Tamer Yiğit
Merhaba Güney
Dergisi emekçileri,
Bence film özünü
bulan insan işi bir film. Ben de herkes gibi kendimden bir çok şey
buldum. Babam diye düşündüğüm Sadık'ın yerine koyarak kendimi, keşke şu
anda olsaydı dedim. Annenin (Hümeyra'nın) Sadık’la oğlunun geldikleri
gece serdiği yer yatağındaki örtünün çocukluğumdakinin aynısı olması,
annenin ellerinin üzerindeki lekeler, hastane yatağındaki oğlunun
başucunda oturan baba ve onun ağızlıklı sigarası, yer yatağı,
girilmemesi gereken oda ve babanın ''evlatlar babalarını hep hatırlamak
istedikleri gibi hatırlar dimi Sadık'' sorusu, filmdeki çocuk, yani
Deniz - ben en çok Deniz’e ve Deniz’lere ağladım - Deniz'in ''baba
çocuklar büyüyünce hayalleri küçülür mü'' sorusu, filmde en derin acı
kabul edilen evlat acısını insanın yüreğinin derinliklerine kadar
işlediğini hissettiriyor insana. Biz toplum olarak duygusal bir toplumuz
ama ne tutuklu yakınlarına, ne kayıp ailelerine, ne de Cumartesi
annelerine aynı duygusallığı göstermiyoruz.12 Eylül öncesi ve sonrasında
kaç anne baba evladını kaybetti, kaç evlat öksüz kaldı, kaç insan en
ağır işkencelerden geçirilip sakat kaldı, ya da hayatını kaybetti?
Bizler bunları yaşayan bilen kitleler olduğumuz için filmdeki
karakterlerin yerine kendimizi koyduk ve onlara ağladık, kendimize
ağladık. Bu filme biraz sahip çıkılsa ödül de kazanır Cannes Film
Festivalinde. Gidilesi, izlenesi ve izlettirilmesi gereken bir film
Babam ve Oğlum filmi.
teşekkürler çağan ırmak
teşekkürler fikret kuşkan
teşekkürler deniz
teşekkürler hümeyra
teşekkürler çetin tekindor
teşekkürler şerif sezer
teşekkürler bütün oyuncular
teşekkürler set işçileri
teşekkürler bütün emeği geçenler...

