Adil Okay
Kapalı kapılar ardında, ‘çok hassas dengeler’ gözetilerek bir anayasa
hazırlanıyor. Dağ fare doğuracak yakında. AKP’yi çok demokrat bulan kimi
‘yazarlar’ Özal döneminde olduğu gibi yine saçlarını başlarını yolacak,
‘aldatılmış eş’ halet-i ruhiyesinde ağlaşacaklar. Öyle ya 12 Eylül
‘ürünü’ Özal iktidara gelince aynı yazarlar bayram yapmışlardı. Türkiye
alıp başını gidiyordu. ‘Muasır’ medeniyetler seviyesine ulaşmamıza
çeyrek kalmıştı. Ekonomi tıkırındaydı. Ama çok değil beş yıl geçince
bırakın bilim insanlarını, okuma yazma bilmeyen insanlarımız bile
şikâyete başlamıştı. Özal ‘parası olanı severim’ diyor ve hırsız
zenginler yaratıyordu. Yolsuzluklar dosyası kabına sığmayıp, mizah
konusu oluyordu. Özal döneminde trajikomik bir vecize doğmuştu:
‘Türkiye’de her şey olunur, namussuz olunmaz.’ Yani zengin olmak için
her şey mübahtır. Ahlaksal çöküntünün özlü ifadesiydi bu. Gün oldu
devran döndü bu kez AKP, Özal’ın ANAP’ının yerine alkışlarla iktidara
geldi. AKP’ye alternatif gösteremeyip darbe çığırtkanlığı yapanlar,
kendi saltanatları sarsılacak korkusuyla bugün ‘mahalle baskısı‘nı
keşfettiler. AKP’ye oy verenlere diyeceğim yok. Bilgi kirliliğinin
had safhada olduğu, at izi ile it izinin birbirine karıştırıldığı
postmodern dünyada halkımızın talihsiz ‘tercihinin’ analizi başka bir
yazı konusu. Ama AKP yalakaları ile darbe yanlısı ‘sahte demokratlara’,
her iki kesimin ikiyüzlü cambazlarına bir çift sözüm var: Günaydın,
anayasamızın 12 Eylül faşizminin mirası olduğunu yeni mi anımsadınız.
Günaydın, mahalle baskısını yeni mi keşfettiniz.
Anayasa Tartışmaları
Anayasa tartışmaları türbana odaklandı. Hep söylediğim gibi, türban
cankurtaran simidi sanki. Bizim ‘sahte demokratlarımız’, anayasa
üzerinde tartışırken ne işçi haklarından, ne memurlara sendika
haklarından, ne darbecilerin yargılanmasından, ne örgütlenme ve ifade
özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasından, ne de Kürt sorunundan
söz ediyorlar. Arasıra, bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi
gibi, bir iki bilinen doğruya işaret ediyorlar. Zorunlu din
derslerinin kaldırılması gibi. TÜSİAD sözcüleri de Avrupalı iş
ortaklarıyla özel yemeklerde mahcup olmamak için 301 kaldırılsın falan
diyorlar. Oysa aynı iş dünyası 12 Eylül faşist darbesini alkışlamış, bu
gün hâlâ yürürlükte olan Kenan Evren anayasasını savunmuşlardı. İşçi
temsilcileri idamla yargılanır, gencecik çocuklar darağacında,
işkencehanelerde can verirken onlar, ‘hep işçiler güldü şimdi sıra
bizde’ diye, göbek atıp oynamışlardı. Bu gün AKP yanlısı olan
burjuvalar, yarın aynı koşullar olsun yine darbecilere yalakalık için
sıraya girerler.
Mahalle
baskısı
Anayasa tartışmalarının sözüm ona kilitlendiği zorunlu din dersleri,
kimi yazarlara mahalle baskısını anımsattı. Kimisi bu baskıyı yeni
keşfetti. Kimisi hâlâ utanmadan inkâr etmekle meşgul. Öncelikle ve
özellikle vurgulamalı ki, mahalle baskısını yeni keşfedenler de, inkâr
edenler de riyakâr, utanmaz ve yüzsüz. Oysa ‘mahalle baskısı’ on
yıllardır var. Benim kuşak, çocukluğundan anımsar mahalle baskısını.
1970’li yıllarda din dersi gördüğümüzde sınıfımızın yarısı alevi
kökenliydi. Bu alevi kökenli insanların çocukları zorunlu ‘Sünni’
eğitime girerken neler hissediyordu. İtiraz edememenin, mahalle
baskısından çekinmenin travmasını yaşayarak mı büyüyorlardı. Hadi doğup
büyüdüğüm kent Antakya, hep övündüğümüz gibi ‘mozaik’ti diyelim.
Alevi’si, Sünni’si, Arap'ı, Ermeni'si, Yahudi'si, Hristiyan'ı birlikte
okuduk. Dolayısıyla biz Türk ve Müslüman olmayan insanların da, bizim
gibi ‘normal’ insanlar olduğunu görüp, gözleyip büyüdük. Ancak görece
hoşgörü ortamının olduğu bu kentte bile, Alevilerin ‘pis fellahlar’ diye
itilip kakıldığına, düşman diye belletildiklerine çocukluğum tanıktır.
12
Eylül faşist darbesi Antakya’daki mozaiği de çatlattı tabi, başka birçok
kentte olduğu gibi.
Vurun
Alevi’ye Kürt’e Gayr-ı Müslime Komüniste
Zorunlu ‘Sünni İslam’ derslerinin, alevi kökenli çocuklarda yarattığı
travmanın -yani mahalle baskısının- cumhuriyetin kuruluşundan beri
değişik biçimlerde, gerek Kürt, gerek gayr-ı Müslim yurttaşların
üzerinde olduğu bilinmiyor mu? ‘Kürtlerden özür diliyorum’ başlıklı
makalemde bu sorunlara yıllar önce değinmiştim. Hrant Dink’in
katledilmesi üzerine yazdığım ‘Ermenilerden özür diliyorum’ başlıklı
makalemde de tanıdığım bir Ermeni arkadaşımın, dini inançlarına ters
olduğu halde babası tarafından, askerde ‘mahalle baskısı görmesin’ diye
sünnet ettirildiğini yazmıştım. En son ‘Genelkurmay başkanı
yargılanmalıdır’ başlıklı yazımda da, Türkler ‘Ne mutlu Türk’üm’
diyorsa, Kürtler ‘Ne mutlu Kürt’üm’, Araplar ‘Ne mutlu Arap’ım’
diyebilmeli, diye yazmıştım. Bunu diyememek, aidiyetini gizlemek zorunda
kalmak, gizlemediği zaman sopa ile korkutulmak bile ‘mahalle baskısı’nın
hep var olduğunun açık göstergesidir.
(Gayr-ı Müslim vatandaşlarımız belki din derslerinden muaf tutulmuştur
ama onlar da hükümet destekli 6–7 Eylül yağmasından-katliamından, günlük
hayattaki ilişkilere kadar mahalle baskısı görmüşlerdir. )
Sık sık basında yer alan, ‘oruç tutmadığı için vuruldu, dövüldü,
öldürüldü, linç edildi’ haberleri mahalle baskısını göstermiyor muydu?
Bu sapıkların mahalle baskısı kadınlar üzerinde de sürmüyor mu?
Eşcinseller üzerinde? Ve bu ‘baskı’ yeni değildir.
Sivas katliamı da, on yıllardır sürdürülen gizli açık mahalle baskısının
bir biçimidir. Gencecik sol görüşlü çocukları sadece bildiri
dağıttıkları için, bunlar ‘Kürt’tür’ diye linç etmeye kalkan sapıkların
eylemi de mahalle baskısıdır. Dünyada en çok çocuk pornosunun
izlendiği ülkelerden birinin neden Türkiye olduğu sorusunun cevabı,
çocukları linç etmek ve ellerine geçse tecavüz etmek için sıraya giren
bu sapık-faşistlerin giderek çoğalmasında ve bunların kimi ‘devlet
büyüklerimizden’ destek görmelerinde aranmalıdır.
Yani kendi gibi olmayan her insanı potansiyel düşman gören, ‘öteki’ni
hiçe sayan, ‘mahalle baskısı yok’ diyen yaratıklarla, mahalle baskısını
yeni keşfeden, anayasa tartışmasının sadece ‘türban-zorunlu din
derslerine’ odaklanmasına hizmet eden ikiyüzlü yazarlar aynı yolun
yolcusudur…
Ya
komünistler. Ya onların uğradığı ‘mahalle baskısı’. Mustafa Suphi’lerden
beri, her hükümet döneminde fişlenen, itilip kakılan, yargısız
infazlarda kurban edilen, kaybedilen, zindanlarda çürütülen, işkence
gören, sürgüne gönderilen, izlenen, taciz edilen komünistler. Ya onlar,
hem mahalle baskısı görüp, hem anayasadaki faşist maddeler nedeniyle
devlet baskısı gördüklerinde neredeydiniz.
adilokay@hotmail.fr
26/09/07