sı­ra­lar “hır­sız­la­ra, dü­zen­baz­la­ra, rüş­vet­çi­le­re, Su­sur­luk vs. tü­rü ka­til­le­re, ırz düş­man­la­rı ve benzerleri­ne” af çı­kar­mak­la meş­gul­dü. Tep­ki gö­rün­ce, or­tam mü­sa­it oma­dı­ğı için, son­ra­dan çı­kar­ma meş­ga­le­siy­le uğ­raş­mak­tay­dı. Ya da dep­re­min be­ra­be­rin­de ge­tir­di­ği yü­kü yi­ne en­kaz al­tın­da kur­tu­lan­la­rın sır­tı­na yık­mak için, ye­ni ver­gi­ler çı­kar­ma pe­şin­de. Ge­çer­ken ha­tır­la­ta­lım, dep­rem er­te­si pet­rol ürün­le­ri­ne ya­pı­lan zam (Sad­da­mın be­da­va pet­rol pom­pa­la­ma­sı­na rağ­men), cur­cu­na­dan göz­ler­den kaç­tı.
Evet bu dep­rem­de acı­mız ger­çek­ten bü­yük… Öy­le bü­yük ki, ga­ze­te­le­re “En­kaz al­tın­da ami­ral­ler de var” yaz­dır­dı!!! Bir­şe­yi göz­den ka­çır­ma­mak la­zım, tek tek ki­şi­ler­den ba­ğım­sız ola­rak, halk ile dü­ze­nin “ko­ru­yu­cula­rı” ara­sın­da­ki far­kın si­lin­me­si ça­ba­la­rı­na kar­şı uya­nık ola­lım.. Dep­re­min ki­mi ne der­ece vur­du­ğu­nu so­nuç­la­rı ile bir­lik­te ya­şı­yo­ruz ve uzun sü­re ya­şa­ya­ca­ğız. Bi­zim­ki­ler dam­la­yan ça­dır­lar­da, ça­mur­la­rın için­de, on­la­rın­ki­ler da­ha sağ­lık­lı ve iyi yer­ler­de. Bi­zim­ki­ler kep­çe­ler­le top­lu me­zar­la­ra üzer­le­ri­ne ki­reç dö­kü­le­rek gö­mül­dü, on­la­rın­ki­ler dev­let tö­ren­le­ri ile…Bu ufak bir ay­rın­tı, aman haaa! Göz­den kaç­ma­sın!
Dep­rem böl­ge­si­ne çığ gi­bi yar­dım­lar yağ­dı. Ge­rek yurtiçin­den ve ge­rek­se yurtdı­şın­dan ya­ğan bu yar­dım­la­rın ko­or­di­nas­yo­nun­da dev­let yi­ne be­ce­rik­siz­li­ği­ni gös­ter­di. Ama­cı ge­len tüm yar­dım­la­rı tek el­de top­la­mak ve so­nuç­ta dep­rem­za­de­le­re ula­şan yar­dım­la­rın dev­let­ten gel­di­ği fik­ri­ni aşı­la­mak­tı. Ama her fe­la­ket­te ol­du­ğu gi­bi; gi­den yar­dım­la­rın ye­ni zen­gin­ler ya­ra­ta­bi­le­ce­ği dü­şün­ce­si bu dep­rem­le da­ha da be­rrak­laş­tı. Bu ba­ğın­tı­da dev­le­te olan gü­ven­siz­lik hak­lı ola­rak da­ha da te­mel bul­du. Bu­nun için gö­nül­lü­ler, si­vil top­lum ör­güt­le­ri top­la­dık­la­rı yar­dım­la­rı ken­di el­le­ri ile tes­lim et­me­yi yer yer il­ke edin­di­ler. Yar­dım­lar ba­ğın­tı­sın­da se­vin­di­ri­ci olan esas yan; son 40 yıl­dır ge­liş­mek­te olan bi­rey­ci­lik, kö­şe dön­me zih­ni­ye­ti ve pra­ti­ği­nin zel­ze­le­ye uğ­ra­ma­sı­dır. Or­tak so­run­lar kar­şı­sın­da hal­kın tek yum­ruk ol­ma­sı, da­ya­nış­ma­nın çok gü­zel ör­ne­ğiy­di. İş­te öne çı­ka­rıl­ma­sı ge­re­ken bu­dur.
“Sev­gi­nin Rich­ter öl­çe­ği… Ül­ke­ye dep­rem­le bir­lik­te bir sev­gi se­li ya­yıl­dı. Dev­le­tin ye­ter­siz kal­dı­ğı her alan­da halk, bir­lik olup ken­di ba­şı­nın ça­re­si­ne ba­kı­yor, hırs­lar unu­tul­du. İn­san­lar­da sev­gi ve umut var” di­ye ya­zan Ra­di­kal ga­ze­te­si­nin bu tes­pit­le­ri­ne ay­nen ka­tı­lı­yo­ruz. Ek­le­ye­rek di­yo­ruz ki, bu sev­gi ne ka­dar bi­linç­li olur­sa, kar­şı­sı­na çı­ka­cak bent­le­ri ve en­gel­le­ri o de­re­ce ra­hat­lık­la aşa­cak­tır. Umut ve ge­le­cek­te bur­da yat­mak­ta­dır.
Ay­rı­ca, 51 ül­ke­den ge­len çe­şit­li in­sa­ni yar­dım des­tek­le­ri, in­san­la­rın bu ge­ze­gen­de or­tak çı­kar ve so­run­la­rı­na ve­ri­len bu des­tek­ler, di­ken­ler­le do­lu dün­ya de­nen bah­çe­miz­de, ye­ni aç­mak­ta olan gül­le­ri an­dı­rı­yor, ka­yıt­sız­lı­ğa ve düş­man­lık­la­ra, bu­gün ha­fif bir to­kat ol­sa­ da, ya­rı­nın bü­yük şa­mar­la­rı­nı için­de ba­rın­dı­rı­yor. He­le he­le ül­ke­miz açı­sın­dan; “Tür­k’ün Türk’­ten baş­ka dos­tu yok­tur” dü­şün­ce­si­nin to­kat­lan­ma­sı, bi­zim açı­mız­dan en gü­zel ders­tir.
“İş­te kom­şu­luk bu” dü­şün­ce­le­ri ümit ede­riz ki, ke­sin­ti­ye uğ­ra­maz!
Yu­kar­da alın­tı­la­dı­ğı­mız Can Dün­dar’ın ya­zı­sı bu­ra­ya da ya­kı­şır­dı, ama is­te­yen dö­nüp bir ­kez da­ha oku­sun de­riz.
“Va­tan­daş öl­dü, dev­let si­tem edi­yor”; ha­ni bir laf var­dır, “aç to­kun ha­lin­den an­la­maz” ne gü­zel uyu­yor. Hal­kın dev­let­ten bek­le­di­ği yar­dı­mı gör­me­me­si, tep­ki­ye ne­den ol­muş­tur. Bu tep­ki­ler dev­le­te kar­şı ses­le­rin yük­sel­me­si­ni be­ra­be­rin­de ge­tir­miş ve yük­se­len ses­ler ba­sı­na ve televizyon ka­nal­la­rı­na yan­sı­yın­ca; dev­let tem­sil­ci­le­ri ilk etap­ta si­tem et­miş, ama aba al­tın­dan so­pa­yı gös­ter­me­yi de as­la ih­mal et­me­miş­tir. Ka­nal 6’ya ve­ri­len 7 gün­lük ya­sak bu­nun için­dir. TRT dı­şın­da tüm ka­nal­la­rın ya­sak­lar­la teh­dit edil­me­si bu yüz­den­dir. Yer yer aba al­tın­dan ve yer yer ­de açık­tan gös­te­ri­len bu so­pa­lar; he­men he­men tüm ba­sın ya­yın ku­ru­luş­la­rı­nı bir hi­za­ya ge­tir­miş, ilk gün­lerdeki kont­rol­süz, dev­le­ti teş­hi­re yö­ne­lik ya­yın­lar kont­rol­lü ha­le ge­lip dev­le­te ve onun çe­şit­li ku­rum­la­rı­na, özel­lik­le de as­ke­ri­ye­ye öv­gü­ye dö­nüş­müş­tür. Baş­lan­gıç­ta “as­ker ne­den geç kal­dı” di­ye so­ru­lan so­ru­lar ye­ri­ni, as­ke­rin gös­ter­di­ği fe­da­kâr­lık­la­ra(!) bı­rak­mış­tır. Eh Tür­ki­ye’de ba­zı is­tis­na­lar dı­şın­da, “ga­li­ba ba­sın ya­yın da bu dü­zen­den bes­len­mek­te” dü­şün­ce­si, ken­di­ne bu ör­nek­te yer ara­ya­bi­lir.
Bu dep­rem­de üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­rek bir baş­ka nok­ta­ da Tüp­raş ile il­gi­li ga­ze­te­ler­de ya­zı­lan­lar;
“Za­rar çok bü­yük, gün­ler­ce alev alev ya­nan Tür­ki­ye’nin en bü­yük ra­fi­ne­ri­si Tüp­raş’­ta teh­li­ke geç­ti…” ya­zı­yor­du gazeteler. Ön­ce Tüp­raş­’ta yan­gın sön­dür­me sis­te­mi­nin dep­re­me ha­zır­lık­lı ol­ma­dı­ğı­nın bi­lin­me­si ge­re­kir. Di­ğer ta­raf­tan yan­gı­nın geç­miş ol­ma­sı, as­la teh­li­ke­nin geç­ti­ği an­la­mı­na gel­me­di­ği­nin de bi­lin­me­si ge­re­kir. Çün­kü, gün­ler­ce alev alev ya­nan ra­fi­ne­ri­den gö­ğe çı­kan ze­hir­li gaz­lar, asit yağ­mur­la­rı ola­rak ye­re ye­ni­den in­miş, in­san­lar ve top­rak ze­hir­len­miş­tir. Böl­ge­nin eko­lo­jik ya­pı­sı­na uzun sü­re­li za­rar ve­re­cek bir du­rum or­ta­ya çık­mış­tır. Na­sıl ki Çer­no­bil’de­ki za­ra­rın et­ki­le­ri son­ra­dan or­ta­ya çık­tı ve çı­kı­yor­sa, bu böl­ge­de­ki za­ra­rın eko­lo­jik et­ki­le­ri de 10-15 yıl son­ra ka­pı­mı­zı ça­la­cak­tır. Bu an­lam­da di­yet son­ra­dan öde­ne­cek­tir.
Bu ba­ğın­tı­da; “de­niz sa­hil­den in­ti­kam al­dı” şek­lin­de­ki yak­la­şım­lar, in­san­la­rın ken­di ha­ta­la­rı­nı do­ğa­ya mal et­mek­tir. Do­ğa her olay­da ol­du­ğu gi­bi, De­ğir­men­de­re’de sa­hil dol­du­ru­la­rak ka­za­nı­lan 150 met­re­lik ala­nı ken­di ku­ra­lı­nı ya­şa­ta­rak ge­ri al­mış ve in­san­la­ra bir­kez da­ha den­ge­le­ri boz­ma­ma uya­rı­sın­da bu­lun­muş­tur. Ya do­ğa­nın ku­ral­la­rı­nı iyi ta­nı­ya­rak uyar ve onun­la uyum için­de ya­şar­sın, o za­man fe­la­ket­ler ka­pı­nı çal­maz; ya da uyum sağ­lan­maz ise, her fe­la­ket­te bü­yük acı­lar ve za­rar­lar gö­rür­sün!
Nok­ta Der­gi­si 29.08-04.09.99 ta­rih­li sa­yı­sın­da, “Na­sıl sa­rı­la­cak ruh­lar­da­ki ya­ra­lar?” di­yor… Asıl so­rul­ma­sı ge­re­ken; be­yin­le­re iş­le­nen dev­le­tin ro­lü­nün et­ki­si ne ola­cak? Bu­gün ruh­la­rı et­ki­le­nen ço­cuk­lar bü­yü­ye­cek ve ya­rın bu­gü­nü biz­den da­ha faz­la sor­gu­la­ya­cak­tır, o za­man dev­let ay­nı ha­ta­la­rı kal­dır­ma­ya fır­sat bu­la­bi­le­cek mi? Emi­niz­ ki ço­cuk­la­rı­mız biz­den da­ha da ile­ri­de ola­cak, bi­zim bı­rak­tı­ğı­mız fa­tu­ra­la­rın he­sap­la­rı­nı da so­ra­cak­tır.
Ak­tü­el Der­gi­si 02-08.09.99 ta­rih­li sa­yı­sın­da “17 Ağus­tos Zih­ni­yet Dev­ri­mi… Tür­ki­ye’nin ya­şa­dı­ğı bü­yük dep­rem fe­la­ke­ti­nin ne tür so­nuç­lar do­ğu­ra­ca­ğı tar­tı­şı­lı­yor şim­di. İlk so­nuç: En bü­yük dar­be­yi, dev­le­tin güç­lü ol­du­ğu inan­cı ile, ‘Tür­k’ün Türk’­ten baş­ka dos­tu yok’, mil­li­yet­çi­li­ği al­dı..” der­ken hak­sız da de­ğil­ler. An­cak bir şartla: Eğer in­san­lar unut­maz­lar­sa! Men­de­res Ya­ssı­ada’da; “Ha­fı­za-i be­şer nis­yan ile ma­lül­dür” (İn­san unut­ma özür­lü­dür / BN) der­ken, önem­li bir nok­ta­ya dik­kat çek­miş­ti. He­pi­miz ha­tır­la­rız, Su­sur­luk ola­yın­da da zih­ni­yet de­ği­şik­li­ğin­den bah­se­dil­di. So­nuç: Kı­sa bir za­man­da unut­tu­rul­du. 6-7 ay son­ra bu dep­re­min et­ki­le­ri­ de, Su­sur­luk’un aki­be­ti­ne uğ­ra­ya­bi­lir. Bu­nun için HİÇ­BİR ŞE­Yİ UNUT­MA­YIN DE­MEK en doğ­ru­su­dur.
Yi­ne ay­nı sa­yı Ak­tü­el’de “45 sa­ni­ye­de, top­lum­sal de­ği­şi­min ve da­ya­nış­ma­nın sim­ge­si ol­du­lar. Kır­mı­zı umut AKUT” di­ye ya­zar; el­bet­te­ki AKUT vb. gö­nül­lü ku­ru­luş­la­rın ça­ba­la­rı tak­di­re şa­yan­dır. Ül­ke­mi­zin bu tür si­vil top­lum ör­güt­le­ri­ne ih­ti­ya­cı­n son de­re­ce faz­la ol­du­ğu ar­tık bi­li­nen ger­çek.. Kı­zı­lay vs. tü­rü ku­ru­luş­la­rın da böy­le ku­rul­du­ğu­nu geç­mi­şi bi­raz ka­rış­tı­ran bi­lir. Ümit ede­riz ki, AKUT bu ya­pı­sı­nı ko­ru­ya­rak, bir si­vil top­lum ku­ru­lu­şu ola­rak fe­la­ket­le­re koş­ma­da ör­nek tav­rı­nı de­vam et­ti­rir. Ama son ge­liş­me­ler­le bu ümi­di­min za­yıf­la­dı­ğı­nı maa­le­sef be­lirt­me ih­ti­ya­cı du­yu­yo­rum. Çün­ki “AKUT’U öp­tü­ler!” İlk gün­ler, ba­kan­lar ta­ra­fın­dan “Şov ya­pı­yor­lar!” şek­lin­de suç­la­nan­lar, şim­di De­mi­rel’in hu­zu­ru­na çı­ka­bi­li­yor, Yu­na­nis­tan’a gi­der­ken kendilerine uçak tah­sis edi­li­yor ve 5,8 öl­çek­li İz­mit art­çı dep­re­min­e he­li­kop­ter­ler­le ta­şı­na­bi­li­yor­lar. Bun­lar hay­ra yo­rum­la­na­cak şey­ler de­ğil. Gü­nah mı çı­ka­rı­lı­yor aca­ba?! Ben­ce bu ka­dar re­zil­li­ğin so­rum­lu­su dev­le­tin gü­nah çı­kar­dı­ğı fa­lan yok! Plan­la­rın baş­ka şey­ler ol­du­ğun­dan şüp­he­len­meye he­pi­mi­zin hak­kı da var. 20 yıl­dır Kı­zı­lay’ın ba­şı­na çö­rek­len­miş olan­la­ra ses çı­kar­ma­yan­lar, AKUT’u ne­den öpü­yor­lar aca­ba?! Bu so­ru­nun ce­va­bı­nı da her­kes ken­di­si ara­ya dur­sun.
So­nu­ca gel­dik… Nok­ta der­gi­sin­de “Dep­rem ve­si­le ol­du. Zih­ni­yet kat­let­ti” di­ye ya­zı­yor. Ben bu­nu şöy­le ta­mam­la­mak is­ti­yo­rum: DEP­REM do­ğa ola­yı ve in­sa­nı­mız onun­la ya­şa­ma­yı öğ­ren­mek zo­run­da. Bo­zuk DÜ­ZEN ve onu ayak­ta tu­tan DEV­LET bu do­ğa ola­yı­nın fe­la­ket­le so­nuç­lan­ma­sı­nın se­be­bi ve so­rum­lu­su­dur. Kat­le­den zih­ni­ye­tin se­be­bi ve so­rum­lu­su­nu doğ­ru yer­de ara­mak, ge­le­cek­te­ki her tür­lü fe­la­ke­te ha­zır­lık­lı ol­ma­nın te­mel ön­ko­şu­lu­dur. Bu ön­ko­şul kav­ran­ma­dı­ğı öl­çü­de, da­ha bü­yük acı­lar­la kar­şı­laş­ma­mız en­gel­le­ne­mez. Bu­gün İs­tan­bul ucuz at­lat­tı di­yor­lar, ben de di­yo­rum!!!

Çı­kar­dı­ğı­mız ders­le­ri alt al­ta sı­ra­la­mak ye­ri­ne, sö­zü Na­zım Hik­met us­tay­la nok­ta­la­mak is­ti­yo­rum…

Hoş gel­din be­bek
Ya­şa­ma sı­ra­sı sen­de
Se­nin yo­lu­nu göz­lü­yor kuş­pa­la­zı
boğ­ma­ca ka­ra çi­cek sıt­ma in­ce has­ta­lık
Yü­rek en­fark­tı kan­ser fi­lan
İş­siz­lik aç­lık fi­lan
Ti­ren ka­za­sı oto­büs ka­za­sı uçak ka­za­sı iş ka­za­sı
yer DEP­RE­Mİ sel bas­kı­nı
Ku­rak­lık fa­lan
Ka­ra­sev­da ay­yaş­lık fi­lan
Po­lis co­pu ha­pis­ha­ne ka­pı­sı fa­lan
Se­nin yo­lu­nu göz­lü­yor atom bom­ba­sı fa­lan
Hoş gel­din be­bek
Ya­şa­ma sı­ra­sı sen­de
Se­nin yo­lu­nu göz­lü­yor sos­ya­lizm…. fi­lan

Nazım Hikmet, 10 Ey­lül 1961/Le­ip­zig

Ş. MAHZUN