F tipi cezaevlerine karşı 2000 yılında başlayan
ve 122 insanın hayatını kaybetmesine neden olan ‘Ölüm Oruçları’ süreci
Gençer Yurttaş’ın 50 karelik fotoğraf çalışmasıyla Karşı Sanat
Çalışmaları Galerisi’nde, ULİSfotoFEST kapsamında izleyiciyle buluşuyor.
Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi 4 Haziran-1 Temmuz
2007 tarihleri arasında Gençer Yurttaş’ın ‘Ölüm Oruçları’ sergisine ev
sahipliği yapıyor. Uluslararası İstanbul Fotoğraf Festivali ULİSfotoFEST
kapsamında açılan sergi, 2000 yılında Adalet Bakanlığı tarafından yeni
inşa edilen, tek ve üç kişilik hücrelerden oluşan F tipi hapishanelere
siyasi mahkumların nakledilmek istenmesiyle başlayan ölüm oruçları
sürecini, toplumsal belleğe kazandırmak amacıyla 2000-2006 yılları
arasında çekilmiş toplam elli fotoğraftan oluşuyor.
Mahkumların F tipi hapishanelerde, psikolojik ve
bedensel sağlıklarının yanı sıra can güvenliklerinin de tehlikede olduğu
gerekçesiyle, 20 Ekim 2000’de açlık grevi ve ölüm orucu biçiminde
başlayan eylem, mahkumların insanca yaşayabilmesi için F tipi hapishane
uygulamasının kaldırılmasına yönelikti. Dünyada ve ülkemizde oldukça ses
getiren eylemler sırasında, 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 hapishanede
“Hayata Dönüş” adı verilen eşzamanlı bir operasyon düzenlenmiş, bu
operasyonda 28 mahkûm hayatını kaybetmiş, onlarcası ağır şekilde
yaralanmıştı. Ölüm orucunu sürdüren mahkûmlar F tipi cezaevlerindeki
hücrelere nakledilirken, sağlıklarını geri dönülmez biçimde yitiren bir
grup mahkûm ise tahliye edilmişti.
Gençer Yurttaş tarafından altı yıllık süreçte,
İstanbul, Küçükarmutlu ve Aksaray'da ölüm orucunun devam ettiği evlerde,
Gazi Mahallesi’ndeki cenazelerde ve tutuklu ailelerinin İstanbul’un
çeşitli yerlerinde yaptıkları eylemlerde çekilen fotoğraflar, ölüm
oruçları sürecini günümüze taşırken, toplumsal belleğimizi bu konuda
canlı tutmaya çalışıyor. Ölüm orucu eylemini ve bu süreçte hayatını
kaybeden 122 insanı bir kez daha hatırlamak ve hatırlatmak amacıyla
oluşturulan sergi, 1 Temmuz’a kadar izlenebilecek.
İletişim ve detaylı bilgi için:
ULİSfotoFEST Koordinasyon Ofisi
Serdar-ı Ekrem sok. No:5
Galata / İstanbul
Tel: +90 (212) 243 71 87
+90 (212) 292 19 39
e-posta: info@ulisphotofest.com
Sergi Mekanı:
Karşı Sanat Çalışmaları
İstiklal Caddesi Elhamra Pasajı No: 258
Kat: 2 34430 Beyoğlu İstanbul
Tel: +90 (212) 245 15 08
+90 (212) 245 46 57
Faks: +90 (212) 245 37 00
e-posta: info@karsi.com

alnı kızıl bantlı fotoğraflar
demir parmaklıkları ve gri duvarlarıyla mümkün
olduğu kadar mezarları andırsın diye uğraşılmış, küf kokulu havası
eskimiş hapishaneler. kimse buralarda canından, aklından, sağlığından,
neşesinden olmasın diye oldu bütün bunlar. içlerinde, uzun zamanlar
sonra da olsa bir gün kurulacak şölenlerin ümidiyle bedenlerinden
vazgeçenler. kendi canına sessizce meydan okumanın yüzü var karşımızda.
havai fişekleri çok daha sonra ve hiç beklenmedik
bir anda patlayan ve insana en az haz kadar yakışan feda ve onun
gündelik sadeliğinin görüntüleri.
alnını acıyla kırıştırmış bir objektifin çektiği
alnı kızıl bantlı fotoğraflar. insanın içini karıştırıp sorularını
unutturuyorlar. birazdan ölecek birini tanımak, sevmek, kokusuna,
gövdesi günden güne değişse de tıpatıp aynı kalan gözlerine alışmak.
bedenini açlığa ve ateşe, aklını unutuşa teslim etmiş insanlar.
oynadıkları ateşse bile yanan kendi elleriydi.
acıyla baş başa kalmanın yanında ölümü göze almak
nedir ki?
bir yandan da zor sorular bir çığ gibi büyüyüp
parçalanarak dolaşıyor zihnimizde; ölüm, karşısında fütursuz olanlara mı
uzanır önce yoksa bir türlü ulaşamaz mı onlara? ölümden daha fazla
hayatı hatırlatan ne var şu ölümlü dünyada?
nefeslerini tutmuş, gülüşlerin, çiçeklerin,
oyuncakların, arkadaşların, çocukların ve uzaklarda yazılmış satırların
tesellisiyle ölmeyi bekleyenler; huzurla kutsanmış yüzleri açık
defnedilirken ölümden korkmamayı ilham ettiler. merhameti kovuğundan
çıkartamadılar ama başka zamanlarda, başka yerlerde ve başka dillerde de
anlatılacak hikâyeleri!
sadece kendi oruçlarını değil bizim kazamızı da
tuttular.
onlar yaşadılar, biz bakmaya bile kalkışmadık. işte
bir fırsat daha, bu sefer de gözlerimizi kaçıracak mıyız?
ayşe düzkan