Onur ÇETİN
İlk
fırça darbesini kurban bayramında vurdum.
Allah için kurban edilecek hayvanları
kesme bayramı. Her yerde, neler olacağından habersiz veya çoktan
kaderine boyun eğmiş büyük ve küçükbaş hayvanlar bağlanmış. Ahırlara,
bahçelere bağlanmışlar. Bizim ilçemizde (Anamur) herkes kendi keser
kurbanını. Bir tane de bizim bahçede var, keçi. Ama sadece başı. Gövdesi
büyük olasılıkla kasaba gitmiş, parçalanıp doğranmayı beklerken, kellesi
öylece uzaklara bakıyordu.
O an aklıma ilk gelen şey “savaş
kurbanları”ydı. Gövdesiz yüzlerce, binlerce baş. Kendi kanlarına
yapışmış, toprakta, bakıyorlar uzaklara. Irak’a “canlı yayından” yağan
bombalar hala hafızamda taze. Füzelerin uçup uçup patlaması, gecenin
kızıl alevlerle aydınlanması. Kıpkızıl. Tuvale ilk vurduğum renk
kırmızıydı, istemsizdi, öyle olmalıydı. Aralarında öyle bir bağ var ki
kurbanların. Gövdesiz başların. Biri Allah’a verilen kurbanlar, bir
ibadetin yapılış şekli. Diğeri, vahim olanı, içi boşaltılmış,
evrimleşmiş bir sözde demokrasi adına verilen kurbanlar. Demokrasiyi
yerleştirmenin yolu! Sömürgeciliğin yeni suratı. Bir diğer ironi de,
kurbanların kulağına fısıldanan sözler. Artık bana öyle geliyor ki;
kurban kesen amcanın yaptığı dualarla, o zaman Irak’ta, şimdi de
Lübnan’da mezarların başında okunan dualar aynı. Aynı tema. “Sen, Hak
yoluna kurban oldun.”
Şimdi bakıyorum, diyorum ki,
“Değişmeyecek, böyle devam edecek. Gözünü güç bürümüşler daha fazlasını
istedikçe; dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun hepimizin insan
olduğu anlaşılmadıkça devam edecek. Gövdesiz başlar uzaklara bakmaya
devam edecek. Kurban olacağız. Kurban olacağız.”