02.07.2007 Pazartesi günü Hrant Dink'i
katledenlerin ilk duruşması oldu. Duruşma 12 saat sürdü. Sanık O.S.18
yaşından küçük olduğu için duruşma basına ve izleyicilere kapalıydı.
Yalnız avukatlar ve birinci dereceden akrabalar salona alındı. Müdahil
olarak 450 avukat müracaatta bulunmuştu. Bu avukatlardan ellinin
üzerinde avukat salona geldiler. Duruşmaya yerli ve yabancı basın büyük
önem verdi.Mahkeme binasına giden bütün yollar polis tarafından
kapatılmıştı. Kimlik kontrolü ve üst araması sonrasında yalnız avukat,
basın ve aile üyeleri mahkeme önüne alındı. Aynı saatlerde yaklaşık 2000
kişi Barbaros Meydanı'nda toplanarak, Dink ailesine destek verdi.
"Hepimiz Tanığız! Hepimiz hala Ermeniyiz!" pankartı açıldı.
Rakel Dink ve kızları mahkemeye
girerken, Yasin Hayal'in avukatı Fuat Turgut gazetecilere 'Hrantçısı,
Ermenisi bol olan bir ülke olduk. Ne kadar Ermeni var.' Dink ailesinin
avukatlarından Ümit Abanoz bu sözler üzerine Fuat Turgut'un üzerine
yürüyerek, 'Sen provokatörsün, çıkar cübbeni çık dışarı' dedi. Polisin
araya girmesiyle tartışma sona erdi. Sabah 10:00'da başlayan duruşmada
öğleye kadar kimlik tespiti yapıldı. Daha sonra sanıkların ifadeleriyle
duruşmaya devam edildi. O.S. susma hakkını kullanırken avukatı
müvekkilinin 18 yaşından küçük olduğu için çocuk mahkemesinde
yargılanmasını istedi. Bu istek mahkeme tarafından reddedildi. Erhan
Tuncel ve Yasin Hayal poliste verdikleri ifadelerini tekrarladılar.
Birbirilerini suçladılar. 12'si tutuklu 18 sanığın olduğu duruşma saat
23'de sona erdi. Mahkeme tutuklu 4 sanığın tutuksuz yargılanmasına karar
verdi. Duruşma 01.10.2007'ye ertelendi. H.Dink'in avukatı Fethiye Çetin
bugün yaptığı açıklamada mahkemenin aldığı tahliye kararına itiraz
edeceklerini söyledi.
Rakel Dink'in müdahil olarak katıldığı
duruşmada mahkeme heyetine iki sayfalık bir dilekçe verdi. Dilekçenin
tam metni aşağıdadır.






Rakel Dink'in Mahkemeye Sunduğu
Dilekçe Metni:
Sayın Başkan, Sayın Hakimler,
Benim hikayem 1915’in artıklarından olan Ermeni Varto Aşireti’nde
başlar. 1959’da Mardin’de, şimdi Şırnak’a bağlı olan Ermeni Varto
Aşireti’nde doğdum. Şimdi buraya Yolağzı köyü denmekte. Varto, babamın
büyükbabasının adı Vartan’dan geliyor. Aşiretten kalanların tümü 1978’de
İstanbul’a geldiler. O güne kadar köy yaşamları boyunca ve o günden
sonra da yan köylerin ağalarının çıkardıkları sahte tapularla açılan
mahkemelere git gelle uğraştılar. Yan köyler ki onlar da bizim
toprakların üzerinde kurulmuştur. Haklarını aradıkları için dayaklar,
yaralanmalar, bir iki de mucizevi bir şekilde ölümden kurtulma olayları
yaşadılar. Babam, aslını ve dinini inkar etmeden onurlu bir yaşam
sürdürdü, halen davası süren topraklarda yüreği ve aklı kalarak, üç sene
önce Brüksel’de, çocuklarından “ilgileneceğiz” sözünü alarak gözlerini
bu hayata kapadı. Asla korkak davranmadı, tembel olmadı, kimsenin
emeğine gözünü dikmedi ve bizi asla kinle büyütmedi.
EN YETKİLİ AĞIZLARDAN BİLE KÜFÜR DUYDUK
Yatılı okulda tanıştığım birlikte büyüdüğümüz, sevdiğim, Çutag diye
seslendiğim, eşim Hrant Dink’le evlendik. Bu arada bu yatılı okul
kampımızı da elimizden aldılar. İsa Mesih’in yardımı ile her türlü
zorlukların üstesinden geldik, ülkemizin sorunlarına, söylemlerine
birlikte üzüldük. Şimdi de acı acı ağlıyorum.
Şimdiye kadarki yaşamımızda Erminiyiz
diye ya horlandık ya hakarete uğradık, veya Ermeni kelimesini küfür
olarak duyduk. Bunları gazetelerde, televizyonlarda, nüfus dairelerinde
memurlardan en yetkili ağızlara kadar her yerde işittik, işitiyoruz.
Bazen bu ülkenin vatandaşı değilmişiz gibi, sanki başka yerden göç
etmişiz gibi davranıldı. Bunların hepsi halen yapılmakta ve bu yapılanma
bu anlayış, bu karanlık, bebeklerden katil yaratmaya devam etmekte.
Meseller 21:3’te der ki Rab kendisine kurban sunulmasından çok,
doğruluğun ve adaletin yerine getirilmesini ister. Bugün burada bu katil
olmuş bebekler var, onları yaratan karanlık nerede?
KARANLIK JANDARMA’DA DA VAR, STK’LARDA
DA
Karanlık dediğim belirsiz birileri değil. Bu karanlığın parçalarını
Valilikte, Jandarmada, Silahlı Kuvvetler’de, MİT’te, Emniyet’te,
Hükümet’te, Muhalefet’te, mecliste olmayan partilerde, hatta basında ve
sivil toplum kuruluşlarında bulabilirsiniz. Bunlar adı sanı belli
insanlar, görevleri belli insanlar. Durmadan düşman yaratıp bebekleri
katil yetiştiriyorlar ve bunu Türkiye’ye hizmet diye yapıyorlar. Bunları
Agos’un önünde Sabiha Gökçen haberinden sonra ve eşimin mahkemelerinin
önünde de gördük. Ama nedense adalet ya da hukuk onlara ulaşmıyor,
ulaşmak istemiyor. Çünkü biraz ileri giderse kendisinin içinde de
bunlardan olduğunu görecek.
KARANLIKTA DEĞİLSENİZ, AYDINLATIN
O halde eğer siz bu karanlıktan değilseniz ve bu karanlığı tasvip
etmiyorsanız, onlara katılmıyorsanız, üzerine gitmeye cesaret edin ve bu
dosyalarda set çekilmiş noktaların setlerini yıkın. Sizin aracılığınız
ile Tanrı’nın adaleti yerine gelsin ki bu davanın sonunda biraz olsun
Türkiye’nin yüzü gülsün, aydınlanmaya başlama noktası olsun.
Sayın Hakim, eşim yazdığı, düşündüğü
ve konuştuğu için yargılandı. Hiç suçu olmadığı halde bu devlet anlayışı
sayesinde suçlu bulundu. Bana göre devletin çoğu söylemleri bölücülük,
hakaret, aşağılama içeren, bunlar gibi katil bebekleri cesaretlendiren
ve çoğaltan nitelikte. Velhasıl bu karanlık pınarın başı devlet ağzı ve
anlayışıdır. Bu söylemlerden ve söyleyen kişilerden şikayetçiyim.
EŞİT OLDUĞUMU GÖRMEK İSTİYORUM
Ben, bildiğim Nuh’tan beri bu topraklarda yaşayan bir halkın artığı
olarak, bugün çocuklarımla kendimi Türkiye’li birer Ermeni ve eşit
vatandaş olarak görmek, hissetmek istiyorum.
Atasözümüz der ki aslını inkar eden haramzadedir. Aslını inkar edenden
ya da saklayandan ne bekleyebilirsiniz? Yalan bir temelde nasıl iyi bir
bina, iyi bir karakter kurabilirsiniz? Güvenilebilir mi size sormak
isterim. Yani aslımızı inkar etmediğimiz için düşman mıyız?
Sevgili eşim de tembellik ekmeğini yemedi, yalan solumadı, haksızlık
yapmadı, hiçbir zaman ne ülke içinde ne ülke dışında vatanına karşı bir
sözde veya davranışta bulunmadı, her zaman gerçeğin yanında olduğu gibi,
onun gerçek evladı ve gerçek vatandaşının olması gerektiği gibi yaşadı,
karşılığında kalleş kurşunlar hak görüldü.
Sonuç olarak adalet size göre ne olursa olsun eşimi geri getirmeyecek,
hiçbir sonuç benim eşimi kaybetmemle eşdeğer olmayacaktır. Fakat hiç
olmazsa Türkiye’nin ve vatandaşlarının kazancı olsun. Adalet mülkün
temeli ise ben bu temeli arıyorum. Türkiye’nin bu temele oturmasını
istiyorum. Ezberde değil yaşamlarda, söylemlerde görmek istiyorum.
Dolayısı ile görevli ve sorumlu olanların hepsinin “eşini, vatandaşımızı
koruyamadık, korumak istemedik, bile bile suç işledik, özür diliyoruz”
demelerini talep ediyorum.
SUÇLULARA KİN BESLEMİYOR, ACIYORUM
Devleti temsil etmekte olan sayın mahkemeden bütün bu suçluların
hakettiği cezaları almalarını talep ediyorum. Hiçbirine yüreğimde kin
beslemiyorum, tam tersine hepsini zavallı görüyorum ve acıyorum. Onlar
için, her şeyi bilen, herşeyi gören, gelmiş ve gelecek olan İsa
Mesih’ten sevgisine ve adaletine göre merhamet diliyorum. Bu merhamete
ihtiyaçları olduğunu, vicdanlarında Tanrı’nın Ruhu aracılığı ile
hissetmelerini diliyorum. Sizden de sorumluluğunuzun gereğini talep
ediyorum. Saygılarımla.