"Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz... ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boyun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."

• Anasayfa • Dergi Arşivi • Konular • Linkler • Abonelik • Sitede Ara •   Ziyaretçi Defteri

 

 

Paşa, Hoca ve Kavramlar

 

Adil Okay

Not: Bu yazı iki yıl önce Birgün gazetesinde ve bu sitede yayınlanmıştı. Bu Yazımda ‘emekli general Küçük Veli’ye ve benzerlerine ‘paşa’ denmesinin yanlışlığını yazmıştım. Şimdi konu, hem son operasyondan sonra yeniden güncelleştiği için hem de bu ve benzeri yazılarım nedeniyle tehditlere rağmen yazacağımı beyan ettiğim için, yeniden yayınlıyorum.

 

Anayasal suç işleyen darbeci dememek için ‘paşa’, şeriatçı dememek için ‘hoca’, kapitalizm dememek için ‘piyasa ekonomisi’, sömürge dememek için ‘deniz aşırı vilayetler’, burjuvazi dememek için ‘yatırımcı’, işgal dememek için ’barış harekatı’, cezaevi katliamı dememek için ‘hayata dönüş operasyonu’ deniliyor...

 ‘Kelimeler, kavramlar, kuramlar gerçeği bulmanın yolu olduğu gibi, gerçeklerin üstünü örtmenin de aracı olabiliyor. Eğer kuram (teori) bakış demekse, kimin nereye, nereden baktığı önemlidir.(...) Bu yüzden sosyal teorinin hangi somut tarihsel ortamda kimin tarafından ortaya atıldığı, nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı kritik bir öneme sahiptir.(...) Zira gerçekle yalan arasında üçüncü seçenek, bir orta yol mümkün değildir.(...) İdeolojik hegemonya üstünlüğünün küresel sermaye lehine döndüğü son çeyrek yüzyılda kapitalizm, sömürü, sınıf mücadelesi, emperyalizm, kalkınma, sosyal eşitsizlik, sosyal adalet, vb. kavramlar kullanılmıyor. Oysa adıyla çağırmamak da bir yalan söyleme yöntemidir...‘1

                                                II

Barış konulu bir toplantı sonrası, içlerinde yeni tanıştığım insanların da olduğu bir grup oturmuş yemek yiyoruz. ‘Eski solcu’ olduğunu söyleyen adamın biri, -çok barış yanlısı olduğunu bize kanıtlamak için- ‘İşkenceciyle yemek yeme, işkenceciyi affetme’ konusunu ortaya atıyor. Doğal olarak tüylerim diken diken oluyor. Gömmeye çalıştığım anılar, işkence tezgahları ve işkenceciler geliyor gözümün önüne. Tiksinti, öfke ve kin arası duygular iştahımı kesiyor. Kendimi ifade etmeye çalışıyor ve işkencecisini affetmeye hazır olduğunu söyleyen adamı uyarıyorum:  ‘Öfke ve kin duyguları insana aittir. Ve unutmayı, unutturmayı engeller. Öfkesini yitiren muhalif de olamaz. Ben ‘geliştim, evrimleştim, uygarlaştım’ diye işkencecileri yargılamadan affetmeyi savunmak, evrensel değerlerden-etikten uzaklaşmak yani insani özellikleri yitirmek demektir. Belki vur deyince vuran cahil bir piyonu affedersiniz ama işkenceyi meslek edinmiş, bundan zevk alan, işkence yaptığı insanları -eğer sağ kalsalar bile- ömür boyu travmayla yaşamak zorunda bırakan insanlık düşmanları affedilir mi? Tabi onlara duyduğumuz kin, nefret ve öfke; işkencecinin seviyesine inmeyi getirmemeli. Ama 12 Eylül generalleri başta olmak üzere, bu ülkedeki işkenceciler yargılanmazsa, işkencede sakat kalan, öldürülen insanların kemikleri sızlamaz mı, o toplum lekeli kalmış sayılmaz mı?

                                               III

Yine başka bir sohbet sırasında kulağıma ‘paşa’ sözcüğü çalınıyor. Aklıma hemen Kenan Evren ve daha geçenlerde onun kucağına oturup ‘paşam’ diye sırnaşan Sibel Can geliyor. Kenan Evren’e ve diğer darbeci generallere, onların izinden giden susurluk sanığı Veli Küçük’e, en son emekli olunca MHP’ye katılan ve hakimlere nasıl bombayla gözdağı verdiğini böbürlenerek anlatan general Tokat’a ve benzerlerine, ‘Paşa’ denmemesi gerektiğini anlatıyorum. Öncelikle bilinmeli ki ‘Paşa’ unvanı cumhuriyetin ilanından sonra kaldırılmıştır. Aziz Nesin, ‘Paşa-Eşek’ konulu öyküsünden dolayı yargılanmış ama bu unvanın Osmanlı imparatorluğunda kaldığını kanıtladığı için ceza almamıştır. Yine halk arasında ‘Paşa’ sözcüğü bir olumlamadır, kahramanlık payidesi olarak görülmekte ve insanlar sevimli, başarılı buldukları çocukları, ‘Paşa’ diye sevmektedir. Paradoks buradadır. Geçmişte ‘33 kurşun’un kirli sanığı ‘Muğlalı’ gibi suçlu askerler olduğu gibi, halkın gözünde kahramanlık mertebesine varmış ‘Paşalar’ da vardır. Ama cumhuriyet Türkiye’sinde ‘Paşa’ unvanı kalmamıştır. Hele hele ‘demokrat’ bilinen yazarların, darbeci-suçlu generallere ‘paşa’ demesi en hafif değimle ayıptır. Çocukları ‘paşa’ diye seven bir insanın, çocuk katillerine ‘paşa’ demesi trajiktir. Kimi insan alışkanlıktan, kimi yalakalıktan ‘paşa’ demeye devam etmektedir. Bu gün gencecik çocukları bildiri dağıtıyorlar diye linç etmeye yeltenen devşirme çapulcuların, ’paşalarının’ izinden gitmesi anlaşılabilir. İyi de Kenan Evren’in bizzat gazabına uğrayan insanların ona ‘paşa’ demesi nasıl hoş görülebilir. Başta aktardığım gibi kavramların-kelimelerin kullanım değeri-nedeni vardır. ‘Paşa’ sözcüğünü nerede ve kim için kullandığınıza dikkat etmezseniz, Sibel Can gibi, 17 yaşındaki çocukları astıran, insanlık suçu işleyen ve işlediği bu suçlardan ötürü henüz yargılanmayan Kenan Evren’in kucağına oturmuş sayılırsınız.

Siz siz olun da çocukları ‘paşa’ diye severken, çocuk katillerine de ‘paşa’ demeyin.

Aynı şekilde 12 Eylül diktatörlerinin besleyip büyüttüğü Fethullah Gülen adlı şeriatçı, karanlık zata ‘hoca, hoca efendi’ diyen ‘sözde solcu’ yazarlar vardır. Adam Fethullah’ı eleştirirken bile, ‘hoca – hoca efendi’ diye hitap ediyor. Yuh yani. Bu ne korku, ne hesaptır. Fethullah’a, sizin hocanız, fikirdaşınız, yoldaşınız olmadığı halde, ‘hoca’ demek: ‘Eleştiriyorum ama gazabından korkuyorum ya da ileride belki onun zengin çevresine işim düşer’ anlamına gelmez mi?

Nasrettin hoca tuvalete girmeden ağzındaki sakızı çıkarıp atarmış. Bu durumu görenler nedenini sormuş. O da, ‘Ne olur ne olmaz, gören görmeyen başka bir şey çiğnediğimi sanır da ondan’ diye yanıtlamış.

Kıssadan hisse: İşkencecisini yargılamadan affetmeye hazır hayırsever vatandaş, Kenan Evren ve şürekasına ‘paşa’, Fethullah Gülen’e ‘hoca’ diyen sözde demokratlar, siz siz olun kullandığınız kelimelere, kavramlara dikkat edin. Ne olur ne olmaz, duyan duymayan başka bir şey çiğnediğinizi sanır...

1/ Fikret başkaya. Kavram Sözlüğü. Özgür Üniversite yayınları. 2005.

adilokay@hotmail. fr

 

                  geovisite


mail@guneydergisi.com

GÜNEY Üç Aylık Kültür-Sanat-Edebiyat Dergisi
K Ü N Y E, Abone ve İlan Koşulları

Bu sayfa en son 29.01.2008 tarihinde güncellendi.

Güney dergisinde ve sitesinde yayınlanan tüm yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

@