Mehmet Esatoğlu
Alman yazar, kuramcı ve yönetmen Bertolt Brecht’in
50. ölüm yıldönümü başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde
gerçekleştirilen etkinliklerle anılıyor. İstanbul Goethe Enstitüsü de bu
nedenle Mimar Sinan Üniversitesi ve Beşiktaş Belediyesi’nin katkılarıyla
üç gün süren bir dizi etkinlik düzenledi.
Bu etkinlikler çerçevesinde Brecht’in asistanı,
yönetmen Manfred Wekwerth ve oyuncu Renate Richter ülkemize geldiler.

Wekwerth, 1949’da Brecht öncülüğünde kurulan
Berliner Ensemble Tiyatrosu pratiğini yaşamış, dünyada tiyatro alanında
önde gelen isimlerden biri. Renate Richter ise Brecht’in “Üç Kuruşluk
Opera”dan “Mutlu Son”a bir dolu oyununda önde gelen figürleri başarıyla
sahnelemiş, Almanya’nın önemli oyuncuları arasında yer etmiş bir
sanatçı.
Wekwerth, Richter ve piyanist Syman 22 Eylül günü
İstanbul’a indiler. Havalimanında Amatör Tiyatrolar Çevresi’nden
oyuncular ellerinde Wekwerth, Richter resimleri ve Brecht oyunlarından
şarkılarla karşıladı onları.
50. yıl etkinlikleri çerçevesinde ilk gece,
Brecht’in “Mutlu Son” oyunundan uyarlanan bir film gösterildi.
İzleyicilerin bir bölümünün ayakta izlediği film, banka soyguncusu çete
reisiyle ile tarikat rahibesinin ilişkisini kapitalizmin kurumlarıyla ve
ilişkileriyle palazlandığı Chicago kentinin ortamında anlatıyordu.
Wekwerth’in yönettiği ’80 de çekilen film, 1981 yılında Venedik film
Festivali’nde ödül almış bir yapımdı.
İkinci gün ise “Brecht Şarkıları Akşamı” vardı.
Wekwerth ve Richter oyuncu Zeliha Berksoy’un katılımıyla Brecht’in
değişik oyunlarından, şarkılar seslendirdiler ve onun çeşitli
metinlerini okudular. Beyoğlu’ndaki Teutonia binasındaki akşama beş
yüzün üzerinde izleyici katıldı. Brecht’in özdeyişler kitabı Me-Ti deki
bir temayı çeşitli yanlarıyla işleyen akşam “İnsanın Yazgısı İnsandır”
başlığını taşıyordu. Richter’in özellikle “Üç Kuruşluk Opera”
yorumlarıyla parladığı gösterinin finalinde Berksoy ve Richter’in
birlikte söylediği “Moldau” şarkısı izleyicilerinden büyük alkış aldı.

Konserden sonra verilen kokteylde duygusal anlar
yaşandı. Ülkemizin profesyonel ve amatör oyuncularıyla tanışan Wekwerth
ve Richter onların gösterdikleri içtenlikten etkilendiler. Özellikle
amatör oyuncuların halk müziğinden ve Haldun Taner oyunlarından
seslendirdikleri türkü ve şarkıları ilgiyle izleyen Richter, bir ara göz
yaşlarına engel olamadı.
“Brecht’e Göre Tiyatro” başlıklı seminer ise üçüncü
günün etkinliği oldu. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda
gerçekleşen seminerin açış konuşmasında Zeliha Berksoy, Wekwerth gibi
dünyanın önde gelen bir kültür adamını konuk etmekten duydukları
mutluluğu dile getirdi. Yaklaşık 6 saat süren, öğretim üyesi Hasibe
Kalkan Kocabay ve yazar Yalçın Baykul’un çevirisiyle gerçekleşen
seminerde Wekwerth Brecht’in dünya tiyatrosundaki önemini ve getirdiği
kuramın özelliklerini anlattı. Brecht’in değişik dönemlerde sahneye
konmuş “Cesaret Ana ve Çocukları” “Coriolan”, “3. Richard” ve “Arturo
Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” adlı yapıtlarının da video aracılığıyla
gösterildiği seminer, Wekwerth’in Brecht’le tanışma öyküsünü
anlatmasıyla başladı.
Almanya’da küçük bir kasabada 50’li yıllarda amatör
tiyatro yapan ve bir topluluk kuran Wekwerth, sahneledikleri Brecht’in
“Carrar Ana’nın Silahları” adlı oyununu yazara seyrettirme çabasına
girişirler. Savaş ve yıkıntılar içindeki Almanya’nın o günkü
koşullarında Brecht’e ulaşamayan topluluk elemanları hazırladıkları oyun
ilanının altına ilk gösterime Brecht’in de geleceğini ilan etmekten geri
durmazlar. Brecht gösterime gelmez ama bir süre sonra onlara iki otobüs
yollayarak tüm ekibi ve dekorlarını aldırarak Berlin’e getirtir. Burada
oyunu sergileyen amatör topluluğun duruşunu bir “cahil cesareti” olarak
tanımlayan Wekwerth oyunun finalinde bulduğu çözüm için de Brecht’le
tartışır. “Onca savaşı yaşamış bir ülkede oyunun finalinde alın
silahları savaşa gidelim demek içimizden gelmedi. Bunun yerine Brecht’in
o günlerde dilden dile dolaşan şiirindeki “ Silaha Sarılmayın ey
insanlar, sarılın malaya!, Silahın üstüne koymasaydınız her şeyi/ şimdi
bir çatı altında olacaktınız” dizelerini koyduk ama Brecht bunu böyle
yapmamızın saçma olduğunu söyledi”.
Bu sürecin sonunda Berliner Ensemble’a katılan
Wekwerth, Brecht’in ölümünden sonra eşi oyuncu Weigel’le yaptığı
çalışmaları anlattı. 1971 de Weigel’in ölümüyle topluluğun genel sanat
yönetmeni olan Wekwerth bu toplulukta Brecht’in “Cesaret Ana ve
Çocukları” ndan “Galilei’nin Yaşamı”na bir dolu oyunlarını sahneliyor ve
bu oyunlarla dünyanın dört bir yanına turneler düzenliyor.
Konuşmasında Brecht oyunlarındaki yabancılaştırma
ögesinin süreç içindeki gelişmelerini de anlatan Wekwerth bunun sahnede
kullanımı konusunda toplulukta çıkan tartışmaları da aktardı. Savaş
yıkıntısı ortasındaki Avrupa’da savaşı ve insanların bundan ders
çıkaramayışını konu alan “Cesaret Ana ve Çocukları” oyununu
sergilemeleri sırasındaki bir tartışmayı Wekwerth şöyle anlattı. “Oyun
savaştan çıkarı olan bir tüccar kadının serüvenini anlatıyordu. Oyunun
finalinde tüm çocuklarını savaşta yitiren kadın “lanet olsun savaşa”
deyince iki dünya savaşından ders çıkarmadan onu sonuna dek desteklemiş,
savaşı çıkaran Hitler’e yüzde 99 oy vermiş Alman izleyici de bunu
coşkuyla alkışlıyordu. Bu durum bizi rahatsız etti. Zira bizi alkışlayan
insanlar bu desteği de veren kişilerdi. Halbuki bizim bu oyunu
sergilememizin amacı onların ders çıkarmayan tutumlarını onlara
anlatmaktı. Bunun üzerine oyunun finaline bir yandan savaşı lanetleyen
öte yandan malının mülkünün derdine düşmüş bir kadın figürü koymanın
daha doğru olacağına karar verdik.”
Wekwerth etkinliklerin son gününde bir imza gününe
konuk oldu. Harbiye’deki Getronagan Okulu’nun cep tiyatrosunda
düzenlenen güne onlarca izleyici geldi. Yalçın Baykul’un dilimize
kazandırdığı Wekwerth’in son çalışması “Brecht’le Havana’da” kitabı
üzerine kısa bir konuşma yapan Wekwerth, izleyicilerin de Brecht kuramı
ve kendi sanat yaşamı üzerine soruları yanıtladı.
Brecht’in 50. ölüm yıldönümü etkinliklerinin en
görkemlilerinden biri de ülkemizde kutlandı. Yılın başından bu yana
Goethe Enstitüsü yöneticilerinden yazar Yalçın Baykul’un çabalarıyla
örgütlenen çalışmalar özellikle Enstitü müdürü Claudia Haan-raabe’nin
İstanbul’a atanmasıyla hızlandı. Etkinlikler bitiminde katılan tüm
tiyatro insanları bu ikiliyi çabalarından ötürü kutladılar.