Görme insana yaşamı gösterir. Bir
bebeği gördüğümüzde ona yakınlık hissetmemize, kelimelerden önce gelip;
kişinin hayata açılmasını sağlayan bir penceredir. Görmemek insanı koku
almamaktan, duymamaktan çok daha fazla etkiler. Bilim görme kusuru
olanlar için hislerinin kuvvetli olduğu sonucuna varıyor. Görme
sözcüğünden türeyen bir sözcükte göreceliliktir. Albert Einstein’
göreceliliği şöyle açıklamış: Evrende her şey hıza ve gözlemcinin
konumuna bağlı olarak değişir. İnsanlık tarihine yön vermiş 5 önemli
insan hayatı tek cümle ile şöyle özetliyor:
“Musa: Her şey tanrıdır, İsa: Her şey
sevgidir. Freud: Her şey cinselliktir; Marks: Her şey ekonomidir;
Einstein: Her şey görecelidir.
Sözün ağızdan çıkabilmesi için
görmenin ve duymanın olması gerekir. Yaşamı sürdürebilmemiz için her
koşulda görmek ve gördüğümüzü anlayabilerek doğru görmeyi, öğrenmek
gerekli.
Öngörü ise, yapılacak bir işin,
getireceği sonuçları önceden bütün yönleri ile düşünüp, tahmin etmeye
çalışma ve planlamaktır. Diğer bir çalışmada öngörüleri birleştirip
olabilecekleri hesaplayıp temel kuralları buna göre düzenlemedir.
Yaşayıp görmek ise, yapılacak işin
getireceği sonuçları etraflıca düşünmeden işi yapıp, olası sonuçları
beklemektir. Yanlış işler yapıldı ise, acılara, sıkıntılara neden
olunduysa da bu deneyimlerden elde edilen sonuçlara göre; yeni
düzenlemeler de pek çok sıkıntıyı beraberinde getirir. İnsanlar bazen
onarılması mümkün olmayan acılarla karşılaşır. Şu unutulmamalıdır ki
tarih acılarla doludur. Eğer tarihten ders alınmazsa acıların
yaşanılması kaçınılmazdır.
Siyasetteki egemen olan anlayış
hataları yaşayarak görür. Yaşayalım görelim, eğer olmazsa yeniden
değiştirir, yeniden sonucu görür ve yine karar değiştirelim yönündedir.
Buna şöyle diyebiliriz fillerin kör tarifi: Körlere filin ayağını
vermişler bu ne demişler ayak sonra hortumunu vermişler bu ne demişler
hortum diğer deyişle de Körler sağırları ağırlar durumudur. Çoğu zamanda
sarkaç (turban) konusu gündeme alınıp diğer sorunlar görmezden gelinir.
Halkın gerçek sorunları görmesi engellenerek toplumsal tepkinin başka
yöne kaydırılması sağlanır.
Fakat kimi durumlarda gerek yoktur,
görmeğe. Toplumsal duyarsızlığımızı göstermek için 3 akıllı maymun
hikâyesi anlatılır. “Bilmedim, görmedim, “duymadım” Oysa yapılması
gereken cesaretle kendi yüzümüzü görmemizdir.
Para merkezli sistem çıkar
ilişkilerine dayanır. Söylemi de sen beni gör ben de seni göreyim ya da
döner sermayedeki menfaat ilişkileri içersinde yer alan avanta-
rüşvet-yağma, çıkarcılıktır. Sonradan görme de bu sistemin ortaya
çıkardığı tiplemedir. Birden zengin olanların hareketlerindeki
tutarsızlıktan dolayı kullanılır. Sistem çalışanın görülmesini istemez.
Diğer bir kolu modayla insanları etki altına alır. Sistem yaşaması için
tüketimi özendirir. Hızlı yaşa vb sloganlar kullanarak bunu
görselleştirir. Büyük ekranlar daha büyük çözünürlükte cep telefonları
da sistemin sunumlarındandır.
Teknolojinin sunmuş olduğu imkân
sayesinde uzağı ve küçüğü görmek mümkün.
Televizyon uzak görüntüyü görmemizi
sağlar. Kameradaki gördüğümüz görüntü kişiyi yukarıdan çekmişse
küçültme, eğer alt açıdan görüyorsak kişiyi yüceltmedir.
Resmi gördüğümüzde o görüntü bizi
başka boyutlara taşır. Eserleriyle günümüze taşınmış ressamların
gördüklerini anlamaya çalışmak, resimlerdeki ayrıntılara dikkat
edebilmektir. Tiyatrodaysa yaşamın karelerini görebilmedir.
Rüya görmek bilinçaltımızın dışarı
çıkışıyla, bazen hatırlamak ve zihinsel bir resim oluşturmaktır.
Hayal da isteyerek görme, sanki onu
gördüm dediğimizde yanılgıdır.
Bir kişiye kızdığımızda ise yüzünü
görmek istemiyorum dediğimizde onu merhabadan uzak bırakmadır. Önemli
olan canlara küsmemektir. Hor görme, bir kimseyi küçümseme beraberinde
benciliği getirir.
Görme farkında oluşu, sokakta yürürken
bir dost gördüğünde merhabayı, aramızda görmek isteriz daveti; çiçeği
gördüğümüzde sevgiyi mürüvvetini görmekle iyi ve mutlu günleri, güneşi
gördüğümüzde aydınlığı cana yakınlığı; bu filmi görebilirsiniz de ise
tavsiyeyi; hoşgörüyse tüm insanlığı kucaklayabilmektir.
Bir toplum, görünmeyeni görmeye,
görünmeyeni anlamaya, gösterilmeyeni öğrenmeye ilişkin geçerli bir yol
bulmuşsa ilerliyor demektir. Bu topraklardan doğmuş bir sözle bağlarsak
“Görünen köy kılavuz istemezi” gerçekleştirebilmektir önemli olan.
Sorunu görmek çözümün yarısı olduğuna
göre, devlet bakanlarını devlet görenleri olarak değiştirsek daha mı iyi
olur dersiniz?
Yazımızı Nazım Hikmet’in Nikbinlik
şiirinden bir dörtlükle noktalayalım
Güzel günler göreceğiz
çocuklar,
güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere süreceğiz…
ÖZGÜR KARAKAYA
İletişim Uzmanı/Bursa
ozgkara@hotmail.com